Tırmanışlı olsa da çok keyifli bir rotadır, Yalova’nın tepe köyleri. Bu pazar Mehmet ile buraları pedallayalım istedik. Buluşma noktamız Bostancı peronlar, 09.15’de. Gebze’ye trenle, Eskihisar’dan da Topçular’a feribotla varacağız.
Saat 08.32; evden çıkışım. Hava 18,1 derece. Bugün güneşli sıcak bir gün olacağını göstermişti meteoroloji kanalları. O nedenle kısa kollu gömlek, ince yelek üzerimde. Sabah serinliğine karşın kol ısıtıcıları takılı ama.
Yarım saat sonra perondayım. Mehmet de gelmiş ve fazla beklemeden Gebze trenine binmiş olduk. Bu yönde çok dolu olmuyor. Bisikletleri sabitleyip yerlerimizi aldık. 1 saatlik yolculuk başlıyor.
Karşımda oturan adam tırnağıyla diğer tırnağını temizliyor. Hiç aldırış etmeden. Burnunu karıştıran oluyordu ama bunu ilk görüyorum. Hele bir keresinde biri öyle uğraşmıştı ki, derinlere kadar girip büyük bir çaba sonucu çıkarttığını kontrol da etmişti. Oturduğum yerden kalkıp uzaklaşmış, yüzüne bile bakamamıştım. Midem kaldırmamıştı doğrusu.
Gebze’de lokomotif önünde çekilen foto sonrası feribota inen yolun üzerinden geçen asansörlü üst geçidi kullanıp Eskihisar iskelesine varışımız 10.30’u buluyor.
Hava burada 22,4 °C oldu. Geçiş ücreti için İstanbulkart’larımıza para yüklememiz gerekiyor. Gişelerin yakınındaki otomatlarda görevlinin yardımıyla gidiş-dönüş için toplam 120 lirayı aktarıyoruz.
Dolmakta olan feribota yetişemedik, beklemedeyiz. Bizimle birlikte üç motosikletli de var. Makineleri gerçekten etkileyici; birinin motoru 1600 cc. Düşünsenize iki teker üzerinde bu kadar gücü!
Saat 10.47’de feribotumuz maviliklere açıldı. Bisikletlerimizin yanında, açık havadayız. Kimi bebesini, kimi köpeğini gezdiriyor; selfie çekenler, tuvalet arayanlar, bir yerlere yetişmeye çalışanlar… Feribotun güvertesi hareketli. Güneş de iyice kendini hissettiriyor. Kış güneşini daha çok seviyoruz galiba; nadir bulunduğundan olsa gerek.
Saat 11.20’de Topçular’a ayak bastığımızda hava 25,7 °C’ydi. Karamürsel yönüne, D575 yolunun kenarına çıkıp pedallamaya başladık. Araç gürültüsüyle dolu bu ana yol rotanın en sevimsiz kısmı olsa da köylere sapmak için geçmemiz gereken zorunlu bir eşik.
Bir önceki gelişimde (Yalova’nın tepe köylerine bisikletle… II) tepelerde yolu karıştırıp gereksiz bir daire çizdiğim için bu kez dersimi çalışmış ve rotayı haritada netleştirmiştim: Tavşanlı – Ahmediye – İlyasköy – Çukurköy – Dereköy – Kılıç – Denizçalı – Topçular.
Ana Yoldan Tepelere
Tavşanlı’ya varmamızla birlikte ana yolun gürültüsünü arkamızda bırakıp tepelere doğru tırmanışa geçtik. Etraftaki villalar yerini doğaya bırakırken eğim göstergemiz %12’nin altına düşmüyor, yer yer %16’ları görüyordu. Geçen gelişimde mola verdiğim mekanda çayın hazır olmasına 15 dakika olduğunu öğrenince beklemeden yola devam ettik. Hızlı bir inişin ardından E881 otoyolunun üstünden geçip tekrar tırmanışa başladık ve Yukarı Tavşanlı’daki köy kahvesinde ilk molamızı verdik. Yanımızdaki sandviçleri taze çaylar (10- ad.) eşliğinde yerken kahvedekilerle yapılan sohbet ayrı bir keyif oldu.
