29 Ağustos 2020

SmartSaddle, bisiklet sürme rahatsızlığının sonunu getirmek için yola çıkıyor

Çoğu bisikletçinin geleneksel seleleri rahatsız edici bulduğunu söylemek yetersiz kalıyor. Bir alternatif arayan, ağrılı biniciler için seçebilecekleri birkaç model bulunuyor. Şimdi bir yenisi daha var; SmartSaddle.

Kansas merkezli mühendis Dennis Bell (görünüşe göre Alexander Graham Bell'in uzak bir kuzeni) tarafından tasarlanan SmartSaddle, aslında daha önceki ürünü olan MoonSaddle'ın soyundan geliyor.

Adını hilal şeklinden alan bu ürün, geleneksel bir selenin burnunu ortadan kaldırdı ve bildirildiğine göre binicinin ağırlığını hassas perinelerinden daha sert "oturma kemiklerine" kaydırdı. Ve poponun bu kısmını rahat tutmak için sele, stratejik olarak yerleştirilmiş yastıklı köpük eklere sahip.

SmartSaddle aynı tasarıma dayanıyor, ancak daha ince ve daha zarif olduğu söyleniyor. Ayrıca kabuğu sadece plastik yerine karbon fiber ve polimerden üretilmiş. Selefi gibi altındaki standart raylar normal bir sele borusuna monte edilmesine olanak veriyor. Şu anda ağırlığı hakkında bir bilgimiz yok.

Sele, tüm bisiklet türleri için öneriliyor. Ancak geleneksel bir modelden kesinlikle daha geniş göründüğünden, dağ bisikletçileri dik inişlerde üzerinde oturmayı zorlayıcı bulabilirler. 

İlgileniyorsanız, SmartSaddle şu anda bir Kickstarter kampanyasının konusu. 149 ABD doları tutarında bir bağış, üretime ulaşırsa size bir tane edinmenizi sağlar. Planlanan perakende fiyatı 175 dolardır.







28 Ağustos 2020

İBB, Covid-19’a Karşı Bisiklet ve Yürüme Kampanyası Başlatıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler’in işbirliği ve Sağlıklı Şehirler Ortaklığı’nın (The Partnership for Healthy Cities) desteğiyle ulaşıma yönelik alternatif bir kampanyayı hayata geçirmeye hazırlanıyor.

COVID-19 sürecinde, İstanbul’daki sürdürülebilir ulaşım türlerinin kullanımını arttırmayı amaçlayan proje, aynı zamanda Creative Commons platformu aracılığıyla tüm dünyaya farklı dillerde bir yol haritası sunacak.

COVID-19 sonrası normalleşme sürecinde, İstanbulluların bireysel motorlu araçların yerine bisiklet ve yürüme gibi aktif ulaşım türlerine yönlendirilmesi amaçlanıyor. Bununla birlikte, İstanbulluların toplu taşımaya olan güvenini yeniden tesis etmek için yakın mesafelerde aktif ulaşımı düşünmeleri konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Kampanyaya ait tasarımlar kısa süre içerisinde çeşitli mecralarda görünür hale gelerek İstanbullular ile buluşacak.

COVID-19 salgını sürecinde, İstanbul’daki tüm toplu ulaşım araçlarında gereken hijyen ve mesafe önlemlerini aldıklarını belirten İBB Ulaşım Daire Başkanı Utku Cihan şöyle konuştu: “Ancak bu önlemlerin daha verimli olabilmesi, İstanbulluların kısa mesafeli yolculuklarda tercih edebilecekleri alternatif ulaşım türleriyle farkındalıklarının artmasıyla mümkün olacak”

Yürümenin ve bisiklete binmenin öneminin arttığı günümüzde, konu ile ilgili bilgilendirme ihtiyacının her zamankinden daha fazla olduğunu belirten Cihan, başlatılacak kampanya ile İstanbullulara en doğru ve sağlıklı bilgilerin aktarılmasını amaçladıklarını dile getirdi.

Proje ile ilgili konuşan WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Dr. Güneş Cansız da amaçlarının COVID-19 salgınıyla birlikte özel araç kullanımına yönelen İstanbulluları, bisiklet ve yürüme gibi sağlıklı alternatiflere yönlendirmek olduğunu söyledi.

Cansız şöyle devam etti: “Bu projeyle bir yandan da toplu taşıma kullanmaları halinde nelere dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekeceğiz. Daha yaşanabilir kentler yaratmak için çalışan ve sürdürülebilir ulaşımla ilgili pek çok projeye imza atan WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler olarak, İstanbul’da bir projeyi daha hayata geçirmenin heyecanını yaşıyoruz. Projenin, pandemi nedeniyle zor günler geçiren İstanbullulara önemli katkıları olacağına inanıyoruz”

İBB, 2019 sonunda Sağlıklı Şehirler Ortaklığı’nın bir üyesi oldu. Sadece bulaşıcı olmayan hastalık ve yaralanmaların önüne geçmeye odaklanan Sağlıklı Şehirler Ortaklığı; giderek derinleşen COVID-19 halk sağlığı krizinde çalışma kapsamını genişleterek, salgın esnasında hızlı müdahalede bulunabilmeleri için dünya çapında üyesi olan 70 şehre destek vermeye başladı. 2017 yılından bu yana Sağlıklı Şehirler Ortaklığı, Bloomberg Philanthropies tarafından destekleniyor ve Dünya Sağlık Örgütü ve küresel sağlık kuruluşu olan Vital Strategies ile işbirliği yapıyor.

COVID-19 salgının etkileri ve şehir yönetimlerinin müdahalede ön safhada yer alma gerekliliği nedeniyle, Sağlıklı Şehirler Ortaklığı salgın kapsamında üyesi olan şehirlere dört alanda teknik destek veriyor. Teknik desteğin yanı sıra, salgınla mücadelede yerel çabaları destekleyecek bilgi, araç ve iyi örneklerin paylaşılacağı bir platform sağlıyor. Bu çağrı kapsamında Sağlıklı Şehirler Ortaklığı; Türkiye’den tek üyesi olan İBB’ye, WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler teknik danışmanlığında, “Risk İletişimi ve Kamu Bilgilendirme Kampanyası” kapsamında destek veriyor.






25 Ağustos 2020

Keşif Turları; Gebze-3

Üç hafta önce bu bölgeye bir keşif turu düzenlemiştim. Orada iki nokta kafama takılmıştı. Birincisi Gebze otogarına kadar gitmemek, direk Gebze Center’dan dönmek. Diğeri de Mollafenari’den Cumaköy’e giden kestirme yolu kullanmak. Bu iki nokta için aynı yolu bir kere daha pedalladım, Firuzan’la birlikte.

