28 Nisan 2026

bisikletle Büyükçekmece IV


İstanbul’un uç noktalarından sayılır Büyükçekmece tarafları. Bugün gene son gittiğim 5 Nisan’daki rotayı pedallamak istiyorum. Sadece farklı bir kaç nokta var, haritayı incelerken gördüğüm, oraları keşfetmek üzere sabah evden çıkışım 08.44. 17,1 °C hava sıcaklığı ile başlıyoruz. Bugün güneşli bir gün olacak.


Bölgeye gidişi daha önce defalarca anlattığımdan bugün ayrıntıya girmeyeceğim (rotayı altta okuyabilirsiniz). Özetleyecek olursam; Bostancı’dan Mustafa Kemal’e trenle, oradan (10.21) Küçükçekmece Gölü kenarından Avcılar sahil parkına (*). Ve devamında gelen, mola verdiğimiz, cami karşısındaki kahvenin yıkıldığını son gelişimde gördüğümden, bu nedenle oraya çıkmak yerine, Avcılar İDO iskelesinden düz devam ediyorum. Avcılar Atatürk Evi ve Müzesi ile Öğretmenevi geçilerek süren yolum sağ sol yapıyor ve üzerinde karşılıklı bir yığın “Düğün Sarayı” denilen mekanların dizili olduğu bir yere geliyor. 


Yolları yıkayan bir araç karşımdan gelmekte. Sağa sola fışkırttığı su ve altındaki fırçalarla temizlik yapmakta. Kuru bölümleri kollayarak yanından geçip yolu takip ediyor, daracık, sadece bisikletin geçebileceği bir apartman boşluğu arasından geldiğim sokağı hafif tırmanıp ambarlara inen yolun başına ulaşıyorum. Harika. Böylece trafiğin yoğun olduğu yoldan ve üzerindeki kısa rampadan kurtulmuş oldum. Bundan böyle bu yolu kullanırım artık.


(*) Bugün de her iki bölge, havanın da güzelliği nedeniyle dolu; piknikçiler, çocuklar, koşanlar, İmam Hatipli öğrenciler kılığında kalabalık bir kızlar grubu, ve ayrı köşede oğlanlar grubu, malzemesini kapmış yer arayanlar… Kaynıyor ortalık.


Ambarlar Dolum Tesisleri geçilip Beylikdüzü çarşına çıkılıp (11.34) bildiğim yoldan devam ediyorum. Geldim West İstanbul Marina ayrımına. Burayı da çok merak ediyorum ama sorduğum iki kişi bana net bilgi veremiyor. “İndikten sonra kıyıdan devam etsem başka çıkışı var mı? Yoksa aynı yolu geri mi pedallamam lazım?” Haritadadan da pek bir şey anlayamadım. Pas geçiyor, başka zamana bırakıyorum. Ancak daha sonra bir motorcudan ayrı çıkışın olduğunu öğrendim. Buraya mutlaka gelecek sefer ineceğim.


İnsanlığın "Evrende yalnız mıyız?" sorusuna yanıt arayışında Mars’tan devrim niteliğinde bir haber geldi. NASA'nın emektar keşif aracı Curiosity, Gale Krateri'nde yürüttüğü çalışmalar sırasında, gezegenin geçmişinde yaşamın filizlenmiş olabileceğine dair en güçlü kanıtları gün yüzüne çıkardı.


Cumhuriyet Gazetesi’ndeki bu haber beni de çok heyecanlandırdı. Bu evren herhalde sadece bizler için var değil. Ama ne zaman kesin bulgular çıkar? Elon Musk'ın Mars'ı insanlık için bir yedek yuva olarak kolonileştirme düşüncesini duymuştuk. Ancak Kızıl Gezegen'i yaşanabilir hale getirme ve kolonileştirmenin pratik yönleri hâlâ büyük ölçüde teorik düzeyde.