Köy kahvelerinin güzel tarafı da bu işte; dinlenirken bir yandan çevreyi, insanları tanıyorsunuz.
Ve yola devam…
Saat 12.19. Rakım 272 metre. Ahmediye önümüzde. Yol kenarında elektrik altyapısı için çalışanlarla selamlaşıyoruz. Uzun bir güzergah boyunca kazılar yapılmış, işi biten bölümler kapatılmış. Fakat köyün içi perişan durumda. Bir vatandaş, ağır inşaat ve altyapı çalışmalarından yakınıyor: “Ortalığı berbat ettiler!”
Bisikletle gezerken böyle manzaralara sık rastlıyoruz. Bir yandan altyapı çalışmaları elbette gerekli; öte yandan çalışmaların çevreye ve günlük yaşama verdiği zarar da ortada.
İlyasköy’e doğru saatte ortalama 15,5 kilometre hızla ilerliyoruz. Trafoyu geçtikten sonraki yol, önceki gelişimde olduğu gibi bozuk. Mıcırın olmadığı kenar bölümlerini kollayarak sürüyoruz. Neyse ki hafif iniş var; pedallara fazla yüklenmek gerekmiyor.
İnsan eliyle değişen çevreyi görünce, doğayı korumaya yönelik çabalar geliyor aklıma. Geçen gün okuduğum bir yazıda karşıma çıkan REDD+ da bunlardan biri.
REDD+, Birleşmiş Milletler iklim süreci kapsamında geliştirilen ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde ormansızlaşmayı ve ormanların bozulmasını önleyerek sera gazı salımlarını azaltmayı amaçlayan uluslararası bir mekanizma. Temel hedefi orman kaybını engellemek, ormanlarda depolanan karbonu korumak ve ormanları sürdürülebilir biçimde yönetmek. Ülkeler, bu doğrultuda planlar hazırlayıp uyguluyor; sağladıkları emisyon azaltımları doğrulandığında finansal destek alabiliyor. Üstelik mesele yalnızca karbon salımını azaltmak değil; biyolojik çeşitliliği, su kaynaklarını ve ormanlara bağlı yaşayan insanların geçim alanlarını da korumak.
Doğayı korumak, yalnızca büyük uluslararası anlaşmaların konusu değil elbette. Bisikletle geçtiğimiz köylerde, tepelerde ve kırsal yollarda da çevrenin nasıl değiştiğini gözlemliyoruz. Bazen bir yol çalışması, bazen bir taş ocağı, bazen de betonlaşma bu değişimin en görünür örnekleri oluyor.
İlyasköy’e vardığımızda köy kahvesinin karşısındaki banklara oturuyor, bir soda eşliğinde soluklanıyor, öğle ezanı okunurken köylüler camiye, biz de Çukurköy’e doğru yola çıkıyoruz.
Yüzde 18 Eğim ve Köy Meydanları
Bir iniş ve ardından gelen tırmanış, oldukça sert. Bir noktada eğim yüzde 18’e kadar çıktı. Daha yeni mola verdiğimiz için Çukurköy’ü pas geçiyoruz. Oysa güzel bir meydanı, bir parkı ve kenarında köy kahvesi vardı. Masalarda oturan birkaç kişi, sakin bir pazar gününün tadını çıkarıyor olmalılar.
Sıradaki hedef Dereköy. Artık yavaş yavaş irtifa kaybediyoruz. Köy içinden geçip kilitli taş döşeli yoldan dışına çıkıyor, ardından yeniden asfalta kavuşarak Kılıç yönünde ilerliyoruz.
Bisikletle yol alırken telefondaki haritaya sık sık bakıyor, kavşaklarda doğru yönde olup olmadığımızı kontrol ediyorum. Peki kuşlar nasıl yön bulabiliyor, binlerce kilometrelik yolculuklarında nasıl şaşırmıyorlar? Bilim insanları bu sorunun peşinde. Yeni araştırmalar, kuşların karaciğerinde bulunan demir açısından zengin bazı bağışıklık hücrelerinin Dünya’nın manyetik alanındaki değişimleri algılamada rol oynayabileceğini gösteriyor. Bu hücrelerin sayısı azaltıldığında kuşların kapalı havalarda yön bulmakta zorlandığı da gözlemlenmiş. Elbette kuşlar yalnızca manyetik alana güvenmiyor; Güneş’in konumu, görsel işaretler ve beyindeki yön bulma merkezleri de bu işte rol oynuyor. Karaciğer hücrelerinin katkısı ise henüz kesinleşmiş değil.