Bu nedenle yolun geneline ilişkin bilgi vermeyeceğim. Buradan okuyabilirsiniz Keşif Turları; Gebze-2.

Sabah acele etmeden evden çıkıp Bostancı’da trene bindiğimizde saatler 8 buçuğu gösteriyordu. Son vagon, önceden binmiş bisikletçilerce tutulduğundan bu sefer bir kaç sıra daha içeriye yerleştik. Araç da boş olduğundan sıkıntı olmadı. Gençler Sudüşen Şelalesi’ne gideceklerdi. Fark ettim ki, nedense bugüne kadar hiç oraya gitmemiştik. Bunu da bir kere yapmak lazım. Çok anlatılır çizilir, ne kadar dik olduğu, ne kadar güzel olduğu.
Haydarpaşa-Gebze hattının
 kullanılmaya başlanması 1871 yılına
 kadar uzanır. Eski Gebze istasyonu
 1873 yılında hizmete girmiştir.

Gebze’den uzaklaşmadan Dursun Beyin bize her zaman getirdiği fırından (NZR) ekmeğimizi de alıyoruz. Buranın ekmeği çok lezzetli. Hemen yanlarında bir de Karadeniz Mutfağı görüyorum. Muhlama vs. yapıldığı yazılı tabelasında.

Yan yoldan sürdük. E-5 üzerinde güvenlik şeridi yok. Ama yan yolda da bir bölüm var ki, tek araçlık. Arkandan gelen (olduğunda) bayağı tedirgin ediyor. Hani acaba karşıdan gelen yok, oraya mı geçsem dedirtiyor.

Gebze Center’da yol E-5 üzerinden geçerek Gebze içlerine giriyor. Saptık bu noktadan ve belediye binasına kadar geldik. Bir defa teyit ettirerek.

İlk geçiyorum buralardan. Nedense hiç Gebze’ye girmemiş hep dışından geçmişim. Zaten araçla seyahat edildiğinde hiç bir yere girmezsin ki. Geçer gider, bir an hedefine ulaşmaya çalışırsın.

Gebze, Kocaeli'nin bir ilçesi. Marmara Bölgesi'nin en büyük sanayi kentlerinden biridir.

Gebze'nin de içinde bulunduğu, Bitinya bölgesinin bilinen en eski tarihi, MÖ 12. yüzyıla kadar dayanır. Asya ile Avrupa kıtaları arasındaki en önemli geçit yeri olan Kocaeli Yarımadası ya birçok ulusun yurdu ya da gelip geçtikleri, uygarlıklarından izler bıraktığı bir yer olmuştur. Bilinen ilk ulus göçünü de MÖ 12. yüzyılın başlarında Frigler yapmıştır. Boğaz yoluyla Yarımada'ya gelen Frigler, buradan Anadolu'ya dağılmışlardır.

Bugün Gebze'nin olduğu yerde, MÖ 281 yıllarında Kral I. Nicomedes'in egemenliğindeki Bitinya Krallığı dönemindeki Dakibyza ve Libyssa adında yerleşmeler vardı. Bu yerleşim alanlarının araştırmalara konu olmasının en önemli nedeni ise, ünlü Kartacalı komutan Hannibal'ın krallık döneminde burada yerleşmiş olmasıdır. Hannibal, Zama Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra ülkesinde itibar görmemiş ve Bitinya Krallığı’na iltica etmek zorunda kalmıştır. Hannibal'ın mezarı Gebze TÜBİTAK Yerleşkesi içerisinde bulunmaktadır. Evliya Çelebi 1640 yılında Gebze'ye yaptığı seyahatte 1000 kadar bağlı ve bahçeli eski tarz evin bulunduğunu söyler.

Belediye sonrası gelen yön levhasını yanlış anlıyor ve bir önceki sokaktan saparak, tam mahalle aralarından geldiğimiz noktada, gitmemiz gereken GOSB Tembelova kapısına çok uzak olduğumuzu fark etmemizle, doğru yola sapmak için vatandaştan alınan bilgilerle yönümüzü yeniden belirliyoruz. (cümle = paragraf J)

Yani bir başka ifadeyle; belediye binası geçilip Pelitli Mezarlığı diye yazan ve kanımca bir sokak erken dikilmiş olan levha sonrası gelen Gençlik Caddesi’ne sapılmalı(ymış). Neyse, E-5 üzerinden çok kısa bir mesafeyi tersten pedallayarak gereksiz bir U yolunu kısaltmış olarak GOSB içine dalmamızla doğru yolda ilerliyoruz.

Bu şekilde Gebze Center’dan sapıp ciddi bir mesafeyi kısaltmış olduk. Bir de rampa eksilttik aradan. Bundan sonrası Pelitli ve Mollafenari olacak. Firuzan da buralardan ilk geçiyor. Bazı bölgeler çok güzel. Sanayi görmediğinizde kendinizi yeşilliklerin içinde buluyorsunuz. Ama uzun sürmüyor bu durum. Pelitli’de bir çay molası. Cami karşısındaki kahve, Muhtarın Yeri. Az çukurluk. Hiç de rampa düşünmemişler. Geçtim bisikleti, tekerlekli sandalye, bebek arabası, hatta el arabası... Nasıl iniyor diyor soruyorum çaycıya, böm böm bakıyor. İlk defa mı duyuyor? Çaylar 2,5. Bizim bardaklar yaklaşık kartonlara eşit. Amma pahalandı diyorum da, “eskiden 100 milyona aldığım çay 180 milyon oldu.” diyor. Bu milyon lafı ne komik, ne garipti değil mi? Ekmek bir milyon L 6 sıfır atıldı da ne oldu? AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinde dolar kuru 1,67 TL seviyesinde bulunuyordu. O dönemlerde dolar kurunun 1 TL ile eşitlenmesi projesi gündeme getirilmişti, hatırlarsanız. Ancak 2007 yılından itibaren siyasi alanda yaşanan gelişmeler dolar kurunu 1 TL sınırından çok ama çok uzaklaştırdı. Bugün 7 lirada tutmak için döviz satıyorlar ancak tutamıyorlar. Satacak bir şey de kalmadı. Tüm Cumhuriyet kazanımlarını elden çıkarttılar. AKP’nin ülkeye verdiği zararı düzeltebilmek için çok çaba harcamak gerekecek.

