28 Temmuz 2018

[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı (Keban-Elazığ)

26 Temmuz 2018, Perşembe / Keban – Elazığ, 50 km. (19. gün)

Akşam erken gözlerim kapandı. O nedenle de erken uyanıyor oyalanmadan hazırlanıp EÜAŞ misafirhanesinden yola çıkmam 6.50 oluyor. Havada güzel bir serinlik var. Keban barajının dev su tutma duvarı solumda kalacak şekilde nizamiyeye doğru inen yokuştan kayıyorum. Güneş arkamda, gölgem yolun üzerine uzanmış vaziyette, benden önce gidiyor. Nehrin üzerinden geçen köprüde bir kaç kişi balık tutma hazırlığında. Sağdan Keban ilçesine gidiliyor, dün minibüs buradan sapmıştı. Bir hayli da dik bir yokuş vardı. Keban ÖE’yi de ilçe girişinde görmüştüm. Ama ben soldan, barajın karşısına gelen yoldan tırmanıyorum. Doğu yönündeyim şimdi. Fırat güçlü akmakta, barajın serbest bıraktığı sular girdaplar yapmakta. %8-9 gibi çıkıyor yolum. Düzlüğe geldiğimde, sanırım burası Yukarı Çarşı dedikleri mahallenin devamı olsa, bazı büfeler, çayevleri ve lokantalar var.

Barajının sol sahil kısmında meydana gelen çöküntü sonucusızan suların çıktığı Çırçır Şelalesi denilen, balık lokantalarının olduğu mekana geldim. Balık çiftlikleri de kurulmuş şelale suları üzerinde. Zaten Keban’da alabalık üretimi bolca yapılıyor.

Yol düz, bugün Elazığ’a gidiyorum. 45 kilometre kadar, fazla zorluğu yok. 25 kilometre boyunca yükseleceğim. 750 metre rakımdan 1400’e çıkılacak, sonra inilecek. Trafiği fazla olmayan, daha çok bana doğru gelen duble yol. Asfaltın durumu iyi, sıkıntı yok. Güvenlik şeridi bazen var bazen kayboluyor. Sağımda dağlarda dev elektrik direkleri ve kabloları Keban’ın ürettiği elektriği taşımakta. İstanbul’da elektrik kesilirdi, Keban hatlarında arıza denilirdi. Türkiye’nin 2. büyük barajı ve yapıldığında tek başına elektriğin %20’sini üretmekteymiş.

6,4 kilometre geride kalmış, saat 7.25. 850 metredeyim, %5 ve Eco’yla çıkıyorum ama yolum uzun değil, niye Normal’e geçmeyeyim? Tasarruflu gitmenin anlamı yok, gezdirmek için taşımıyorum herhalde bataryaları diyerek bir kademe desteği yükseltiyorum. Bu da hızımı en az 3 km artırıyor. En önemli etkisi, hızlandıkça canlanıyor, sen de daha kuvvetli basıyorsun. Karşılıklı avantaj.

[e] 11,5 km/07.43/%20 harcandı. 979 metreye geldim bile. Rahat bir rota. Son günlerde peş peşe üç gün sıkı tepeleri aştıktan sonra bu çerez gibi geliyor. İyi de oluyor, arada sert arada yumuşak parkurlar. Ama Nemrut için gene tırmanışlar gelecek. Zaten bu coğrafyada dağlardan kaçış yok. [e] 16,3 km/08.08/%40 harcandı. Yükselmeye devam, 1155 metre. Etrafı seyrediyor, kafamda çalan radyoda kanal arıyorum ama aynı parça takıldı kaldı: Wishbone Ash’den Leaf and Stream. 1972’de çıkmış Argus albümünden. O günlerde olduğu gibi bugün de keyifle dinleniyor. Akustik gitarların eşliğinde...


İlk albümünü kurulduğu yıl olan 1970'de kendi adıyla yayınlayan Wishbone Ash, özellikle blues tarzı gitar melodileri ile jazzvari davulları ile ilgi çekti. Kullandığı çift gitar partisyonları ile, hard rock ve heavy metal’in temel yapısını oluşturdu ve başta Iron Maiden, Scorpions, Judas Priest gibi gruplara ilham kaynağı oldu. 1971 yılında “Pilgrimage” albümünü çıkaran grup, 1972’de en önemli albümü olan “Argus”’u yayınladı. Adları her zaman Led Zeppelin ve Deep Purple ile birlikte anılmaya başlanan grup, 1985 yılına kadar hiç ara vermeden her yıl birer albüm yayınladı.

