31 Temmuz 2018

[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı (Kale-Pütürge)

29 Temmuz 2018, Pazar / Kale – Pütürge, 64 km. (22. gün)

Kalegöl Otel çok rahattı. Gece iyi uyudum ve erken kalktım. Toparlanıp bisikleti yükledim ve kahvaltıya geçtim. Açık büfe, fazla abartmadan karnımı doyurup hesabı ödedikten sonra (90,- yemek dahil) 7.30 gibi ayrıldım. Bugün hedefim Pütürge. 60 kilometrelik bir yol. İki tırmanışım var. İlki Kale’den sonra başlıyor, diğeri ise Pütürge’ye, 9 kilometrelik.

Kısacık (100 m.) da olsa sıkı bir rampa hemen otel çıkışında sizi karşılıyor. %12 az değil, ama sonrası bu kadar fena değil. 1 kilometre sonra anayola bağlanıp geriye, yani dün geldiğim yöne, köprüye doğru döndüm. Kale bitti yazısı geçildikten sonra gelen göbekten sağ yaparak köy yoluna girdim (3,5 km. yani). Girmemle de tırmanış başlamış oldu.

Bir taraftan ileriye tepelere bakıyor bir taraftan tırmanıyorum. Baraj gölü gittikçe altımda kalıyor. Ama yükseldikçe manzarası olağanüstü oluyor. Oldukça büyük bir alana yayılmış, kollarıyla. Güzel bir seyir noktası bulup biraz nefeslenirken bir kaç foto da alıyorum. Geçen bir arabadan yolun doğruluğunu sorgulayıp devam yükselmeye. [e] 7,4 km/08.23/%20 harcandı. 1049 metredeyim, kıvrıla kıvrıla dolanıyor yol. Dolandıkça yükseliyor, yükseldikçe dikleşiyor... %14’le çıkıyorum, 1056 metre oldu. 150 metre indim 150 metre çıktım. İn-çık durumları yani. Ama müthiş keyifli bir yol, baraj gölünü tepeden gören. Arada biraz düz gidince nefesleniyor ama çok uzun sürmüyor bu sefa hemen arkasından daha dik bir tırmanış geliyor. %16 ile çıkıyorum. Değil Normal, High konumda ancak mümkün oluyor. Zorlanıyorum. [e] 17 km/09.05/%40 harcandı. 1132 metreye geldim. Daha 17,5 kilometre gelmişim. Yol kaba asfalt köy yolu. Yer yer yıpranmış, zemin ortaya çıkmış, bazı bölümlerde sertleşmiş betonlar var. Bu da ne demek? S şeklinde tırmanamıyor dümdüz çıkıyorsun. [e] 19,4 km/09.35/%60 harcandı. High ile çıkıyorum. 1329 metredeyim. Sıkı mı sıkı durumlar. Yani böylesini daha önce çıkmamıştım. Bunu başarırsam müthiş bir keyif alacağım. İlerideki turlara referans olacak. 20,7 kilometre geride kalmış. 1390 metreye çıkmışım. Daha var, rahatlama Mustafa! 400 metre yükseldim sadece. Saatler 9.40’ı göstermekte. Bataryayı yenileyeceğim ama sanki bir yerde şarj etmem gerekecek gibi. Böyle uzun rampa görmedim. 

Kelebekler uçuyor, çekirgeler zıplıyor, böcekler önümden kaçışıyor, kimsecikler yok ortalıkta. Anlatamayacağım kadar da güzel bir yerdeyim. Fırat nehri altımda akmakta. Güneş üzerine öyle bir yansıyor ki, pırıl pırıl parlıyor, insanın gözü kamaşıyor. 1440 metre burası. Önümde bir iniş görünüyor. Saat 9.50 ve 21,3 kilometre olmuş yola çıkalı. Hava sıcaklığı 32,9 °C. İnişin keyfi uzun sürmüyor ardından tırmanış gene başlıyor. Kollarım hoşaf gibi oldu, gidona asılmaktan. Vücudum pelte sanki. Sıkı bir rampa. 1500 metreye geldim, Firu arıyor, biraz sohbet ediyoruz. Sesini duymak güç veriyor ve devam tırmanmaya. Ama yani böyle bir yolu daha önce çıkmamıştım. Köy yolları çok güzel oluyor da rampaları ise ayrı güzellikte. Ancak öylesine güzel fotolar alıyorum ki tüm bu tırmanışları unutturuyor. Ve de Fırat; su gücü, enerji üretimi bakımından Türkiye’nin en büyük kaynağı durumunda. Üzerinde üç dev baraj bulunmakta: Keban, Karakaya ve Atatürk Barajı. 

