Kışın tabii ki bisiklete daha az binebiliyorsun. O nedenle de insanın içinde acayip bir binme isteği birikiyor. Havalar da bir türlü fırsat vermeyince paslanıyorsun. Sürekli Meteo’dan hava tahminlerini izlemek, haydi bu Pazar, olmadı haftaya diye diye bir hal olduk. Ama hava tahmini bu Pazar için en azından yağmur göstermiyor, sadece soğuk olacağını ifade ediyordu. Soğuk sorun değildi, zaten pedal bastığında ısınıyorsun. Yeter ki ıslak olmasın yollar. Yoksa sağdan soldan geçen araçların üzerine attıklarından kurtulamıyorsun. Bu düşüncelerle gruba bir duyuru yapıp 7 Mart için Kemerburgaz, oradan devamla Bahçeköy üzerinden boğaza iner ve Beşiktaş’a döneriz dedik. Sabah erken çıkalım istedik. Günden daha fazla yararlanmak için.
Saat 8’de Şişli Atatürk Evi’ne vardığımızda Hasan gelmiş bizi bekliyordu. Uzundur pedallamamıştık birlikte. Hele onun son Tayland gezisi nedeniyle de epeydir görüşmemiştik (gerçi arada evde buluştuğumuzu saymazsak tabii). Kısa kucaklaşmalar sonrasında hemen atlayıp velespitlere 4. Levent’teki buluşma noktamıza geç kalmayalım diye yola çıktık.
Hava soğuktu ama güneşliydi. Bu çok mutlu edici bir şey. Güneş her zaman insanın içine bir huzur, bir mutluluk veriyor. Hele de böyle kış günlerinde, güneşe daha çok hasret kalıyoruz.
Tedbirli çıkmıştık evden Firuzan’la. İçimize termalleri giymiştik. Eldivenler de tam parmaktı. Bir tek kulaklar kalmıştı açıkta onları da kulaklıkla (bant) örtünce pek üşüyen bir tarafımız kalmamıştı.
Güneşten aldığımız enerjiyle Mecidiyeköy meydanını hızla geçip Zincirlikuyu kavşağını da başarıyla yarıp, son engel olan İşbankası bloklarının önündeki sapak ve üst geçiti de geride bırakarak 4. Levent’teki buluşma noktamıza varmış olduk (8:25).
Daha kimseler gelmediğinden bisileri tellere dayayıp beklemeye koyulduk. Telefonumu bir kontrol edeyim, belki arayan olmuştur diye çıkardığımda Fahri’nın aramış olduğunu gördüm. Duymamışım demek bisiklet üzerinde. Hemen aradım, “yoldayım, kafanı kaldır yola bak” dediğinde, onu karşı taraftan gelirken gördüm. Sabancı alt geçitinden dönüp gelecekti. Çok güzel. Şöyle başka gelen var mı diye askeriyenin yanındaki yola doğru baktığımızda ileriden Fügen’in de geldiğini gördük. Eh tamamdık, herkes toplanmaktaydı.
Fügen ile ilk defa pedallayacaktık. Bu nedenle tanışmamız da ilk olacaktı. Hasan bisiklete iyi bindiğini söylüyordu (nitekim gün boyunca buna şahit olduk), hatta işe giderken de kullanıyormuş. Ne güzel, Fahri zaten sürekli bisiklet üzerinde. Şehir içi değil, Ümraniye, Bahçeşehir, Kilyos onun için çocuk oyuncağı (derler ya). Hasan da zaten günlük yaşamına sokmuştu bisikleti.

Ayazağa’dan Cendere üzerinden Kemer yoluna sapmamız kolay oldu. Bu yol artık bizi dümdüz götürecekti. Güneşin altında tempomuzu yükselterek, bazen Fahri’nin önderliğinde, bazense Fügen’in, direksiyon talimi yapanların arasından (Pazar günleri bu yolda, bolca eğitim alan acemi sürücüler var), epeydir görmediğimiz dört ayaklı dostlarımızın tezahüratlarıyla (öyle ya epeydir yoktuk. Onlar da çoğalmışlar, gruplar halinde yol kenarında bizi bekliyorlar ve bir ağızdan havlayarak selamlıyorlardı) kemerlerin altından geçtik. Fügen için bu yol ilkti ve çok keyif alıyordu. Gün boyunca bu duygusunu sık sık dile getirdi.

Bu yolu pek çok bisikletçi Kemerburgaz’a gitmek için kullanır. Bir ikinci yol da Hasdal kışlasının önünden gider ki orası hem daha uzundur, hem de trafiğin yarattığı gürültüden dolayı rahatsız edicidir. Yol boyunca karşılaştığımız köpeklerin bile davranışları birbirinden farklıydı. Kimi yaygaracı, sanki saldıracak gibi koşarak, boynunda ip olmasına rağmen geliyor. Sonra aniden boynundan asılı kalıyor, ip bitince. Kimi de sakin, oralı olmadan, keyfini hiç bozmadan bakıyor. Hatta kendine tepelerde bir seyir yeri seçmiş gelen geçeni izliyordu. Aynen insanlar gibi çeşit çeşit.

Latince bir kelime olan “Arboretum” canlı bitki müzesi anlamına geliyor (ölü / kurutulmuş bitki müzesine “Herbaryum” denirken, ağaçlar yerine otsu bitkilere ağırlık verildiğinde “Botanik Bahçesi” olarak isimlendiriliyor.
Bu şekilde zaman zaman bekleşerek geldik Maslak - Büyükdere ayrımına. Fahri tekrar inmeyelim Maslak’tan dönelim dediyse de, grup daha fazla dolaşmak istediğinden Çayırbaşı’na doğru kendimizi bıraktık. Yer çekimi bizi kaptığı gibi sahildeki yola indirdi. Buradan geriye dönecektik, ama havanın güzelliği, saatin erken olması ve herkesin içinde bisiklete binme arzusu ağır basınca, haydi Unkapanı Siirt Pazarı, oradan Edirnekapı’dan Haliç’e – Balat’a inelim fikri herkesce kabul görünce, bastık pedallara ver elini Emirgan. Bir küçük çay molası burada, Fügen’in ciğerlerini sigara dumanıyla doldurması gerekiyor :(( maalesef, ve devam.

Biraz oyalandıktan sonra (duş, internet vs) yemek işine koyulduk. Kazayağı kavurması durumları.
“Bodrum’da bu ota “Gazyak Otu” da diyorlar. Şekil itibarıyla maydanoza benziyor. Tadı biraz anasonlu olup Latincesi “Falcaria vulgaris”tir.

Kaynakça:
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=73667
http://www.orman.istanbul.edu.tr/node/96
İlginizi çekebilir: Büyükçekmece-Ele Kurban