Peki Argus isminin anlamı ne? Argus, tahmin edeceğiniz gibi bir mitolojik varlığın adı elbette. Yunan mitolojisinde yer alan bu varlığın hikayesi ise bir hayli ilginç. Ancak bu hikayeyi anlatmak için önce konumuzla oldukça ilgili olan bir başka mitolojik karakter olan İo’nun hikayesinden kısaca bahsetmek çok daha doğru olacak: Tanrılar tanrısı Zeus, bir gün, Ioadında bir kadına aşık olur. Ancak eşi tanrıça Heraonun gözünü o kadar korkutmuştur ki İo’nun yanına yaklaşamaz bile. Bu yüzden bir gün İo’yla buluştuğu fark edilmesin diye dünyanın üstünde kapkaranlık bir bulut yaratır. Böylece ne İo’nun ne de kendisinin kimse tarafından fark edilemeyeceğini düşünür; fakat Zeus, karısının zekasını hafife almıştır. Daha güneş batmadan dünyayı böylesine bir karanlık kapladığını gören Hera, kocasından kuşkulanır ve onu her yerde aramaya başlar. Önce göklere bakar. Zeus’u bulamaz. Yeryüzüne bakmak ister; ancak karanlıktan hiçbir şey görünmemektedir. Siniri oldukça artan Hera, kara buluta çekilmesini emreder. Bunu fark eden Zeus, Hera’nın onları yakalamasına fırsat vermemek için bulutların çekilmesine ve Hera’nın onu görmesine az kala zavallı İo’yu bir ineğe çevirir. İşte tam o sırada Hera, Zeus’u fark eder ve onun yanına gelir. Görünürde sadece Zeus ve bir inek bulunmaktadır ve bu durum oldukça şüpheli görünmektedir. Zeus, Hera’ya ne söylediyse, ne diller döktüyse de yaranamaz. Ona ineğin aniden ortaya çıktığını, orada ne aradığını bilmediğini söyler. Ancak, Hera durumu bilmese de bu inekle ilgili garip bir durumun olduğundan oldukça şüphelenmektedir. Bu nedenle ineğin güzel bir inek olduğunu ve Zeus’tan ineği kendisine armağan etmesini ister. Çaresiz kalan Zeus’ta bunu kabullenir ve zaten bir şekilde ineği geri alırım düşüncesiyle İo’yu Hera’ya verir. Ancak Zeus yine Hera’nın kıvrak zekasını hafife almıştır. İneği alan tanrıça, başına bekçi olarak gelmiş geçmiş en iyi bekçiyi tutmuştur; Argus’u.
Peter Paul Rubens - 
Mercury and Argus, 1636-1638

Argus yüz gözü olan insanımsı bir devdir ve hiçbir zaman gözlerinin hepsini aynı anda kapamamaktadır. Hatta uyurken bile en azından bir gözünü mutlaka açık tutar. Bu nedenle insanlar ona her şeyi gören anlamına gelen “panoptes” ismini takmışlardır. Argus hakkında anlatılan pek çok efsane de vardır. Pan’ın şehri olan Arkadia’yı neredeyse yok etmekte olan bir boğayı nasıl yok ettiği ve Yunan Mitolojisi’ndeki çoğu yaratığın annesi olan Echidna’yı nasıl öldürdüğü dilden dile dolaşır. Dolayısıyla gücü efsanelere konu olan Argus, tüm gözlerini Zeus’un biricik sevgilisine dikmişken, Zeus’un fark edilmeden İo’yu geri alması için hiçbir şansı yoktur. Ayrıca Hera, Argus’a çok değer de vermektedir. Dolayısıyla ineği kaçırmayı düşünen Zeus, Argus’a zarar verirse Hera’nın ona yapacaklarından korkarak Argus’a yanaşamamaktadır. Bu nedenle de Zeus bu işi başkalarına vermeye karar verir. En iyisi son derece kurnaz olan oğlu tanrı Hermes’e bu işi bırakmaktır. Böylece Zeus’un isteğini duyan Hermes hemen harekete geçer ve bir çoban kılığına girerek Argus’un yanına gider. Artık tamamen tanınmaz halde olan Hermes eline bir de kaval almıştır. Onu o kadar güzel çalmaya başlar ki bu durum Argus’un dikkatinden kaçmaz. Çaldığı müziği çok beğenen Argus onu yanına çağırır ve yanında çalmasını ister. Daha dünden buna istekli olan Hermes fırsatı kaçırmayıp hemen yanına gider Argus’un ve ona hikayeler anlatıp kaval çalmaya başlar. Bir süre sonra uykusu gelen Argus’un yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlar. Ancak Argus’un doksan dokuz gözü kapansa da sürekli bir gözü tetikte beklemeye devam eder. Hermes bilinen tüm hikayeleri neredeyse anlatmıştır artık. Aklına şimdiye kadar kimsenin uykusunu getirmemiş olan Pan ve güzel bir peri olan Syrinksile ilgili bir hikaye gelir. Bu hikaye, nedendir bilinmez, Argus’a sıkıcı gelmiş olacak ki, Argus’un uyuma isteği oldukça artar ve yüzüncü gözü de kapanır o anda. Bunu fırsat bilen Hermes kılıcını çıkarır ve öldürür Argus’u, İo’yu da serbest bırakıp kaçar. Bir süre sonra Hera çok sevdiği Argus’un öldüğünü fark edince çok sinirlenir ve kaçan ineği lanetler. İneğin arkasına bir at sineği salar. Bu sinek, Io nereye giderse onu takip edip rahatsız etmeye başlar. Bunun üzerine de zavallı İo çıldırır. Dahası Hera’nın gönlü, çok sevdiği bekçisi Argus’un unutulup gitmesine el vermemektedir. Bu yüzden Argus’un gözlerini alır ve kuşların kuyruklarına serper. Böylece ilk kez tavus kuşları denen hayvanlar da ortaya çıkmış olur.

