7 Nisan 2026

bisikletle Büyükçekmece III


Nedense pazarları hep yağışlı oldu, çıkamadım evden. Ama bu pazar yağış göstermiyordu, kapalı olacak ama öğleden sonra güneş yüzünü gösterecek-ti. Bunu fırsat bilip Büyükçekmece tarafına gideyim dedim. Son gidişimde geçtiğim bölgeyi tekrarlayarak (bkz. bisikletle Büyükçekmece II).


Uzundur da binmeyince sıfırdan hazırlık yapmak gerekiyor. Bazen de unutuyor insan alacaklarını. Garaja inip lastikleri bile kontrol ettim. Neme lazım, sabah bir sürprizle karşılaşmayayım. Neyse, acele etmeden evden çıkıyorum, saat 09.25. Hava serin. Üzerimde windstopper yelek, kafamda Buff, kollarımda ekstradan kolluklar var. Gene de her ihtimale karşı çantaya fosforlu montu ve uzun parmak eldivenleri koydum. Bostancı tren istasyonuna doğru gidiyorum. E5 üzerinden geçip Ataşehir’den devamla. Pazar günü nispeten yollar boş. Şöyle bir Garmin’e bakıyorum da, derece 13,2 °C gösteriyor.


10 dk.lık bekleyiş sonrası gelen Halkalı trenine son vagona yakın bir yerde bulduğum, açılmayan kapıya güzelce bisiyi sabitleyip karşı banka oturup 1 saatlik yolculuk sonrası, 11.06’da Mustafa Kemal istasyonuna varıyorum. Burası güneşli. Göl kenarından devam pedallamaya. Kalabalık bir Çevik Kuvvet ordusu hazır ve nazır beklemede. Nedir değildir diye bakınırken DEM partinin bir etkinliği olduğu belli oluyor, asılı minik bayraklardan (YZ ile araştırdığımda “Güneşin sofrasında buluşuyoruz” sloganıyla piknik/buluşma etkinliğiymiş).


Göl kenarı yürüyüş yolu, havanın güzelliğinden dolayı kalabalık. Ama bu zemin artık yenilenmeyi bekliyor. Plaka taşlar yerinden oynamış, hatta bazıları kırılmış/çatlamış. Yolun dirsek yaptığı bir nokta var. Dönüldü ve beraberinde hava birden soğudu, herhalde rüzgarın yönü değişmiş olmalı, veya rüzgarlı bölgeye girdim. Bayağı kesiyor.


Yaklaşık 210-227 m uzunluğunda olup 1560-67 olarak tarihlendirilen eski köprüyü de geçip hızla akan trafiğin kenarından giden yan yoldan devam ediyorum. Aynadan görüyorum, arkamdan 2 bisikletçi yaklaşmakta, biri ‘e’. Selam vermeden geçiyorlar yanımdan.


Avcılar dolgu alanı güzel bir yer. Kıyıda yürüyenler, orta alanda /çayırda masa kurup piknik yapanlar, banklarda oturanlar var. Hava 17 derece burada, güneşli ama hareket edince rüzgar soğutuyor. Keyifle aralarından geçiyorum.


Stern dergisinde okuduğum bir makale, Facebook ve benzeri sosyal medyaların bağımlılık yaptığını iddia ediyordu. Şöyle biraz bakayım diye girip yarım saat

sonra sonsuz sayıda makale, film ve resim tıkladığınızı fark ediyorsunuz denilmekte. Ve çocuklarınız, sabitlenmiş bir şekilde cep telefonlarına kilitlenmiş durumdalar, her türlü uyarıya aldırış etmeden. Japonya'da, YZ tarafından oluşturulan, arkadaşlığa aracılık eden "Loverse" diye bir uygulama varmış. Kimi beğenip beğenmediğinizi kaydırarak, sanal sevgililer seçebildiğiniz... Ve sanal partnerlerine umutsuzca aşık olan insanlardan söz ediliyor.


Sosyal medyalar bizi uzun süre ekranda tutacak şekilde mi programlandılar? Bizi bağımlı hale mi getirmeğe çalışıyorlar?


Sandviçimi yemek için, her zamanki cami karşısındaki kahvede yeller esiyor.  Gitmiş/kapanmış, bina dönüşüme hazırlanıyor. Hemen yanındaki de. Anlaşılan buraları toz duman olacak, belki de geçemeyeceğiz artık. Yeni bir kahve bulmak lazım. Burası kahvaltı noktamızdı.


