6 Ekim 2026

bisikletle Reşadiye/MÇ


Neresi? Orası mı burası mı derken Reşadiye oldu. Mehmet’le 3’üncü gezimiz olacak. Ufaktan İstanbul’u turlamaya başladık. Tur mu, gezi mi? Aslında ikisi de aynı anlama gelmiyor mu? Ama ben İstanbul ve çevresini kapsayan günübirlik sürüşlere gezi, şehirlerarası ve uzun soluklu olanlara ise tur demeyi yeğliyorum.


Reşadiye’yi daha önce ayrıntılı olarak birkaç kez anlattım. Yazının sonundaki eski gezilerden okumanızı öneririm. 


Sabaha Başlangıç ve Buluşma


Buluşma noktamız Dudullu Metro, saat 09.30’da. Sabah 08.47’de evden çıkıyorum. Az çok biliyorum yolu ama yine de haritada iki noktayı işaretledim; insan bildiği yerde bile bazen yolu arıyor.


Bu yönde evden hiç ayrıldığımı hatırlamıyorum. Genellikle dönüş olur. Hafif yokuşlar var ama çok hafif; önemli değil.


Sağımda Osmangazi Millet Bahçesi, bir başka adıyla Dudullu Tepesi. Bunca zamandır burada oturuyorum, nedense hiç gitmedim. Değil gitmek, varlığından bile bihaberdim. İçinde sosyal tesis, yürüyüş yolu ve spor kompleksi bulunuyormuş. Bir gün gelip gezmek lazım. Eve çok uzak sayılmaz; bisikletle yarım saat bile sürmüyor. Metro istasyonu da hemen arkasında.


Dudullu peronunda Mehmet’i bekliyorum. Gecikmeden geliyor. Son vagona bisikletlerimizi yerleştiriyoruz. Yaklaşık 15 dakika sonra Yamanevler’de yeryüzüne çıktık. Mehmet’in bisikletinde yapılması gereken birkaç ayar var; dikiz aynaları takılıyor, lastikler şişiriliyor. Bunlar da biraz zamanımızı alıyor.


Saat 10.00’da pedallamaya başladık.


Konoha Fest ve Sahil Yolu


Birkaç hafta önce Akın beni buradan Küçüksu’ya indirmişti. Yeni bir yol öğretmişti bana. O kadar hoşuma gitmişti ki... Trafikten uzak, üstelik pedal çevirmeden, yüzde 2 civarında bir eğimle aşağı doğru süzülüyorsunuz. Bugün aynı yolu Mehmet’le kullanacağız. Bakalım ne kadarını hatırlıyorum. Gerçi o gün çevreme dikkatlice bakmıştım.


Ters yönde olduğumuz için Avrupa Konutları’na kadar kaldırımdan gidiyoruz. Masaların ve stantların kurulduğu bir bölgeye geldik. Güvenlik görevlileri var ve kaldırımdan devam edebileceğimizi söylüyorlar. “Ne var acaba burada?” derken öğreniyoruz ki: 3-4 Ekim’de burada 13. Konoha Fest düzenleniyormuş.


Naruto animesindeki Konoha’dan, yani “Gizli Yaprak Köyü”nden adını alan festival; anime, manga ve Japon kültürü meraklılarını bir araya getiriyor. Kostüm yarışmaları, Japon yemekleri, anime ürünleri, konserler ve bilgi yarışmaları... Geçmiş yıllarda daha çok Konoha Restaurant’ın Acıbadem şubesi ve çevresinde yapılan küçük-orta ölçekli buluşmalar, topluluğun büyümesiyle bu yıl ilk kez restoran sınırlarının dışına taşmış.


Ancak akşam öğreniyorum ki festival, dışarıdan gelen, pankartlar açan ve tekbir getiren gerici bir grubun fiziki saldırısına uğramış; katılımcıların güvenliği gerekçesiyle de erken sonlandırılmış.


