24 Nisan 2018

[bisikletle]Türkiye: Lidyalıların İzinde

Anadolu'nun batısında, Gediz ve Menderes ırmakları arasında kalan bölgeye Antik Çağ’da Lidya, bu topraklarda yaşayanlara da Lidyalılar denilmiştir.
Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan ve doğudan Anadolu'ya gelen Lidyalılar, önce Hititlerin daha sonra da Frigler'in egemenliği altında yaşadılar. Frigya’nın yıkılmasından sonra Kral Giges zamanında bağımsız bir devlet kurdular (MÖ 687). Başkentleri dönemin en büyük ve zengin kentlerinden olan Salihli yakınlarındaki Sardes’di. Kral Giges devletin sınırlarını genişletti. Doğu sınırları Kızılırmak ırmağına dayandı. Kimmerler’e karşı Asurlular’la iş birliği yaptı ve bunun sonucunda Kral Yolu Asur'a kadar uzandı. Kral Alyattes zamanında Medler’le savaş yapıldı. MÖ 585 yılında barış yapılarak Kızılırmak iki devlet arasında sınır oldu. Son kralları Krezus 
dönemi Lidya’nın en parlak zamanı oldu. Başkentleri Sardes aynı zamanda dönemin kültür ve sanat merkeziydi. Ancak bu durum uzun sürmedi. Adalar Denizi'ne (Ege) çıkmak isteyen Pers Kralı Kirus, Mısır'la ittifak yapan Lidya Kralı Krezus'u yenerek Lidya Krallığı'na son verdi (MÖ 546). 

Tarihte ilk kez madenî parayı basıp kullanarak ticaretteki takas usulüne son veren bu müthiş uygarlığın izlerini süren kültürel bir yolculuk; Lidyalıların İzinde.





















[bisikletle]Türkiye projesi çerçevesinde bölgeyi kapsayacak turlarda izlenecek rotalar, uzaklıklar, yolların niteliği, gezilip görülecek tarihi ve doğal güzellikler, konaklama, yeme-içme ve yerel kültürler hakkında bilgi toplamak üzere 29 Nisan’da pedallar dönmeye başlıyor...
















9 Haziran akşamı İstanbul'a Antalya’dan otobüsle döndüm. Çok keyifli bir tur oldu. Gezi notları pek yakında blogda.

5 il + 13 ilçe + 8 belde = 1650 km



23 Nisan 2018

Şamlar; Dünya Günü

22 Nisan Dünya Günü, ilk olarak San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında John McConnell tarafından dünyamızın yaşamı ve güzelliğini kutlayarak karşı karşıya kaldığı çevresel tehditlere dikkat çekmek amacıyla bir özel gün düzenlenmesi fikri ile ortaya çıkmıştır. 
John McConnell, Dünya Günü kutlamaları için tarih olarak ekinoks (gece ve gündüzün eşit olduğu) zamanı, yani 21 Mart'ı önermiştir. Daha sonra ise çevre sorunlarına büyük bir kamuoyu ile tepki gösteren ilk hareket, Wisconsin Senatörü Gaylord Nelson’un desteği ile ve Denis Hayes'in organizatörlüğünde 22 Nisan 1970 günü ilk Dünya Günü kutlamaları olarak tarihe geçmiştir.Bu kutlamalara yaklaşık 20 milyon kişi katılmış, birçok konferans ve sempozyum düzenlenerek, çevre sorunlarına dikkat çekilerek ABD’nin ilk 'Temiz Hava Yasası' ve 'Temiz Su Yasaları' hazırlanmıştır... Biz de bu günü kutlamak üzere, bebesini emzirmeyen, uykusundan fedakarlık eden, sınıf toplantısına gitmeyen, torununu ebeveynine bırakan, kapısının önünü beklemeyen, evden izin alabilen, rampadan korkmayan, köyüne gitmeyen arkadaşlarla Şamlar’a pedalladık (bu tanıma giren sadece 2 kişi çıkabildi, maalesef).