Ambarlı kenarından devamla Beylikdüzü Marmara Mahallesi denilen, bir çarşı ve ’fast food’ dedikleri cinsten mekanların olduğu bölgeye vardım, hava şimdi 24 derece. Kollukları ve Buff’ı çıkartıyorum, sıcakladım. Bisikletli bir genç ile selamlaşıyoruz, yanımdan geçiyor. Birazdan gene Buff’ı geçiriyorum kafama, hareket edince üşütüyor hava, zaten 21,5 °C.ye indi gene.


Az sonra selam veren genç bisikletçi ile gene karşılaşıyorum. Sohbet başlıyor. Haliyle bisiklet arkadaşlığı kolay ve çabuk kuruluyor. Birlikte pedallamaya başlıyoruz. Buralı, turunu tamamlamış evine gitmekte. Ama benimle devam ediyor. Farklı yollardan götürüyor, bazılarını kendi de ilk geçmekte. Sohbet ede ede Galibi Vakfı’nın külliyesine ulaşıyor, birlikte müzesini geziyoruz.


17 yaşında, 11’inci sınıfta okuyor Yusuf Kerem. Ne olmak istiyorsun soruma pilot diye cevap veriyor. O zaman sıkı hazırlanman lazım, iyi puan almak için. “Evet, şimdiden başladım. Olmadığında mühendislik var aklımda.” Ne güzel, hoşuma gidiyor. Fikir sahibi, aydın görüşleri olan, gelecek vadeden (*) bir genç. Sevdim kendisini.


(*) Bu kelimenin de doğru yazılışında farklı örnekler çıktı karşıma; “vaadeden”, “vadetmek” şeklinde.


Büyükçekmece sahili acayip kalabalık. Bu kadarını hiç hatırlamıyorum. Bisiklet ve oyuncak tren yolu bebelerle dolu. Kimi 3 teker sürüyor kimi elektrikli otomobil. Bir de avare avare dolananlar. Neredeyse biriyle öpüşüyordum! Buradaki marinayı görmemiş Yusuf Kerem. Birlikte biraz kıyısından bisikletleri iterek geçiyor, büyük metal bisiklet önünde bir hatıra fotosu çektiriyor ve yakındaki börekçide 1’er çay ve su böreği (360-) ile kalan sohbetimizi tamamlıyoruz. Telefonlar alınıyor ve belki gene rastlaşmak/buluşmak üzere ayrılıyoruz (14.15).


Yolum bundan sonra göl kıyısına paralel, Atatürk Spor Kompleksi önünden geçerek devam ediyor. Hava 21,5 °C, Buff’ı gene çıkarttım. Ve geldiğim göbekten sola, İSKİ tesisleri yönüne saparak, göl manzarası içinden geçerek sürmekte yolum, 20-21 derece sıcaklıkta süren bir havada. Buraları çok güzel, hele de güneşli olunca. (Eskice Karaağaç Cad. diye işaretlenmiş haritada.)


Geldiğim yol ayırımında sağa sapıyor ve teperlede görünen, yüksek binalardan oluşan şehre doğru pedallıyorum. Rüzgar şimdi sol karşımdan esmekte. Hafif başlayan yokuş ileride dikleşecek. Önceki gelişimden biliyorum. Farklı farklı “mahal” denilen siteler, Alman okulunun bir şubesi, ana okulları, yoga kursları vs. geçilmekte. 


Böyle tırmanırken aklıma geçen gün Ali sayesinde öğrendiğim bir bilgi geliyor. Ben bilmezdim, belki siz duymuş olabilirsiniz; “Trink para ödedim” lafının nereden geldiğini. Birlikte okuyalım: Victor Tiring, 19. yüzyılın sonlarında İstanbul’a gelen Avusturyalı Yahudi kökenli bir tüccardı. O dönemde İstanbul’da özellikle Pera (bugünkü Beyoğlu) bölgesi Avrupalı tüccarların yoğun olduğu bir ticaret merkeziydi. Tiring burada Avrupa tarzı büyük mağazalar açtı. Bu mağazalarda Avrupa modası kıyafetler, kumaşlar, şapkalar, aksesuarlar, ev eşyaları gibi çeşitli ürünler satılıyordu. O dönemde Osmanlı’da çoğu dükkân küçük ve uzmanlaşmıştı. Tiring’in mağazaları ise birçok ürünün aynı yerde satıldığı modern “department store” tarzındaydı. Tiring mağazaları kısa sürede çok ünlendi. Buradan alışveriş yapanlar arasında saray çevresi, diplomatlar, zengin Levanten aileler, Osmanlı bürokratları vardı. Özellikle İstiklal Caddesi üzerindeki mağaza oldukça popülerdi. Tiring mağazalarının en dikkat çekici özelliği alışverişlerin peşin yapılmasıydı. Bu yüzden halk arasında “Tiring’den aldım”, “Tiring gibi peşin para” şeklinde ifadeler kullanılmaya başlandı. Zamanla bu söz değişerek Türkçede bugün de kullanılan “trink para” (nakit para) deyimine dönüştü… 