Sağda bir mescit. Durdum, ilerideki duvara dayadım ve matarayı alıp çeşmesine gittim. Öyle bir su akıyor ki, buz. Off be, doldur doldur iç. Biraz da gölgede bankta dinleniyorum. Yani şurada yatsam uyurum ne güzel. Su da var, WC de, hatta WC’de priz de. Mescide tulumu sersem olmaz mı? Ama daha erken saat, 10.35. Günün yarısını kaybederim. Buraya kadar 28,3 kilometre gelmişim ve bataryanın tek çentiği (%20) kaldı.

Yol üzerinde ne köy var, ne bakkal, ne kahve, ne çay. Hepsi için içeriye, aşağılara falan inmen gerek. Şimdi 1 metre dahi irtifa kaybetmek istemiyorum. Hatta fazla iniş de olsun bile istemiyorum, çünkü ardından indiğini çıkman gerekiyor ve bayağı zorluyor.

Bu arada batarya 30,4 kilometrede tükendi. 2’nciyi taktım. Saat 10.50 ve 1454 metre rakımdan başladım gene tırmanmaya ve 1517 metreye yükseldim. Daha var mııı?Sesimin çıktığı kadar avaz avaz bağırıyorum. Kimseden cevap gelmiyor. Tek başımayım burada. Cep mep de çekmiyor. 32,2 kilometre gelmişim, saat 11.05. Bu arada 10 metrelik kısa toprak bölümler geçtim. Adamlar tepelere üç katlı apartman dikmişler. Hayret edilecek gibi değil! Bu bir özlem olsa, gerçi hepimizde yok mu? Kimse eskide kalmak istemiyor.

Otların kokusu yoğun bir şekilde etrafı sarmış. Mis gibi burnuma geliyor. Sağımda bir şeftali ağacı. Bir tane koparsam mı? Ama daha sertler. 35,4 kilometre yol almışım. İn-çık-in durumları. Gene 1428’e indim. Saat 11.25 olmuş bu arada. Hava ısındı, saatler ilerliyor, ne zaman bitecek bu tırmanış diye düşünürken geçmekte olan traktörcüye bu soruyu soruyorum. “Bundan sonraki rampa geride bıraktığına benzemez, daha hafif. PTT’ye kadar git, orada soldan iniş başlar, suya kadar inersin.” Biraz moral veriyor, umut aşılıyor bu açıklamalar. Tabii köylünün değerleri genelde hafif olur. Ne kadar kaldı sorarsın, 300-400 metre der, kilometrelerce gidersin bir türlü gelmez :))

Nihayet PTT veya antenlerin olduğu binaya/noktaya geldim. Demeselerdi soldan ineceksin diye sağdan giderdim vallahi! Yolun akışı öyle gösteriyor. Ama Google’dan da doğrulayıp soldan bırakıyorum kendimi. Off anam off durumları, bu nasıl iniş böyle? Bıraksan havalanacaksın ama yol düzgün değil. Delikler var peş peşe gelen, dönemeçlerde mıcır var... Asılıyorum frenlere, balataların inlediğini, erimenin sesini duyuyorum. Dönemeçler Z, durmadan dönülemiyor, hemen ardından hızlanıyor velespit, peşinden gelen Z’de gene yavaşlıyorsun-duruyorsun... İniyoruz, ama ne iniş! 140 kilo ile yola öyle bir yerleşmişim ki, gidonu sımsıkı tutuyorum. İki parmağım fren kollarında. Disk olmasının büyük avantajı var, hele de 180 mm. olması. Eski bisiklet janttan frendi. İki kere jantın çok ısınmasından dolayı lastiğin supabı havayı atmış, sebebini öğrenene kadar lastik yamamağa çalışmıştım.

