28 Kasım 2022

Keşif turları; Pirinççi


Keşif turlarımızın bir yenisini Pirinççi’ye yaptık. Fi tarihinde bir kere Firuzan’la geçmiştik. O zaman durumu pek içler acısıydı. Çevre, yerleşim vs... Bakalım geçen zaman içinde bir değişiklik olmuş mu, burasını rotalarımıza ekleyebilir miyiz?

İnternette çok fazla bilgiye ulaşamadım. Bir kaynakta aslında gerçek adının Birinci Köy olduğu, geçmişinin 300 yıla gittiği, 4 bin kadar nüfuslu, ama günlük 10 binin üzerinde insanın girip çıktığı, tarım, hayvancılık ve seracılıkla uğraşıldığı, yol boyunca bulunan 4-5 tezgahta tarım yapan her aileden 2 kişinin durduğu, ürünlerin bir kısmı pazarda-bir kısmı markete verilerek satıldığını okudum.

 

İhsan’la Marmaray’da buluşup Kazlıçeşme’de iniyor, Topkapı’ya pedallayıp tramvayla Mescdi-i Selam'a gidiyoruz. Bugün Merkezefendi yakınlarında -herhalde gene  bir sınav olmalı ki- kalabalık vardı, yol da tıkanmıştı bu nedenle. Bir parkın içinden geçip, bir yay çizerek dolanıp köftecilerin olduğu bölgeye ulaştık.


Geçenlerde bir haberde, dini inanışların/cennet-cehennem varlığının ülkelere göre farklılık gösterdiğini okumuştum. Yaklaşık 100 ülkede yapılan araştırmada, Avrupa ülkelerinde cehenneme inanan ülke olarak Türkiye birinci, %9,4 ile Danimarka en az inanan ülke olarak son sırada yer aldığı, bir başka araştırma ise en çok büyüye inanan ülkenin de Türkiye olduğunu bildiriyor... Gene de iyiyiz ama. Bizi kıskanmaları için bir neden daha!

 

Tramvayda bir sürprizle karşılaşıyoruz. Camlara ince ince damlalar düşmekte; yağmur! Halbuki göstermiyordu hiçbir tahmin. Ne’dcez? Bu kadar geldik, devam diyor İhsan ve Sultangazi yönüne pedallıyor, Pirinççi diye sağdan ayrılıyoruz. Düz giden yol sanayi içinden geçtikten sonra yokuş aşağı, yağış da ince ince başımızdan aşağı iniyor. Hafif de olsa ıslanıyoruz, yerler ıslak olduğundan temkinli sürmek zorundayız. Yani mecburen frenlemek durumu. Halbuki keyifli bir yokuş, saldın mı Pirinççi’ye kadar inersin : )) Bölge yeşil. Nedense buralara ulaş(a)mamış siteler villalar.

 

Gelirken, Sultangazi tarafında Habibler Cemevi diye bir yönlendirme görmüştüm. Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan'ın iddiasına göre 2022 yılı itibari ile 25-30 milyon arası Alevi vardır. Buna rağmen Konda Araştırma'ya göre kendini Alevi olarak tanımlayanların nüfusa oranı %5 civarındadır. Bu da neyi gösterir; kendilerini gizlemek zorundalar. Evlerinin işaretlendiği, ibadethanelerine saldırıldığını okuduğumuzda hiç de sebepsiz olmadıkları anlaşılıyor.


