9 Haziran 2017

[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde (Boğazkale–Yozgat)

11 Mayıs 2017, Perşembe / Boğazkale – Yozgat, 45 km (5. gün)

Gece soğuk oldu. Altımda termal, üstümde polar, ayağımda çorap ile yattım. Güzel uyudum. Genelde 6 buçuk gibi gözlerimi açıyorum. Yataktan çıkış 7, sonra dağıtılan eşyaları toplamak, hatırlayacak şekilde yerleştirmek 1 saat tutuyor.

Dün Hattuşaş’a çıkarken %16’lar bataryayı bitirdi, neyse artık yedeğim var. Hemen kaldığım yerden devam. Fakat çok etkileyici bir alan, kocaman. İnsan böyle antik kentleri dolaşırken o günü düşünüyor. Bu taşların üzerinden kim bilir kaç kişi geçmiş, neler yaşanmış, neler dönmüş... tarihi filmler hep hoşuma gitmiştir. Gerçi şimdi animasyon tekniği ile öyle sahneler yaratıyorlar ki, bazen fazla abartılı oluyor. Troya filmindeki gemi sahnesi geldi aklıma birden.

Kahvaltı biraz fazla ÖE durumuna benziyordu. Bir tabak içinde malum şeylerden tadımlık konulmuş. Cengiz Bey kahvaltılarının 25 lira olduğunu söylüyordu, herhalde bunu kast etmedi diye düşünüyorum. Akşam yemeği de 36 lira tuttu. Pansiyondan kazandığımı yemekte kaybettim. Buraları fazla turistik! Öpüldünüz.

Beybaba bana tesisin kuruluşunu anlatıyor ve gezdiriyor. 30 sene önce başlamış, şimdi oğlu götürüyor. Ama ülkenin durumu nedeniyle tek turist yok. Yazık mı yazık.

Saat 9 yirmi gibi ayrılıyorum Boğazkale’den. Hava kapalı. Üzerime daha kalın olan Adidas ceketi, bacaklarıma da ısıtıcıları geçirdim. 

Bir tırmanışla başlıyor yolum (%6-7). Daha ısınmadan da pek zor geliyor. Ve de terletiyor. Hemen üzerime gene ince yeleği giyiyorum. Az üşümek sıcaktan patlamaktan daha iyi. Zaten güneş de yüzünü gösteriyor. Bugün Yozgat yolcusuyum, 40 km’lik bir yol. Tırmanışlar olacak. Alaca’dakiler hadi hayırlısı demişlerdi.

Yazılıkaya var programda. Boğazkale’ye 2 km uzaklıkta, Yozgat yolu üzerinde. Sapıyorum. 1 km içerde. Hafif hafif derken duvar oluyor yol. %17’yi gördüm ekranda. High konumda ve S ile aşıyorum rampayı. Eskiden olsa asla girmezdim. Şimdi 1 km tırman..., yok geç git. Ama artık beni destekleyenler var. Zaten işin güzel yanı bu. Rampadan hep tırsıldı. Bu nedenle pek çok yere girmemiştim. Türlü türlü bisikletçi var. Kimi performansçı, yani şuraya tırmandım, şu kadar yolu bir günde aldım, gençlere taş çıkartıyorum... Yaşlanıp, kabul edemeyip, gençlerle yarışarak yaşlanmadığını göstermeye çalışanlar. Orta yaş sendromu! Bir de en pahalı, en son, en bulunmaz, en olmaz bisiklete sahip olmanın havasında olanlar; markacılar. Yarışçı değilsin o bisikletle ne yaparsın, ne işin var? Haftada bir kere binersin, o göbeğinle yarış giysilerinin içinde ne ararsın? İngilizler bunlara güzel isim vermişler, MAMIL diyorlar; Middle Aged Man In Lycra.