Beylikdüzü Yaşam Vadisi (**) denilmiş. Kocaman bir alan yeşillendirilmiş, bisiklet yolu bile çizilmiş, oturma kioskları/kamelyalar serpiştirilmiş… Güzel bir iş çıkarmış belediye. İnsanlar da zaten tadını çıkarmak için gelmişler-yayılmışlar. Önünden geçerek düz devam ediyorum, son gelişimde tanıştığım bisiklet arkadaşımın götürdüğü yoldan. Ama uzatıyor bu çıkış yolu, gereksiz yükseliyor sonra dönüş yapıp aynı noktaya (Zeynep Hatun Camii) geliyorsun. Tek artısı belki araçlardan az uzaklaşıyorsun, aralardan giderken.


(**) Beylikdüzü Yaşam Vadisi, İstanbul'un Beylikdüzü ilçesinde E5'ten Marmara Denizi sahiline uzanan dev bir yeşil koridor parkıdır. 1,2 milyon m² alanda 6 etaptan oluşuyor; yürüyüş/bisiklet yolları (4,5 km), yeşil amfi, çocuk parkları, engelsiz oyun alanları, piknik/dinlenme köşeleri, street workout parkurları, sanat atölyeleri, kütüphane ve havuzlar var.


Gürbulak sahili gene piknikçilerin istilasına uğramış. Her yere yayılmışlar, ama öyle yerler ki, değil piknik, durmazsın bile! İnsanımızın piknik anlayışı bir tuhaf. Böyle çok durum görüyorum, çöplüğün içinde piknik, denize sırtını dönmüş piknik, trafiğin kenarında piknik…


Hani bir hikaye mi desem fıkra mı desem, var ya. Tanrı dünyayı yaratırken paylaşımlar yapmakta. Ülkeler sormuşlar; en güzel yerleri onlara verdin, 3 tarafı deniz, dağları ovaları vadileri var. Bize niye bunları vermedin? Durun daha Türk insanını yaratmadım! Öyle değil mi, bu güzelliğin değerini bilmeyen bizler!


Gene özetle; Büyükçekmece (***)-Atatürk Spor Kompleksi-İSKİ tesisleri-bitişik nizam villa siteleri ve Kahve Dünyası’nda bir doppio espresso (115-) molası (14.29 / 21,7 °C / 53.72 km / 14,8 km/s). 2 de top çikolata ile devam enerjimi alıyorum. Öncesinde Macrocenter’e uğrayıp, içkiler indirimdeymiş, 2 Tanqueray Sevilla (*4) kapıyorum.


(***) Büyükçekmece’de bir çay molası (13.24). Arayıp da zor bulduğum bir yerde (20-). Sonra yolumun üzerinde bir yer gördüm. Gelecek sefer orada duracağım.


(*4) Tanqueray Sevilla (tam adıyla Flor de Sevilla), klasik Tanqueray cininin acı portakal (Sevilla portakalı) aromasıyla yorumlanmış bir versiyonu. İspanya’nın Seville şehrinden ilham alır.


Burdan sonrası, yeni bir rota deneyeceğim gene. Yolu oldukça kısaltacak. Büyükçe bir yay çiziyordum, şimdi dimdik ineceğim o bölgeye, hipotenüs : )) Anayola çıkıp bir 500 m kadar gidip gelen caddeden sağ ve saldım kendimi yokuş aşağı (Akçaburgaz Cd.). Evde işaretler koyduğum noktaları arada kontrol ederek 1,5 km kadar sonra gelen kavşaktan gene sağ yapıyorum. Yol düz ve hafif inişli seyretmekte (Haliç Cd.). Ve gene 1,5 km sonra gelen sapaktan sol (ortadaki su kanalı üzerinden) ve kısa bir yokuşu ters pedallayıp geldiğim tepeden devamla yokuş aşağı. Şimdi eskiden geldiğim, uzun dediğim yola bağlandım (Uğur Mumcu Cd.). Gene 1,5 km kadar gidip soldaki TEM Yanyolu’na çıkıp, az kaldırımdan az yoldan ters giderek 300 m sonra soldan büyükçe geniş bir bulvara giriyorum (sapak köşesinde Sheraton Esenyurt var). Burada, merak ettiğim bir Afrika lokantası vardı (Ellas Kitchen), onu teftişe geldim.