Nerden nereye değil mi? Devam edelim. Beyoğlu'ndaki Tiring Mağazası, İstiklal Caddesi ile Şah Kulu Bostan Sokak'ın kesiştiği köşede yer alan tarihi bir yapıdır (Tünel Meydanı'na yakın). Yapı, rölöve-restitüsyon projelerinde belgelenmiş olup, detaylı cephe işçiliği ve dönemin batı etkisini yansıtan unsurlarla dikkat çeker. Daha sonra fotoğraf stüdyosu (Süreyya), restoran ve diğer kullanımlara evrilmiş… 


Peki kimdi bu Victor Tiring? Moses Tiring ve Rebecca Jerusalem'in oğlu olarak 15 Şubat 1849'da İstanbul’da doğdu. Galata'da ticaret kökenli bir aileden geliyordu. İstanbul’daki çocukluğu, Osmanlı İmparatorluğu'nun kozmopolit ticaret merkezinde geçti; ailesinin ticari faaliyetleri (muhtemelen giyim ve ithalat) erken yaşta onu iş dünyasına hazırladı. Kardeşleri Gustav ve Conrad ile birlikte bu ortamda şekillendi, Viyana'ya taşınmadan önceki yıllarda yerel pazar dinamiklerini öğrendi. 1880'de Viyana'da Vitale Schmill ile ortaklık kurdu, 1882'de kardeşleriyle V. T. & Brüder'i (hazır giyim satışı ve ihracatı) başlattı. Tiring şirketi zamanla geniş bir ticaret ağı kurdu. Sofya, Selanik, Kahire, Balkan ve Orta Avrupa şehirlerinde şubeler açıldı. Bu sayede şirket Yakın Doğu’nun önemli tekstil ticaret ağlarından biri haline geldi. I. Dünya Savaşı genişlemeyi durdurdu; 1923'te Viyana'da öldü. Conrad yönetimi devraldı ancak 1924-1928'de yurtdışı şubeler kapandı, firma 1930'da tasfiye edildi.


Tepeye vardığımda önceki gelişimden bildiğim Kahve Dünyası’nda doppio espresso (115-) ile bir mola veriyor, onların yuvarlak çikolatalarından 3’ünü midye indiriyor, tazelenip-enerji alıp yoluma devam ediyorum. Bundan sonrası sıkı trafik içinden geçecek; Esenyurt-Başakşehir-Avcılar-Altınşehir-Halkalı şeklinde.


16.30, Marmaray’da yerimi almış dönüşe başlıyoruz. Gene FB maçı var herhalde ki sarı-lacivert formalılar treni doldurmaktalar. Doluyor doluyor boşalıyor gene doluyor ve 1 saat sonra Bostancı’dayım. Bu sefer de metroyla İMES’e ve oradan da saldım mı bisikleti evdeyim.


Trene binmeden önce Garmin’i kapatmıştım ama kapanmamış ve tren boyunca da yolu hesaplamış (bu nedenle Garmin bilgilerini kullanmayacağım). Fark edince kapattım ancak 90’ı bulmuştu bile. Aslında 79 km.lik bir tur yaptım.

















bisikletle Büyükçekmece III: Dudullu-Bostancı-(tren) Mustafa Kemal-Avcılar-Beylikdüzü-Gürpınar-Büyükçekmece-Alkent2000-Esenyurt-Halkalı-(tren) Bostancı-(metro) İMES-Dudullu


Tur tarihi: 5 Nisan 2026

Alınan yol: 79,3 km
Bisiklete biniş süresi 4 s 54 dk, dışarıda geçen süre 8 s 44 dk

En yüksek sıcaklık 24 ˚C, en düşük 12 ˚C, ortalama 19,3 ˚C


Garmin yol bilgileri bisikletle Büyükçekmece III


Relive yol bilgileri bisikletle Büyükçekmece III