Peki kimlerdir Hititler? (5)

Yazılıkaya. Çorum iline bağlı Boğazköy’de yer alan, bir Hitit açık hava tapınağıdır. Milattan önce on üçüncü yüzyılda yapılmış olan bu tapınak, Boğazköy’den iki kilometre uzaklıkta bulunan antik yerleşkenin sınırları içine inşa edilmiştir. Aşağı Şehir’de bulunan Büyük Tapınak’ın bir buçuk kilometre uzağındaki kayalık yamaçta yer alır. Yaklaşık on iki metre yüksekliğindeki kayalarla çevrili olan Yazılıkaya, üstü açık bir tapınaktır.

Yazılıkaya tapınağı, galeri adı verilen iki girintiden oluşur. Galerilerin yüzeylerinde ise tanrıların kabartmaları yer almaktadır. Batı duvarlarında yer alan kabartmalarda tanrıları, doğu duvarlarında yer alan kabartmalarda ise, başlarında yüksek başlıkları olan tanrıçalar yer almaktadır.

Yazılıkaya’da bulunan galerilerdeki en büyük kabartmalardan biri ise, Büyük Galeri’deki doğu duvarında yer alan IV. Tudhaliya’ya aittir. Büyük Galeri’nin duvarlarının her iki tarafında da, şeritler halinde kabartmalar vardır. Bu kabartmalar, kireçtaşı duvarlara işlenmiştir.

Yazılıkaya’daki Küçük Galeri’nin girişinde yeraltı tanrılarının kabartmaları bulunmaktadır. Tanrı Şarumma’nın, Hititler’in büyük kralı Tudhaliya’ya sarılmasını anlatan bir kabartma da yer almaktadır.

Yazılıkaya’daki doğu ve batı duvarlarının birleştiği noktada ise Hitit dininin baş tanrıları olan Teşup ve Hepat’ın yer aldığı bir kabartma vardır. Ayrıca Nanni, Hazzi, Şarumma ve Hurri de burada kabartması olan tanrılar arasındadır.

Yazılıkaya küçük, ama taş üzerindeki kabartmalar muhteşem. Daha erken veya geç gelip, daha yatık bir ışık olsaydı herhalde çok daha belirgin görünürlerdi. Buraya giriş ücreti almıyorlar. Bu bölge, Boğazkale, Hattuşa ve Yazılıkaya 1998’den beri Milli Park.

Taş merdivenlerin üzerine oturup gözlerimi kapıyorum. Sabah erken, kimsecikler yok. Rüzgarın kendi yüzümü yalıyor, sesi kulaklarımda... güzel bir duygu. Nasıldı acaba gerçekleştirdikleri törenler? Tanrıları ile nasıl bağlantı kuruyorlar, isteklerini nasıl bilebiliyorlardı? Kendilerini Tanrılara nasıl ifade ediyorlardı? Büyücüler, falcılar, baş rahibe, tapınak dansçıları ve şarkıcıları hayal ediyorum...

Yazılıkaya














Çıktığım yokuşu hızla inip Yozgat yoluna bağlandım. Arada çıkan güneş içimi ısıtıyor. Sonra gene bulutların arkasına saklanınca soğuyor hava. Soğuk sıcak devam ediyorum pedallamaya. 1100-1300 metrelerde seyredecek bu yol. Çıkılacak inilecek gene çıkılacak. Ama yayarak yükselecek yol. Hava tertemiz, uzakta Hattuşaş’ın tepe noktasındaki al bayrağımız dalgalanıyor. Dünkü kadar olmasa da gene rüzgarlı bir hava var. Tek iyiliği karşıdan esmemesi. Bugün sol önümden geliyor. Yozgat’a 36 km varmış, levhaya göre. Asfaltımız kaba, yer yer yamalı.

1230 m’de Derbent köyünden geçiyorum. Güneş kaybolunca serinliyor hava. 11. km’de ilk %20’yi harcadım. %2-3 ile sürüyor yükselmem. 1285’e geldim ve şimdi iniyorum. 1161’e gelip gene başladım çıkmaya. İn-çık durumları. Baltasarılar Çayı üzerinden geçmekteyim. Cılız akan bir çay.