Akın’ın gösterdiği yoldan devam ediyoruz. Gecekonduların arasından geçerken bir an duraklasam da kısa sürede doğru yolda olduğumuzu anlıyor, Küçüksu’ya ulaşıyoruz. Buradan Dereseki’ye devam edeceğiz; Beykoz’a kadar sahil, sonrasında içerilere doğru.


Kuzeyden, deniz tarafından kuvvetli bir rüzgar esiyor. Hızı kesiyor elbette. Güneş olmayan yerlerde hava serin, güneş çıktığında ise son derece keyifli. Mevsim artık uzun kollu tişört ve windstopper yelek mevsimi. Şorttan henüz vazgeçmedik.


Kanlıca’ya yaklaşırken yol kenarında film karavanları görülüyor. Pazar günleri İstanbul’un bir yerinde mutlaka böyle bir dizi-film çekimine rastlamak mümkün. Türkiye’nin dünyanın en fazla dizi ihraç eden ülkeleri arasında üçüncü sırada olduğu, yıllık ihracat gelirinin de 1 milyar dolar sınırını aştığı söyleniyor. Geçenlerde WhatsApp’tan gelen kısa bir videoda Amerikalı aktör Bradley Cooper, annesinin Erkenci Kuş adlı Türk dizisinin büyük bir hayranı olduğunu söylüyordu. Demek ki diziler gerçekten her yere ulaşıyor.


Dereseki ve Yapraklı Ekmek Macerası


Saat 11.28’de, 28,2 kilometrede Dereseki kahvesindeyiz. Sandviçler yeniyor, çaylar içiliyor, bolca sohbet ediliyor. Mehmet’in bisikletinde de yeni bir parça görüyorum. Ön çantanın farı kapatması nedeniyle çantanın altından kullanılabilen bir far takma çubuğu. Ortlieb’in orijinal parçasıymış. Daha önce hiç görmemiştim. Akıllıca bir çözüm.


Saat 11.56’da yeniden yoldayız. Dereseki’nden sonra ilk ciddi rampamız geliyor. Rampa sonrası iniş Riva yolunda da devam ediyor. Alibahadır’dan geçiyor, çayırda otlayan atları fotoğraflayıp Paşamandıra yönüne sapıyoruz. Cumhuriyet Köyü’ne kadar yol genel olarak tırmanışsız. Aradaki ufak çıkışları yokuştan saymıyorum.


Bu yolun üzerinde bir fırın var. Her geçişimde uğrar, yapraklı ekmekten alırım. Mehmet de çok beğendi, bir tane alıyor. Çantasında yer olmadığından taşımak bana düştü. Düştü mü? Evet, düştü. Çantanın ağzını tam kapatmamışım; yokuş aşağı inerken arkamdan “pat” diye bir ses geldi, gelen araç da korna çalınca döndüm. Ne göreyim? Ses düşen ekmektenmiş. İyi ki ezilmemiş.


Zamanında 4 liraya almaya başladığım bu ekmeğin bugün 100 lira oluşu da ülke ekonomisinin küçük bir özeti gibi… Ne demişti: “Bu evladınıza yetki verin, size ekonomi nasıl yönetilir göstereyim.” !!! Değil üç, 25 tane sıralamak lazım!


Bu bölge gerçekten çok güzel. Mehmet de aynı şeyi söylüyor. Yeşillik, otlayan inekler, koyunlar, arada çok güzel villalar... Cam Ocağı da burada. Eskiden etkinliklerine çok giderdik. İstanbul’un hemen yanı başında böyle bir coğrafyanın bulunması, bu rotanın en güzel taraflarından biri.


Bozhane-Kılıçlı yol ayrımındayız. Sağdan devam ediyoruz. Aslında sola girip bir gün Bozhane’ye de bakmak lazım. Merak ediyorum. Gerçi gidince yine geri dönmek gerekecek ama orada bir mola da verilebilir. Bu kez yine atladık.