Biraz Dünya Mutfaklarına merak sardım. Buldukça deniyorum. Burasını da okumuştum bir yerde. Bisikleti önüne çekip kapısından giriyorum. Karanlık bir mekan, bir kaç masa, ağır bir koku karşılıyor beni. Pek itici bir durum! Solda, kasa arkasında oturan bir siyahi hanım. Soruyorum: “Vejetaryen menünüz var mı?” Anlamadığım kelimelerle, yok der gibi bir baş hareketiyle cevap veriyor. Belki de Türkçe bilmiyor, ama “No” olarak algılayıp, bu kokulu mekanda oturup yenilmez diye hemen çıkıyorum. Halbuki ne de heyecanlanmıştım, Afrika mutfağını okurken.


Çok değişik bir bölge burası. Rezidanslar, dev binalar, ticari alanlar…, modern bir yaşam örneği/görünümünde. Soul Entertainment Group ismi karşıma çıkıyor, araştırırken. Çok fonksiyonlu spor kampüsü imiş.


Hoşdere-Esenyurt Yolu’dan Liv Bahçeşehir Hastanesi’ne doğru pedallıyorum. Ve buradan da Aqua Club Dolphin’e doğru. Bu bölüm de yeni, gerçi fi tarihinde bir geçmiştim ama bundan böyle buradan devam edeceğim. Tek sıkıntısı, Esenkent-Bahçeşehir Yolu’na bağlanırken akan trafiğin içinde şeride girmek. Çünkü çokça araç sapmak için sağa yanaşmakta. Üst noktalardan bağlanınca yol boyunca daha kolay şerit tutuluyor.


Bundan sonrası gene aynı, eski rota; 03 Güney Yanyolu’ndan Altınşehir ve Küçükçekmece Gölü üstünden Yarımburgaz-Halkalı. Ve tren ve metro sefâsı sonrası evin garaj kapısı önündeyim (17.34).


Önemli 3 yeni/farklı rota buldum : ))


















bisikletle Büyükçekmece IV: Dudullu-Bostancı-(tren) Mustafa Kemal-Avcılar-Beylikdüzü-Gürpınar-Büyükçekmece-Alkent2000-Esenyurt-Altınşehir-Halkalı-(tren) Bostancı-(metro) İMES-Dudullu


Tur tarihi: 26 Nisan 2026

Alınan yol: 75,43 km
Ortalama hız: 16 km/s

En yüksek hız: 55,6 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 43 dk, dışarıda geçen süre 8 s 51 dk

En yüksek sıcaklık 30 ˚C, en düşük 17 ˚C, ortalama  23,2 ˚C
Yükselti kazancı 
(çıkış) 790 m, kaybı (iniş) 914 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 190 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Büyükçekmece IV 


Relive yol bilgileri bisikletle Büyükçekmece IV 


































22 Nisan 2026

Türkiye Bisiklet Turu, turizm başta olmak üzere pek çok alanda ülkemize katkı sunuyor: Bir spordan daha fazlası…

 

Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Ersin Öztekin imzalı yazı bana fazla iyimser gözüktü. Keşke söylediği gibi olsa/olabilse. TUR’u geçtim, orada bile eleştirilen çok konu var. Organizasyon ihalelerinin yandaş şirketlere verilmesi, 2017-19 yılları arasında bisikletin en üst seviyesi olan "WorldTour" kategorisindeyken takım katılım sayısının yetersizliği gibi nedenlerle 2.Pro (bir alt kategori) seviyesine gerilemesi, parkurların sporun rekabetçi doğasından ziyade, turistik bölgelerin (Ege ve Akdeniz sahilleri) tanıtımı odaklı çizilmesi, etkinliğin halkla bütünleşmiş bir festival havasından ziyade, "geçip giden bir konvoy" gibi algılanması, sporcu güvenliği, teknik parkur zorluğu ve uluslararası statüsü konularında ciddi eleştiriler alıyor.


Gelelim daha çok benim içinde bulunduğum bölüme.


Bisiklet Turizmi: Evet, Türkiye buradan pay alabilir, ama nasıl? Bugünkü durumuyla mümkün değil! 200’ün üzerinde rota dediği acaba nerede? Parça parça birbirine bağlı olmayanlar mı? Uzun mesafe “güvenli rota” bulmak zor! Daha EuroVelo’yu getiremediler. Sadece İzmir’de Efes’e kadar kısacık bir mesafe. 