Bahar artık kendini belli ediyor. Hava ısınmış, doğa uyanmış. Her yerde çiçekler açmış. Biz de artık giysileri inceltmeye, paçaları kısaltmaya başladık. Karaköy’den çıktık yola Eyüp’e doğru. Balat’taki restorasyonu yeni bitmiş olan Bulgar kilisesinin önü tur otobüsleriyle dolu. Oldukça kalabalık bir ziyaretçi kitlesi var, görünürde. Komşularımız pazar ayinine mi gelmişler? Stevi Stefan Kilisesi, bilinen adıyla Demir Kilise 110 yaşında.
Rivayete göre, İstanbul’da yaşayan Bulgarlar 19. yüzyılda Rum Patrikhanesinden ayrılarak kendileri için bağımsız bir kilise yaptırmak isterler. Zamanın Osmanlı padişahına isteklerini arz ederler. Fakat Sultan Abdülaziz, Bulgarların Fener Patrikhanesi’nden bağımsız bir kilise yapmalarını istemez. Bulgarların isteklerini doğrudan reddetmemek için de “Kilise inşaatını üç ay içinde bitirmek koşuluyla izin veririm” der.Çünkü böyle bir inşaatın o dönemin koşullarında üç ayda bitirilmesi mümkün değildir. Bunun üzerine Bulgarlar kiliseyi Viyana’da demirden döktürüp, sonra da Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden taşıyarak Haliç’in kıyısına üç ay içinde kurarlar. Kilisenin söz verildiği sürede bittiğini gören Sultan Abdülaziz de verdiği sözü tutmak zorunda kalır. Dilden dile anlatılarak günümüze gelen ve ilgi uyandıran bu rivayetle ilgili yazılı bir belge olmadığı gibi, böyle bir kilisenin üç ay gibi kısa bir sürede inşa edilmesi de mümkün olmadığına göre gerçek hikayeyi dinleyelim.

İstanbullu Bulgarların ayinlerini kendi dillerinde yapma isteği Fener Rum Patrikhanesi tarafından ret edilince, Rusya’yı da arkasına alan genç Bulgar devleti Osmanlı üzerinde bir güç gösterisi yapmayı arzulamaktadır. 1849’da Osmanlıdaki Bulgar cemaatinin ileri gelenlerinden ve o dönemde milletvekili olan Stefan Vogoridis, Bâb-ı Âli’den bir kilise yapılması için izin alır ve 1850’de Bulgar Eksarhlığı (önderliği) açılır. Tam karşısına da ahşap bir kilise yapılır. Arazi ve evini bağışlayana ithafen Sveti (Aziz) Stefan adı verilir. On yıl sonra artık Fener Rum Patriğini dini önder olarak kabul etmeyeceklerini deklare eden Bulgarları Fener Rum Patriği 1872’de aforoz eder. Bulgarlar da ahşap kilisenin yerine daha büyük ve gösterişli bir kilise yapma iznini Osmanlıdan alırlar. Açılan yarışmayı Ermeni mimar Hovsep Aznavur, ihaleyi de Avusturyalı Rudolf Waagner şirketi kazanır. Kilisenin inşası 1,5 yıl sürer. Kilisenin bütün dış cephesi, yan duvarları, pencere kenarları, merdivenleri, kabartmaları, çan kulesi neredeyse hemen her şey demirdendir ve parçalar Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden İstanbul’a taşınır. 1898’de de Sveti Stefan Kilisesi açılır. Patrikhane ancak 1945’te Demir Kilise’yi tanımayı kabul etmiştir. 
Neo-Gotik ve Neo-Barok stilde inşa edilen kilisenin sadece mihrap kısmı ağaçtan ve altın kaplıdır. İkonaları ressam Lebedev resmetmiş, çanları Rusya’da dökülmüştür. 500 ton ağırlığındaki kilise, Brezilya’da yetişen ve suyun içinde yaşayan ağaçlardan yapılmış 325 kazık üzerine monte edilmişti. Denizin üzerinde olması nedeniyle zamanla yapıda korozyon oluşur ve demir erimeye başlar. Haliç’in çevresi düzenlenirken, önüne yapılan yol nedeniyle üzerine monte edildiği ve su ile yaşayan ağaçlar su alamadığından zeminde çamurlaşma oluşur. Kilise denize doğru kaymaya başlar. Bunun üzerine 2006 yılında çevresine 330 beton kazık çakılarak kayması önlenir. Zamanında tüm dünyada sadece 2 adet olan demir kiliselerden diğeri yok olunca, Balat’taki Sveti Stefan Kilisesi dünyadaki tek demir kilise olarak kalır. 9 yıllık bir restorasyon sonrası 2018 yılının başlarında tekrar açılır.