Bugün, 23 Ağustos 1921; Sakarya Meydan Muharebesi başladı ve 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlandı.

Sakarya Savaşı, büyük bir tarihsel olaydır; hem Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve bağımsız bir ülke olarak dünyada yerini alması, hem de dünya savaş tarihindeki stratejik, taktik, başkomutanlık yönetimi bakımından çok özgün yeri dolayısıyla... Atatürk’ün askeri dehasının tartışılmaz bir şekilde yeniden parladığı bir savaş olması da olayın büyük ekstrasıdır... diyor Orhan Bursalı ve devam ediyor... Türk-Yunan düşmanlığı İngilizlerin ektiği büyük tohumdur. Kurtuluş Savaşı aslında İngiltere’ye karşı verildi. Çanakkale’de de İngilizler başroldeydi! Orada Yunanlar yoktu. Fakat Birinci Büyük Savaş’ın bitimiyle Osmanlı İmparatorluğu üzerine tam çöken de esas olarak İngiltere idi. İstanbul’un işgali de İngiltere’den sorulurdu. Meclisi basarak yurtseverleri Malta’ya süren de onlardı. İstanbul’da vatanseverleri kurşuna dizen de. Vahdettin’i esir alarak vatan haini derecesine düşüren ve Kurtuluş Savaşı’nı boğma komplolarının tümünün kaynağı ve Hilafet Ordusu denen ilkel artıklar takımını İngiliz altınlarıyla örgütleyen de. 

Ve, Yunanları Anadolu’ya saldırtarak iğfal eden ve onlara “Küçük Asya Felaketi” yaşatan da. 

Yunanların “Büyük Yunanistan” hayalini kullandı. Trakya ve Batı Anadolu’yu (Ege Bölgesi’ni) siz alın dedi. Venizelos da, Kral Konstantin de bu zokayı yuttu ve ülkelerine büyük felaketi hazırladı. Çünkü İngilizlerin ellerinde, Anadolu’yu Sevr Antlaşması’yla parçalamak için başka bir “büyük kullanışlı alet” yoktu. Yunanistan, Anadolu’da büyük kötülükler yaptı. Bu kötülüklerin önemli hesabı da İngilizlere aittir.

Mollafenari’de Denizli yönüne gitmeden, direkt hipotenüs bir yol Cumaköy’e çıkıyor. Onu kullanıyoruz ve ciddi kısaltıyor mesafeyi. Gerçi diğer yol da güzel. Uzatmak isterseniz.

İki pazardır pedallarken kafa radyosunda Chris Rea çalıyor. 1989 tarihli çok keyifli bir parçası vardır; The Road To Hell. İnsana dinlerken yollara düşme isteği oluşturur. Bomboş düz bir yolda doğanın içinde pedal basmak. Bölge de bu işe çok uygun. Fazla araç geçmiyor buralardan.


Cumaköy sanırım bölgenin en güzel yeri. O nedenle de etrafta çok güzel evler görüyoruz. İnsanın içi gidiyor, burada oturmak varmış J İkimiz de fazla yorulmadığımızdan ikinci bir mola vermeden Kadıllı ve devamında Göçbeyli üzerinden Kurtköy, Sultanbeyli şeklinde İMES’e ulaştığımızda saatler daha 2 bile olmamıştı. Aslı Börek’te dinlenirken bir su böreğini 3 çayla paylaşıyoruz. Bisikletleri börekçiye emanet edip Metro’dan yapılan alış-veriş sonrası eve vardığımızda 70 km’yi geride bırakmışız. 














Keşif Turları; Gebze-3: Dudullu-Bostancı-(tren) Gebze-Pelitli-Mollafenari-Cuma-Kadıllı-Göçbeyli-Kurtköy-Sultanbeyli-İMES-Dudullu

Tur tarihi: 23 Ağustos 2020
Kat edilen mesafe: 70,17 km.
Ortalama hız: 15,5 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 31 dk., dışarıda geçen süre 7 sa. 5 dk.
En yüksek sıcaklık 36 ˚C, en düşük 23 ˚C, ortalama 30,4 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 919 m, kaybı (iniş) 922 m.
En düşük irtifa 4 m., en yüksek 273 m.

Garmin yol bilgileri Keşif Turları; Gebze-3

Relive yol bilgileri Keşif Turları; Gebze-3



Haydarpaşa-İzmit-Ankara demiryolu ilk olarak 1888 yılında
 II. Abdülhamid’in Almanya’dan aldığı maddi destekle yapılmıştı.

Geçerseniz buradan ekmek alın, çok lezzetli.


Yolu hem asfaltı iyi, hem de çevresi. Bir an
 nerede olduğunuzu unutuyorsunuz.




Pelitli

Çocuk oyun parkı kuklaları; ya üretiliyor, ya da hurdacı.

Jandarma karşı şeritte hız ölçümü yapıyordu.

Hava arada kapıyor. Aslında iyi de geliyor biraz serinlik.



Cumaköy

Beton yolda hızla kayıyoruz...

JJJ

















Bölgeye yapılmış geziler Keşif Turları; Gebze-1Ge-Ze-Ge-Ze-Geb-Ze





24 Ağustos 2020

Şehir Hatları Moda Gemisi

Şehir Hatları Moda gemisini yenilemiş ve bir de bisiklet parkı düşünmüş. Ancak kim düşündü, nasıl düşündü bilemiyorum ama ben bisikletimi sığdıramadım/koyamadım. Konuyu Şehir Hatları’na sordum, ne var ki bugüne kadar bir yanıt alamadım. 



From: Emine ALKANALKA 
Subject: RE: Moda vapurunda bisiklet parkı
Date: 18 August 2020 10:59:26 GMT+3
To: mustafa dorsay 

Merhabalar Mustafa Bey,

Talebinize istinaden Şehir Hatları A.Ş. Genel Müdürlüğü ilgili birimiyle iletişime geçilerek bilgi verilmiştir. Konu ile ilgili tarafınıza geri dönüş sağlanacağı bilgisi alınmıştır.

İlginiz ve görüşleriniz için teşekkür ederiz.

Saygılar..




From: Emine ALKANALKA 
Sent: Monday, August 17, 2020 2:18 PM
To: Aliye HALLIOĞLU; Ümit BAŞER 
Subject: FW: Moda vapurunda bisiklet parkı

----------


From: mustafa dorsay 
Sent: Monday, August 17, 2020 12:08 PM
To: info@sehirhatlari.istanbul
Cc: Selami GÜNAYDIN; Emine ALKANALKA; Kadriye KASAPOĞLU 
Subject: Re: Moda vapurunda bisiklet parkı

Elinize geçmedi düşüncesiyle tekrar yolluyorum.

