6 Haziran 2017

[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde


Anadolu’ya MÖ 2 bin yıllarında Kafkasya’dan gelen Hititler, Kızılırmak çevresine yerleşmiş, varlıklarını MÖ 7’nci yüzyıla kadar devam ettirmişlerdir. Anadolu’nun ilk büyük devletini kuran Hititler, kendilerinden önceki kültürle, Mısır ve Mezopotamya kültürünü kaynaştırarak Anadolu uygarlığının temelini atmışlardır. Hititler, birçok küçük beyliğin birleşmesinden meydana gelen feodal bir devletti, başkenti Hattuşaş idi. Bin tanrılı bu müthiş uygarlığın izlerini süren kültürel bir yolculuk; Hititlerin İzinde.











7 Mayıs 2017, Pazar / İstanbul - (otobüsle) Kırıkkale (1. gün)

Tura Kırıkkale’den başlamak istedim. Daha önce Ankara’ya kadar gitmiştim. Hem zaman kazanmak, hem de aynı yolu pedallamamak. Sabah 11’e Kamil Koç biletim var. Firuzan terminale kadar eşlik etti. Fazla beklemeden otobüs de geldi. Bisiklet hiç sorun değil artık KK’da. Ön tekeri sök arabaya sok. Evet, ama ol(a)madı. Gelen araç Tourismo, Mercedes’in bagajı alçak modeli. Söktük tekeri ama kelebek gidon yüksek geldi. Haydi yan yatır sonra kaldır. Bu sefer araç içindeki sıcak su borularına dokundu. Peki ters çevir, arka tekeri önce sok. Şimdi de sele yüksek geldi. Sele borusu da mandallı değil. Çantadan allen anahtarını bulur seleyi indirirsin, olamadı sökersin ve nihayetinde bisiklet araca girer. Ter içinde kaldım bu işleri yaparken. İyi ki Firu da vardı, bir ucundan tutuverdi. Meret ağır, bir başına tutup sokamıyorsun.

Tek kişilik koltuğa kurulup rahat bir yolculuk sonrası 5 buçuk gibi Kırıkkale otogarında velespiti indirmiş, ön tekeri, çantaları takmış, Öğretmenevinin (ÖE) yolunu tutmak üzere pedal döndürmeye başlamıştım ki, bu ses ne? Sürtünme! Öff, takamadım mı gene tekeri, disk frenin balataları sürtüyor derken kafamda bir serinlik hissiyle uyanıyorum; kaskı otobüste bırakmışım! Hayda, gitti de otobüs. Dön geri, bankodan otobüsü arattır, kaskı bul (sadece kask değil, matara ve sandviçler de kalmış) :(( Akşam arabasıyla Kırşehir’den geri yollayacaklar. 9 buçukta gel al diyorlar. Biraz içime su serpiliyor. Kafam nerede kaldı benim? Firu hatırlatmasaydı şarj aletini de almadan çıkacaktım yola. Yani yani...

Geldi sıra fren meselesine. Yeniden tekeri sök-tak, olmadı! Bisikleti ters çevir sök-tak, olmadı! Onu yap bunu yap, ses kesilmiyor. Bisikletsepeti Serkan Bey’i arıyor yardım istiyorum. 2 vidayı gevşet, freni sıkarak vidaları sık. Gene olmuyor, ses kesilmiyor. Yeni tavsiyeler Serkan Bey’den... uzun lafın kısası, kafa nerede kalmışsa, çamurluğun önündeki farın sürttüğünü göremiyor-düşünemiyorum. Tekeri söküp bisikleti bir düz bir ters otobüse sokmaya çalışırken ön çamurluk az yamulmuş ve öndeki far tekere değer olmuş. Ama bir türlü düzelmiyor. Bir vida var, bendeki allen uymuyor, yıldız uymuyor, düz tornavida uymuyor. Yıldız allen denilen bir vidaymış, o anahtar da bende yok. Olmadı olamadı, sonunda bir vatandaşın aklıyla çamurluğun burnunu iple gidonda bir yere bağlayıp, çektirerek meseleyi hallediyoruz. Ama bir buçuk saatlik zaman kaybına neden oldu bunlar.