Hava erken, daha tam ısınmadı. 21 derece diyordu meteo bugün için. Haliç boyunca pedallıyoruz. Eyüp’ü geçtik, Alibeyköy’ü geçtik Gazi Mahallesine geldik. Buralarda artık tırmanışlar başlar. Ve çevre de değişir. İHE fabrikası sonrası sağda kazılan dev bir arazi. Ne çıkartıyorlar İstanbul’a bu kadar yakın yerden? Alibeyköy Barajı’nın üstleri burası. Beton fabrikaları bolca. Damperlilerden geçilmiyor. Yolun durumu da pek temiz değil. Toz kalkıyor çok fena. Yutup durduk. Yarın 23 Nisan olunca hafta sonu tatili 3 güne çıktı. Bunu fırsat bilen pek çok insan tatile gitti. Çıkmayanlar da bugün ortalıkta dolanıyorlar. Yollar kalabalıklaştı. Kayabaşı Şamlar Tabiat Parkı’na rağbet çok. Kapısında sıralanmış arabalar. Yol kapanmış bu nedenle. Kimileri de kamyonla gelmişler. Kasaların kapıları açık, içi insan dolu. Havasızlıktan bunalmış olmalılar, kapı açık gidiyorlar. Giriş parası vermek istemeyenler çevredeki çayırlara yayılmış vaziyetteler.

Eski Şamlar’da ilk molamızı verdik. Kanal manal hesabına bu bölgeyi su altında bırakacaklarmış. Sazlıdere Barajı nedeniyle zaten köyü yukarıya taşımışlardı. Baraj kenarında balık tutanlar, demlenenler, uzaktan kumandalı kayık yüzdürenler, atış talimi yapanlar... envaiçeşit insan görmek mümkün. İSKİ sahasından geçip barajın tahliye kanalı yanından, toprak yoldan devam ediyoruz. Kurbağa sesleri, kuş cıvıltıları, tarlalarda açmış sapsarı çiçekler, otlayan inekler... güzel bir yer. Trafikten uzak üstelik. Tek sıkıntı toprak-taş karışımı yol. Hoppala zıppala... Ehh, gülü seven dikenine katlanırmış. Ya arabaların arasından süreceksin, egzoz kokusuyla, ya da toprak yoldan mis gibi havayla.

Küçükçekmece’de bir çay molası. Firu’yla benim de bugün karnımız doymak bilmiyor. Paylaşılan bir çiğköfte dürümle zapturapt altına almaya çalışıyoruz. Misafir olduğumuz masadaki bey ile önümüzdeki seçimler, arka planda mehter marşıyla gösteri yapmaya çalışan MHP’nin durumu gibi siyasi meseleleri paylaşıyoruz.

Florya’da sahilden gitmek böyle bir havada ve günde “ölüm”. Aslında buraya hiç girmemek lazım. Bir bebeyi ezmeden, bir yayaya çarpmadan geçebildiğimiz için şanslıyız. İnanılmaz bir kalabalık. Kiralık bisikletliler, gokartlı bebeler, umursamaz ebeveynler, aşıklar, küskünler, koşturanlar, salınanlar ve daha fazlası.

Yeşilköy Kahve Dünyası son molamız. Mustafa E. ve Serhan Kumkapı yolcusu olduklarını söylüyorlar. Demlenme durumları. Biz de Bakırköy’den İDO’yla Bostancı yolcusuyuz o zaman.