Bayılıyorum mitoloji dinlemeye. Türklere ait yok mu ki? Oğuz, Ergenekon, Bozkurt destanları. Türk mitolojisi, dünya üzerinde çok bilinen Yunan mitolojisi gibi tek bir mitos etrafında gelişmemiş, farklı farklı efsanelerden oluşmuş. Fakat kökeninde, hepsinde benzer efsaneler görüyoruz: Yaratılış.

[e] 23,2 km/08.26/%60 harcandı. 1341 metredeyim. Ve 24,7 kilometrede  zirve geliyor, Çakmak Geçidi: 1375 m. Saat 08.33. (Garmin 1414 m. göstermekte.) Kısa bir nefeslenme molası. Ağır ağır %4-5’lerle çıkıldı. Zor değil, fazla trafik de yoktu. Bir de köy var yakınlarda: Yukarı Çakmak. 

Bir buçuk saat geçti yola çıkalı. Sabahki yoğurt eridi gitti, cevizliden iki büyük lokmayı çiğneyerek devam ediyorum. Tepe geride kaldı, Elazığ Kent Ormanı geçildi. Piknik alanı da yapılmış. Lokanta, büfe falan. Hava nefis, bulut yok, güzel bir esinti var ama bazen inişlerde kuvvetli esiyor. Bu durumda fazla rüzgardan etkilenmemek için kapanıyorum bisikletin üzerine. Aksi halde bayağı sarsabiliyor. Rüzgar tarafından devrilmedim, istemem de böyle bir şeyi yaşamayı.

Sağda bir benzinci, oldukça erken varacağım, zamanım bol, girip bir şeyler içeyim. Soda ve buzlu çay alıp sandalyenin birine kuruluyorum. Benzinci de çay ikram ediyor. Sohbet sırasında jandarma trafik ekibi de yanaşıyor. Onlar da dahil oluyorlar. Askerin biri Hataylı, İstanbul Tuzla’da da görev yapmış. Hem İstanbul’u hem Hatay’ı, hem yöre mutfaklarını konuşuyoruz. Hoş biri, bilgili de. Bu arada gelirken gördüğüm Çemişgezek feribotuna ilişkin bilgi de ediniyorum. Keban baraj gölünün iki kıyısında feribot çalışmakta. Pertek’e geçen sene biriyle geçmiştim. Belki bir turu da Çemişgezek’e yapar bunu da kullanırım.

[e] 42,3 km/10.25/%80 harcandı. 1050 metrede devam ediyorum. Bataryanın tek çentiği kaldı, şimdi değiştirmeyeyim diye Ecoile sürmekteyim. Cip diye yeni bir mesire yerinin duyurusu asılmış. Girişi hemen sağdan. İsim çok iyi ama: Cip. Bir baraj göleti de varmış ve “Alan içerisinde  yapılan aktiviteler sadece piknik yapmakla sınırlı kalmıyor. Çok amaçlı sahalar, yürüyüş ve bisiklet yolları, fitness alanları, gezinti, spor ve seyir alanları vatandaşların birçok aktivite yapmasına olanak sağlıyor.” denilmekte.