Kamil Koç













Kırıkkale fenaya benzemiyor. Geçtiğim yolların kenarında kafeler bolca. ÖE Atatürk Caddesi üzerinde, 2 sorgulamayla buluyorum. Karşılama iyi, zaten önceden yerimi ayırtmıştım, ancak öğretmen kabul etmeyip kamu fiyatından (55-) alıyorlar ücretini. Kahvaltı dahilmiş, ama ÖE’lerdeki kahvaltı ancak kuşları besler.

Eşyaları odaya bırakıp bir şeyler yemek üzere çarşıya iniyorum. Ortalık FB-BJK maç sesiyle inliyor. BJK ilk yarının sonunda 1 gol atmış, maç devam ediyor. Pazar olması sebebiyle sulu yemek yok. Bolca dönerci ve hiç bir yerde görmediğim kadar çiğ köfteci, ama öyle böyle değil. Kafanı nereye çevirsen bir tanesi çıkıyor.

Girdiğim Merkez Kebap’ta az bulgur+az yoğurt+çoban salata ile karnımı doyuruyorum. Lokanta sahibi ile maç üzerine başlayan sohbet, tura ve ne yaptığıma geliyor. OkanÜni falan deyince adam elini uzatıyor ve “yeğenim orada okuyor” diyor. Ne tesadüf değil mi? Hukuk 2’deymiş. Bunun üzerine yemeğin parasını almak istemiyor. Israr ediyorum ama kararını değiştirtemiyorum. Beleşe getirdin gene diyorsunuz değil mi? Yani ne desem?








9 buçukta kaskımı ve diğer eşyaları otogardan alıp ÖE’ye geri dönmekteyim. Yol üzerinde bir bisikletçinin telefonunu arayıp sabah 8 buçuk-9 arası açtığını öğrenip, çamurluk meselesinin nasıl sonuçlanacağı merakı içinde devam ediyorum. Bu arada kasksız bindim de, amma alışmışım, hem kaska hem de aynaya. Bir güvensiz hissettim kendimi sormayın. Çok azı İstanbul’da, gerisi burada 11,5 km dolanmışım bu git-gellerle. Tren düdüğü sesi duyuyorum. Aaaa ne güzel. İstanbul’da duyamıyoruz artık. Haydarpaşa’yı da devşirmek için uğraşıyorlar.

Yarın Sungurlu’ya gideceğim, 90 km’lik bir yol. Şu önümüzdeki 2 gün için sağanak diyorlar, bir de hava bayağı ısınacakmış.

Kırıkkale ÖE 0318-2245404



Kırıkkale by Night



Merkez Kebap, Kırıkkale





8 Mayıs 2017, Pazartesi / Kırıkkale – Sungurlu, 96 km (2. gün)

Nefis bir uyku çektim, yanımdaki caminin ezanını bile duyduğumu hatırlamıyorum. Bugün yolum uzun, 95 km. Sabah ÖE’de kahvaltımı yaparken açık olan aTV kanalına balkıyorum da, bu nasıl bir dinbazlık, bu nasıl bir yalakalık?! Sabah programı, günün özetini geçiyor, arada dualar, şehitler, yani dinbazlığın cılkı çıkmış vaziyette. Tanımadığım bir sunucu, matah değil.