15 km’yi geride bırakmışım. Bir sürü, hayli kalabalık. 2 çoban güdüyor. Yanlarında bir Akbaş köpek, boynunda kurtlara karşı çivili tasma. Yahya ve Şükrü gerideki Baltasarılar köyündenler, 51 büyük baş hayvanları var. Tek kişi olmaz mıydı?, soruyorum. Birimiz ekinleri gözlüyor, girmesinler diye. 6 köpekleri varmış, diğerleri herhalde geride. Öndeki geçmeme izin veriyor, şöyle beni bir keserek.

21. km’deyim (11.10) ve %40’ını harcamışım bataryanın. Eco’yla pedallıyorum. %2-3 bir eğim şimdi %8 oldu. 1376 m’ye çıktım (11.25/23,8 km). Boğazkale’den 400 m yüksekte burası. Şimdi iniyorum. Ama ne iniş. Seyrede seyrede etrafı. 29. km’de bir iki damperli geçiyor. Eyvah, burada da mısınız?!!

Devamlı iniyorum artık. 32. km’ye geldiğimde Tavium Antik Kenti’nin (Büyüknefes Köyü) 20 km uzakta olduğu gösteriliyor (daha sonra yaptığım araştırmada buranın Arkeo-Park projesiyle açık hava müzesine dönüştürüleceği söylenmekte).

Bu kent Hitit ve Friglerin yerleşim merkezleri olup burada bu iki medeniyetin izi görülse de aslında burası Galatların merkezidir. Galatlar MÖ 3. ve 1. yy arası burada hüküm sürmüşlerdir. 


‘İster İnan İster İnanma’ : )) Zaytung

İnanılmaz Keşif; Kral Arthur’un kılıcı Excalibur Yozgat’ta bulundu! Yozgat il merkezinin 40 km batısında bulunan Büyük Nefes Köyü’nde yer alan Tavium Antik Kenti’nde 1997 yılından beri araştırmalar yapan Avusturya’nın Kolagenfort Üniversitesi’nden Prof. Karl Tsrubal başkanlığındaki ekip inanılmaz bir keşfe imza attı. Kentin henüz kazılmamış antik tiyatrosu civarında yüzey araştırması yapan ekip, tiyatronun orkestra bölümünde bir kayaya saplı halde demirden bir kılıç buldu. Olay dünya basınında geniş yankı uyandırırken Prof. Tsrubal şu açıklamayı yaptı: “Böylesi muazzam bir keşfin Tavium’da olması özellikle anlamlı. Kelt kavmine bağlı bir halk olan Galyalılar ya da Romalıların deyişiyle Galatlar, Roma’nın baskısıyla yurtlarından ayrılmışlar, MÖ 280’de Balkanlar’dan Anadolu’ya girmişlerdi. Ve burada yerleştikleri yere Galatya adı verilmişti. İşte Tavium, Galatların Trokmi kolu tarafından kurulan ve sonrasında Orta Kızılırmak yöresinde başkent konumuna yükselen bir yerleşimdi. Adının kökeni olasılıkla Kelt kökenli Galce’de Ayı-Adam (Arth-Ur) anlamına gelen Kral Arthur ve kılıcı Excalibur yaptığımız bu keşifle efsaneden gerçeğe dönüşüyor. Kim bilir belki de Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Yozgat’a kadar gelmişlerdi Kutsal Kase’yi ararken.”











Durmadan 35 km geldim. 10 km kadar yol kaldı. Burası Musabeyli yol ayrımı, ben sola gideceğim. Ve de yolun trafiği artıyor. Bu Yozgat-Kırıkkale yolu. 37. km’de %60’ı harcanıyor bataryanın (12.00).