58 otel, 19 bin oda, 41 bin yatak… Nerede bunlar, bir de kaç para? Bir tarihte araştırmıştım, bisikletçiyi aşan bir tutar idi! YHT bisiklet almıyor, anahat, bölgesel hatlar almıyor, yataklı trende yer bulamıyorsun, Marmaray’a saatine göre girebiliyorsun, bisiklet taşıma aparatları zorunlu değil, otobüsler nazlı, muavini görerek taşıtabiliyorsun. Bu şekilde turizm mi olur?


Yeni Ulaşım Modeli: Evet doğru; bisiklet, Türkiye’de sürdürülebilir şehircilik politikalarının önemli bir parçası haline gelebilir, ama bu halimizle nasıl olacak? Şehirlerarası yolların güvenliği, sürücülerin dikkatsizliği (tünelde ezilen bisikletçi haberleri), kamp çadırına saldıran/tecavüz edenler…


Dönüşen Şehirler: Bir tek Konya dikkat çekiyor bu konuda. Onun dışında İstanbul’daki yollar dar bölgelerde, birbirine bağlı değil. Hatta gidiyorsun bir de bakmışım yol bitivermiş. Böylesine çokça durum var. Bisiklet yolu üzerinde park etmiş araçlar, çöp bidonları, yolun evsafı, standartlara (genişlik, eğim, tabela) uygun olmaması…


Yüzde 35’lik Artış: Bu gerçek mi bilemiyorum, ama doğru dürüst bir bisiklet servet oldu. Bu parayı ancak küçük bir azınlık ödeyebilir.




Yazıyı okumak isterseniz > Cumhuriyet



16 sene önce değinmiştim bu konuya > [bisikletle]Türkiye. Pek bir değişiklik olmadı geçen süre içinde. Bu nedenle yazıdaki değerlerden çok çok uzağız halen, ne yazık ki! Ve kısa zamanda da pek yaklaşacağımızı sanmıyorum : (( 


Türkiye’de doğal potansiyel çok yüksek, ama altyapı + güvenlik + planlama eksikleri bu potansiyeli sınırlıyor. Bakanlıklar, yerel idareler, belediyeler, dernekler ve federasyonlar bir araya gelip çözüm üretmeleri lazım. Şayet sözü edilen 52 milyar avrodan pay almak isteniliyorsa!









İlginizi çekebilir EuroVelo 8, German Cycling, yükselen bisiklet destinasyonu olarak Türkiye'nin Ege kıyılarını ziyaret etti, Bisikletle Demans Arasındaki Şaşırtıcı Bağlantı


2 Yaka 1 Rota


Güzel bir tur ismi değil mi? Severim. İsim babası Varujan’dır. Anadolu kıyısından gidip, Anadolukavağı’na kadar, oradan karşıya Sarıyer’e geçip Avrupa kıyısından Beşiktaş’a. (*) Bu pazar aynen bunu yaptım. Hava da başta, acaba bulutlu mu olacak derken süper güneşli oldu. O da ayrı bir keyifti. Hatta üzerimdekiler fazla bile geldi. Nedense geçen haftadan kalan, üzerime fosforlu montu giymiştim. Haliyle fazla geldi bir noktada, çıkartıp yelekle devam ettim.


(*) İki Yaka Bir Rota; Kavaklar


Sabah evden ayrılışım 09.32, hava 15,3 °C. Hemen önümüzdeki yokuştan inip Finans Merkezi dedikleri, Çakmak Polis Karakolu’nun da bulunduğu bölgeye doğru sürüyorum. Etrafla karşılaştırdığınızda böyle tepeden düşmüş gibi yüksek binaların yan yana dizildiği, önündeki yolun halen düzelemediği bir yer. Beklenen hızda uluslararası yatırımı çekemediği yönünde eleştiriler de var. Hukuki ve ekonomik öngörülebilirlik konularında güven vermeyen bir ülkeye neden gelmek isteyebilirler ki? Aklamak için mi? Yani ‘Off-shore’ durumları! Cayman Adaları, Panama, Bahamalar, İsviçre ve Seyşeller gibi yerler!