Aleviliğin ne olduğu, nasıl başladığı, nasıl oluşturulduğu bilim dünyasında bir tartışma konusudur. Kimine göre Alevilik İslâm halifesi Hz. Ali ile başlarken, kimine göre bir Orta Asya Türk inancı olan Şamanizm’in Anadolu yorumudur. Kimine göre ise Zerdüştlüğün Anadolu’da yaşayan halidir. Kimilerine göre ise Alevilik Hititlerden bu tarafa varlığını sürdüren Anadolu coğrafyasının kadim bir inancıdır. Bu tartışmalar bir taraftan sürüp giderken diğer taraftan da Aleviliğin İslâm ve Kur’an ilişkisi sorgulanmaktadır. Aleviler ibadet, inanç esasları bakımından kendi özgünlüklerini savunup bunu İslâm’ın bir gereği olarak algılamakta ve şu an yaşanan İslâm’ı değiştirilmiş, dönüştürülmüş bir Emevi İslâm’ı olarak görmektedirler.

HeinrichBöllStiftung


Durum böyle iken mevcut iktidarın TBMM’ne sunduğu torba yasaya STK’larının tepkisi sürüyor: "Torba yasası değil, Cumhurbaşkanı Kararnamesi değil, eşit yurttaşlık istiyoruz" deniliyor.

 

Pirinççi hiç değişmemiş. Gene kırık dökük evler, çukurda kalmış bir köy görünümünde. İçimizi ısıtmak için ilk gelen kahveye yanaşıyor, çay (2,5) eşliğinde ısınmaya çalışıyoruz. Hava soğuk, yağmur da ıslatıyor, kuvvetli yağmasa da. Dam altına girdiğimiz mekandaki hanıma, buranın insanı nereli diye sorduğumuzda Drama yanıtını alıyoruz. Yani Yunanistan göçmeni. Burada Drama ismiyle kasap-ızgara salonu, hatta soyadı bile var. Haberlerde ‘Drama ve Turan Ailesi’nden Dillere Destan Nişan Töreni’ne de rastladım.

 

Pirinççi aslında, Kağıthane Deresi'yle birleşerek Haliç'i meydana getiren Alibey Deresi (Mağlova Deresi diye de anılır) üzerinde. O nedenle de Alibey Barajı’nın sonunda, yani suyunun azaldığı-bittiği yerde. Bundan dolayı da buradan tırmanarak çıkılıyor. Ancak yol yapılmış. O zamanki darlıkta değil, zorlamıyor. Keyifle çıkıp karşımıza Kemerburgaz Kent Ormanı geliyor. Sapıyor, kapısından giriş izni alıyor ve son derece düzenli bir ormanda, parke taşların üzerinde ilerliyoruz. Yağan yağmur da bu arada kesildi, ohh be... 


Ormanla ilgili yazılanlara bir göz atacak olursak: Yaklaşık 725 araç kapasitesine sahip bu yerde Açık Otoparklar, Futbol ve Basketbol Sahası, El Sanatları Satış Birimi, Organik Ürünler Pazarı, Midilli Ahırı, Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvan Ahırları, Seyir Kulesi, Piknik Alanları, Kır Lokantaları, Kır Kahveleri, İbadethane, Fauna Tanıtım Alanları ve 6300 m uzunluğunda Yürüyüş, Koşu ve Bisiklet Parkuru bulunmaktadır... denilmiş. Mihrimah Kapısı (bizim girdiğimiz), Mağlova Kapısı ve Mimar Sinan Kapısı olarak üç girişi var. Yürüyenler arasında oryantasyon yarışmasına dahil pek çok genç görüyoruz, ellerinde haritalarıyla. Yön bulma konusunda kendilerinden yardım alıp devam ediyoruz pedallamaya.

 

Duyamadım, ne mi eksik? Bence sağa sola daha çok genel yerleşimi gösteren haritalar konulmalı, hatta girişte birer tane verilmeli ki yön bulma daha kolay olsun. Etraf temiz, çöp kutuları var ama daha fazla konulsa bir sakıncası olmaz. Bugün ortalık boş, havadan olsa, ama bu kadar masaya gelenler olursa durum nasıl olur bilemiyorum? Araçlara kapalı, siz geçebilirsiniz denildi. Ama bizim uyanıklar kenardan bir boşluk bulup ortalıkta dolanmaktalar. Kesinlikle araç dolanmamalı. Elektrikli toplu taşıyıcılarla gelenler piknik alanlarına  dağıtılmalı. Öyle masanın kenarına kadar gel-park et nerede görülmüş? Ancak bizim gibi geri ülkelerde.