Bizim işimiz daha kolay: Haritamız, işaretlediğimiz rotamız var. Yine de insan düşünüyor; bunca teknolojiye rağmen bazen yolu şaşırabiliyoruz. Bakalım bugün bizim yön bulma becerimiz göçmen kuşlarınki kadar başarılı olacak mı? : ))
Kılıç çok uzak değil. Bir kahvede mola vermek üzere durduğumuzda kalabalık bir bisikletçi grubuyla karşılaşıyor, onların ikramı bisküvi, helva, karpuz ve çayla sohbet ediyor-tanışıyoruz. Ancak grubun keyfi yerinde değil. Bir arkadaşları az önce düşmüş; yüzüstü yere kapaklanmış, burnu yaralanmış ve ambulansla Yalova’ya götürülmüş. Endişeleri yüzlerinden okunuyor. Umarım ciddi bir şeyi yoktur.
Bisikletçilerin arasındaki dostluk bazen birkaç dakikada kuruluyor. Ortak bir dilimiz, ortak dertlerimiz var. Eyüp tarafından gelen bir arkadaşla da tanışıyoruz. Sohbet sırasında bisikletle taşınan buzdolabından kırılan parmaklara kadar türlü hikayeler anlatılıyor. İnsan dinledikçe bisiklet dünyasının ne kadar renkli olduğunu bir kez daha anlıyor.
Bir süre sonra grup yoluna devam ediyor. Biz de kalkmaya hazırlanıyoruz.
Haritadaki Kestirme ve Taş Ocağı Sürprizi
Önceki gelişimde Kılıç’tan devam ettiğimde yol üzerinde çalışan kamyonlar ve yoğun trafik canımı sıkmıştı. Bu kez haritada taş ocaklarına inen, oradan da Topçular’a ulaşabileceğimizi düşündüğüm başka bir yol görüyorum.
Kahvedekilere danışıp tarif alıyor ve Denizçalı yönüne doğru yola koyuluyoruz.
Yol ara yol olduğunda kaba ve dar. Ama idare eder cinsten. Önce hızla indik, ama yol durumundan dolayı yer yer frenleyerek. Sonra indiğimizi çıkar olduk… Ve geldik Denizçalı’ya. Burada yolun evsafı düzeldi, asfalt oldu. Rahatlıyoruz. Kabaklı diye devam. Gene E881’in üzerinden geçip köye yaklaşınca kilitli taşa dönen yol, karşılıklı bahçeli tek katlı evlerin bulunduğu bir bölgeye geliyor. Ve Yalova diye sola gösteren bir levha çıkıyor karşımıza. Hoppala! Kılıç’tan düz gitmeyelim diye düşündüğüm güzergaha yeniden mi bağlanıyoruz yoksa? O zaman bu kadar dolanmanın ne anlamı kaldı ki?
Soldaki kahvenin önünde duran birkaç kişiye soruyoruz. Taş ocaklarına giden yolu tarif ediyorlar. Fakat köpek konusunda fikir ayrılığı var: Biri gitmeyin, köpek var, diyor; diğeri bir şey olmayacağını söyleyip devam etmemizi öneriyor.
İkinci görüşü tercih ediyoruz : ))
Köy sonrası yol tamamen değişiyor. Asfalt bitiyor; taş ve çakıl döşeli, yağmur kanallarıyla kesilmiş dik bir iniş başlıyor. Frenleye frenleye, bazen sağdan bazen soldan, düzgün yerleri keserek dikkatlice ilerliyoruz. Yaklaşık 2 kilometrelik, frenlerin ısındığı-balataların aşındığı bu zorlu ve bozuk inişin sonunda kendimizi Yazıcılar Maden Taşköprü Taş Ocağı’nın tam ortasında bulduk. Dağların oyulduğu, dev vinçlerin ve kırma makinelerinin çalıştığı, gürültülü ve toz duman bir bölge. Gelen, yüklenen, kantara çıkan… Ne mi? Kamyonlar… Yükünü dolduran yola çıkıyor. Yanımızdan geçtiklerinde göz gözü görmeyen bir toz bulutu bırakıyorlar.