Altunizade üzerinden Beylerbeyi’ne inip sahilde sürmekteyim. Kuleli önü oltacılarla dolu, her zaman olduğu gibi. Olta sallamak, bir balıkçının tabiriyle "denizi dinlemek, şehri susturmaktır." Her atışta umut, her çekişte heyecan vardır; ve bazen en büyük balık, aslında hiç tutulmayan ama o kıyıda kazanılan iç huzurdur. Ben meraklısı değilim bu işin. Çok küçük çocukken hatırlıyorum bir oltam olmuştu. Ama o zaman böyle çubuklar falan yoktu, avuç büyüklüğünde bir mantar parçası etrafına sarılmış misina ve mantara saplanmış iğneler. Ama balık tuttuğumu/tutabildiğimi hiç hatırlamıyorum.


Bugün trafik oldukça fazla. Araçlar peş peşe geçmekte. Boğazın bu kısmı, yolun durumu içler acısı. Sarsılmadan gidilemiyor; ya çukur ya tümsek, ya asfalt kalıntıları,  ya yamanmış bölümler…, ne ararsan var. Nedense bu denli kıymetli ve önemli bir kıyının bu şekilde bırakılması, anlaşılır gibi değil!


Çubuklu’ya vardım. Devam ederken, dur ya, şu silolara (**) bir gir-bak diye feribot iskelesine doğru ayrılıyorum yoldan. Ne yazık ki artık buradan İstinye’ye geçiş yok. Çok da iyi oluyordu, çabucak geçebiliyorduk. Siloların dibinde Beltur’un kafeteryası var. Dışa da masa konulmuş. Güzel bir mekan çıkmış ortaya. Silolara çıkmıyorum, ama başka bir gün, belki bisikletsiz gelip gezmek isterim. Kültür ve Yaşam Merkezi adıyla içinde Dijital Sanatlar Müzesi, Doğa ve Bilim Müzesi, atölyeler, sahne, kütüphane, kafe ve çocuk parkı bulunduğunu okumuştum.


(**) Uzun yıllar Beykoz Çubuklu mevkiinde akaryakıt depoları olarak kullanılan, işlevlerini kaybettikten sonra ise kaderine terk edilen Çubuklu Silolar, İBB Miras’ın kapsamlı restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla yepyeni bir çehreye kavuştu. Zaman içinde Boğaz peyzajı ve kent hafızasıyla bütünleşen tarihî alan, evrensel koruma ilkeleri çerçevesinde İBB Miras farkıyla çağdaş bir yorumla yeniden işlevlendirildi.


Bakıyorum, kıyıdan devam ediyor yol. Hatta maviye boyalı bir bisiklet yolu da görüyorum. Girmemle ne göreyim, kıyı düzenlemesi yapılmış, yan yana dizili oltacılar gene doldurmuş alanı (bunların da yakınından geçmemek lazım, oltayı savururken sana da takabiliyorlar!). Çubuklu 29 olduğunu sandığım (vakt-i zamanında da geldiğimiz) şık/gösterişli bir mekan sonrası belediyenin sosyal tesisleri geliyor. Her yer dolu, hıncahınç gelmişler. Arabaları da doldurmuş ortalığı. Büyük bir kalabalık var. Hava da güzel, gel keyfim gel durumları : )) Burunbahçe imiş buranın adı. Ve ben kıyı yolunun sonuna kadar gidiyor, devam etmediği noktada “çıkış” olarak gösterilmiş yol yerine inen yola sapıyor, bariyere kadar çıkıp diğer yolla birleşen noktada sıra sıra dizili, girebilmek için bekleyen araçların arasından iterek geçip ana yola ulaşabiliyorum.


İlginç bir yazı okudum geçenlerde: İşgal İstanbul’unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918–1923. Özetleyecek olursam: Siyasi Atmosfer; İstanbul bu dönemde hem Osmanlı Devleti’nin başkentidir hem de İtilaf Devletleri’nin (İngiltere, Fransa, İtalya) fiili yönetimi altındadır. Şehri yönetenler, İtilaf Devletleri’nin atadığı Yüksek Komiserlerdir. Polis, gümrük, liman ve sansür onların kontrolündedir. Saray, varlığını sürdürebilmek için işgalcilerle uzlaşmacı bir politika izlerken; halkın ve aydınların büyük bir kısmı gözünü Ankara’ya dikmiştir.