Ön çamurluğun sürtme işini çözmek için yakındaki bisikletçiye gidiyorum. Pek teşkilatlı değil. Yıldız allen gerekiyor ki, yok onda. Beni daha uzağa yönlendiriyor. Kırıkkale içinden geçerek tarif edilen bölgeye ulaşıyorum. Bisikletçi değil de motorcu bir dükkan. Usta sanayiye inmiş, ortalığı temizleyen kişi yardımcı oluyor. Yıldızla vidayı açıp çamurluk kollarını biraz indirmeye çalışıyorum ama fayda etmiyor. Gene iple gidon çantasının boğazına bağladım. Anlaşılan bu tur bu şekilde sürecek. Bakalım İstanbul’da bir çözüm bulabilecek miyiz?

Hititler, Fırtına Tanrısı Teşup’un çocukları. Peki kimlerdir Hititler? (1)

Hititler’in tarihteki yerine dair bilgiler, 20. yüzyılın başında elde edilmiştir. “Yozgat Tabletleri” olarak bilinen tabletlerin çözülmesinin ardından bu tabletlerde geçen, Anadolu’daki Hatti Ülkesi’ne dair bilgiler elde edilmiştir. Anadolu’da uzun süre yaşamış olan Hatti’ler, Hitit kültürünü ve yaşamını da oldukça etkilemiştir. Zamanla bu iki kültür birbirine kaynaşmış ve Hitit kültürü olarak var olmaya devam etmiştir.

Hititler, Anadolu’ya Kafkasya üzerinden göç etmiş bir Hint-Avrupa kavimi olarak tanımlanabilir. Anadolu’ya Kafkaslar üzerinden gelen Hititler ticaret, hayvancılık yaparak hayatlarını sürdürüyor olsa da ana geçim kaynakları tarım olmuştu. Bu yüzden Hititler izledikleri genişleme politikalarında ticaret yollarına sahip olma amacı kadar, verimli toprakları ele geçirme amacını da taşımıştır.

Tarım ve hayvancılığın öne çıktığı bir toplum olan Hititler de, Tanrı inancı da doğa temelliydi. Hititler kutsal saydıkları değerler, bayramları, tapınakları ve tapınma şekilleri, ayrıca Tanrıları da bir tarım toplumu için önemli olan hava, su, toprak gibi unsurlara göre şekilleniyordu. Sanatı, dini, savaşları, güçlü krallığı ve kralları ile tarihteki önemli uygarlıklardan biri olan Hititler'e dair ilk kalıntılar Kültepe'de bulunmuştur.


Hitit Devleti



















9.45. Biraz kaybolur gibi olsam da sora sora Bağdat yoluna çıkıyorum. Anayol, Samsun yolu bu. Hava sıcak, güneşli. Hafif rüzgar da var. Üzerimde şort, kollu beyaz üst ve ince yelek. Sırtı fileli, üzerinde turuncu güvenlik yeleği. Görsünler de çarpmasınlar :))

Hava fazla sıcak, kısa kol bile olurmuş. Çokça araç geçmiyor, daha doğrusu tahminimden az. Bu yol bir müddet sonra daha işlek bir duble yola bağlanıyor. Sağda güvenlik şeridi keyifli, araç sıkıntısı yok. Tek, bu yeni yollara dönemeçlerinde beyaz zebralar çizmişler, iyi olmuş ama bisiklet hafif çıkıntıyı hissediyor. Tık tık vuruş rahatsız edici. Mecburen, az da olsa araçların yolundan gidiyorum. Dikiz aynasından arkayı keserek.

Kırıkkale’den ayrılalı 9,8 km olmuş. İlk çentik gidiyor. Ancak 11,5 km kadar da öncesinden vardı, yani 21 km diye bakmak lazım.

39 km sonra Şoförler Federasyonu’nun oteli ve tesisleri geliyor. Burada da kalma imkanı var. Biraz fazla izole ama belki geç gelinirse sabah erkenden devam etmek için uygun olabilir. Yol bu noktaya kadar yükseldi, çok sert olmayan eğimlerle. Tesiste bir kısa mola, kahve yokmuş çayla idare ediyorum. Saat 11.40, 39. km’de (+11,5) ikinci çentik de gitti.