Bu aparatlara bisiklet nasıl konulacak anlatır/gösterir misiniz lütfen.


./..

----------


On 7 Aug 2020, at 09:29, mustafa dorsay  
wrote:

Sayın
Sinem Dedetaş
Şehir Hatları A.Ş. Genel Müdürü

İstanbul, 7 Ağustos 2020

Konu: Moda vapurunda bisiklet parkı

Geçtiğimiz gün Şehir Hatları’na ait Moda vapuruna bindim. Çok güzel revizyondan geçmiş, tertemiz olmuş. Elinize sağlık. Ancak anlayamadığım bir nokta dikkatimi çekti. Sancak ve iskele tarafında ikişer adet kromaj borudan bükülmüş, bisiklet parkı için düşünülmüş olduğunu tahmin ettiğim profil (foto ekte) bu şekliyle işe yaramaz. Oraya bisikletin tekeri gir(e)mez. Profilleri birbirine bağlayan ara parça buna engel. Zaten o parçalara da gerek yok. Profiller bisikleti taşıyabilecek güçte görünüyor. Gerekiyorsa üçgenle işaretlediğim yerlerden destek verilerek tekerin girmesine izin verilir. Belki biraz da arkasındaki duvardan uzak monte edilirse tekerler daha rahat yerleşir. 24″-26″-28″ (inch) gibi farklı teker boyları vardır.

Pandemi döneminde bisikletle ulaşım daha da önem kazandı. Şehir Hatları ve İBB olarak buna önem veriyor olmanız biz bisikletlileri çok sevindirdiğini bilmenizi isteriz.


Saygılarla,

Mustafa H. Dorsay
bisikletle.net
Buraya bisikleti nasıl koyarsınız?

22 Ağustos 2020

Bakanlık açıkladı: Elektrikli bisiklet ve elektrikli scooterlara standart getirilecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, elektrikli bisiklet ve elektrikli scooter gibi mikro hareketlilik sistemlerine standart getirileceğini açıkladı. 

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bakanlığın koordinasyonunda dün elektrikli bisiklet ve elektrikli scooter ile ilgili 'Mikro Hareketlilik Odak Grup Toplantısı'nın, sektör temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirildiği belirtildi. Bakan Karaismailoğlu'nun talimatı ile online olarak iki oturumda gerçekleştirilen toplantıda, ulusal ve uluslararası başlıkları ile şehir yaşamına hareket ve özgürlük katan, çağdaş mikro ulaşım sistemlerinin geleceği, sektörün şu anki durumu ve sağlanması gereken standartların ele alındığı kaydedildi. Elektrikli bisiklet ve elektrikli scooter gibi mikro hareketlilik sistemlerine standart getirileceği belirtilerek, toplantılarda elde edilen veriler ve sektör temsilcilerinin önerilerinin 28 Ağustos'ta Bakan Karaismailoğlu'nun da katılacağı Mikro Hareketlilik Ortak Akıl Toplantısı'nda masaya yatırılacağı ifade edildi.

Sektöre yönelik standartlar belirlenecek

Toplantıda konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Strateji Daire Başkanı Yunus Emre Ayözen, bakanlığın vizyonu ve stratejisi doğrultusunda belirlemiş oldukları üç önemli odağın mobilite, lojistik ve dijitalleşme olduğunu ve en önemli unsuru mobilite olarak gördüklerini ifade etti. Ayözen, "Özellikle bu işin paydaşları ile micromobility hususunda yapacağımız çalışmalara yön vermek adına katılımcı bir demokrasi ile Bakanlığımızın belirleyeceği vizyona katkı sağlamanızı bekleyeceğiz. Yine önümüzdeki haftalarda da Sayın Bakanımızın katılımıyla bu işin sonucunu belirleyeceği ve bir deklarasyonun yapılacağı başka bir oturum daha gerçekleştirmiş olacağız" dedi. 

Ayözen, mikro hareketlilik sistemlerine yönelik bir standart getirilmesi gerektiğini ve bakanlık koordinasyonunda gerçekleştirilen toplantının söz konusu standartların oluşturulması noktasında temeli teşkil edeceğini bildirerek, "Sektör temsilcilerimizin değerli katılımları ile çıkaracağımız raporlamalar Sayın Bakanımızla da paylaşıldıktan sonra bir yönetmelik dahiline getirilecek. İlgili bakanlıklarımızla birlikte, bu bağlamda da ülkemiz adına bu işin standardını belirlemiş olacağız" ifadelerini kullandı.

"Aktif rol almamız gerektiğine inanıyoruz"

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Haberleşme Genel Müdür Yardımcısı Esma Dilek ise, Covid-19 sonrasında aracı olmayan ulaşım şekillerinde genel olarak artış yaşandığını, bu nedenle regülatif tarafta oluşan boşluğu güçlendirmek adına aktif rol aldıklarını vurgulayarak, "Bakanlık olarak, mikro hareketlilik araçlarının içerisinde bulunduğumuz Covid-19 sürecinde de kişilerin bireysel ulaşım ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir çözüm olarak insanlara tanıtılmasında ve bir seçenek olarak sunulmasında aktif rol almamız gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu.
Martı CEO'su Oğuz Alper Öktem, yolculukların yüzde 42'sinin bir toplu taşıma durağında başladığı ya da bittiği verisini paylaşarak, sistemin ciddi bir tamamlayıcı ulaşım olduğunu ve kısa mesafelerde ciddi oranda tercih edildiğini söyledi. Öktem, güvenlik istatistiklerinde ise yaralanma ve ölümlü kaza oranında Avrupa ve Amerika'dan çok daha iyi durumda olunduğunu, 18 kilometre hız sınırı ve 18 yaş sınırının çok önemli olduğunu vurguladı.

"Çevre için mikrohareketlilik araçları önemli"

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan Hava Yönetimi Daire Başkanı Nazan Özyürek e-scooter gibi araçların hava kirliliğine olan pozitif artılarının sadece sera emisyonuyla ilgili olmadığını, egzoz çıkarmamalarının ve şehir merkezinde araç yoğunluğunu azaltma ihtimallerinin de çok kıymetli olduğunu vurgulayarak, "Regülasyon söz konusu olduğunda ise, ayrılmış bir bisiklet yolu önermek kalıcı bir çözüm değil. Bunun yerine bisikletli ulaşım ana planlarını oluşturmak daha önemli hale geliyor. Bizim Çevre Bakanlığı olarak micromobility’nin, bisiklet yollarının yaygınlaştırılmasıyla ilgili yerel yönetimlere yönelik yürüttüğümüz bazı programlar var. Bu kapsamdaki teşvikimizin temel dayanaklarından bir tanesi de, şehir merkezlerinde hava kalitesinin arttırılması konusu" ifadesini kullandı.