Ve nihayet (%74 E’ci) Yozgat levhası görünüyor (42. km/12.30). Bir hatıra fotosu ve devam. Şehir merkezi levhası koymamışlar. Yol çatal oldu. Geçen arabadan soldan gitmem gerektiğini öğrenip cezaevi önünden mahalle aralarından merkeze doğru iniyorum. ÖE’nin adresini sorarken Etnografya Müzesi önünde olduğum belirlenince girip geziyorum. 2 katlı eski bir konak, 1871 yılıyla tarihlendirilen Nizamoğlu Konağı. 1975’de korunması gereken eski yapılar arasına alınmış. Müzede arkeolojik ve etnografik eserler var. Etnografya bölümünde yöresel kıyafetler, mutfak eşyaları, kilimler, el yazmaları, ahşap malzemeler, silahlar ve halı dokumaları..., arkeolojik eserlerin sergilendiği bölümde ise heykeller, pişmiş toprak lahitler, mezar buluntuları, tabletler, sikkeler ve mühürler bulunuyor.

Bana rehberlik eden memur ile konuşuyoruz, H/E. Nerede bu E’ciler? diyor. Aynen benim gibi, hiç rastlamıyorum ama 2 kişiden biri.

İlin asıl adı "Bozok" olup, 1927 yılında ismi "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. 
Oğuzların "Bozok" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "Bozok" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "Yozgat" adı da telaffuz edilmiştir.

"Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişik söylentiler ileri sürülmektedir. Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibarıyla kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişinden ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır.

Diğer bir rivayete göre; Aşiret Reisi Ömer Cabbar Ağa'nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa, sürülerini bir yaz günü yaylakta otlatırken karşısına Hızır çıkıyor ve davar sahibi Cabbar Ağa'dan içmek için süt istiyor. Güler yüzlü Ömer Ağa hemen misafirine ikramda kusur etmeyerek, gönül hoşluğu ile sütü ikram eder. Hızır sütü içtikten sonra çok memnun kalır ve Cabbar Ağa'ya "Çobanoğlu, yozuna yoz katılsın, memleketinin adı Yoz-Kant olsun" diyor. Bu sözü söyleyerek kayboluyor. Temeli böyle olan Yoz-Kant söylene söylene Yozgat halini alıyor.

İsmin kaynağı hakkında her ne kadar tatmin edici bir bilgi yoksa da uzun yıllar bu bölgenin böyle anıldığı bilinmektedir.

Yozgat fena görünmüyor. Öyle Ümraniye gibi çarşaflı kadınlar yok, fazlaca yani. Ama zaten bu iktidar böyle olmayı özendirdi, ben genç kızların ne düşünerek bu kılığı seçtiklerini çok merak ediyorum. Çünkü süslerinden vaz geç(e)miyorlar, ama türban altından gösteriyorlar.

ÖE’de bisiklet haliyle ilgi odağı oluyor. Ben de ballandıra ballandıra özelliklerini sayıyorum.

Oda 5 üzerinden 2,5 alır. Şimdilik Sungurlu 1 numara. Yıkanıp çıkıyorum piyasaya. Hava açtı, zaten ısınacak önümüzdeki günler. Ama haftaya gene düşecek ısı. Bakalım nerede yakalanacağız? Lise Caddesi buranın piyasasıymış. Gençler orada kendilerini gösterirmiş (öyle yazmakta internet). Eski Vali Konağı çok keyifli bir taş yapı (ancak ağaçlardan pek iyi foto çekilemiyor). Keza Yozgat Lise Binası.

Ve meşhur Saat Kulesi. 1908 yılıyla tarihlendirilmektedir. Belediye Başkanı Tevfikizade Ahmet Bey tarafından inşa ettirilen Yozgat Saat Kulesi, altı bölüm halinde yapılmıştır. Her bölüm birbirinden ayrılmış olup, her cephesine birer pencere yerleştirilmiştir. Kulenin içerisindeki merdivenlerle yukarı çıkılmaktadır ve en üst katı balkonla çevrelenmiştir. Kulenin saati 288 kilo ağırlığında. Üzerinde ise “’Nores Jura ve L.D Odobey Gadet”’ yazmakta.