Solda üç genç, bisikleti görünce ayaklanıyor, dur dur diye bağırıyorlar. Şimdi kaptırmış iniyorum, mümkün değil. Ama hemen sağda gelen cami, suyumu tazelerim umudu durmamın nedeni oluyor. 

Mescidin suyuyla kıyas kabul etmez. Bir kere soğuk değil ve cılız akıyor. Ancak burada durmamla peşimden koşmuş olan çocuklarla başlayan velespitin fiyatı ve özellikleri şeklindeki sohbete dahil olan cami imamı Nuri Bey, namaza gelen vatandaş ve sonradan eklenenlerle, önce imamın evden soğuksu getirmesi, sonra evinin bahçesinde çaya davet etmesi ile öğle sıcağını bu köyde (Candar) dinlenerek geçiriyorum. Nefis bir çay demlemiş ama hanımı. Bir de ezanı öyle güzel okudu ki imam, ne hoparlör avazı çıktığı kadar açılmış, ne ses tonu bozuktu. Çayın yanına ikram ettiği kayısı kurusu ve çekirdeği ki sonra bana yolluk olarak bir torbada sundu, keza sohbete dahil olan Kazım, Orhan, Şerif beyler ve gençlerle geçirdiğim keyifli bir mola oldu. Bu arada boşalan bataryayı da şarja taktık ki neredeyse %60’ı doldu.

İkindi namazının okunmasıyla ben de dört saattir yanlarında bulunduğum bu tatlı insanlardan izin alıp yoluma tekrar dönüyorum. Artık inişteyim ama çok dikkatliyim. Çukurlar var... Birine hızla girdim. Umarım teker yarılmamıştır diye durarak kontrol etme gereğini görüyorum. Sağlam.

Suya kadar inip köprüden geç, altında çeşme vardır, istersen suya girebilirsin bile dediler. Çeşmeye inmedim, artık Pütürge’ye varayım, ama suya girenler vardı. Yalnız gene yokuş, gene tırmanış. Doğanşehir yolu da trafiği getiriyor, dar ve kaba asfalt. Çaresizlik içinde pedallıyorum. Hani artık bu gün sona ersin durumlarındayım.

Solda sözü edilen Petrol, bakkalı da varmış. İki sodayı indirirken sahibiyle konuşmadayız: “Yani o rampayı çıktın, öyle mi? Biz arabayla, 1’le zorlanıyoruz, nasıl becerdin? İtmedin mi?” Hele de 66’lık olduğumu duyduklarında: “Bak ben demiştim, ihtiyar delikanlı...” Bu arada inekler için satılan bir su kabı düşüncesi çok hoşuma gidiyor. Döküm bir tas düşünün, su bağlı ve içinde mandalı var. İnek burnunu oraya, suya doğru uzattığında mandalı itmekte ve kaba su dolmakta. Böylecene kapta her daim su olmakta, fazla su taşmamakta, israf olmamakta. Hayvan sahibi de tek tek doldurma zahmetine girmemekte.

Petrol’den sonra dalgalı yolda Normalile pedallamaktayım. 3 kilometre sonra soldan Pütürge sapağı geliyor, 9 km. demiş. Ve gene tırmanış, bugün rampadan kurtuluş yok anlaşılan bana. High konuma alıyorum, sıkıldım artık, bir an bitsin bu yol. Yeteeer...