İki Teker Kalabalığı ve Reşadiye Tırmanışı


Karşıdan kalabalık bir motosiklet grubu geliyor. Gürültülü bir şekilde yanımızdan geçiyorlar. Bir süre sonra bu kez arkamızdan geliyorlar; belli ki dönmüşler. Bazıları bizi selamlıyor, parmaklarıyla V işareti yapıyor. İki teker dostluğu… : ))


Çayağız Deresi boyunca ilerlerken motosikletlerin sayısı giderek artıyor. Önce tek tük, sonra gruplar, sonra inanılmaz bir kalabalık. Binlerce desem belki az. İstanbul’un farklı yerlerinden, hatta başka şehirlerden gelmiş olabilecek bir motosikletçi topluluğu. Trafik kilitlenmiş, bir TIR ortada kalmış ve ilerleyemiyor. Bisikletle geçecek yer bile kalmamış. Yol kenarındaki alan insan kaynıyor; kadınlı erkekli eğleniyorlar. Bölge tam bir şenlik alanına dönmüş… İstanbul’un kırsal sınırında işte pazar günü manzarası.


Cumhuriyet Köy’de Mehmet Aksoy’un atölyesinin önünde duruyor, bahçede duran heykellere bakıyoruz. Bazıları gerçekten çok güzel. Buradan Reşadiye yoluna soldan devam edeceğiz. Rotanın ikinci rampası önümüzde. Asıl tırmanış ise Reşadiye’ye çıkışta.


Bölgede eskiden çok sayıda köpek görürdüm. Bugün yalnızca iki tane var. Hepsini topladılar mı? Nereye sığdırıyorlar? Sokak hayvanları meselesi burada da insanın aklına takılıyor. Yasa gündeme geldiğinde Türkiye’de milyonlarca sokak hayvanı bulunduğu, buna karşılık barınak kapasitesinin iki yüz bini geçmediği belirtilmişti. Peki geri kalanlar nerede?


İstanbul’un sokak köpekleriyle ilişkisi de yeni değil. Bazı tarihi anlatılarda köpeklerin 

Fatih’in ordusuyla birlikte şehre geldiği ve Türkmenlerin göç kültüründen söz edilir. Bizans döneminde ise İstanbul sokaklarında kedilerin daha baskın olduğu bilinir. Yüzyıllar boyunca değişen İstanbul manzarasının bugün bir başka aşamasındayız.


Sarıgazi’de Bitiş


Reşadiye’ye ulaşıyoruz. İkinci ve son molamız. Çayla birlikte kalan iki sandviç de mideye iniyor. Biraz dinleniyor, sonra navigasyonu açıp bu kez Sarıgazi Metro İstasyonunu hedefliyorum. Artık şehir içindeyiz. Araçların arasından ilerleyen yolumuz bizi sonunda istasyona ulaştırıyor. Saat 15.12. Reşadiye’den Sarıgazi’ye kadar olan bölümle birlikte toplam mesafemiz 72,4 kilometre.


Son vagonda yine yerimizi aldık. Mehmet Dudullu’da inip Bostancı metrosuna geçiyor. Ben bir durak sonra İmam Hatip’te iniyor ve bisikletle evin yolunu tutuyorum. Garaj kapısına vardığımda saat 15.48, 75 kilometre geride kalmıştı.


İstanbul’un içinde başlayıp İstanbul’un içinde biten, ama yol boyunca şehrin ne kadar dışına çıkılabildiğini gösteren bir başka pazar gezisi...


Neresi, orası mı, burası mı derken Reşadiye olmuştu. İyi ki de olmuş.



Yazı kenarındaki işler, Hollanda tarihinin en ikonik rock müzisyenlerinden, ressamlarından ve popüler kültür figürlerinden biri olan Herman Brood’a ait. Sıra dışı tarzı ve tam anlamıyla "seks, uyuşturucu ve rock 'n roll" mottosunu yansıtan yaşamıyla "Hollanda'nın tek ve en büyük rock yıldızı" olarak anılır.


