Bir yığın sebeple bir kaç hafta pedallayamadım. Ama bu pazar uzundur görüşmediğim bir arkadaşım Mehmet ile Tuzla yaptık. Güzel bir bisiklet almış, Schindelhauer. Hayal meyal duymuştum markayı. Alman olduğu belli. Nitekim şöyle tanıtılmış: Marka, 2009 yılında dört mühendis arkadaş tarafından Magdeburg kentinde kurulmuştur. 2012 yılında ise merkezini Berlin'e taşımıştır. Bisikletlerin tasarım ve geliştirme süreçleri tamamen Berlin'de yürütülmektedir. Schindelhauer bisikletleri, klasik zincir yerine Gates Carbon Drive (karbon kayışlı aktarım) sistemini ilk günden itibaren standart olarak kullanan ve bununla dünya çapında ün kazanan bir premium şehir bisikleti üreticisidir. Minimalist, ödüllü Alman tasarımları ve az bakım gerektiren (yağsız, sessiz) üst düzey mühendisliği ile tanınır. Hafif bir model, 15,5 kg. Üstelik [e] desteği de var. Dışarıdan bakıldığında motoru ve bataryası tamamen gizlenmiş. Motor arka göbekte, Mahle, vites ise Pinion (9’lu). Kaçkar satıyormuş. Baktım da fiyat uçuk ama, 260 bin gibi hatırlıyorum.
9 buçukda Bostancı Caffé Nero’da buluştuk. İlk defa önünde bu kadar çok bisikletli görüyorum. Sanki bir toplanma durumları var gibi. Neyse biz oyalanmayıp hemen yola koyulduk. Haliyle uzundur görüşülmemiş olduğundan sohbetle başlıyoruz. Ama sahil yolunun bu bölümü de feci kalabalık. Scooter ile dolananlar ve de özellikle kendini yarışta sanan hızlı bisikletçiler. Öyle, yanınızdan vın diye geçmekten hoşlanan tipler. Veledrom var, çok hevesliysen git orada dön dur, safranı at! Ama herhalde kafatasındaki organ tamamlamamış gelişimini…
Şu sıralarda NATO diye herkesi içeri tıkmaktalar. Her gün bir isim duyuyoruz. Gerekçe; "Cumhurbaşkanına hakaret" veya "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik" veya "Dini değerleri aşağılama" veya "Kamu barışını bozma”… Şablon gibi aynı! Kanıt? Yok!
İlk molamızı Tuzla’da veriyoruz, lagün gölündeki Beltur’da, Kamil Abduş Lagün Parkı içerisinde. Çok güzel bir yer çıkarmış İBB burada. Etraf da piknikçilerle dolmuş taşmış. Hepsi bir ağacın gölgesine masalarını kurmuş yemeklerini yiyorlar. Bereket mangal yapılmıyor da ortalık dumanaltı değil. Ben yanımdaki sandviçi, Mehmet ise ısmarladığı tostu çay eşilinde mideye indiriyoruz. Tabii sohbete devam. Fotograftan, sulu boyadan, Fethiye’den, Ziya’dan, Yemen’den, Suriye’den ve elbette bisikletten…
İlginç bir yazı okumuştum; Yaşlandıkça günler neden daha hızlı geçiyor? diye soruyordu. Şöyle anlatılmış: Zamanın kişinin yaşı ilerledikçe daha hızlı akıyor gibi hissedilmesine bilim dünyasında "Dopaminerjik Zaman Algısı" deniyor. Çocukken beynimiz her gün yepyeni bilgilerle, ilk kez gördüğü nesnelerle ve keşiflerle karşılaşır. Beyin, bu yoğun yeni bilgi akışını işlemek için daha fazla enerji harcar ve anıları çok daha detaylı kaydeder. Geriye dönüp baktığımızda o dönemler bize upuzun gelir.
Ancak yetişkinlikte hayat bir rutine (aynı ev, aynı iş, aynı yollar, aynı yüzler) bağlandığında, beyin artık "otomatik pilot" moduna geçer. Yeni hiçbir şey keşfedilmediği için beyin günleri detaylıca kaydetme ihtiyacı duymaz ve zaman algısı bir film şeridi gibi hızlanır. Yani hayatınız ne kadar rutinse, zaman sizin için o kadar hızlı akar.
Zamanı yavaşlatmanın ve ömrü "uzatmanın" tek yolu, beyni şaşırtmaktır. Rutini kırın. Her gün eve döndüğünüz yolu değiştirin, hiç dinlemediğiniz bir müzik türünü açın, hafta sonu hiç gitmediğiniz bir semti keşfedin ya da tamamen yeni bir hobiye sıfırdan başlayın. Beyne ne kadar çok "yeni veri" verirseniz, zaman algınız o kadar çocukluğunuzdaki o upuzun, keyifli günlere geri dönecektir.
Burdan sonrası Tuzla’nın içinden. Önce Mercan, ardından Deniz Harb Okulu tarafları, sonra da merkezinden geçip bir yay çizerek dönüş yapıyoruz. Mehmet antremanlı, bisikletin hafifliğin de avantaj, önde gidiyor. Bense peşinden yetişme durumlarındayım : )) Kaide de pişti. Yani bu kadar koşturmaya ne gerek var, ama nafile… bastı gidiyor.
Cevizli Beltur’da verilen ikinci molada nefeslenmeye çalışıyorum, bir soda, bir buzlu Americano (iş yoktu ama) ile. Ve Bostancı’da ayrılıyoruz. O Feneryolu’na, bense metroyla İMES’e, oradan eve (çıkışım 08.51, varışım 15.32).
Kapatmadan güzel bir parça dinleteyim: Triosence - Little Lost Wonder
1999 yılında kurulan Triosence, caz, füzyon, halk müziği ve dünya müziğini harmanlayan yenilikçi bir Alman caz grubudur. Piyanist Bernhard Schüler tarafından kurulan topluluk, şarkı formunun özüne ve güçlü melodilere odaklanan "songjazz" tarzıyla tanınır. Güncel kadroda kendisine bas gitarda Matthias Nowak ve davulda Stephan Emig eşlik eder. Klasik piyano üçlüsü formatını kullansalar da, bas ve davulu arka planda tutmak yerine üçlüyü eşit ortaklar olarak konumlandırırlar. Bu yaklaşım melodilerin ön planda olduğu, dinlemesi son derece akıcı ve duygusal bir sound ortaya çıkarır.
bisikletle Tuzla/MÇ: Dudullu-Bostancı-Pendik-Tuzla-Cevizli-Bostancı-(metro) İMES-Dudullu
Tur tarihi: 5 Temmuz 2026
Alınan yol: 79,56 km
Ortalama hız: 18,3 km/s
En yüksek hız: 54,3 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 20 dk, dışarıda geçen süre 6 s 41 dk
En yüksek sıcaklık 36 ˚C, en düşük 24 ˚C, ortalama 30,4 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 289 m, kaybı (iniş) 420 m
En düşük yükselti 6 m, en yüksek 151 m
Garmin yol bilgileri bisikletle Tuzla/MÇ
Relive yol bilgileri bisikletle Tuzla/MÇ

Bölgeye yapılmış geziler Son Dakika Tuzla II, A・L・Z・U・T, Lay Lay Lom Tuzla
İlginizi çekebilir Yalova’nın tepe köylerine bisikletle… II, Keşif Turları; Hannibal’ın Mezarı / Eskihisar Kalesi / Osman Hamdi Bey Evi, bisikletle Aydos Kalesi