Elazığ gözüktü. Şehir batıya, buraya doğru genişliyor denilmişti. Büyükçe bir AVM geçiliyor, solumda. Bu iniş iyi geldi, bataryayı kullanmama gerek kalmıyor. Sanırım DSİ’ye kadar yetecek. Merkeze doğru girdikçe trafik yoğunluğu artıyor, ışıklar geliyor ama ben kurnazca kıvrılıp devam ediyorum. 

Ve DSİ solda göründü bile. Karşı yola geçip güvenlik kapısına kadar biraz ters yönde sürüyor, misafirhane kapısına gelip bisikleti içeri sokuyorum. Geçen geldiğimden usulleri biliyorum. Resepsiyonda Zülfiye Hanım zaten hatırlamıştı beni telefon konuşmamızda, kaydımı yapıyor ve 110 No.lu, aynı odanın anahtarını veriyor. 

Bildiğin bir yere gelmek, anıları canlandırıyor, o günleri hatırlıyorsun. Mevsim mayıs sonuydu, daha serindi havalar. (Buradan okuyabilirsiniz.)

Biraz ayakları uzatıp duş sonrası Kahta, Adıyaman, Tepehan, konaklama, rezervasyon, bankaya para yatırma gibi işler halledilip tembellik duygusu geçince Elazığ’a yürüyorum. DSİ’den bana ilgi gösteren Fadime Hanım’a teşekkür için ulaşamıyor (Yarın tekrar uğrayacağım.), ÖE’ye uğrayıp paylaşımlı oda uygulamasının saçma olduğunu söylemek istiyorum. Md. Yrd. Haluk Bey “Siz kalır mısınız başkasıyla?” soruma "Kalmam” diyor. — “O halde?” Anlatıyor: “Bina tarihi, bir ilave, değişiklik yapma şansımız yok. Her iş öyle çok işlemden geçiyor ki. Günün beklentilerini karşılayan bir ÖE için kolları sıvadık. Arkada geniş bir otopark var, onun üzerine yeni bir bina dikmek istiyoruz.” Konuşmanın arasında WC, banyo vs.nin oda dışında olduğunu öğrenmemle hem hayrete düşüyor, hem de burada kalmadığıma seviniyorum. Olacak iş mi, Elazığ’da ÖE’de tanımadığınla yatıyor, ihtiyaç gidermek için sıraya giriyor, koridorlarda havluyla, pijamayla dolanıyorsun... Yıl 1939 değil, savaş yok!

Karnımı doyurmam lazım. Tuncelililer mahallesinde bildiğim iki lokantaya koşa koşa gidiyorum. Çok güzel yemiştim o zaman. Ancak bu sefer hayal kırıklığı oluyor, etsiz yemek yok. Hoppala! Bulamazsın Elazığ’da etsiz yemek diye moralimi bozmasın! Beni açlığa mahkum ediyor. Yılmıyor, aramaya başlıyorum sokak sokak. Girdiğim Elet Beyzade Sofrası’nda az az mücver, kızarmış patates biber, yoğurt, su, onlardan da salata ve Arnavut biberine 18 lira ödeyerek açlıktan kurtuluyorum.

Ve hafızamı tazelemek için dolanıyorum. Yavaş yavaş resimler netleşiyor. Şurada şu vardı, burada bu diyerek gezinmekteyim. Zahireci Yavuz Beye uğruyor şehir dışında olduğunu öğreniyorum, Halkbank’tan para takviyesi alıyor, Lavazza kafede soluklanıyorum. Doppio espresso, su ve sıkma portakal suyu (18,-) ile internette geziniyor, gireni çıkanı, sokaktakileri kesiyorum-biçiyorum. (Amma cümle oldu ha!)

Kapalıçarşı’ya giriyor, lokantaların büfelerin olduğu yeme içme sokağına bakıyor, siyah ve beyaz üzümden birer salkım, kahvaltı için de meyveli yoğurt alarak TurcuBaba’nın yolunu tutuyorum. 