Hava arada bulutlanıyor kapıyor, güneş gidince serinliyor. Rüzgar sağ arkamdan esmekte, güneyden gibi.

Güzel bir coğrafya. Sağımdan giden tren yolundan bir yük treni geçmekte. Gerçekten ne özlemişim böyle görüntüleri. Kara yolundan başka yol göremez olduk. Doğru dürüst deniz ulaşımı da yok ülkede. Eskiden İstanbul’dan Karadeniz’e ve Akdeniz’e seferler vardı ve bu gemilerde seyahat etmek bir lükstü, bir ayrıcalıktı. Salonlar, şık giyimli yolcular, balo, kaptanın masası... Filmlerdeki gibi.

Denizyolları ile gezi















Gemi salonu














Yol şoförlerin dinlenme tesislerine kadar yükseldi, şimdi Delice’ye doğru iniyorum, keyifle. Delice, oteli olmayan bir ilçe. Girmiyor pas geçiyorum. 45 km’yi geride bıraktım, bir bu kadar daha var. Fazla da oyalanmadan varayım. Bir de yağmur falan tahmini tutarsa, uğraşamam şimdi.

Sağımda bu su içindeki tarla ne acaba? Çeltik olabilir mi? 12.30, öğle sıcağı, 28,4°C sıcaklık gösteriyor Garmin. Yol boyunca sağlı sollu kavun satıcıları. Çömlek de satıyorlar. Sanırım bu kavunlar sahte. Beyaza yeşile boyanmış, müşteriyi durdurmak için olsa :)) Uyanıklar!

Güvenlik şeridinde önünüze bakmadan gitmeyin, şişe kırıkları oluyor. İçip atılmış. Bir lastik patlağı ile uğraşmak istemezsiniz herhalde. Delice Irmağı üzerinden geçiyorum. Kızılırmak’ın en uzun kolu, 426 km. Bunun yaklaşık 42 km’si ilçe alanından geçiyor.

71 km’yi geride bırakmışım. Hava sıcak. Yol bitmiyor, bir mola, karnım da acıktı, saat de 13 oldu. Sağdaki Opet’te duracağım, karşı yolda jandarma falan bir şeylerle meşguller, bir araba, etrafında birileri, olay mı var?

Sade kahve ve soda ile İstanbul’dan getirdiğim 2 sandviçi mideye indirirken öğreniyorum ki, jandarma, arabada kalp krizi geçiren ve maalesef ölmüş olan sürücü için buradaymış. Savcı ve cenaze aracı da gelmiş durumda.

Mola verdiğim yerde ilk defa gördüğüm çok değişik tavuk ve horozlar dikkat çekici. Bir ördek ailesi de dolanmakta. 4 lirayı ödeyip (kahve 3-, soda 1-) yoluma devam ediyorum (13.25).

Birazdan gelen çeşmeden suyumu tamamlayıp şimdi sıfır eğimli yoldan, artık sızlanan kaidemle ilerlemekteyim. Şanslıyım, rüzgar hep benden yana. Arkadan esmediğinde hafif sağıma geçiyor. Doğu–kuzeydoğu yönünde pedal basıyorum. Ama sıkıldım, bir an varayım artık Sungurlu’ya. Bir 25 km daha var önümde. Hava bulutlandı. Sağımdan, yolun altında 2 genç leylek havalanıyor. Benden mi ürktüler? Yol boyunca kenardaki otların biçildiğini gördüm. Toplayanlar, çuvallara dolduranlar da vardı. Hayvanlara olsa. Nitekim büyükbaş hayvan çiftlikleri de var buralarda.

Peki kimlerdir Hititler? (2)

Hititler'in Anayurdu. Tam olarak bilinmemekle birlikte, tarihçilerin yorum yapabilmesi için bir Hitit Duası mevcuttur. “Göğün Güneş Tanrısı, Efendim, İnsanoğlu’nun çobanı, yukarıya geldin sen. Göğün Güneş Tanrısı, denizden geldin ve şimdi göklere çıkıyorsun.”