Gündelik Hayatta Kontrastlar; İşgal İstanbul’u, bir yanda derin sefaletin, diğer yanda ise şatafatlı bir eğlence hayatının yaşandığı uçların şehridir. İşgal subayları, azınlıklar ve "Beyaz Ruslar" (Bolşevik Devrimi’nden kaçanlar) sayesinde Beyoğlu’nda gece hayatı, caz barları ve pastaneler (Pera Palas, Tokatlıyan) altın çağını yaşar. Rusya'dan kaçan yaklaşık 150 bin "Beyaz Rus" İstanbul’un sosyal dokusunu değiştirmiştir. Şehre çiçeği, baleyi ve modern plaj kültürünü (Florya) getirmişlerdir. Halkın geri kalanı için hayat; ekmek kuyrukları, yüksek enflasyon, tifo salgınları ve şehri mahveden büyük yangınlarla (Cibali, Fatih) geçmektedir.

GazeteSanat



Beykoz’a gelip Yuşa tepesi üzerinden geçeceğim. Evde farklı yollara bakmış, bir yerleri işaretlemiştim haritada. Bazı noktalar ki navigasyona kolaylık olsun, bulayım diye. Ama nasıl olduysa 10 GB internet paketim bu sefer çabuk tükendi, kapattım, ihtiyaç halinde açıyorum, sıfırlanmasın diye. İşte oraları bulmak üzere/bularak kundura fabrikasına doğru sapıyor, biraz küçük/fakir kalmış evlerin arasından geçip Yuşa’ya tırmanan yola bağlanıyorum.


Solumda askeriyenin alanı, tellerle çevrili. Ancak nöbetçi kuleleri, bazı binalar terkedilmiş, kullanılmıyor gibi. Ama drone uçurmak foto/film çekmenin yasak olduğu belirtilmiş. Bir iki giriş/nizamiye kapısı geçiliyor. Burada nöbetçi var. Girişe de kocaman yazılmış; foto/video kamera, cep telefonu, usb bellek vb şeylerin alınmadığı, girişe teslim edilmesi gerektiği. Ama halen böyle casusluk mu yapılıyor ki? Adam uzaydan gözlüyor nokta atışıyla vuruyor. Baksanıza İran’da olanlara! Hepsinin yerini belirleyip imha ettiler.


Askeriye sayesinde bölge yeşilliğini korumuş, el atamamışlar. Sağımda muhteşem ve de yüksek çam ağaçları. Yuşa’ya yaklaştıkça kahvaltılık yerler sıralanmaya başladı. Hepsi de ya Abla’nın yeri, ya Abi’nin, ya da Dayı’nın. 


Tepe noktası 163 m.de. Türbeye girmiyorum. Şöyle anlatılmış: Hz. Yuşa’nın, Hz. Musa’nın yardımcısı olduğu ve onunla birlikte seyahat ettiği rivayet edilir. Türbe içindeki kabir yaklaşık 17 metre uzunluğundadır. Bu uzunluğun sebebi, Hz. Yuşa’nın fiziksel boyundan ziyade, naaşın tam olarak nerede olduğunun bilinmemesi nedeniyle duyulan saygı veya manevi bir yücelik sembolü olarak o alanı koruma altına alma isteğidir. Bu bölge sadece İslamiyet dönemi için değil, antik çağlardan beri kutsal kabul edilmiş. Antik dönemde bir tapınak, Bizans döneminde kilise, Osmanlı'da da, 1755 yılında Sadrazam Yirmisekizçelebizade Mehmed Said Paşa tarafından tepeye bir cami yaptırılmış. Zaten hep öyle oluyor. Kutsal sayılan mekana sonradan hakim olanlar da aynı işlevi sürdürüyorlar.