 

Bunca zamandır İstanbul’dayım, burasını bilmiyordum. Gerçi 2019’da açılmış, gene de 3 yıl geçmiş. İyi oldu keşfettiğimiz. Bir başka sefer her köşesine gideriz. Bugün sadece göl kenarına kadar gidiyoruz, ancak sular çekildiğinden ortada cılız bir dere akmakta. 

 

Hafiften tekrar başlayan yağış artık dönmemize işaret ediyor. Mağlova Kapısı’ndan çıkıp Kemerburgaz Kahve Dünyası Fabrika’da bir mola veriyor, yanımızdaki sandviçleri birer kahve ile midye indirip Cendere yolundayız. Güneş de bu arada yüzünü göstermeye başladı. Ohh be...

 

Tarihte Bugün’de çok komik bir şey okudum: 1961, 27 Kasım; İstanbul polisi bacağında Moskova yazılı kağıt bulunan kargayı nezarete aldı. Bak sen şu işe diyor ve günün en sıkıntılı kısmı geliyor. Yol ıslanmış, çamurlu, hatta dökülen çimento artığından dolayı gri, berbat bir durumda. Gelen geçenin sıçrattığı üzerimizde. Kılık-kıyafet-bisiklet, batmamış yerimiz kalmadı... Battı balık durumları devam ediyoruz, mecburen! Haklı olarak İhsan, Sarıyer’den keşke dönseydik diyor.


Vadiİstanbul’a yaklaştıkça etraf fosforlu ceketleriyle polis kaynamakta, fokur fokur ortalık. Ne var, kim geliyor, sultan mı dedirten bir durum! Karşı yönden gelen peş peşe dizili otobüsler tıka basa insan dolu. Kim bunlar, ne için taşınıyor? Yol kenarında park etmiş yığınla araç, mini/midi/oto-büsler. Büyük hazırlık var! Nef stadında bir numara olmalı.

 

Bundan sonrası bilindik: Kağıthane-Dolmabahçe Tüneli, Beşiktaş-Kadıköy vapuru ve Ayrılıkçeşmesi’nde evli evine köylü köyüne diye ayrılıyoruz.

 

Günü sonlandırmadan bir etkinlikten söz edeceğim: Burning Man. Her yıl Ağustos-Eylül aylarında Nevada'nın Black Rock Çölü'nde geçici olarak kurulan Black Rock City'de gerçekleştirilen, genellikle festival olarak bilinse de organizatörleri, Burning Man'in festival olmadığı, etkinliği bir "toplum ve sanat deneyi" olarak tanımlamaktalar. Olay ilk kez 1986 yılında Larry Harvey ve arkadaşları tarafından organize edilmiş. O zamandan beri her yıl ağustos ayının son pazar günüyle eylül ayının ilk pazartesi günü arasında düzenlenmekte. Adını, etkinlik sonunda yakılan adam figüründen alan, 70-80 bin katılımcı arasına girebilmek için rezervasyon gerektiren -ilk yıllarda beleş olup sonraları ücrete dönüşmüş- biletlerin 225 dolardan başlayıp, kaçırma korkusuyla 1500-2500 dolara kadar çıktığını okuyorum. Araç girişi bile 140 dolar. Videosuna baktığımda bana Mad Max film setini hatırlatıyor. Bilirsiniz konusunu: Nükleer savaşın ardından dünya, çöllerin yaygınlaştığı ve susuzluk probleminin arttığı bir yer haline gelmiş, aynı nedenle uygarlık çöküşe doğru sürüklenmiştir… Oyuncuların kılık kıyafetleri çok benzer şekilde Burning Man’de de var. Farklı kültürlere ait çağrışım yapan... 

