Bu dua, İç Anadolu’da denizden uzakta yaşayan Hititler'in bölgeye nereden geldiklerini bizlere sunan tek ipucudur. Bu duayı doğrulayacak iki deniz dikkate alınabilir: Karadeniz ve Hazar Denizi. Buna göre Hititler’in anayurdu, Aşağı Tuna bölgesi ya da Kafkaslarda aranabilir.

Bu konu hakkındaki bir diğer iddia ise Hititler'in anayurdunun Kızılırmak Deltası olduğudur. Hititler çekirdek ülkede yer alan Kızılırmak (Maraşantiya) Nehrini Karadeniz’e döküldüğü yere kadar izledilerse güneşin denizden doğduğunu şahit olmuşlardır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi













İkinci bataryayı aldım. Bu da bana daha cesur olmamı sağladı. İhtiyaç duymasam da varlığı keyif veriyor. Bir 3 kg fazladan ağırlık katsa da. Zaten tank gibiyim. 25 kg bagaj, 25 de bisi, 86 da ben, sıkı bir ağırlık. Ön gidon ağır mı ağır. Ama sert rüzgara karşı daha dirençliyim tabii. Evet Eko’yu hiç kapatmadım, 25 km’yi geçince zaten devre dışı. Ama müthiş bir ortalama çıktı, 24,3 km/sa.

Saat 14, 88 km gelmişim. 3. çentik bitiyor. 11,5 km’yi de eklersek 99 km eder ve halen %40’ı mevcut bataryanın :))

97,6 km, 14.30 ve ilçe sınırlarına girdim. Gün boyunca rüzgar benden yana davrandı, kuzeydoğu-doğu yönünden esti. Ve Sungurlu’nun (%71 E) içine daldım, hafif bir yokuş çıkıyor ve saat kulesi bana burasının merkezi olduğunu söylüyor. Taksiciler ÖE için arka sokağı gösteriyorlar. Bisikleti dışarıda bırakıp 2 kat üstteki resepsiyona çıkıyorum. Giriş katı olmaması dert tabii, velespiti yukarılara taşı durumları.

Neyse resepsiyondaki hanım, telefonla yerimi ayıran Serap Hanım güler yüzlü ve yardım sever. Üst katlar 35, alt kat 45 lira demişti. Altı yenilemişler. 35’liği merak ediyor bakıyorum. Evet durumu pek parlak değil. Gerçi böyle yerlerde de kalmıştım ama 45 herhalde daha iyidir diye tercihimi alttan yana kullanıyorum. Ve de tertemiz bir odayla karşılaşıyorum. Dört dörtlük yapmışlar. Her şey yeni. Bisiye de mutfak girişinde bir aralık gösterince yerleşim işi tamamlanıyor. Duş..., sıcak su da adamı deli edebilir, altından çıkmak istemiyor insan. Sonra biraz ayakları uzatıp ve 5 olmadan çıkıyorum bir şeyler yemeye. Alınan tariflerle bulunan Akaylar Et Lokantası’nda sulu yemek seçeneği fazla değil. Az kuru, az pilav ve çoban salata ısmarlıyorum. Kuru soğan da bu gezilerde vaz geçemediğim bir tercih. Kokma korkusu olmadığından, herkes yabancı, varsın soğan kokulu bisikletçi desinler :)) Yalnız bu porsiyonlarda bir şey var, ye ye bitmiyor. Bu nasıl yarım porsiyon anlayamadım? Anlayamazsın elbette, hesap tahminimden 2 kat fazla çıkınca (19-), garsonun tam getirdiği belli oluyor. Bre adam hasta mısın nesin?! Bu kadar yemek isteseydim söylerdim. Şişirdin beni, patlayacak gibiyim. Sinirlendim, bahşiş de bırakmadım, çıktım. Zar zor yürüyebiliyorum. Bir soda içmem lazım acilen, hazmı kolaylaştırırmış diyorlar. Aslında yaptığı, daha fazla şişirip, geğirince rahatlamış gibi hissettirmesi.