Martı’nın CEO'su Öktem: Düzenleme konusunda en iyisini devlet bilir, devlet başa kuzgun leşe

Scooter kiralama uygulaması Martı’nın CEO'su olan Oğuz Alper Öktem, Youtube'da konuk olduğu bir programda elektrikli scooter’larla ilgili düzenleme yapılmasına yönelik konuştu. Öktem, “Biz devlete baba gözüyle bakan insanlarız. En iyisini devlet bilir” açıklamasında bulundu.

Youtube'dan yayınlanan 'capslock' kanalına konuşan elektrikli scooter kiralama uygulaması Martı'nın CEO'su Alper Öktem, şu ifadeleri kullandı: “Arabayla da ters yönden gitsen ceza yersin. Bu çok normal bir şey. Sonuçta trafiğin bir kuralı var. Ama bu konuyla alakalı bir regülasyon geliyor. Bizim burada vatanını seven her Türk iş adamı gibi dememiz gereken şey: Devlet başa, kuzgun leşe. Devlet başımızda olduğu sürece sıkıntı olmaz. Bu regülasyon gelecek ve devlet ne derse, biz istihdam yaratmak, ülkeye faydalı olmak ve bu ülkeye faydalı olmak için elimizden geleni yapıyor olacağız. Benim bu konuda söyleyeceğim temel şey şudur: Devlet ne derse odur. Biz naçizane haddimize düşmeyerek, eğer sorarlarsa sektörümüz için doğru olduğuna inandığımız şeyleri söyleriz. Onun dışında da karar oranındır. Biz devlete baba gözüyle bakan insanlarız. En iyisini devlet bilir. Devletimiz ne derse, biz de onun bir sonucu olarak yine istihdam yaratmaya, işimizi yapmaya, teknoloji yaratmaya, ülkeye yatırım getirmeye ve dolar sokmaya devam ederiz.”


Katkıları için Senih’e teşekkürler.




20 Ağustos 2020

bisikletle ilgili her şey... (3)

Bisiklet, bisiklet, bisiklet... diye aranırken üç farklı videoya denk geldim. İlki 1915 yılında hazırlamış bir belgeselden; ‘1818-1890 arası bisiklet modelleri’. Binmenin ne de zor olduğunu gördüğümüz oldukça eğlenceli bir video. İkincisi 100 yıl öncesinin bisiklet kültürünü anlatan fotolar. Yarış, kurye, askeri, eğlence, gezi, tur, çocuk, ilk yardım... daha neler neler. Üçüncü ise ‘Bisiklet model ve giysilerinin 100 yılı’ başlığını taşımakta. Zaman içinde ki değişimi gösteriyor.

Üçü de oldukça keyifli ve anlamlı. Nereden nereye gelmişiz dedirten...






19 Ağustos 2020

Teftiş Turları; Sazlıbosna

Bu haftaki teftişimi(zi) Sazlıbosna’ya yaptım. Arnavutköy ilçesinin eski köyü, şimdi mahallesi. Son yıllar Kanal projesiyle adını sıkça duymuşunuzdur. En son 8 yıl önce gelmişim. Gezi notlarına baktığımda o zaman bile çevredeki değişiklikler dikkatimi çekmiş. Bakalım bugün ne durumda?

Sabah erkenden (7.30) çıkıp Bostancı tren istasyonundan Kazlıçeşme’ye Marmaray’la geldim. Tren sabahları dolu olmuyor, son vagonda sıkıntısız sürdü yarım saatlik yolculuk. Tren sonrası tramvayla Topkapı’dan T4 ile Mescid-i Selam’a gitmek için Merkez Efendi semtinden 1453 Müzesi yakınına kadar, daha önce defalarca sürdüğümüz yolu kullanarak ulaşmak zor olmadı. Geniş bir yeşil alan var burada, hem sulanıyor hem bakımı yapılıyordu. Bazı bölgeleri de şerit çekerek kapatıyorlar. Niye diye sormadığımdan bilemiyorum nedenini.

Zeytinburnu Belediye sınırlarında dikkatimi çeken “Şeridi Paylaş” yazılarıydı. Daha önce de söylemişimdir, Zeytinburnu bisiklet konusuna önem veren bir belediyeye sahip. Önceki dönemin başkanı Murat Aydın bu konuda oldukça çaba gösterdi. Hatta kendisi şimdi Beykoz’a başkan, orada da pazar günleri bisiklet etkinlikleri düzenliyor. Bu nedenle kendisini buradan kutlamak isterim. Diğer başkanların da örnek almasını dilerim.

35-40 dakikalık bir tramvay yolculuğuyla geldiğim Mescid-i Selam durağında inip Arnavutköy ilçesine doğru pedal basıyorum. Saatler 10'u gösteriyor. 2 buçuk saatte buraya gelerek yolun bir bölümünü kolay geçmiş oldum. Daha önce geçtiğimizden zamanımı bu bölgeye harcamak istemedim. Amacım Sazlıbosna ve Şahintepe’yi yeniden görmek, sonraki turlar için rota belirlemek.

Yeni havaalanı nedeniyle buralara yollar yapıldı ve halen de yapılmakta. Daha bitmemiş kavşaklardan geçiyorum. Benimle birlikte akan kalabalık da bir trafik var. Yalnız mevcut yolun durumu iyi değil. Güvenlik şeridi dalgalı, gidilemiyor. Çizgi kenarından sürmekteyim. Araçlar hızlı.

Geldim Arnavutköy’e. Google Maps yardımıyla yolun dışından geçtiğini görüp ilçeye hiç girmiyorum. Eskiden içinden geçerdik. Biraz karışık bir ilçeydi. Göçlerle oluşmuş. 

Arnavutköy (Arnautköi) adı, Osmanlı arşivlerinde ve zamanın haritalarında 19. yüzyılın ortalarından itibaren geçmektedir. Eski dönemlerde bu bölgede yaşayan Arnavut bir köylünün, Arnavutköy’ün isim babası olduğu düşünülmektedir. Şöyle ki; bölge en eski dönemlerinden bu yana Edirne’ye ve dolayısıyla Avrupa’ya gidiş güzergâhı üzerinde yer almıştır. Yol üzerinde oluşu ve burada bir Arnavut’un yaşamasından dolayı, bu güzergâhtan geçenler zamanla bu mevkiye “Arnavut’un Köyü” ismini takmışlardır. Bu isim zaman içinde önce “Arnavutköyü”ne daha sonra da “Arnavutköy”e dönüşmüştür.

