15 Ağustos 2022

bisikletle Keşif Gezisi; Gebze’de 4 Köy


Gebze’nin köyleri bisikletle dolaşmak için çok keyifli bir coğrafyadır. Bugün, daha önce çıkarttığımız rotaya ufak bir değişiklik uygulayıp sonucunu görmek üzere, sabah 8 buçukta Bostancı’dan Marmaray’a binip 1 saat sonra Gebze’de indik. Erken olduğundan trende çok az insan vardı. Maske takmak bile gerekmedi, son vagon boştu.

 

Anlatayım, Gebze’de 4 Köy; son vagondan inip kara tarafına çıktığınızda (deniz tarafının tersi yani) sizi sergilenen bir lokomotif karşılar. Önünde bir anı fotosu çekmek için çok güzel bir dekordur. Belki bize denk gelen 3 bacaklı kedi size de denk gelebilir, o nedenle yanınızda biraz kedi maması bulundurmanız onu mutlu edecektir. 

 

Gebze’nin merkezine giden yol, E-5’e paralel yan yola girerken minik ama dik bir köşe sonrası gelen Karadeniz fırınından, bugün bizim gibi simit (10-) ve mısır ekmeği (15-) alarak devam edin. Rotanın en sıkıntı veren bölümü buradadır. Dar bir yol, ortası turuncu ayraçlarla ayrılı, gidiş geliş tek şerit. Araba gelirse sorun değil ama minibüs gelirse, geniş olduğundan yakınınızdan geçmek isteyecektir (beklemezler çünkü). Tedirgin ederse -karşı yönden gelen yoksa- minibüs geçene kadar karşı şeride atlayıp yol vermek iyi bir çözüm olabiliyor. Biz bugün öyle yaptık.

 

Bu kısım geçildikten sonra hiç bir sıkıntı kalmayacaktır. Öyle uzun sert kırıcı tırmanışları da olmayan, genel olarak daha çok inilen bir rota önünüzde sizi beklemektedir. Gebze merkeze dönüp belediyenin önünden geçerek, TEM yolunun üstündeki köprüden GOSP Tembelova içinden devam edin. Sanayi sonrası 1,5 km.lik şaşırtıcı bir bölgeyle karşılaşacaksınız. Bir an için neredeyim dedirten kıvrılan bir yol, ağaçlı bir yamaç, dipte akan bir su, otlayan bir kaç inek, uzaktaki binaları da görmezseniz İstanbul’da olduğunuzu unutursunuz. Ardından Pelitli Mezarlığı kenarından başlayan tırmanış burada sizi gözler. Bugün, önümüzden gitmiş bir araçtan yer yer akmış çamurlu su yolun sağını pislemiş. Sanırım aracı fazla doldurmuşlar, rampaya vurunca her şey arkasından akmaya, yola saçılmaya başlamış. Tırmanışı biraz zorlaştıran bir durum oldu. Dilediğin yerden gidemeyip, en sağdan, yolun dışından pedallamak zorunda kaldık.

 

Gebze istasyonundan 10 km sonra ilk köy olan Pelitli ve mola yeri gelir. Cami karşısındaki çayevinin bahçesi bu iş için son derece uygundur. Önceki gelişlerimizde hiç fark etmediğimiz bisiklet için bir girişi varmış. Biz hep kaldırımdaki demirlere dayardık. O nedenle bugün masaların yakınına kadar sokulabildik. Yanımızdakileri alınan simitle mideye indiriyoruz. Çaylar 2,5. 

 

Devam. Cami yanından başlayan ve hafif de bir tırmanışı olan yol artık son köye kadar yeşilliklerin içinden sürecektir. Ara sıra geçen damperlilere dikkat edin ama. İstanbul’un hiç bir yeri yok ki bu araçlar geçmesin.