Parmak çörek alıyorum. Merak, buranın özelliği imiş. Ve de Aynalı Kahvede bir sade (5-) ile elimdeki listedeki konakların yerlerini öğrenmeye çalışıyorum. Çalışan genç İranlı’ymış, Türkçesi bozuk. Anlaşılamadı dedikleri. Sonra bizim vatandaşlardan biri bana tarifleri verdi. Sulu yemek için de bir yer buldum ama daha iyisini bulursam ona giderim. Konakları ararken bir köfteciye adres sormam çay davetini getiriyor. Adam da H’ci çıkıyor. Dört çocuğu var, hepsini okutmuş. İyi yerlere yerleşmişler. Hatta bir tanesi gastronomi okuyormuş. Sesimiz çıkamıyor, konuşsan Fetö diye yaftalıyorlar.

Hüzni Baba Konağı, akşam bir dini mevzuu toplantısı için hazırlık yapmakta.
Yozgat’ın yetiştirdiği değerli şairlerden olan Hüznî Baba, 1879 yılında Yozgat’ın Aşağı Nohutlu Mahal­lesinde doğmuştur. Esas adı Mehmet’tir. Keşşaf-zâdeler’den Mehmet Derviş Efendi’nin oğludur. İyi bir öğrenim görerek, Sağır Mustafa Medresesi’nde ilim öğrenmiştir, mahkeme zabıt kâtipliğinde, imamlıklarda bulunmuştur.

İlk divanını aruz vezniyle yazdığı şiirler, İkincisini hece vezniyle söylediği koşma, destan, taşlama, şarkı, maniler doldurur. 1930’da meydana getirdiği koşmalarını içine alan üçüncü kitabı basılmıştır. Hüznî'nin şiirlerinde kullandığı atasözleri ve deyim­lere bakılınca onun bir kültür taşıyıcısı, mahallî bir kaynak olduğu hemen anlaşılır. Hüznî 17 Ocak 1936’da Yozgat’ta ölmüştür. 

Kiliseden devşirme Fatih Camii. Kuzey duvarının dışında bir üst pencere alınlığında 1907 tarihi yazılıdır, bu tarihte yapıldığı kabul edilmektedir. Uzun süre değişik amaçlarla kullanılan kilise, güneybatı köşesine bir minare ilave edilerek camiye çevrilmiştir (1996). 

Divanoğlu Konağı 5’de kapandığından sadece dıştan görebiliyorum. Sonra Büyük Camii, Çapanoğlu Camii olarak da adlandırılmakta olup, 1779 yılıyla tarihlendirilmektedir. Caminin birinci kısmı Çapanoğlu Ahmet Paşa'nın oğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmış olup, ikinci kısmı ise Mustafa Bey'in kardeşi Süleyman Bey tarafından 1794-95 yıllarından inşa ettirilmiştir. Çapanoğlu (Büyük) Camii'nin mimarı kesin olarak bilinmiyor. Dönem dönem yeni eklemelerle genişletilmiş durumda. Osmanlı dönemine ait bu camii, Avrupa etkisinde ortaya çıkan Türk mimari tarzının Anadolu'daki nadir örneklerinden biridir. İçine girip dua edenlerin yanından bir kaç foto alarak ayrılıyorum.

Çapanoğlu ismi başka bir tarihi olayda daha görüyoruz; Yozgat Ayaklanması (8-27 Haziran 1920).

18. ve 19. yüzyıllarda Anadolu’nun güçlü âyan ailelerinden olan Çapanoğulları, II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki yönetimiyle ters düşmüştü. Aile, İttihat ve Terakki’nin devamı olarak gördüğü Milli Mücadele kadrolarının yürüttüğü savaşa ve Ankara’da kurulan TBMM Hükümeti’ne karşı çıkmıştı. Öte yandan TBMM Hükümeti’nin merkezî bir otorite oluşturması, Çapanoğullarının çıkarlarıyla çatışıyordu.