Şamlar; Dünya Günü: Dudullu-Kadıköy-(gemiyle) Karaköy-Eminönü-Eyüp-Alibeyköy-Sultangazi-Arnavutköy-Şamlar-Küçükçekmece-Florya-Bakırköy-(gemiyle) Bostancı-Dudullu

Tur tarihi: 22 Nisan 2018
Kat edilen mesafe: 90,72 km.
Ortalama hız: 14,0 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 6 sa. 30 dk., dışarıda geçen süre 11 sa. 33 dk.
En yüksek sıcaklık 30 ˚C, en düşük 13 ˚C, ortalama 22,2 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 938 m, kaybı (iniş) 930 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 237 m.

Garmin yol bilgileri Şamlar;DünyaGünü

Relive yol bilgileri Şamlar;DünyaGünü















































20 Nisan 2018

Yağlardan Kurtulun

Kemer sıkıyor mu, terazi ağlıyor mu? İşte size basit ama başarılı bir antrenman reçetesi. Bu, kilolarınızı düşürmenize ve bahar aylarının keyifli bir hale gelmesine olanak verir...

Bir kere yerleşti mi o kadar çabuk ayrılmak istemiyor, kaburgaların üzerindeki kötü şöhretli yağlar. "Göbek simidi", her dar gömleği orta derece bir felakete dönüştürür. Yağları yakmanın bir dereceye kadar zor olduğu beden bölgeleri vardır. Uzun bir kış sonrası "yüzme havuzu figürü"nü yeniden kazanmak için gerçek yağ yakıcıları gereklidir. Bunlar, aynı zamanda kasları derinlemesine ele alan spor egzersizleridir. Bu derin kaslar yağı "yiyor". Tabii ki bu böyle hemen devreye girmiyor, işe başlamıyor. Antrenmansız spor yapmaya başladığınızda, bedeniniz yarım saatlik egzersizle yaklaşık 10 gram yağ yakar. Ancak kısa bir antrenman döneminden sonra, bu denge hızla gelişir.

Bisikletle Doğru Antrenman

Bildiğiniz gibi bisiklet kilo vermek için idealdir. Kilolar tam anlamıyla aşağı düşer. Bisiklete binmek, metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımını arttırır. Ayrıca bisiklet sürmenin diğer sporlara göre birçok avantajı vardır. Her şeyden önce, bisiklet eklemleri korur. Kendi beden ağırlığınızın yaklaşık %60 ila 70'ini sele taşır. Dairesel ve yumuşak hareket şekilleri eklemleri, örneğin jogging'den çok daha az zorlar. Bu nedenle bu spor, antrenmansız ve daha yaşlı olanların yanı sıra aşırı kilolular için de uygundur. Tempo, kilo ve yaşa bağlı olarak bisiklet, saatte 200 ila 800 kalori arasında yakabilir. Düzenli olarak pedal çevirirken, sağlıklı bir beslenmeyle birlikte, sadece kilolar düşmez, yaklaşık yarım saatlik bir antrenmandan sonra mutluluk hormonları da salınır. Altın bir kural: Haftada birkaç kez kısa uzaklıklar sürün. Başlangıç için haftada üç kez yaklaşık 20 ila 40 dakika bisiklet sürmeniz yeterlidir. Başta, yolda daha düşük vitesleri ayarlayın, biraz daha hızlı çevirin pedalları, dakikada 90 ile 100 devir arası iyi bir değerdir. Ayrıca, sürüş sırasında eşit bir güçle yüklendiğinizden emin olun. Tırmanışlarda daima hafif bir vites seçin. Çok sert yüklenen herkes gereken enerji için karbonhidratları yakar. Ama yağ yakmaz. Olabildiğince uzun antrenman sürelerinde (45 ila 60 dakika) ve rahat sürüşle bedeninize, gereken enerji yağdan almayı, karbonhidrat deposunu kenarda bırakmayı öğretirsiniz. Aktif en yüksek kalp atışının yüzde 60 ila 70'i, yağ yakılmasını öğretmek için uygundur.
Bisiklet sürmek sağlıklı bir spordur