Keşif turları; Pirinççi: Dudullu-Bostancı-(tren) Kazlıçeşme-Topkapı-(tramvay) Mescid-i Selam-Pirinççi-Kemerburgaz Kent Ormanı-Kemerburgaz-Kağıthane-(tünel) Dolmabahçe-Beşiktaş-(gemi) Kadıköy-Dudullu

 

Tur tarihi: 27 Kasım 2022

Alınan yol: 74,90 km
Ortalama hız: 18 km/sa

En yüksek hız: 56,1 km/sa
Bisiklete biniş süresi 4 sa 9 dk, dışarıda geçen süre 7 sa 45 dk

En yüksek sıcaklık 21 ˚C, en düşük 6 ˚C, ortalama 10,3 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1009 m, kaybı (iniş) 1008,9 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 210,6 m

 

Garmin yol bilgiler Keşif turları; Pirinççi

 

Relive yol bilgiler Keşif turları; Pirinççi





22 Kasım 2022

bisikletle Değirmendere DBDA


Kasımın sonuna yaklaştık, havalar halen müsait gidiyor. Lodosun da etkisiyle 20 derecelerde. Değirmendere; Beykoz’un köylerinden, Paşamandıra taraflarında. İsmini Hüsnü Çavuş adındaki bir köylünün dere üzerine kurduğu ve uzun yıllar civar köylere hizmet veren bir su değirmeninden aldığı anlatılmış. Bugün değirmen meğirmen göremiyoruz. Sadece yakınında bir gölet var, sulama amaçlı olmalı, fi tarihinde yaptığımız bir gezide oraya da uğramıştık. Bu turumuzda pas geçiyoruz ama. Belki başka bir zaman.

 

Sabah 9, Beylerbeyi hareket noktamız (ve saatimiz). İhsan ve Orhan gelmişler bile. 4lü olarak yola koyuluyoruz. Orhan’la da uzundur pedallamamıştık, konuşulacak çok konu var. Hem sohbet ediyor, hem geçen bisikletçileri selamlıyor ve bir saat sonra, 20 km uzaktaki Akbaba köyünde, her zamanki çayevi, her zamanki masa, her zamanki fırından alınanlar ve parkın köpekleriyle birlikteyiz. Son gelişimizde Firu biraz bakım yapmıştı bazılarına. Herhalde tanıdılar ki yanımıza sokuldular. Veya masa üzerindeki yiyeceklere geldiler : )) İki gün sonra gelen, İhsan’ın doğum gününü ısmarlanan baklavalarla kutlayıp yarım saat sonra tekrar selenin üzerindeyiz. 

 

Bugün 4 rampamız var: Dereseki, Değirmendere, MŞP, Zerzevatçı. İlkini çıkıp Riva yoluna saldık kendimizi. Alibahadır köyüne giriş yapıp devamla Paşamandıra’ya doğru. Süper keyifli bir yoldur. Neredeyse sırf iniş diyebilirim. Güvenlik şeridi de var. Tek sıkıntısı, nedense düz olduğundan mıdır, fazla trafiği olmaması mıdır, her geçişimizde ya motorcular ya arabacılar sürat gösterisi yaparlar. Sanırsın F1 pistindesin. Bugün motorcuların sırasıydı, peş peşe büyük bir gürültüyle geçtiler.

 

Riva’ya doğru gitmeyip, sağdan Şile diye ayrılıyoruz. Mesire yerleri ve lokantalar solumuzda, dere kıyılarına çökmüşler. Yol üzerindeki, her geçişimizde mutlaka durup yapraklı ekmek aldığımız hanımdan 2 tanesini çantaya yerleştirdik. 25 lira olmuş. Başladığımızda 4 idi. Hanım, 10 yıl önce ilk ekmeği 2,5’dan satıyordum diyor. Düşünün, 10 katı. Bir de 6 sıfır eklesek, attıkları var ya, demek bugün ekmeğe 250 bin ödeyecektik. Ossun, tüm dünya bizi kıskanıyor. 