Sungurlu'nun, adını Sunguroğlu Mehmet Bey’den aldığı rivayet edilir. Sungurlu, Osmanlı döneminde Sivas eyaletine bağlıydı. Sungurlar yöresi sırasıyla Asurlular, Hititler, Frigler, Kimmerler, Moğollar, İskender, Galatlar yönetiminde bulunduktan sonra Romalıların sonra da Bizanslıların eline geçmiştir. Anadolu kapılarının Türklere 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile açılmasından sonra Sungurlu ve yöresi Danişment Ahmet Gazi tarafından Bizanslılardan alınarak Türklerin idaresine ve egemenliğine geçmiştir.

Anadolu'nun birçok bölgesi gibi bu bölge de ilk çağlardan beri gelmiş geçmiş çeşitli, kültür medeniyetlerin izlerini taşır. Yörede ilk yerleşmeler Kalkolitik dönemde (MÖ 3000) olmasına rağmen, uygarlığın gelişmesi daha sonraki yıllarda olmuştur. MÖ 1800-1200 yıllarında Anadolu'da yaşayan yerli kavimlerden Hattiler bu bölgeyi önemli bir yerleşim merkezi haline getirmiştir. Daha sonra bölgeye hakim olan Hititler ise Hattuşa'yı (Boğazköy'ü) başkent yapmışlardır.

Asurlu tüccarların yapmış olduğu ‘Karum’ denilen iş merkezinin burada kurulması, Karadeniz, Akdeniz ve Ege havzasının Kuzeydoğu Anadolu ile İran Yaylası'na bağlanan ve tarihte ‘Kral Yolu’ olarak bilinen, ünlü ticaret yolunun da buradan geçmesi bölgenin önemini iyice arttırmıştır.


Hattuşa












Bir parkın içinden geçiyorum, fıskiyeli bir havuz, kocaman “Aileye Mahsus” yazılmış. Kesinlikle ailesiz almıyorlar gibi görünüyor. Burada aile meselesi halen sürmekte anlaşılan!

Şuradaki çaycıda bir kahve içeyim. Sade ve yanında soda ısmarlıyorum. Önce sodayı içip  durumumu düzeltme gayretindeyim. Sıra kahveye gelince sade yerine şekerli olduğu çıkıyor! Ya bu memlekette herkes söyleneni dinlemiyor, kafasına göre mi takılıyor? Az dedik, tam getirdiler, sade dedik şekerli çıktı, hoppala!

Şöyle bir dolanayım. Burada da çiğ köfteci bolluğu var. Anlaşılan bu merak yayılmış. Bir de tabii ki leblebi. Her tarafta kuruyemişçi. Bir çuvaldan Kıbrıs çekirdeğinden 2 tane kapıyorum (hani simsiyah upuzun bir çekirdek vardır ya), ikisi de boş çıkıyor. Meşhur diye de yazmış çuvalın üzerine. Boş çıkması meşhur değil herhalde.

Belediye başkanı her yerde başarısını öve öve bitirememiş. Büyük afişlerde, billboardlarda yaptıkları-yapacakları tanıtılıyor. Ayakkabıcılar Arastası ilgimi çekiyor aralarında. Yerini öğrenip gidiyorum. Pek de matah değil. Eski haline göre çok iyiymiş ama çok çok daha iyi olabilirdi.