939 metreye çıktım. [e] 57,4 km/17.22/%40 harcandı-2. Geldim 1113 metreye. [e] 61,4 km/17.40/%60 harcandı-2.Uzatmayayım, bayağı tırmandım bu 9 kilometrede. Bir ara durup su ile rahatlamaya çalıştım. Ayaklarım kesildi, başım bile döndü. Sonra düzeldi yol. Karakol karşısında park içindeki çay bahçesine, Levent Beye uğradım. Köyden haberdar etmişlerdi, masaya oturup 112 personeli ve tesadüf konuştuğum belediyeden başkan yardımcısı Bülent Beyin kardeşi ile tanıştım. Sonradan dahil olan, Fırat Üniversitesi’nden erozyon üzerine araştırma yapan bey ile, su+soda karışımıyla kendime gelmeye çalışarak bir saat güzel bir sohbet içinde bulunup konaklamam için ayrılmış olan Fatih Yurdu’na geçtim. Öğrenciler tatilde olduğundan boş olan yurtta beni Reşat Bey karşıladı. Okul müdürü Abdullah Bey eksik olmasınlar burayı uygun görmüş, misafir etmeye. Duş alıp Reşat Beyin ikramı muhteşem meyve tabağı karnımı doyurmaya yetti. Merkeze yemek aramaya gitmeme gerek bile kalmadı. Karşılıklı tanışma faslında kendisinin Urfalı olduğunu, bir yıl Ümraniye’de bir yurtta çalıştığını, Urfa’ya yakınlığı nedeniyle Malatya’ya tayin istediğini öğreniyorum. Abdullah Bey Mersin’den yorgun döndüğünden uğrayamıyor, telefonda konuşuyoruz.

Osmanlı Devlet ve Vilayet Salnamelerinde Pütürge, ilçe olmadan Şiro ismi ile bir nahiyedir. Şiro, bugünkü ilçenin çekirdeği durumundadır. İlçe olduktan sonra Pütürge ismi ile Diyarbekir, Ma-müretü-l-Aziz (Elazığ) ve Malatya Vilayetlerinin Salnamelerinde yer almıştır. 

Pütürge yaklaşık 300 yıl önce "İmrün" (Güzel Yer, İstenen Yer) adı altında kurulmuş,1877 yılında bucak statüsüne kavuşturularak Kâhta ilçesine bağlanmıştır. Kâhta ilçesine bağlı bu yer 1892 tarihinde kaza yapılmış, merkezi İmrün köyü olmak üzere Pütürge diye ad verilmiştir. Daha sonra Pütürge mülki taksimatla Elazığ iline bağlanmış, Cumhuriyetin ilanından sonra Malatya iline bağlanmıştır.















Kale - Pütürge 
Tur tarihi: 29 Temmuz 2018
Kat edilen mesafe: 64,11 km.
Ortalama hız: 12,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 5 sa , dışarıda geçen süre 11 sa 57 dk. 
En yüksek sıcaklık  43 ˚C, en düşük  29 ˚C, ortalama 35,6 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 2513 m, kaybı (iniş) 2014 m.
En düşük irtifa 700 m, en yüksek 1495 m.

Garmin yol bilgileri Kale-Pütürge

Relive yol bilgileri Kale-Pütürge

        

Sabahleyin manzara bir başka.

7.30 gibi ayrıldım. Bugün hedefim Pütürge.

Kale bitti yazısı geçildikten sonra gelen göbekten sağ yaparak
 köy yoluna girdim. Girmemle de tırmanış başlamış oldu.

Baraj gölü gittikçe altımda kalıyor. Yükseldikçe manzarası 
olağanüstü oluyor. Oldukça büyük bir alana yayılmış, kollarıyla.

Fırat nehri altımda akmakta. Güneş üzerine öyle
 bir yansıyor ki, pırıl pırıl parlıyor
, insanın gözü kamaşıyor.


Fırat; su gücü, enerji üretimi bakımından Türkiye’nin
 en büyük kaynağı durumunda. Üzerinde üç dev baraj
 bulunmakta: Keban, Karakaya ve Atatürk Barajı. 

Kollarım hoşaf gibi oldu, gidona asılmaktan. Vücudum
 pelte sanki. Sıkı bir rampa. 

Bir mescit. Durdum, ilerideki duvara dayadım ve 
matarayı alıp çeşmesine gittim. Öyle bir su akıyor ki, buz.





Kelebekler uçuyor, çekirgeler zıplıyor, böcekler
 önümden kaçışıyor, kimsecikler yok ortalıkta. Anlatamayacağım
 kadar da güzel bir yerdeyim. 


Pütürge; ve gene tırmanış, bugün rampadan 
kurtuluş yok anlaşılan bana.



