Tepeyi aştıktan sonra Anadolukavağı’na kadar iniş, dimdik. Kah frenleyerek kah salarak kıyıya/denize ulaştım, saat 12.04. 15 dakika daha erken çıkmış olsaydım evden 12 gemisine yetişebilirmişim. Bundan sonraki 14’de. 


Merkeze gidene kadar kıyıdaki dar şeridi piknikçiler mekan seçmiş. Mevcut masalar herhalde erkenden kapıldı. Gene de gelen/park etmeye çalışanlar var. Ve yolun parke taşa döndüğü noktada Anadolukavağı başlıyor. Burada ise, gelen araçlara park yeri göstererek lokantasına müşteri kapma peşinde olanlar ortalıkta.


2 saatim var, bir kahve bulup yanımdaki sandviçleri yemek istiyorum. Şöyle bir turlayayım, ama önce iskelede gene vapur saatlerini teyit etmem lazım. Ne göreyim 14 gemisi Rumelikavağı-Sarıyer yapıyor ama bir de 14.15 var ki Sarıyer’e geçip Avrupa kıyısı boyunca iskele iskele devam edip Eminönü’ne gidiyor. Bitmedi; 14.30’da da Anadolu kıyısından giden Üsküdar’a kadar uzanıyor. Süper, acaba böyle mi dönsem? Ama o zaman bisiklete çok az binmiş olurum. Burası 37 km gibi tuttu.


İçerlere doğru pedallıyor, dar sokaklar minik evlerin arasından geçiyor, çok güzel bir Blues’un yankılandığı açık hava mekanın önünde biraz müziğe kulak verip iskele tarafına geri dönüyor, ilk bulduğum kıraathanede çay 25’miş, tam otururken vatandaşdan diğer çay ocağında 20 olduğunu öğrenmemle oraya yerleşiyorum. 3 çay eşliğinde 2 sandviçi mideye indiriyor, gölge biraz soğuk gelmeye başlayınca da bankların birine devroluyor, Kavaklı vatandaşların muhabbetine kulak veriyorum. Tekne alım satımı, piston-pervane, hız-mil derken birileri mabet mi cami mi tartışmasına girişiyor. Biri camiye mabet denilmesine bozuluyor, hatta dine hakaret kabul ediyor. Diğeri ise, yani Fransız dua ederken Arapça söylemedi diye bozulacak mısın diyerek üzerine gidiyor.


15 dk. kala iskeleye gidip gemiyi bekliyorum. Gemi dediğim aslında motor. Güneş tepede, güzel ısıtıyor. Özlemişiz vallahi. Bu sene geç geldi güzel havalar. Öyle böyle derken birazdan da yolcuların gelmesiyle iskele dolmaya başlıyor. Yerli yabancı bir yığın insan, bebeler falan ortalıkta…


14’e binmedim, 14.15’le Sarıyer’e geçtim ve 14.36’da başladım Beşiktaş’a pedallamaya (15.02, Yeniköy’de fosforlu montu çıkartıyorum, çok sıcaklaştı hava, 19,3 °C). Sahil yolu feci kalabalıktı. Yer yer sıkışan, vale manevralarıyla duran trafik, aralardan, ortalardan geçerek/yararak ulaşabildim Beşiktaş’a (16.00). Kadıköy’den pedallamaya devam ederim demiştim ama kalabalık çaydırdı ve Üsküdar’a geçip metroyla İmam Hatip durağına gelip eve vardım, 62 kameyi geride bırakmışım : ))





















2 Yaka 1 Rota: Dudullu-Beylerbeyi-Beykoz-Anadolukavağı-(gemi) Sarıyer-İstinye-Beşiktaş-(gemi) Üsküdar-(metro) İmam Hatip-Dudullu


Tur tarihi: 19 Nisan 2026

Alınan yol: 62,34 km
Ortalama hız: 15,4 km/s

En yüksek hız: 54,6 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 02 dk, dışarıda geçen süre 7 s 39 dk

En yüksek sıcaklık 28 ˚C, en düşük 14 ˚C, ortalama  18,3 ˚C
Yükselti kazancı 
(çıkış) 564 m, kaybı (iniş) 696 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 157 m

 

Garmin yol bilgileri 2 Yaka 1 Rota


Relive yol bilgileri 2 Yaka 1 Rota