Dünya denilince; 1959 yılının 20 Kasım’ında Birleşmiş Milletler, Çocuk Hakları Deklarasyonu’nu yayınladı.Bildiride çocuklara karşı ayrımcılık yapılmaması, çocuğa kendisini özgürce gelişme fırsatı verilmesi, doğumdan itibaren bir kimlik ve vatandaşlık kazandırılması, sosyal güvenlik haklarından yararlandırılması, engelli çocuklara gereken bakım ve tedavinin gösterilmesi gibi 10 genel ilke yer alıyor. Ancak bildiri, Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’nde olduğu gibi herhangi bir yaptırım gücünden yoksun olup, imzalayan devletlerin iyi niyet ifadesi olmasından öteye gidemedi. İşte içler acısı durum: Dünyada 20 yaşın altındaki 10 genç kızdan 1'i cinsel ilişkiye girmeye zorlanıyor. 15 ila 19 yaşlarındaki 15 milyon genç kızın cinsel ilişkiye zorlandığı belirtiliyor. 10 çocuktan 6'sı ebeveynleri tarafından fiziksel olarak cezalandırılıyor. Çocukların yüzde 10'u fiziksel cezalardan legal olarak korunamıyor. Tespit edilen insan kaçakçılığı faaliyetlerinde yüzde 28 oranında çocuk mağdur oluyor. Dünya genelinde 50 milyona yakın çocuk yaşadığı yerden göç ediyor ya da zorla yerinden ediliyor. Her yıl 15 yaşının altındaki 41 bin çocuk ev içi cinayet sonucu hayatını kaybediyor.Yetişkinlerin dörtte biri, çocukken istismara uğradığını bildiriyor. 5 kadından 1'i ve 13 erkekten 1'i çocukken istismara uğradığını açıklıyor.

Cumhuriyet


Az sonra Paşamandıra yolundan ayrılıp Değirmendere diye sağdan sapıyor, hafif hafif yükselmeye başlıyoruz. Ama esas rampa viyadüğün altından geçtikten sonra başlar. Sarı, turuncu ve kahverenginin bin bir tonu içinde, sonbahar renkleri arasından tırmanıyoruz. Coğrafya güzelleşti, etraf sakinleşti, biz çıkmaya devam ediyoruz, 185 metreye kadar. Sonra yol düz devam ediyor. Bitkilerin tüm renklerini görebildiğimiz bir bölgedeyiz. Bir bitkinin yaşam döngüsü ilkbaharda yeşil, sarı, kırmızı yapraklarla başlayıp, sonbaharda sarı, kırmızı ve kahverengiye dönerek son buluyor. Ardından gelen kış ve ilkbaharla birlikte yeniden başlayan bu döngü böylecene sürüp gidiyor…

 

Yol bazı yerlerde bozulsa da genel anlamda sıkıntılı değil. MŞP’ya dik bir yokuşla inmekteyiz. Bölgede yaşayan köpekler var. Bizi gördüklerinde yoldan kalkıp çalıların arasına kaçıyorlar. İnsanlardan bu denli korkmuşlar. Bir zamanlar buralarda Beykoz Barınağı vardı. Sanırım 5 yıl olmuştur yıkılalı. Bugünlerde Öyümce köyünde yeni yerinde. Ama burada-çevrede köpekler halen yaşamakta.