23. gün (devamı) Pütürge-Karapınar (Yandere) – 21. gün (öncesi) Elazığ-Kale




[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı

Erzurum-Aşkale = 52,86 km

Aşkale-Bayburt = 77,09 km 

Bayburt-Kelkit = 83,50 km

Kelkit-Erzincan = 72,25 km 

Erzincan-Kemah = 53,05 km 

Kemah-İliç = 66,35 km

İliç-Divriği = 77 km

Divriği-Arapgir = 82,06 km

Arapgir-Keban = 43,15 km 

Keban-Elazığ = 49,81 km

Elazığ-Kale = 58,10 km 

Kale-Pütürge = 64,11 km



Nemrut-Kahta = 46,72 km

Kahta-Adıyaman = 34,64 km

Adıyaman-Gölbaşı = 66,34 km 





Kadirli-Kozan = 35,91 km

Kozan-Feke = 46,82 km

Feke-Saimbeyli = 33,29 km 


Tufanbeyli-Tomarza = 74,90 km

Tomarza-Develi = 30,76 km

Develi-Talas = 44,33 km

Talas-Kayseri = 14,68 km



30 Temmuz 2018

[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı (Elazığ-Kale)

28 Temmuz 2018, Cumartesi / Elazığ – Kale, 58 km. (21. gün)

DSİ’nin odasının önündeki ağaçlar ve bahçe içindeki sessizlik hem gün ışığını hem de sesi kestiğinden uyanışım 7 oldu. Bıraksanız daha uyurdum, çok rahattım. Ama hava ısınmadan yola çıkmak lazım. Her günkü programı uyguluyor, toparlanıp hazır olmam saat 8’de oluyor. Nizamiyeden çıkıp sağa dönüyorum, Malatya yoluna. Şimdilik düz, güvenlik şeridi var. Bölünmüş yol, ortası yeşil. Cumartesi olduğundan belki trafik biraz daha hafif. Sabah sabah işçiler yol temizliyor, kaldırım döşüyorlar. Bir alt geçitten geçip devam ediyorum. Belediye ve Kültür Merkezi geride kalıyor. Park23 diye bir AVM. Solda Migros (Var demişlerdi.), bazı oto galerileri şeklinde sürüyor yolum. Bir de Sürsürü Mahallesi ayrımı geçildi. Ne ilginç bir isim! 

Bugün Kale ilçesine gidiyorum. 55 kilometrelik bir yol. Kolay bir rota. Biraz hafif çıkıp sonra ineceğim. Bu yolun bir kısmını geçen sene pedallamıştım, ters yönden. Bu sefer de Kalegöl Otel’de kalacağım. İnönü Üniversitesi’ne ait. 3 yıldızlı, Karakaya baraj gölüne bakan şık bir otel. O.K. gecesi 1 kişi 80,- TL.

Yol düz gibi görünüyor ama %1-2 gibi yükseliyorum. 17,5 kilometreye kadar Eco’yla geldim. Yolum fazla zor olmadığındanNormal’e geçip devam ediyorum. Hava açık, bulut yok. Saatler ilerledikçe ısı artıyor. Gene de ince yeleğim üzerimde. İnişlerde önümü kapatmak iyi oluyor. Hankendi’ye geldim. Solumda karşı tarafta bir jandarma noktası. Önünde de kontrol yapıyorlar. 3-5 araba sıralanmış. 

Çayırlar bayırlar çok güzel buraları. Otlayan hayvanlar, sebze–meyve satış tezgahları. Organik diye yazmışlar. Ne güzel ülke, istediğini yaz, denetleyen yok. Keyifle sürüyor yolum. Hele de yol düz olunca daha da büyük bir keyif :)) Berber Müslüm Bey arıyor. İliç’e gelmiş, memleketine. Ama ben çoktan ayrıldım oradan. İyi olurdu buluşabilseydik.
40 lira kaç dolar eder?