17 Nisan 2018

Yıl 1968, Bahçelievler Deneme Lisesi Bisiklet Takımı

60’lı yılların ikinci yarısında Ankara’da, orta ve liseyi Deneme’de okudum. 1955’de kurulmuş, dönemin en önemli okullarındandı. Matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi dersler klasik sistemden farklı okutuluyordu. Yeni uygulanan ‘modern’ eğitime geçmişti. Gerek siyasette, gerekse basın, spor, sanat, müzik, bilim ve daha pek çok alanda başarılı kişiler yetiştirmiştir. O yıllarda yaygın olarak okullar arası yapılan ‘müsamereler’, spor ve müzik yarışmaları gibi etkinliklerde dereceler elde etmiş bir okuldu. Bugün halen eski mezunları aralık ayında Deneme Günü’nü kutlar(ız), bir araya gelirler.

Bisiklet sporunun o tarihlerdeki yıldızı Rıfat Çalışkan’dı. Hepimizin içinde bir Rıfat olma hayali yatıyordu. O günleri hatırlatan bir yazı elime geçti, sınıf arkadaşım Yakup yazmış. 50 yıl geriye dönüverdim birden...





















Katkıları için Ferhan’a teşekkürler.




İlginizi çekebilir Fikri Çerçiler, Fikret Albay

16 Nisan 2018

Classon: Sorunsuz Sürüş Deneyimi için Teknik ve Tasarım

Bu yüksek teknoloji kask bisikletlileri kurtarıyor ve kusurlu araç sürücülerini saptıyor.

Yeni bir bisiklet kaskı, bisiklet sürmeyi daha güvenli hale getirmek için birçok teknolojiyi bir araya getiriyor: dönerken yanıp sönen, fren yaparken uyaran, kör noktaları izleyen ve tüm trafik hatalarını kayıt altına alan.

Şu sıralar Brooklyness firması halen bu olağanüstü kask (Classon) için Kickstarter’de para toplamakta. Bununla birlikte finansman, hedefinin iki katından daha fazlasına ulaşmış bulunmakta. Şimdi ön sipariş verenler kaskı, öngörülen 299 dolarlık perakende satış fiyatının yaklaşık yarısına alacaklar. Temmuz 2018’de gönderimi gerçekleşecek olan akıllı kask, bisiklet sürmeyi çok daha güvenli hale getirme sözü vermekte.

Özellikle önemli olan, kör noktaların ve bisikletin arkasındaki trafiğin izlenmesidir. Bu amaçla yerleştirilmiş iki kamera çalışmakta. Sinyalleri bir işlemci tarafından değerlendirilir ve sürücü, basit ama akıllı bir sistem tarafından uyarılır. Kaskın alt kenarında küçük LED’ler bulunmakta. Bisikletçi onları görme alanının kenarında algılar. Yaklaşmakta olan bir tehlikeyi net olarak bildirirler veya uyarırlar.

El/kol hareketini tanıyan kask

Dönüş sinyali el/kol hareketini tanımayı temel alır. Kol gene dönülecek tarafa uzatılır, algılayıcılar hareketi okur ve daha sonra ön/arka ışık sinyali etkinleşir. Işık, bilindik kol sinyaline göre çok daha fazla göze çarpar ve karanlıkta bile görülebilir. Ek olarak, kolu uzatılmış tutmanız da gerekmemekte. Sollarken veya dönemeçte eller güvenli bir şekilde gidonu tekrar kavrayabilir, bu arada uyarı işareti etkinliğini sürdürür. Fren lambası basit çalışır. Yerleşik bir hızlanma ölçer frenleme işlemini algılar ve kırmızı uyarı ışığını etkinleştirir.

Akıllı telefon için uygulama

İlgili uygulama ile Classon daha fazlasını yapabilir: kask akıllı telefon ile eşleştirilmiş ise yön bulma için de devreye girer. Uygulamanın yön tariflerini kask ışık sinyallerine dönüştürür. Sürüş sırasında güneşte neredeyse okunamayan bir telefona bakmak zorunda kalmazsınız. Ve elbette ön/arka kameralar sürüşü kesintisiz kaydeder. Kaza durumunda kask gerekli kanıtları saklamıştır. 