Burada MHP hakim galiba. Etrafta üç hilal, uluyan kurt resimleri-bayrakları var. Ayakkabıcılar Çarşısı sonrası Terziler Çarşısı daha ilgi çekici. Halen eski halinde. Bu çarşılar dediğim kısa mesafeler, küçük yerler. Sohbete girdiğim iki kişi bana burada eskiden Ermeni nüfusunun kalabalık olduğunu, Selanik göçmenlerinin çokça olduğunu ve istersem iki eski yapıyı görebileceğim bir mahalleyi tarif ediyorlar.

Dolana dolana şans eseri tarif edilen yeri buluyorum. Kılık kıyafetim turist olabileceğimi düşündürüyor ama Türkçe konuşunca işler değişiyor. Evlere giderken mahallenin çocukları etrafımda. Kızlar oğlanlar, konuşkan, meraklı, heyecanlılar. Hepsi Selanik göçmeni, bana evleri gösteriyor ve benden gezimin amacını öğrenmeye çalışıyorlar. Onları bilgilendiriyor, aynı zamanda konuşturuyorum. Anlatmak istiyorlar her şeyi, çok güzeller ve kişilik sahibiler, bastırılmamış, ezilmemiş ve çarşafa sokulmamışlar.

Mahalle muhtarının dükkanında çay eşliğinde tanışıyor, yol güzergahı hakkında bilgi almaktayım. Bana önce Boğazkale sonra Alacahöyük yapmamı öneriyorlar. Bense tersini planlamıştım. Muhtar Galip Bey de Selanikli, kırık diyor Arif Bey onun için. Yani deli demek istiyor. Ama değil, araba yapma merakında. Zihni Sinir durumları. Boş boş kahvede oturacağıma bunları yaptım diyerek bana 3 farklı, pat pat tarzı araç gösteriyor. Motosikleti parçalamış, 2 tekerden 4 tekere çıkarmış, kasa takmış. Diğerinin sürgü tavanı ve elektrikli camları var, ama daha tamamlanmamış. Bir üçüncüsü de Mad Max filmlerindeki gibi, ama daha ufağı. Kumda giden buggy’lere benziyor. Kendi arabası Audi A6, iftiharla gösteriyor.

Biraz daha dolanıp, saat kulesini farklı ışıkta çekip, Ulu Cami kapalı olduğundan sadece dışından görüp-çekip ÖE’ye dönüyorum.









Kırıkkale - Sungurlu
Tur tarihi: 8 Mayıs 2017
Kat edilen mesafe: 96,77 km.
Ortalama hız: 21,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 26 dk., dışarıda geçen süre 5 sa. 28 dk. 
En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 20 ˚C, ortalama 25,6 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 655 m, kaybı (iniş) 626 m.
En düşük irtifa 609 m., en yüksek 973 m.

Garmin yol bilgisi Kırıkkale-Sungurlu

Sungurlu ÖE 0364-3119898







Sahte kavuncular işte burada






Tavuklar müthiş


Deve yükü ile eşyan var...

Haydi, hep beraber havuza





Sungurlar





Akaylar Et Lokantası



Farklı bir mimari tarz


Ayakkabıcılar Arastası 


Terziler Çarşısı 









Ulucamii 
























3. gün (devamı) Sungurlu-Alaca



[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde

Kırıkkale = 11,5 km


Sungurlu-Alaca = 51,37 km

Alaca-Boğazkale = 49,23 km

Boğazkale-Yozgat = 45,08 km

Yozgat-Sorgun = 38,20 km

Sorgun-Sarıkaya = 49,84 km



Kayseri-Bünyan = 48,46 km


Pınarbaşı-Sarız = 38,17 km

Sarız-Afşin = 71,15 km

Afşin-Elbistan = 45,39 km

Elbistan-Nurhak = 42,64 km

Nurhak-Doğanşehir = 58,78 km


Malatya-Kale = 46,47 km

Kale-Sivrice = 66,38 km

Sivrice-Elazığ = 32,60 km

Elazığ-Tunceli = 78,63 km

İstanbul = 8,98 km

Genel Toplam = 1145,52 km