Mitoloji/efsane ile ilgili bir yazıda okuduğum 40 sayısıyla ilgili ilginç bilgiler vardı. Ne çok deyiş vardır 40’la ilgili bizde? Kırkı çıktı, kırk mevlidi, kırk yılda bir, kırkikindi yağmurları, kırk dereceden su getirmek, kırk paralık adam... 40 lira bugün kaç dolar eder? Türk mitolojisine baktığımızda kırk sayısının birçok yerde geçtiği görülür. Manas Destanı’nda kırk yiğit, kırk gelin, kırklar gibi sözlerle yüzden fazla şekilde kullanılmış. Oğuz Destanı’na göre ise Oğuzhan doğduktan kırk gün sonra koşturmaya başlamış. Benim de 40 kilometre yolum kalmış :))

[e] 23 km/09.30/%20 harcandı.Benzincide verdiğim 15 dakika soda molası sonra pedallamaya devam. Sivrice sapağı geçildi. Şimdi hatırladım, Sivrice yazmıyordu. Nedense ilçe ismi yerine öncesindeki bucak ismini yazmışlar, Gözeli. Güzel bir yoldu, tırmanışlı ama. Hatırlıyorum inişi zevkliydi, Hazar gölüne doğru, baka baka. (Bkz. Kale-Sivrice rotası) Bir başka sefer Sivrice üzerinden Diyarbakır’a gitmek isterim. Gölün güneyinden geçen yolun çok güzel olduğu söylenmişti TurcuBaba Yusuf tarafından.

Saat 9.50. Karşı rüzgar başladı bu noktada. 30’uncu kilometredeyim. Yolun yarısı geçildi demek ki. Koçharmanı diye bir köyden çıkan çöp kamyonu önüme geçiyor. Beraberinde feci bir çöp kokusu ortalığı kaplıyor. Dayanılacak gibi değil. Tertemiz hava vardı bozdunuz. Gidin gidin-uzaklaşın diye elle işaret ediyorum.

Elazığ’ın Baskil ilçesine giden bir sapak geçildi. Başına %8 rampa işareti koymuşlar. Elazığ çıkışında da bir yol Baskil için ayrılıyordu. İki yerden gidiliyor demek? Bu noktada asfalt kabalaşıyor. Artık inişe geçtim, Kömürhan köprüsüne doğru. 

Çöp olayı, adamı deli eder bu yol kenarına atılanlar. Şişeler, tenekeler, plastikler... Ecnebi bir bisikletçinin ülkemizi öve öve bitiremediği yazısı ne var ki çöp olayı ile, atmayın diye yalvararak kapanıyordu. Böylesine kendini bilmez, pislikten hoşlanan başka hangi millet vardır?

Geçen sene bir tünel ve yeni köprü inşaatı vardı Kömürhan’da. Evet, halen sürmekte. Yol yüksekten geçecek. Ama şimdilik eskisiyle idare edin diyorlar. Tek şeride düşürmüşler, daracık. Arkayı kollayarak hızla köprünün üstünden geçmekteyim. Karakaya Baraj Gölü muhteşem bir mavilikte, üzerinde balık çiftlikleri kurulmuş. Ve bu suların altında muhteşem bir tarih yatıyor. Çoğu kurtarılamadı. Dün-bugün-yarın... Zaman Makinesi olsa da gezinsek tarihin sayfalarında. Geçmiş zaman ve gelecek zaman yaklaşımları beni çok keyiflendirir, keyiflendirmiştir hep. 

Wishbone Ash’den Sometime World (Aradan geçen 40+ yıl.)


Köprü geçilince jandarma kontrol noktası geldi. Sağda da Köprü Restoran. Erken geldim hedefime, saat daha 10 buçuk gibi. Biraz istirahat edeyim. Dışarıdaki masalardan birine yerleşiyorum. “Ne var?” — “Kavurma.” Zaten bu bölgede –nedense!- öylesine çok kavurmacı geçtim ki, kimi şoförlere kimi hususi arabalara hizmet etmekte. Bir saat önce benzincide verdiğim soda molası yakınında da vardı. Garsondan karpuz istiyorum, bana uyan. Ohh, buz gibi geliyor. Sulu sulu... Yarım saat soluklandıktan sonra 5 lirayı ödeyip ayrılıyorum restorandan (11.20). Jandarma ile selamlaşıp tekrar çift şerit olan yoldan Kale’ye doğru devam etmekteyim. 54 kilometre geride kalmış, 4 kilometre kadar bir yolum var ilçeye. Elazığ 1067 metre rakımdaydı şimdi 890’a inmişim.