 

Dün okuduğum, ilgimi çeken bir yazıyı paylaşmak istiyorum: İlk insanlardan biri olmak istemezdim. Dayanılmaz, korkunç bir şey! İnsanın gece ile gündüzü, dört mevsimi yaşaması ürkütücü bir gerçek. Gece karanlık ve kötü, oysa gündüz aydınlık ve iyi, güzel. İlk insan, korkunç geceden sonra gündüzün geri gelmesini istemiş, dilemiştir. Güneş’le, Ay’la, yıldızlarla ilişkilerinin olduğunu zamanla (ne kadar zamanda?) kavramıştır: Güneş batınca gece oluyor, doğunca gündüz oluyor; Ay ve yıldızlar geceyi aydınlatıyor, çok güzel, ama gidip geri gelmezlerse! Sanki kalabalık çarşıda annesini kaybetmiş dört yaşında bir çocuk; ya gelmezse, geri dönmezse!.. Dört mevsim de öyle, dördünün de iyi ve kötü yanları var ama yararlı bir döngü. Bunu da anlamıştır. 

 

Bunlara egemen olamayacağını anladıkça korkusu büyümüştür, demek ki bunları yöneten “böyle yapan” bir şey var, bir patron var. İşte inancın tohumu burada: Dilek, temenni, yakarı ve umut… Böyle düşünüp duyarsan ve ardından patrona itaat edersen, boyun eğersen içinde yaşadığın düzen devam eder… Demek ki ilk insan zincirinin halkaları inancı keşfediyor ve onu kendisinden sonra gelenlere miras bırakıyor. Tanrı ve din düşüncesi ve inancı böyle icat oldu; bunun ardından güven ve mutluluğu keşfetti, ta ki din adamları mesleği ortaya çıkana kadar. Kötü ve zararlı bir Tanrı ve din yoktur ama kötü ve zararlı din adamı vardır. Oysa inancın dilinde tercümana, mütercime, çevirmene ihtiyaç yok... Yazının devamı gezinin sonunda (*).

 

Sağda ormanlık alana girişin yasak olduğunu bildiren bir bez afiş asılmış. Ama vatandaş piknik yapmak yasak yazmadığından girip güzelce yayılmış. Geçen turlarımızda da gördüğümüz  levhada “Göle Girmek Tehlikeli” denilmiş ama yüzmek yasak yazılmadığından vatandaş kendinde suya girme hakkını görmüş. Sıfır beyin durumları.

 

Az kapalı bir gün. Bulutlar güneşi örtünce rahatlıyoruz. Hızla yokuşları iniyor ve Mollafenari’ye geliyoruz. Bu ikinci köy bölgenin en kalabalık olanı. Burada soldan devam ederseniz kısa, sağdan devam edip Kanca Çiftliği etrafından dönerseniz uzun yoldan Cumaköy’e varırsınız. Bu da üçüncü köy olur. Biz sağdan gittik, Kanca’yı geçip soldan Cumaköy diye devam ettik. Köyde uzunca bir sünnet alayı ile karşılaştık. Ardı arkası kesilmeyen bir araç zinciri. En baştaki araçta, süsledikleri kurbanlık bebe, arabanın tavan penceresinden gövdesini çıkarmış etrafı kaygıyla izliyordu. Kafasından neler geçiyordu dersiniz?


Özellikle bizim toplumumuzda, bir yandan 'amcalara göstermesi' istenerek organının ne kadar önemli olduğu vurgulanan, diğer yandan da şaka olarak yakalandığında 'pipisinin kesileceği, koparılacağı', hatta 'yenileceği' söylenen çocuğun kaygı duygusu aşırı derecelere varabilir. 

 

Antik Mısırdan ilk Musevilere, oradan da İslam’a geçen, binlerce yıldır yapılan sünnetin gereksiz bir uygulama olduğu sıkça dile getiriliyor. Bilimsel baktığımızda; Sünnet derisine evrimsel biyoloji açısından bakıldığında da gördüğümüz benzerdir: Penis ucu derisinin körelmiş bir organ olduğu varsaysak bile, tamamen işlevsiz bir organ olmadığı çok açıktır. Penis ucu derisindeki geniş varyasyon, körelmiş bir organ olduğu fikrine temel sağlamaktadır; öte yandan bugüne kadar yapılan çalışmalarda, penis ucu derisinin fonksiyonları da net olarak tespit edilebilmiştir. Tıpkı apandis örneğinde olduğu gibi, penis ucu derisinin de alınması canlıya muhtemelen ölümcül düzeyde bir zarar vermemektedir; fakat bu parçanın bulunmasının da modern tıp ve hijyen şartları altına dikkate değer bir zararı yoktur.