14 Mayıs 1920’de Yıldızeli’ne (eskiden Yenihan, Sivas) bağlı Kaman köyünde Postacı Nâzım İsyanı olarak bilinen bir ayaklanma başladı. Kendisine padişahın temsilcisi görüntüsü veren Postacı Nâzım, Aynacıoğulları, Deli Hacı, Katil İlyas gibi çetelerle işbirliği yaparak 6-7 Haziran’da Zile’yi işgal etti. Bu arada Ankara Hükümeti’nin ayaklanmayı bastırmakla görevlendirdiği Kılıç Ali Bey, 1 Haziran’da 80 kişilik bir kuvvetle Antep’ten Yozgat’a gitmişti. Orada yörenin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmeler sonunda Çapanoğullarının da ayaklanma eğiliminde olduğunun ortaya çıkması üzerine, Çapanoğlu Celal ve Edip beyleri göz hapsine aldırdı. Ama o sırada Arapseyfi’de bulunan Çapanoğlu Halid Bey’in Yozgat’a yürüyeceği haberinin gelmesi üzerine, elinde karşı koyacak kuvveti olmadığı için kentten ayrılmak zorunda kaldı. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal bir uzlaşma yolu bulabilmek için Yozgat’a Süleyman Sırrı ve Madenli Rıza beylerden oluşan bir öğüt kurulu (heyet-i nâsıha) gönderdi. Yapılan görüşmeler sonunda Celal ve Edip beyler, bu kurulun yaptığı Kuva-yı Milliye’ye katılma önerisini geri çevirdiler. Bunun üzerine Ankara Hükümeti Çapanoğullarının tutuklanması için karar çıkardı. Bunu haber alan Celal ve Edip beyler de 8 Haziran’da Yozgat’tan ayrılarak Köhne’de (Sorgun) küçük kardeşleri Halid Bey’in kuvvetlerine katıldılar. Çapanoğulları 13 Haziran’da Köhne bucak merkezini bastılar. Ertesi gün de Yozgat’a girdiler ve kenti “padişah adına” yönetmeye başladılar.

Yunanlıların genel bir saldırıya hazırlandığı sırada başlayan ve bu yüzden Ankara Hükümeti’ni güç durumda bırakan Çapanoğlu Ayaklanması’nı bastırmak üzere Çerkez Ethem’in Yozgat’a gönderilmesi kararlaştırıldı. Kuva-yı Seyyare adıyla bilinen Çerkez Ethem kuvvetleri 20 Haziran’da Ankara’dan hareket etti ve 23 Haziran 1920’de Yozgat’ı kuşattı. Kent kısa sürede Çerkez Ethem’in denetimine geçti. Ayaklanmanın önde gelenleri Alaca’ya doğru çekildiler. Ayaklanmacıları izlemeye başlayan Çerkez Ethem, Alaca ve Yenihan’daki çarpışmalardan sonra, 27 Haziran 1920’de Yozgat ve Alaca arasında Arapseyfi’de Çapanoğulları’nın son kuvvetlerini de yenerek ayaklanmayı kesin olarak bastırdı.
msxlabs

Kültür merkezindeki GESAM sergisi pek önemsizdi. Tiyatro salonunda ne olduğunu anlayamadığım bir etkinlik, bir okuma vardı. Hayri İnal Konağı sabahki Etnografya Müzesi karşısında. Geç Osmanlı mimari esrelerinden olup 1979 yılında Korunması Gerekli Eski Eser kapsamına alınmıştır. Bodrum kat hariç iki katlıdır. Bodrum taş, alt ve üst kat ahşap çerçeveler arası helik taş dolgu olarak inşa edilmiştir. Burada da herhalde akşam bir etkinlik olacak. Bana rehberlik eden genç hanım detaylı bir şekilde anlatıyor mekanı ve o günün adetlerini. Üst kata çıkıyoruz, gezerken bir odada oturan üç beyden birisi belediye başkanı çıkıyor. Beni çaya davet ediyorlar. İki yardımcısı da yanında. Konakları kazandırmaya çalışıyoruz, satın alıp restore ederek kullanıma katıyoruz diyor başkan Kazım Bey. Betondan yapılan yeni camilerin çirkinliğinden, Ataşehir’deki Sinan Camii’nin, hatta Çamlıca’dakinin de özelliksiz bir kopyadan ibaret olduğundan söz ediyor. Konuşmalarından kendisinin iktidar partisinden olduğunu düşünmemiştim (ama özgeçmişini okuduğumda Refah’tan beri siyasetin içinde olduğunu öğreniyorum).