Kale’nin eski adı "İzollu"dur. Köydeki eski bir kaleden bu yeni ismini almıştır. Malatya'nın en zengin ve en yeşil ilçesidir. İlçede bulunan ve şimdi Karakaya Baraj Gölü altında kalan Pirot höyük, bu bölgede çok eski zamanlardan beri yerleşimin olduğunu göstermektedir. Günümüzde bölgede yaşayan İzol aşiretinin 1600'lü yıllarda Şanlıurfa'dan bu bölgeye göç ettikleri Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de belirtilmektedir.

Otel yoluna sapmadan biraz kayısı alayım şu yol kenarındaki satıcıdan. Burası Malatya’nın kayısı diyarıymış. Kilosu 5 lira, Arapgir’de de aynıydı. Fikis fiyat. Diyar bir şey değiştirmemiş anlaşılan! Yarınki yolu da soruyorum satıcıya. Pütürge için az geride kalan kavşaktan sapmam gerekecekmiş. Malatya belediyesi buradan giden yolu asfaltlamış. Geçen sene daha yapılıyordu. Tura çıkmadan yetkilileri aramış bilgi almıştım. Merak ve heyecanla bu yolu kafamda sorguluyorum. Böyle öncesinde bir heyecan oluşur bende. Çok öyle önüme ne çıkarsa şeklinde dolanmadığımdan, öncesinde olabildiğince bilgi edinip hareket etmek tabiatıma daha uygun. Bu yolu da çok dinledim-araştırdım... Göreciiiz!

Kalegöl Otel önüne indim. Direkt bisikleti resepsiyona sokuyorum. Hatırladım ben bu yüzü, Murat Bey. O da beni hatırlıyor. Ne güzel tanıdık olması. Bu sene 302 ayrılmış. Temizleniyor, beklemedeyim. Çay eşliğinde sohbet ediyoruz. Otelin durumu, üniversite, sendika, buranın ihaleyle devredilmesi... gibi konular. (Bkz. Malatya-Kale rotası)

Odanın manzarası muhteşem, göle bakıyor. Tüm odaları bu tarafa yerleştirmişler. Otelde Türk Petrolleri’nin elemanları kalıyormuş bir süredir. Pütürge tarafında petrol mu ne arıyorlarmış denildi. Bizdeki tüm petrol yatakları ABD tarafından kapatılmış, çıkarılmaması için diye anlatılırdı hep ;))

İlk iş duş, şarj ve uzanmaca. Hafif uykum da geliyor. Ama öncesinde Pütürge-Tepehan kalma durumları ile ilgili telefonlar yapıyorum. Otel ruhsatını tamamlayamamış, nasıl olacak kalma işi vs. bir yığın mesele... Göreciiiz!

Tarihte Bugün’de ne çok negatif olay olduğu yazılı: 1402- Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid, Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilerek esir düştü; Osmanlı devletinde Fetret Devri başladı. 1499- Davut Paşa komutasındaki Osmanlı donanması komutanlarından Burak Reis, Sapienza adası yakınlarında karşılaşılan Venedik donanması ile çıkan çarpışmada öldü. 1794- Fransız devrimci lider Maximilien Robespierre, giyotinle başı kesilerek idam edildi. 1808- Osmanlı Padişahı III. Selim, İstanbul'da IV. Mustafa'nın emriyle boğularak öldürüldü. 1914- I. Dünya Savaşı başladı.

Hava sıcaklığı ancak 6’dan sonra düşmeye başlıyor bu mevsimde. Yemeğe iniyorum. Az az mercimek çorbası+sebze sote+kızarmış patates+çoban salatası+revani. Patatesten biraz daha istiyorum ve doyuyorum. Fakat böyle bir otelde de sineklerin adamı rahatsız etmesi pek hoş değil. Bu da çevrenin pis olduğunu gösteriyor. Belediye, tanıtım dergisinde 30 yılda yapılamayanı 3 yılda 30 misli yaptık diye övünüyor ama sineklere çare bulamamışlar halen.