 

Yine saf bir evrimsel perspektiften düşünecek olursak, penis ucu derisinin bireye vahşi yaşam koşullarında bile zarar verecek olması halinde, uzun vadede büyük ihtimalle eleneceği düşünülebilir. Nihayetinde canlılar, nesiller boyunca evrimleşerek günümüze gelmişlerdir ve bu süreçte birçok organ edinilmiş ve kaybedilmiştir. Günümüzde, kimi zaman körelmiş organlar (20 yaş dişleri, apandis vb.) sorun yaratabilmektedir; bunlar sorun yarattıkları zaman alınırlar. Ancak ön derinin, belki modern teknoloji sayesinde körelmişse de, tamamen işlevsizleşme yolunda olan bir organ olmadığı net bir şekilde ortadadır.

EvrimAğacı


İşte bir de gazete haberi: Kahramanmaraş'ta 4 yaşındaki bir çocuğun sünnet sırasında cinsel organı kesildi. Tedavi için İstanbul'a getirilen küçük çocuğun cinsel organına, ağız kısmından alınan bir doku nakledildi.

 

Yol boyunca besi çiftlikleri, atlı spor kulüpleri, mesirelik gazinolar bolca önünüze çıkacaktır. Mevsimine göre de doğa yeşilden sarıya bürünecektir. Yolu düzgündür, yer yer hafif bozulabilir veya beton olabilir, çok sert çıkışları olmayan, genelde düz ve iniş şeklinde dördüncü köy Kadıllı da geçilip gelinen bir yol ayırımında, soldan devam ederseniz kısa yoldan Göçbeyli’ye ulaşırsınız. Hep öyle yapardık. Bugün yeni bir rota için sağdan, Ovacık levhasını izledik. Buradan ilk defa geçeceğiz.


Başta az bozukça olan yol sonra düzeldi. Buralara gelinip 1,5 katlı ikiz evlerden oluşan bir site bile kurulmuş; Koruköy Evleri. Besi çiftlikleri de var, tek bağımsız evler de. Pelitli’den beri gelen yolun keyfi sürmekte. Uzunca pedallayıp geldiğimiz ayırımdan geri dönüyoruz artık. Düz Ovacık şeklinde Şile’ye kadar devam ediyor ki bu kısmını fi tarihinde Kumbaba’ya giderken kullanmıştık. Sıkı tırmanışlar vardır Mudarlı ve Teke’de.

 

Dönüş uzunca bir yol, hafif hafif yükselerek, hiç belli etmeden Şekerpınar’a ulaştırdı. Uzundur geçmemişim buralardan, çok değişmiş. Bir kere öyle bir hafriyat dökülmüş-toplanmış ki dev bir tepe/düzlük oluşmuş. Karşısında, Orman Müdürlüğü bir yamacı tıraş etmiş, yeni ağaç dikecekmiş denildi. Alt-üst geçitler, çevre yolları, kavşaklar... Tanıyamadım doğrusu bölgeyi. Ama yolun durumu iyi, güvenlik şeridi geniş, Şekerpınar sonrası da sal kedini Çayırova’dasın. Gerçi Çayırova diyorum ama trene Fatih durağından bineceksiniz. Gebze Teknik Üniversitesi önünden geçince gelir istasyonu. 

 

Bu çizdiğim-anlattığım daire yaklaşık 45 km.dir. Dediğim gibi son derece mülayim, stresten uzak, köylerden geçen bir rota.

 

Trene binip Maltepe’de indik. İç kesimden sürerek, alt geçit çalışması nedeniyle dolandırılan yoldan, Başıbüyük levhalarını izleyerek geldik Süreyyapaşa Sanatoryumu’na. 1950’de Adalet Süreyya İlmen'in hibe ettiği 1800 dönümlük "Narlıdere Çiftliği"nde, 1951 senesinde basit bir binada çalışmaya başlanıp bugünlere gelmiş kurum, göğüs hastalıkları ve cerrahisi dalında Türkiye’deki en önemli hastanelerden biri.