 

MŞP’da Anıt Ağaç altındaki kıraathanede verilen molada Orhan’ın kahve ikramını keyifle yudumluyor, sohbetimizi sürdürüyoruz. Ardından önceleri defalarca geçtiğimiz rampayı tırmanıp Sümbül durağında geleneksel fotomuzu çekip Zerzevatçı’ya ve oradan da Acarlar’a, son rampayı da tırmanıp Kavacık trafiğini yararak Anadoluhisarı’na inmeyi başardık. Bundan sonrası Üsküdar üzerinden Salacak şeklinde eve varmak olacak. Harem’de kısa bir molada içilen çayla biraz rahatlayarak. Orhan Üsküdar’da, İhsan Acıbadem’de ayrıldılar. Aslında biz de Üsküdar’dan metroya binebilirdik. Daha fazla şehir içinde pedallamamak için. Belki bir daha öyle yaparız.

 

Sonlandırmadan önce size, İstanbul’da da konser vermiş İngiltere-Manchester kökenli bir müzisyeni tanıtacağım: Matthew Halsall. Trompetinin tonu, insanın içini yumuşatan ve beklenmedik bir sakinlik hissi veren, “Spiritüel Caz Müzik” olarak tanımlanan, bünyesinde arp ve koto gibi, müziğe büyülü bir dokunuş katan enstrümanları da bulunduran The Gondwana Orchestra ile sunduğu parçaya kulak vermenizi isterim; The Energy of Life



























bisikletle Değirmendere DBDA: Dudullu-Beylerbeyi-Beykoz-Akbaba-Alibahadır-Değirmendere-MŞP-Zerzavatçı-Kavacık-A.Hisarı-Beylerbeyi-Üsküdar-Dudullu

 

Tur tarihi: 20 Kasım 2022

Alınan yol: 106,09 km
Ortalama hız: 18,2 km/sa

En yüksek hız: 53,1 km/sa
Bisiklete biniş süresi 5 sa 50 dk, dışarıda geçen süre 8 sa 40 dk

En yüksek sıcaklık 24 ˚C, en düşük 17 ˚C, ortalama 20,1 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1656,2 m, kaybı (iniş) 1649,9 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 243,4 m

 

Garmin yol bilgiler bisikletle Değirmendere DBDA

 

Relive yol bilgiler bisikletle Değirmendere DBDA


















15 Kasım 2022

Keşif Turları; Bolluca - İhsaniye


İlk 2008’de gitmiştim, sonraları bir kaç kez daha gittik, ama uzundur gitmemiştik... Neresi mi? Bolluca. Nerede mi? Burası Arnavutköy ilçesinin bir mahallesi (artık). Adını “Bolluca Çocuk Köyü” ile duymuşunuzdur. Kimsesiz çocukların (*) bakımı için, 1992’den bu yana SOS Çocuk Köyü modeline uygun olarak hizmet vermekte olan çocuk köyü. Tabii her konuda olduğu gibi bunda da eleştirilen yanlar okuyoruz; Çocuk Köylerinin diğer kuruluş, bakım türlerine göre çocukların gelişimi için ideal ortam olduğu yönündeki görüşlerin bilimsel gerçeklerle bağdaşmadığı yönünde. İlginizi çekerse bu konuda Sosyal Hizmet Uzmanı Dr. Fikret Yaman’ın yazısını okuyabilirsiniz > DergiPark


(*) Türkiye’de kimsesiz çocuk kavramı resmiyette “korunmaya muhtaç çocuk” olarak isimlendirilir. Sosyal Hizmetler Kanunu’na göre korunmaya muhtaç çocuk; beden, ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olup; ana veya babasız, ana ve babasız, ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan, ana ve babası veya her ikisi tarafından terk edilen, ana veya babası tarafından ihmal edilip; fuhuş, dilencilik, alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuğu ifade etmektedir.