Arnavutköy ve çevresinin nüfusunda son yüzyıl içinde üç büyük değişim yaşanmıştır. Bunlardan ilki Balkan Savaşları sırasında Bulgaristan, Kosova ve Makedonya’dan yapılan göçlerdir. Nitekim Terkos, Tayakadın ve İmrahor köylerine Balkan Harbi'nden itibaren Demirhisar, Toyran, Selanik, Tikveş ve Priştine'den gelen muhacirler ve mülteciler yerleştirilmiştir.

Bölgenin nüfus yapısındaki ikinci büyük değişim, 1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Nüfus Mübadelesi Antlaşması sonunda ortaya çıkmıştır. Mübadele ile birlikte Yunanistan’ın Drama İlindeki Türkler Arnavutköy ve etrafındaki köylere yerleştirilmiştir. Mübadele sonrasında Arnavutköy’deki hane sayısı 350’ye ulaşmıştır.

Üçüncü büyük değişim ise Arnavutköy’ün belde olmasından sonraki süreçte yaşanmıştır. Yıllar itibariyle Türkiye genelindeki iç göçten Arnavutköy de etkilenmiş ve giderek büyük bir merkez haline gelmiştir.

Arnavutköy sonrası biraz olsun çevreyi hatırlamaya başlıyorum. İlçe çıkışındaki -çirkin bir mimarisi olan- 4 minareli cami halen duruyor. Ama şimdi daha içerlek kalmış, yolun dıştan gitmesiyle. Geldiğim kavşaktan düz devam ederseniz Çilingir’e gidebilir, Karaburun ve Saray-Vize tarafına devam edebilirsiniz. Benim yolum sola sapıyor. Bir yerleşimden geçip bir süre pedal basıp sonra Hacımaşlı sapağı geliyor. Burası içerlek, mandıraların olduğu küçük bir köy. Bir vakitler geldiğimizde nefis manda yoğurdu ikram etmişlerdi. Bilirsiniz inek yoğurduna göre daha yağlıdır. Hacımaşlı sonrası yol sizi Şamlar’a da indirir.

Sazlıbosna’ya giden yol değişmemiş. Sadece köyün dışına doğru evler çoğalmış. Ama meydan, kahve ve İsa Beyin lokantası aynı yerde. Ancak lokanta emlakçı olmuş.

Kahveye yerleşiyor ve yanımdaki bardakla kendime bir çay alıyor (1,5 TL) beraberimdeki sandviçlerden birini götürüyorum. Burada bir değişiklik yok. Gene bahçenin üzeri asmayla kaplı. Güzel bir serinlik ve gölge veriyor. Masalar biraz ayrık dizili, mesafe meselesi olsa. Maske kimse pek takmıyor. Herhalde birbirlerini tanıdıklarından güveniyorlar.

Buranın tarihine kısaca bakacak olursak: Rus zulmünden kaçarak İstanbul'a gelen Tatarlar, Osmanlı yönetimindeki bu bölgeye yerleşirler. Osmanlı imparatorluğu tarafından bugünkü Sazlıbosna Köyü'ne yerleşmeleri sağlanan Tatarlar bir daha bu bölgeden ayrılmamışlar. Bundan 154 yıl önce yerleşilen köy, bugün bin 500 kişilik nüfusu, köye üç yüz metre mesafedeki Sazlıdere Barajı, leylekleri ve gün doğdu tarlalarıyla Arnavutköy'ün şirin bir mahallesi konumunda.
Sultanlar Yürüyüş Yolu

Süleymaniye Camisi’nden başlayıp Kapıkule’ye kadar süren ve devamında Yunanistan-Bulgaristan-Romanya-Sırbistan-Hırvatistan-Macaristan-Slovakya ve Avusturya’da sonlanan, Kanuni Sultan Süleyman'ın ordusunun "Sultanlar Yürüyüş Yolu" olarak tescil edilmiş 2100 km’lik trekking parkuru Sazlıbosna’dan geçiyor. Yol 2009 yılında Sedat Çakır tarafından tasarımlanıp 2010 yılında Türkiye ayağı -yaklaşık 400 km- uluslararası standartlara uygun olarak işaretlenmiş. Ne var ki Kanal diye tutturan iktidar bölgenin topografyasını değiştirip bir doğal felakete zemin hazırlamakta. Bölgeyi imara açmak, tarım ve hayvancılığı yok edecek, üretim yapılamayacak, köylünün geçim kaynağı elinden alınacak, buraları terk etmek zorunda kalacaklar... Bu işe başladılar bile: İstanbul Arnavutköy'e bağlı Sazlıbosna Köyü'nde verimli topraklar imara açılınca yaklaşık 250 hane köyü terk etti. Bu köy, Kanal İstanbul Projesi'ne en yakın köylerden biri.

Bu arazi bir süre önce Maliye Hazinesi'ne sonra TOKİ'ye devredildi. Son gelinen noktadaysa Kanal İstanbul planlarında da imara açılıp konut-ticaret alanı ilan edildi. 

Fikret Albay tanıştırmıştı bizi, her gelişimizde uğrar sohbet ederdik; Şükran Bey. En son rahatsızdı, nasıl acaba diye karşı masadakilere soruyorum. Tesadüf bu ya, masadaki beylerden birisinin amcası çıkıyor. Ancak tatsız haberi kendisinden alıyorum; 2 yıl önce vefat etmiş. Üzüldüm, hoş bir insandı. Fikret Albay’ın gemisinde askerdi. Dostlukları sürmekteydi. 2008 yılında birlikte yaptığımız Edirne turunda buradan geçerken tanıştırmıştı. Işıklar içinde uyusun.

Yarım saat oyalanıp iki çay içtikten sonra köyden ayrılıyor, Sazlıdere Barajını geçen köprüden Hadımköy yönüne devam ediyorum. Köprünün üstünde balık tutanlar var, bir de olta satıcıları. Trakya’nın çayırları ovaları uzun uzadıya gidiyor. Kiminde ayçiçeği ekili. Kararmışlar bile. Hasat zamanı gelmiş.

Bugün hava ara sıra kapanıyor, iyi de geliyor. Ancak feci rüzgar var. Devirecek, benden hızlı esiyor. Zaman zaman kapanmak zorunda kalıyorum bisikletin üzerine.