 

İlk defa geçtiğimiz bu yol bizi yeni bölgelerden geçirerek Başıbüyük’e çıkarttı. Her zaman çıktığımız yola göre daha kolay gibi geldi. Kıvrılarak çıkması yokuşu hafifletti sanki. Diğeri dümdüz çıktığından daha acımasızdır.

 

Acıkan midemizi yanımızda kalan simit ve peynirle bastırıyor, hep oturduğumuz kahve kapandığından karşısındakinde yerimizi alarak. Çaylar 3 lira. Büyük istedik, bir ‘mug’da geldi ve 5 lira alındı. Küçük çaydan daha ucuza geldi yani. Sonrasında Kayışdağı etekleri şeklinde devam ederek eve ulaşmış oluyoruz.


(*) Yazının devamı: İnsanların devletle sonuçlanan örgütlü toplumlar oluşturması (klan, fratri, vb.) gibi, din de örgütlendi ve sonunda ruhban (din adamları) sınıfı da doğdu ve tapınaklara kuruldu; bunun sonucu olarak Tanrı işveren durumuna geldi. Milattan önce hangi binyılda başladı bunu ben bilmiyorum. Sadık Usta, Şüphenin Tarihi’nde ilahiyatçıların ve filozofların toplum üzerindeki etkinliklerini MÖ 3000’li yıllardan bu yana tartıştıklarını yazıyor. Ve 'Dinler' (ve din adamları) insanları birbirine karşı kışkırtarak yabancılaştırmakta ve böylece birbirinden farklı yaşam tarzlarına sahip insanlar arasında düşmanlıklara neden olmaktadır. Ötekileştirme, bağnazlık, terör, din savaşları vb. olguların kaynağında çoğunlukla dinler vardır. Ayrıca dinler hem bilimsel gelişmeleri engellemekte hem de zorba iktidarlara (hilafet, kilise, monarşiler) Tanrısal koruma sağlamaktadır” diye yazmakta. Yani bireylerin ve hanedanların, devleti Tanrı adına yönettiği uzun dönemden söz ediyor. 


Nikolas Kopernik (1473-1543), “Göksel kürelerin devinimleri üzerine” başlığını taşıyan başyapıtında Güneş Sistemi’nin tanımını yaptı, gezegenlerin, Güneş’in merkezde olduğu sabit yörüngeler üzerinde hareket ettiğini ileri sürerek Günmerkezlilik Yasası’nı oluşturdu. Böylece doğa olaylarının efendisinin tanrılar olmadığını kanıtladı ve sonuç olarak insanın milyonlarca yıl süren çocukluğu sona ermiş oldu. Kopernik ve onu izleyenler sayesinde, Avrupa’da dinsel cehaletin zulmü sona erdi, Rönesans ve Reformun kazanmasıyla Hristiyan dünyasında bilim ilerlemeye başladı...

 

Din inançtan, bilim gerçeklerden doğdu. Bilim ve dinin ırkları ayrıdır, barış içinde yaşamaları gerekir. Düşmanlık yaratan din memurlarıdır. 

Özdemirİnce


















bisikletle Keşif Gezisi; Gebze’de 4 Köy: Dudullu-Bostancı-(tren) Gebze-Pelitli-Mollafenari-Cumaköy-Kadıllı-Şekerpınar-Fatih-(tren) Maltepe-Başıbüyük-Dudullu

 

Tur tarihi: 14 Ağustos 2022
Alınan yol: 69,53 km
Ortalama hız: 19,2 km/sa
Bisiklete biniş süresi 3 sa. 36 dk, dışarıda geçen süre 7 sa. 30 dk 
En yüksek sıcaklık 38 ˚C, en düşük 24 ˚C, ortalama 30,2 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1043,6 m, kaybı (iniş) 1058 m
En düşük yükselti 3 m, en yüksek 265,7 m

 

Garmin yol bilgiler bisikletle Keşif Gezisi; Gebze’de 4 Köy

 

Reliev yol bilgiler bisikletle Keşif Gezisi; Gebze’de 4 Köy