Biraz otelin bahçesinde gün batımını izleyerek dolaşıyor, fotolar videolar çekiyorum. Sonra Firu ve Serhan’la yapılan tel konuşmaları ve odaya geçip yazılar vs.nin aktarılması şeklinde sürüyor...

Afganistan'da oyuncu bir kadın sokaklarda tacize uğramadan rahatça gezmek için vücudunun belirli yerlerini kaplayan bir zırh giyerek sokağa çıktı. Al sana haber!


















Elazığ - Kale   
Tur tarihi: 28 Temmuz 2018
Kat edilen mesafe: 58,10 km.
Ortalama hız: 21,1 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 2 sa 45 dk., dışarıda geçen süre 3 sa 50 dk. 
En yüksek sıcaklık  41 ˚C, en düşük  26 ˚C, ortalama 32,7 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 480 m, kaybı (iniş) 848 m.
En düşük irtifa 678 m, en yüksek 1275 m.

Garmin yol bilgileri Elazığ-Kale

Relive yol bilgileri Elazığ-Kale

       

Kale Göl Otel 0422 8616162 

Her günkü programı uyguluyor, toparlanıp 
hazır olmam saat 8’de oluyor.


Belediye


Yol düz gibi görünüyor ama %1-2 gibi yükseliyorum. 




Hava açık, bulut yok. Saatler ilerledikçe ısı
artıyor. Gene de ince yeleğim üzerimde. 

Çayırlar bayırlar çok güzel buraları. Otlayan
 hayvanlar, sebze–meyve satış tezgahları. 




Her yerde kavurma.


Karşı rüzgar başladı bu noktada. 


Bu noktada asfalt kabalaşıyor. Artık inişe 
geçtim, Kömürhan köprüsüne doğru. 

Çöp olayı, adamı deli eder bu yol kenarına atılanlar. Ecnebi bir 
bisikletçinin ülkemizi öve öve bitiremediği yazısı ne var ki çöp 
olayı ile, atmayın diye yalvararak kapanıyordu. Böylesine
 kendini bilmez, pislikten hoşlanan başka hangi millet vardır?

Geçen sene bir tünel ve yeni köprü inşaatı vardı
Kömürhan’da. Evet, halen sürmekte. 




Karakaya Baraj Gölü muhteşem bir mavilikte, üzerinde
 balık çiftlikleri kurulmuş. Ve bu suların altında muhteşem
 bir tarih yatıyor. Çoğu kurtarılamadı.
 




Köprü Restoran



Jandarma ile selamlaşıp tekrar çift şerit olan
 yoldan Kale’ye doğru devam etmekteyim. 





Kalegöl Otel 

Kalegöl Otel 



Kalegöl Otel Restoran 


Biraz otelin bahçesinde gün batımını izleyerek
dolaşıyor, fotolar videolar çekiyorum.


Uzaklarda bir canavar.



































22. gün (devamı) Kale-Pütürge – 20. gün (öncesi) Elazığ II



  
[bisikletle]Türkiye: Kommagene Krallığı

Erzurum-Aşkale = 52,86 km

Aşkale-Bayburt = 77,09 km 

Bayburt-Kelkit = 83,50 km

Kelkit-Erzincan = 72,25 km 

Erzincan-Kemah = 53,05 km 

Kemah-İliç = 66,35 km

İliç-Divriği = 77 km

Divriği-Arapgir = 82,06 km

Arapgir-Keban = 43,15 km 

Keban-Elazığ = 49,81 km

Elazığ-Kale = 58,10 km 

Kale-Pütürge = 64,11 km



Nemrut-Kahta = 46,72 km

Kahta-Adıyaman = 34,64 km

Adıyaman-Gölbaşı = 66,34 km 





Kadirli-Kozan = 35,91 km

Kozan-Feke = 46,82 km

Feke-Saimbeyli = 33,29 km 


Tufanbeyli-Tomarza = 74,90 km

Tomarza-Develi = 30,76 km

Develi-Talas = 44,33 km

Talas-Kayseri = 14,68 km