Karnımı doyuracak başka seçenek bulamadığımdan gördüğüm Bolu Lokantası’nda az pilav+az kuru+çoban s.+ayran+(kuru soğan)=12 lira ile kalkıyorum. Neyse ki bu sefer miktar karışmadı. Yarım porsiyon yetiyor. Gene de şişiriyor.








Çokça baharatçı var Yozgat’ta. Şimdi Piyasa Caddesi’nde yürümekteyim. Canım tatlı istedi, dondurma için soğuk geldi hava. Baklavacıda iki çeşitten ikişer parça (7-) yiyerek yürümeye devam ediyorum. ÖE’yi geçince bir AVM çıkıyor karşıma. Duvarında bildiğimiz bazı markaları görebiliyorsunuz. Düşünmüştüm buraya gelmedi mi o süper marketler veya giyim dükkanları? Otogarın önünden (ÖE’nin hemen yanında) şehir turunu tamamlayarak odama çıkıyorum.

Yozgat’ın bir de YİMPAŞ hikayesi var, bilirsiniz. 1982 yılında Yozgatlı bir grup girişimci, Yimpaş'ı (Yozgat İhtiyaç Maddeleri Pazarlama Anonim Şirketi Holding) kurmuş. Yimpaş'ın sermayesinde Avrupa'daki gurbetçilerden kâr payı vaadiyle toplanan paralar bulunuyordu. 'Yeşil sermaye' kategorisinde tanımlanan Yimpaş, 1990'larda bünyesinde birçok sektörü barındıran bir kuruluşa dönüşmüş. Bir dönem Kanal 7'nin en büyük hissedarı olmuş, süpermarketleri Türkiye'nin dört yanına yayılmış. 2000'lerin başında Yimpaş Türkiye'nin en büyük ilk 50 şirketi arasında yerini alıyor. Ancak 2002 ardından şirket çöküşe geçiyor. Son yıllarda kendilerine Yimpaşzede diyen ve dolandırıldıklarını söyleyen binlerce kişi hâlâ hakkını arıyor.










Boğazkale - Yozgat
Tur tarihi: 11 Mayıs 2017
Kat edilen mesafe: 45,08 km.
Ortalama hız: 14,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 3 sa. 2 dk., dışarıda geçen süre 4 sa. 19 dk. 
En yüksek sıcaklık 33 ˚C, en düşük 12 ˚C, ortalama 18,2 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1001 m, kaybı (iniş) 697 m.
En düşük irtifa 992 m., en yüksek 1415 m.

Garmin yol bilgisi Boğazkale-Yozgat

Yozgat ÖE 0354-2128037


Cengiz Bey ve Beybaba ile, Boğazkale




Uzaktan Boğazkale



Uzaktan Hattuşaş



Yazılıkaya














Benzeri babaannemde var, Etnografya Müzesi


Pişmiş toprak lahit, Etnografya Müzesi


Etnografya Müzesi




Çapanoğlu Camii


Saat Kulesi


Yozgat Lisesi




Büyük Sinema



Parmak çörek



Aynalı Kahve




Fatih Camii



Fatih Camii içi


Fatih Camii


Hüzni Baba Konağı


Hüzni Baba Konağı içi






Divanoğlu Konağı 



Çapanoğlu Camii


Çapanoğlu Camii içi



Çapanoğlu Camii


Bolu Lokantası

Hayri İnal Konağı 


Talip Bey ve Nizam Bey ile
























6. gün (devamı) Yozgat–Sorgun - 4. gün (öncesi) Alaca-Boğazkale

İlginizi çekebilir Marmaris-Serçe