Bisikletle doğanın içinde, köy yollarında sakin sakin ilerlerken kendimizi bir anda ağır sanayinin ortasında bulduk. Haritada masum bir kestirme gibi görünen yol, meğer bambaşka bir dünyaya açılıyormuş.
Bir bela anlayacağınız!
Hızla kaçıyoruz. Akkim diye büyük bir tesis geçilip kamyoncudan alınan yön tarifi ile Karamürsel yoluna bağlandık. Topçular İskelesi’ne ulaşıp turnikelerden geçtikten sonra dönüş feribotunda yerimizi alıyoruz. Güvertede, gelecek ay İstanbul-Edirne arasını durmaksızın katetmeyi planlayan eski bir bisiklet hakemiyle tanışıyoruz. Bu yol seçilen güzergaha göre yaklaşık 230–250 kilometre. Deneyimli bir ultra mesafe bisikletçisi için durmaksızın sürüş, koşullara bağlı olarak sekiz ila on iki saat sürebiliyor. Böyle bir mesafe, yalnızca fiziksel dayanıklılık değil, tempo yönetimi, beslenme ve zihinsel direnç de gerektiriyor. Hakemimizin 69 yaşını da göz önünde bulundurursak bunun ne müthiş bir başarı olacağını daha iyi anlarız.
Bisiklet camiasından ortak tanıdıklarımız çıkıyor. Bir konu diğerini açıyor; yarım saatlik feribot yolculuğunun nasıl geçtiğini anlamıyoruz.
Dönüşte yine asansörlü üst geçidi kullanmaktayız. Ancak arkadaşımızın asansör fobisi var. Bisikleti asansörle, kendisi merdivenden çıkıyor. Ve trenin son vagonunda yerlerimizi alıp 1 saatlik yolculuğun başlamasını beklemedeyiz.
Saat 18.05’te evin önündeyim. Garmin bugün herhalde feribotta açık kaldığından fazladan kilometre yazmış. Bu yüzden mesafe ve hız için Shimano’nun değerlerini esas alıyorum: 55,3 km – 14,6 km/s ortalama hız.
Yalova’nın tepe köylerinde tırmandık, indik, köy kahvelerinde soluklandık, yeni insanlarla tanıştık. Yol çalışmalarıyla bozuk zeminlere katlandık; kestirme sandığımız taş ocağı yolunda ise tozun dumanın içinde kaldık.
Bisiklet gezileri biraz da böyle değil mi? Planladığınız güzergah sizi bir yere götürür; ama yol boyunca karşılaştıklarınız, bazen asıl hatırlayacağınız şey olur.
Bu pazarın akılda kalanı da köy kahvelerindeki bisiklet dostluğu ile taş ocağının tozlu yolları olacak : ))
Yalova’nın tepe köylerine bisikletle… III / MÇ: Dudullu-Bostancı-(tren) Gebze-Eskihisar-(gemi) Topçular-Tavşanlı-Ahmediye-İlyasköy-Çukurköy-Dereköy-Kılıç-Denizçalı-Topçular-(gemi) Eskihisar-Gebze-(tren) Bostancı-(metro) İMES-Dudullu
Tur tarihi: 11 Ekim 2026
Alınan yol: 61,50 km
Ortalama hız: 14,8 km/s
En yüksek hız: 53,7 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 08 dk, dışarıda geçen süre 9 s 33 dk
En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 18 ˚C, ortalama 25,6 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 970 m, kaybı (iniş) 1088 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 272 m
Garmin yol bilgileri Yalova’nın tepe köylerine bisikletle… III/MÇ
Relive yol bilgileri Yalova’nın tepe köylerine bisikletle… III/MÇ
Bölgeye yapılmış geziler Yalova Keşif Turları: Güneyköy II, Yalova’nın tepe köylerine bisikletle…