Hayatının dönüm noktaları kısaca:


  • Müzik: 1970'lerin sonunda kurduğu Herman Brood & His Wild Romance grubuyla büyük başarı yakaladı. En bilinen efsanevi hiti "Saturday Night" şarkısıdır.
  • Resim: Yaşamının ilerleyen dönemlerinde resme yöneldi. Canlı renkler, neon boyalar ve sprey teknikleri kullanarak yaptığı pop-art ve dışavurumcu tablolarıyla büyük ticari başarı elde etti.
  • Ölümü: Yıllarca süren ağır uyuşturucu ve alkol bağımlılığı nedeniyle vücudu yıpranan sanatçı, 2001 yılında (54 yaşındayken) Amsterdam Hilton Oteli'nin çatısından atlayarak intihar etti.
























bisikletle Reşadiye/MÇ: Dudullu-(metro) Yamanevler-Küçüksu-Beykoz-Dereseki-Paşamandıra-Cumhuriyet-Reşadiye-Sarıgazi-(metro) İmam Hatip-Dudullu


Tur tarihi: 4 Ekim 2026

Alınan yol: 74,99 km
Ortalama hız: 18,1 km/s

En yüksek hız: 54,2 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 8 dk, dışarıda geçen süre 6 s 57 dk

En yüksek sıcaklık 24 ˚C, en düşük 16 ˚C, ortalama 20,2 ˚C
Yükselti kazancı 
(çıkış) 795 m, kaybı (iniş) 776 m
En düşük yükselti 2 m, en yüksek 246 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Reşadiye/MÇ


Relive yol bilgileri bisikletle Reşadiye/MÇ































1 Ekim 2026

Bisiklet Kasklarının Gerçekten Son Kullanma Tarihi Var Mı?


Bicycling’de yayınlanan yazı, bisiklet kasklarının kesin bir “son kullanma tarihi” olmadığını; ancak düzenli kullanımda yaklaşık 3–5 yıl içinde değiştirilmesinin yaygın ve güvenli bir kural olduğunu vurguluyor. En önemli ayrıcalık: kask bir çarpışma ya da ciddi darbe aldıysa, görünür hasar olmasa bile hemen yenilenmelidir. 


Temel olarak


  • Markalar arasında ortak bir süre yok: Trek 3 yıl, Giro 3–5 yıl, POC ve Sweet Protection 5 yıl, Smith ise aktif kullanımda 5 yıl veya kontrollü iç mekân koşullarında üretimden itibaren 10 yıl öneriyor.
  • Bu nedenle pratik kural, kullanılmaya başlandıktan sonra 3–5 yıl içinde yenilemek.
  • Kaskın koruyucu EPS köpüğü tek etkili darbe için tasarlanır; bir darbede köpük sıkışabilir ve bu hasar dıştan görünmeyebilir.


Hemen değiştirilmesi gereken durumlar


  • Kask takılıyken kaza, düşme veya belirgin bir çarpma olduysa.
  • Dış kabukta çatlak, ezik ya da ayrılma varsa.
  • Köpükte ezilme, kırılma veya deformasyon görülüyorsa.
  • Kayış, kilit, arka ayar sistemi gibi fit parçaları bozuksa.
  • Güneş ışığından kaynaklı aşırı solma gibi bozulma belirtileri varsa.


Kask ömrünü uzatmak için


  • Kaskı sıcak arabada bırakmayın; doğrudan güneş ışığında saklamayın.
  • Sert temizleyiciler yerine nazik sabunlu su kullanın.
  • Böcek spreyi ve güneş kremi gibi kimyasalların kaskla temasından kaçının.
  • Kaskı araç içine ya da bagaja sert şekilde atmaktan kaçının; küçük darbeler bile zamanla parçaları zayıflatabilir.


Kısaca: Kaskınız çarpışma yaşamadıysa ve görünüşü sağlamsa 3–5 yıla kadar kullanılabilir; ancak herhangi bir ciddi darbede “hasar yok” diye risk almamak gerekir.

Bicycling
















İlginizi çekebilir BMC 32", Shimano, bisikletler için yeni otomatik vitesini tanıttı!, Schwalbe Clik Valfe; daha iyi bir supap...