Barajın batı kıyısında da balık tutanlar görmekteyim. Sorduğum bir vatandaş bisikletle gidilebileceğini söylüyor. Gelecek sefer bu yolu denemek isterim. Hiç geçmedim. Doğu kıyısından Şamlar’a kadar sürdük, taşlı da olsa kenardan gidilirdi. Buralara gelip -umarım bu Kanal işi olmaz- bir kez daha görmek lazım.

Sıkı bir rampa sonrası anayoldan sola sapmamla baraj gölüne paralel tepelerde sürmekteyim. Yol bir müddet sonra bozuldu, toprak-çakıl oldu. Gelen damperliler öylesine bir toz kaldırıyorlar ki göz gözü görmüyor. Bereket rüzgar gölden doğru estiğinden kenarda beklenince toz üzerinden geçmeden uzaklaşıyor.

Şahintepe gitmek istediğim yer. Ama buraları/bölge yarı bitmiş bir sanayi kesimi. Kimi binalar tamamlanmamış, kimi sürmekte, kimine taşınılmış. Yolların bazıları asfalt bazıları değil. Uzunca bir toprak yolun sağı solu moloz atıklarıyla dolu. O zamanlar da böyleydi buraları. Hatta Mad Max film setine benzetmiştik. Kıyamet sonrası bir görünüm. Değişen pek bir şey olmamış.

Korona/Pandemi; yaşamımız değişti ve bundan sonra da değişmiş olarak bakalım nasıl sürecek? Şu an halen kriz dönemindeyiz. Dünyada ve ülkede ölümler sürmekte. 2’nci, 3’üncü... dalga dalga gelecek(miş) deniliyor. Sağlık ve Toplum Özel Sayısı’nda okuduğum “İlk Pandemi Corona Değil” başlıklı yazıdan bir paragraf paylaşmak istiyorum.

Bil bakalım kim bu güçlü yaratık, 
Tufandan önce yaşamış,
Etsiz ve kansız,
Kemiksiz ve damarsız, 
Kafasız ve bacaksız,
Ne daha yaşlıdır ne de daha genç, 
Başlangıçta olduğundan. 

• Suları temizler, atmosferi besler ölülerle ilgilenirler. 
• İyi bir neden olmadıkça birbirlerini öldürmezler. 
• Yeteri kadar yiyecek olduğunda her yirmi dakikada bir bölünürler.
• Ortama uyum yetenekleri ile çok uzun yaşarlar (25 milyon yıl).
• Yeryüzünden 32 kilometre yükseklikte, pasifik okyanusunun 11 kilometre derinliklerinde yaşayabilirler. 
• Yaşam mekanları: termal sular, çöl toprakları, klimalar, tuvaletler, hastaneler, insanlar da iyi birer ev sahibidir. 

İnsanların derisine, burnuna, ağzına, bağırsaklarına, cinsel organlarına, uzun zaman önce yerleşmişlerdir ve bunlarla huzur içinde yaşarlar. Gezegenimizin en meşgul yaratıcıları ve yok edicileridirler. 

Harvard’lı Lyhn Margulis günümüzde bu güçlü yaratıkların bir iki bitki özü ve yılan zehiri dışında yaşamın tüm moleküllerini birleştirip parçalayabileceğini ileri sürüyor.

Tarih boyunca ekolojik felaketlere tanık olan türlerin %99’u fosil kayıtlarına yerleşirken bakteriler yok olmaya karşı antibiyotiklere karşı yaptıkları gibi inatla direnmişlerdir. Toprakta yaşayanları beslenmek için bir araya geldiklerinde üretken bir gövde oluştururlar. Hayvan ve bitki ölülerini kurtçuklar için yiyeceğe, çiftçiler için verimli toprağa dönüştürüp doğaya geri kazandırırlar. Havadaki nitrojen gazını oranlayarak ağaçlara ve diğer canlılara yaşam kaynağı olarak aktarırlar. Başka hiçbir canlı bunu yapamaz. Keçilerin ve ineklerin midelerinde yarı çiğnenmiş otu şekerlere dönüştürürler. Sütü ekşitir, peyniri olgunlaştırır, şarabı mayalarlar. Yosunların ve bazı mikroorganizmaların yardımıyla sudaki doğal insan ve hayvan atıklarını temizlerler. 

Üstelik Pazar günleri de tatil yapmazlar. Bütün bu işlerde bakterilere dost olarak protozoalar, mantarlar, virüsler yardımcı olur. Virüsler serbestçe dolaşan genetik malzeme parçacıklarıdır. İlkel genetik taşıyıcılardır. Tarih boyunca ekolojik felaketlere tanık olan türlerin %99’u fosil kayıtlarına yerleşirken, bakteriler yok olmaya karşı antibiyotiklere karşı yaptıkları gibi inatla direnmişlerdir. Hayatta kalabilmelerinin sırrı genetik birlikleri sayesinde sorun çözebilme yetenekleridir. Örneğin, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan stafilokokların gen havuzundan aldığı yardım gibi. 

İnsanlar ile bakterilerin uyum içinde yaşamaları tarım devrimi ile sona erdi. Toprağın sürülmesi, sığır ve koyun sürülerinin ehlileştirilmesi ile her tür virüs, mantar, bakteri insanların bahçelerinde, evlerinde, köylerinde ortak bir hastalık pazarı oluşturdular. Köpek ile kızamık davet edildi. İnek beraberinde difteri ile tüberküloz getirdi. Rinovirüsler bir atın sırtında geldi. Antraks topraktan fırladı. 

İnsanlar metropol yaşamı ile de çöp yığınlarını yarattılar. Suya pislik karıştırdılar. Havayı kirlettiler. Üst organizmaların yemeklerinin bir parçası olarak lepra, kolera, dizanteri dahil olmak üzere inanılmaz sayıda bağırsak hastalığı edindiler. 