Kask, üzerinde bulunan delik aracılıyla bisiklete kilitlenebilmekte. Yıllık 100 dolar ile “Classon Club” üyeliği, kaza sırasında zedelenen kaskınızın ücretsiz yenilenme olanağını vermekte (videolara erişim, GPS, güncelleme gibi pek çok başka yararlar da). 






2 Nisan 2018

Şaka Maka Tuzla

Günün erken saatlerinde kendini göstermeyen güneş sonraları bir çıktı ve gün ortalamasını 23 °C’ye yükseltti. Nisan başında, güzel bir havada, dümdüz bir yolda Tuzla’ya pedalladık, Serhan, Haluk, Kamil ve Doğukan ile. Fazla kalın giyinmişim, o nedenle rüzgar geçirmez taytı Pendik’te incesiyle değiştirdim. İçimdeki polar yeleği de çıkarttım. Ama gene de fazla geldi giysiler. Ancak şimdilik, birden soyunarak bedenimi hava değişikliğiyle karşı karşıya bırakmamak için sıcağa dayanmaya çalıştım. Akşamüstü güneş gidince hava gene serinledi.

Bugün 1 Nisan, şaka günü. Neden 1 Nisan’da şaka yapılır? Olay, 450 yıl önce yapılan takvim değişikliğine dayanıyor. 1564 yılında Fransa kralı IX. Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının 1. gününe alır. O güne kadar Avrupa'da yaygın olan yıl başlangıcı 25 Mart-1 Nisan tarihlerinde. O zamanki iletişim şartlarıyla kralın bu kararı fazla yayılmaz. Duyanlar ise protesto amaçlı eski adetlerine devam eder, 1 Nisan'da partiler düzenlerler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirirler ve 1 Nisan'a "Aptallar Günü" (April Fools’ Day) adını verirler. Bu günde herkese sürpriz hediyeler verip, gerçek olmayan haberler üretirler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü, kültürlerinin bir parçası görerek devam ettirirler, adını da “Poisson d’avril” (Nisan Balığı) koyarlar. Oradan da tüm dünyaya şaka günü olarak yayılır.

Tuzla’ya bu sefer farklı bir noktadan girip, köfteciler ve çaycılar olarak ayrıldık. Dostlar Çayevi bir diziye dekor olmuş. O nedenle biraz makyajlanmış. Ancak dizi tutmayınca mekan tekrar çaycılığa devam etmekte. Mahallenin beyleri sohbetteler. İktidarın uygulamaları eleştirilmekte. Köftecilerin gelmesiyle biraz daha sohbet ediyor, Teyze’nin hikayesinden 4 sezon dizi çıkartıyoruz. Tuzla sahil şeridi de elden geçmiş. Güzel bir minik kordon çıkartmışlar. Havanın güzelliği pek çok insanı sokağa dökmüş. Arabalarla gelenler kuyruk oluşturmuşlar.

Mercan denilen yer bence İstanbul’un en güzel mahallesi. Hani nerede yaşamak istersin diye sorarlar ya. Trafiği olmayan, önünde denizi olan çok da güzel villalar var.

Dönüşü aynı güzergahtan yapıyoruz, ama araba yolundan. Arabaların ortasından gitmek en hızlı yol. Sahil mangalcı dolu. Bebeler, yayalar falan gidilecek gibi değil. Önümde genç bir hanım bisikletiyle gitmekte. Ne güzel, cesaretli insanları seviyorum. Hele de kadın olunca. Ancak kulaklık takmış, sele de biraz alçak ayarlanmış. Yetişeyim de uyarayım diye peşine takıldım. Derken git sen önünde aniden duran araba çarp. Pat yere düş. Vardık yanına, şansına sadece dudağı patlamış. Teskin ettik, su verdik, ön tekerin ayarını düzelttik. Ama dedik, kulaklıkla asla bir daha binme! Bir de kask tak lütfen. Umarım anlamıştır.

Sahil trafiği çok yoğun, bekleşerek, kaybolarak, ayna kol düşürerek araçları yara yara Bostancı’ya geliyoruz. Son bir mola, son bir sohbet ve evli evine köylü köyüne. Haluk çoktan Maltepe’den ayrıldı bile.