TurcuBaba burada tanıdığım bisikletçi iki kardeş. Geçen gelişimde uzunca sohbet etmiş, tanışmıştık. Çok şeker insanlar, keyifli ve rahatlar. Gene onları dükkanlarında bisikletleri tamir ederken buluyorum. Yusuf genç olan, Eyüp abi, daha tecrübeli ve bilgili bisiklet konusunda. Sanki dün görüşmüşüz gibi bıraktığımız noktadan devam ediyoruz sohbete. Bisiklet kardeşliği böyle bir şey işte, konu bisiklet olunca zaman mekan fark etmiyor. Gece 10 buçuğa kadar kalıyorum yanlarında. bisikletle ilgili her şey konuşuluyor: Turlar, lisans, kulüp, sponsor, rotalar, bisikletler, vites, gidon bandı... Aklınıza ne gelirse.

Şişe suyumu da alıp DSİ’nin kapısından girip odamda biraz bilgisayarda işler yapıp yatağa uzandığımda saat gece yarısını çok geçmişti bile.















Keban - Elazığ 
Tur tarihi: 26 Temmuz 2018
Kat edilen mesafe: 49,81 km.
Ortalama hız: 16,2 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 3 sa 4 dk., dışarıda geçen süre 4 sa 11 dk. 
En yüksek sıcaklık  36 ˚C, en düşük  23 ˚C, ortalama 28 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 966 m, kaybı (iniş) 641 m.
En düşük irtifa 689 m, en yüksek 1403 m.

Garmin yol bilgileri Keban-Elazığ

Relive yol bilgileri Keban-Elazığ

       

Elazığ ÖE 0424 2332550 – 2332411
Elazığ DSİ 0424 2386911/2530 Misaf.
Elazığ Öz. İda. Köy Hiz. 0424 2472326/1799 Misaf.

Oyalanmadan hazırlanıp EÜAŞ misafirhanesinden
 yola çıkmam 6.50 oluyor.




Nehrin üzerinden geçen köprüde bir kaç kişi
balık tutma hazırlığında.



Sağdan Keban ilçesine gidiliyor, dün minibüs buradan sapmıştı. Bir
 hayli da dik bir yokuş vardı.
 

Çırçır Şelalesi denilen, balık lokantalarının olduğu mekana. Balık
 çiftlikleri de kurulmuş şelale suları üzerinde. Zaten
 Keban’da alabalık üretimi bolca yapılıyor.



Trafiği fazla olmayan, daha çok bana doğru gelen duble
 yol. Asfaltın durumu iyi, sıkıntı yok. 








Keban baraj gölünün iki kıyısında feribot 
çalışmakta. Pertek’e geçen sene biriyle geçmiştim.





İşte böyle boşaltıyor çimento kamyonu pisliğini, sonra da
 donuyor ve üzerinden geçilmez yola dönüşüyor. Kendinden 
başkasını düşünmeyen insanların ülkesi.



Elazığ gözüktü. Şehir batıya, buraya doğru genişliyor
denilmişti. Büyükçe bir AVM geçiliyor, solumda. 


DSİ Misafirhane



Elazığ


Hafızamı tazelemek için dolanıyorum. Yavaş 
yavaş resimler netleşiyor... 

... Şurada şu vardı, burada bu diyerek gezinmekteyim.

Elet Beyzade Sofrası



Kapalıçarşı











Lavazza Kafe











Eyüp ve Yusuf ile, TurcuBaba



































20. gün (devamı) Elazığ II – 18. gün (öncesi) Arapgir-Keban




[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı

Erzurum-Aşkale = 52,86 km

Aşkale-Bayburt = 77,09 km 

Bayburt-Kelkit = 83,50 km

Kelkit-Erzincan = 72,25 km 

Erzincan-Kemah = 53,05 km 

Kemah-İliç = 66,35 km

İliç-Divriği = 77 km

Divriği-Arapgir = 82,06 km

Arapgir-Keban = 43,15 km 

Keban-Elazığ = 49,81 km

Elazığ-Kale = 58,10 km 

Kale-Pütürge = 64,11 km



Nemrut-Kahta = 46,72 km

Kahta-Adıyaman = 34,64 km

Adıyaman-Gölbaşı = 66,34 km 





Kadirli-Kozan = 35,91 km

Kozan-Feke = 46,82 km

Feke-Saimbeyli = 33,29 km 


Tufanbeyli-Tomarza = 74,90 km

Tomarza-Develi = 30,76 km

Develi-Talas = 44,33 km

Talas-Kayseri = 14,68 km