Toprağın sürekli olarak sürülmesi ve ormanların yok edilmesi parazitleri davet etti. Vahşi toprakların yok edilmesi, fareleri, sıçanları, keneleri, pireleri ve sivrisinekleri insanlara daha yakın yaşamaya zorladı. Bu leş yiyiciler beraberlerinde tifo, veba, tularemi, tifüs ve sıtma gibi sürprizlerle geldiler. 
SSYV (Yazının devamını okumak isterseniz)

Google haritada bazı noktalar işaretlemiştim, yönümü bulmam için. Ama baktığımda konumum kafamı karıştırıyor. Şahintepe’ye nasıl gideceğim? İn cin top oynuyor derler ya, ortalıkta insan yok. Arada geçen araba olur da hızlı değilse durdurup soruyorum. Deliklikaya’ya gelmişim. Böylelikle yoluma devam ediyor, geniş boş caddelerden iniyor-çıkıyor, önümde şayet giden bir araç varsa onu takip ediyor ve daha yerleşik, eskilerin değimiyle ‘meskûn’ yerlere geliyorum. Siteler, marketler başladı. Sanırım Şahintepesi’ni kaçırdım. Yol sorduğum, pek de buralı olmayan insanlardan anladığım kadarıyla orası gelecek sefere kalıyor.

Yokuş aşağı sürerek Bahçeşehir’e inmiş oldum. Her yer konut konut, site site, villa villa... İstanbul ne olmuş, şaşılası bir durum. Dört yana büyüyor, amip gibi çoğalıyor. Ve durdurmak için de hiç bir çaba sarf edilmiyor.

Yavaş yavaş geldiğim noktayı tanımaya başlıyorum. Vali R. Yazıcıoğlu Caddesi, daha önce bir kaç defa geçmiştik. ... Bu şekilde Altınşehir ve devamında Halkalı tren istasyonuna gelmiş oldum (Bir parantez açayım. Hep mola verdiğimiz BP’nin sahibi Nizamettin Bey ile e-bisi konusunda uzunca sohbet ettik. Mimar Sinan’da oturuyorum ve sahile bisikletle gitmek istiyorum” diyor. - “Faydasını görürsünüz”). Bir saatlik bir yolculuk sonrası -tren artık tıka basa değil- İdealtepe’de inip -daha önce Süreyyapaşa Plajı’ndan denemiştim- Başıbyük üzerinden Dudullu’ya ulaşıyorum. Bostancı yerine bu noktaları kullanmamın iki nedeni: 1- Bostancı yolu daha sıkışık ve kalabalık. 2- Farklı güzergahlar deneme isteğim J














Teftiş Turları; Sazlıbosna: Dudullu-Bostancı-(tren) Kazlıçeşme-Topkapı-(tramvay) Mescid-i Selam-Arnavutköy-Sazlıbosna-Deliklikaya-Bahçeşehir-Altınşehir-Halkalı-(tren) İdealtepe-Dudullu 

Tur tarihi: 16 Ağustos 2020
Kat edilen mesafe: 73,67 km.
Ortalama hız: 17,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 7 dk., dışarıda geçen süre 8 sa. 25 dk.
En yüksek sıcaklık 35 ˚C, en düşük 22 ˚C, ortalama 29,3 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1064 m, kaybı (iniş) 1076 m.
En düşük irtifa 2 m., en yüksek 237 m.

Garmin yol bilgileri Teftiş Turları; Sazlıbosna

Relive yol bilgileri Teftiş Turları; Sazlıbosna



Sabah erkenden çıkıp Bostancı tren istasyonundan
 Kazlıçeşme’ye Marmaray’la geldim.


Zeytinburnu bisiklet konusuna önem veren bir belediyeye sahip.

35-40 dk’lık bir tramvay yolculuğuyla...

... geldiğim Mescid-i Selam durağında inip
 Arnavutköy'e doğru yola çıkıyorum.


Yeni havaalanı nedeniyle buralara yollar
 yapıldı ve halen de yapılmakta. 


Mevcut yolun durumu iyi değil. Güvenlik şeridi dalgalı,
 gidilemiyor. Çizgi kenarından sürmekteyim. 

Benimle birlikte akan kalabalık da bir trafik var. Araçlar hızlı.



Benim yolum sola sapıyor. Bir yerleşimden geçip...


... bir süre pedal basıp sonra Hacımaşlı sapağı geliyor.




İsa Beyin lokantası aynı yerde. Ancak lokanta emlakçı olmuş.

Şükran Bey, en son rahatsızdı, nasıl acaba diye karşı
 masadakilere soruyorum. Tesadüf bu ya, masadaki
 beylerden birisinin amcası çıkıyor. 

Yarım saat oyalanıp iki çay içtikten sonra
 Sazlıbosna’dan ayrılıyorum.


Sazlıbosna otobüs son durağı

 Sazlıdere Barajını geçen köprüden Hadımköy
 yönüne devam ediyorum.


Bugün hava ara sıra kapanıyor, iyi de geliyor. Ancak
 feci rüzgar var. Devirecek, benden hızlı esiyor. Zaman
 zaman kapanmak zorunda kalıyorum bisikletin üzerine.

Trakya’nın çayırları ovaları uzun uzadıya gidiyor. Kiminde
 ayçiçeği ekili. Kararmışlar bile. Hasat zamanı gelmiş.

Sıkı bir rampa sonrası...

... anayoldan sola sapmamla baraja gölüne
 paralel tepelerde sürmekteyim. 



Yol bir müddet sonra bozuldu, toprak-çakıl oldu. 

Gelen damperliler öylesine bir toz 
kaldırıyorlar ki, göz gözü görmüyor. 

Uzunca bir toprak yolun sağı solu moloz atıklarıyla dolu.


Buraları/bölge yarı bitmiş bir sanayi kesimi. Kimi
 binalar tamamlanmamış, kimi sürmekte, kimine
 taşınılmış. Yolların bazıları asfalt bazıları değil.



Deliklikaya’ya gelmişim. Böylelikle yoluma devam ediyor,
 geniş boş caddelerden iniyor-çıkıyor, önümde şayet
 giden bir araç varsa onu takip ediyor...

... ve daha yerleşik, eskilerin değimiyle ‘meskûn’ yerlere geliyorum.


Siteler, marketler başladı. Sanırım Şahintepesi’ni kaçırdım. 


Küçük camilerin mimarisi daha günümüze
 uyuyor, Sinan taklidi değiller hiç olmazsa.

Her yer bina bina, site site ile dolmuş.


Bir çekim merkezi olarak İstanbul’un sürekli
 ön planda olması kenti yaşanmaz kılıyor.

Son yıllarda gündeme gelen büyük, çılgın
 kamu projeleri bu nüfusu katlayacak. 

Bu kamu projelerinin hayata geçirilmesi durumunda
 projelerin uygulandığı alanlar nasıl etkilenecek? 

Bu çılgınlıklar sonucunda artan nüfusu kaldıracak
 şehir nasıl bir İstanbul olacak?

Ortaya çıkacak bu yeni İstanbul’u gerçekten istiyor muyuz?