Kapatmadan A. Dilaçar’dan, doğum adıyla Hagop Martayan’dan söz etmek isterim.

Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi. Dilaçar, yazılarına çoklukla “A. Dilaçar” diye imza atardı; kimilerinin sandığı gibi, Ermeni olduğu ve “Agop”u kullanmaktan sakındığı için değil. Dilaçar soyadını ona Atatürk vermişti; kendi deyişiyle bu soyadı, onun gerçek adıydı. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış; Atatürk’ün isteği üzerine üstlendiği Türk Dil Kurumu’ndaki “başuzman” sanını onurla korumuştur. TDK’da birlikte çalıştığı genç dilciler onun ağzından şu tümceyi sıklıkla duymuştur: “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim.”

Hagop Martayan 1895’te, o zaman pek de İstanbul’un içi olmayan Büyükdere’de doğmuş. Robert Kolej’e gitmiş. Sonradan mesleği haline gelecek olan dillere ilişkin ilgisi de burada başlamış. 1915’te buradan mezun olmuş. Mezun olur olmaz da Birinci Dünya savaşının en şiddetli cephelerinden biri olan Kafkas cephesine yollanmış. Kafkas cephesinden madalya ve kimliğinin getirdiği ‘şüphe’yle beraber Filistin cephesine kaydırılmış. Kimine göre esir İngiliz askerlere edilen kötü muameleye karşı çıkmasından, kimine göre ise karşılaştığı Hintli savaş esirlerinin yemek isteğini üstlerine bildirdiği için “vatan haini” ilan edilip hapsedilmiş.

Sonrasını dinleyelim. Cezasının ne olacağını öğrenmek için komutanın karşısına çıkarılan Martayan, tüm cesaretini toplayıp esirlere yapılan barbarlık, eziyet ve işkencelerin medeniyetle bağdaşmayacağını, ileri ülkelerde böyle bir davranış gözlenmeyeceğini anlatır komutana. Çevresindekiler korku içinde ne olacağını beklerken, komutan Martayan’ın zincirlerini çözdürür, ona çay ısmarlar ve muhabbet etmeye başlar.

Martayan’ın kendi sözlerine göre Mustafa Kemal ile böyle tanışmıştır. Savaştan sonra Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Beyrut’ta bir Ermeni okulunda müdür olur. Yine Beyrut’ta yayınlanan Luys gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapar. Daha sonrasında Sofya’ya yerleşir, eski Türk dili ve Uygurca dersleri vermeye başlar. 22 Eylül 1932 yılında Dolmabahçe Sarayı'nda, Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen Birinci Türk Dil Konferansı'na davet edilir. Ermenice ve Türkçenin yanında İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarca da konuşur.

Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi çalışmalarına katıldı. 1936-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi'nde Dil-Tarih ve Türkoloji dersleri verdi. Latin harfleriyle yeni Türk alfabesi oluşturulması çalışmalarına katıldı. 1942-1960 yılları arasında, Türk Ansiklopedisi'nin hazırlanması çalışmalarında başdanışmanlık yaptı.

Hagop Martayan önce Agop Dilaçar olmuş, sonra A. Dilaçar’a dönüşmüş. 1979’da vefatını haber veren TRT kendisini Adil Açar diye sunmuş. Şişli’de bir sokağı da var; “A. Dilaçar Sokağı”.













Şaka Maka Tuzla: Dudullu-Bostancı-Pendik-Tuzla ve dönüş
Tur tarihi: 1 Nisan 2018
Kat edilen mesafe: 81,19 km.
Ortalama hız: 14,6 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 5 sa. 32 dk., dışarıda geçen süre 9 sa. 16 dk.
En yüksek sıcaklık 30 ˚C, en düşük 15 ˚C, ortalama 23,2 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 526 m, kaybı (iniş) 540 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 130 m.

Garmin yol bilgileri ŞakaMakaTuzla


Relive yol bilgileri ŞakaMakaTuzla




















Katkıları için Rebii’e teşekkürler.


Bölgeye yapılmış geziler Sizlere Niyaz Tuzlada Piyaz, Dön Dolaş Tuzla