İnsanVeHayat 


Gelelim turumuza. Pazar sabahı Bostancı’dan 8.40 trenine binip Kazlıçeşme’ye kadar gittik, yoldan dahil olan İhsan ile. Ardından Topkapı’ya kadar pedallayıp tramvayla Mescid-i Selam’a. Böylece hem zaman kazandık hem de trafik içinde daha az pedallamış olduk. Sonrası daha önce bir kaç kere geçtiğimiz bölüm, Bolluca sapağına kadar. Sultangazi’nin devamında fazlasıyla akan bir trafik olur. Bazı yerlerde güvenlik şeridi dar veya bozuk, yoldan gitmen gerekir. Ama sapmamızla aşırı yoğunluktan kurtulduk. Hızla inilen bir yol. Sağda solda kalmış eski evler ve yeni yapılmış villalar. Eskiyle yeni iç içe bir bölge sonrası Bolluca geldi. Çok değişmiş tabii ki burası. Kocaman bir yerleşim olmuş. Sağda gördüğümüz, camına çay 3 lira diye yazmış kıraathaneye konuşlanıp, biraz nefeslenip çayla içimizi ısıtıyoruz. Gün serin sayılır, güneş de pusun arkasında, gözükmüyor. Buralı bir gençle tanışıp sohbet ediyor ve 20 dakika sonra tekrar yola koyuluyoruz.

 

Bolluca’dan 3 şeritli bir yoldan hafif hafif tırmanmaya başladık. Burada 3 şeride ne gerek var, pek bir anlam veremesek de ileriye dönük bir hazırlık olsa, akla gelen tek düşünce. Bölgeye dağılmış olan pek çok su birikintileri var, hafif de küçük bir göl görünümünde olan. Bunlar maden işletmecilerinin açtığı çukurlar. Yapay balıklandırma da yapılmış diye okudum. Kiminde sazan, kiminde turna ağırlıklı. Bir tanesi sağımızda beliriyor. Çok da şirin gözükmekte. Minik bir göl, bir piknik alanı. Etraftan soyutlarsan kendini bambaşka bir yerde hissedebilirsin.

 

İstanbul’da terk edilmiş köpeklerin olmadığı nokta yok herhalde. Burada da gene karşımıza çıkıyor. Cins köpekler bile ortalıkta. Kimi hayvan severler de gelip beslemekte, şu anki gibi. Bunlardan bir tanesinin, intihardan vazgeçip ‘Bolluca Hayvan Cenneti’ni kuran iş adamının anlamlı hikayesini okumaktayım. Haber 6 yıl geriye gidiyor. Çok ilginç, insanın yaşamındaki rastlantılar. Nereden nereye durumları... Okumak isterseniz > Listelist


Yokuşu çıkıp  tepe noktası sonrası yol tek şerit oluyor ve İhsani’ye doğru hızla iniyor. Işıklar diye sağa saptığımız köşeyi Jandarma Trafik tutmuş, kontrol yapmakta. Bu yolda damperliler fazlasıyla çalışıyor. Haliyle gürültü, toz, hız... eksik değil. Ama yol bundan sonra Kağıthane’ye kadar dümdüz. Ne var ki taş ocakları nedeniyle ve de dolanan damperlilerin çıkardığı toz çevredeki ağaçları kaplamış, yaprakların yeşili gözükmüyor. Sıkı bir yağmur yağmaz ise bunlar eski rengine zor gelir!

 

Göktürk çevresinde inşaatlar devam etmekte. Uzundur gelmediğimizden çokça yeni şeyler yapılmış/yapılmakta. Ne tuhaf, insanın bir zamanlar bomboş bildiği yerlerin dolması taşması. Işıklar mesela tam anlamıyla köydü, etrafta mandalar dolanırdı. Bugün sağda solda park etmiş siyah Vito’lar, buranın, havaalanı nedeniyle VİP müşterilerini bekleyenlerin mekanına dönüştüğünü gösteriyor.

 

Göktürk’e yaklaşıyoruz. Solumuzda, girişinde Göktürk Göleti Tabiat Park yazan bir mesire alanı dikkatimizi çekiyor. Gerçi bu bölgeden her geçişimizde görürdük ama hiç girmemiştik. Bugün keşfedelim diye gişedekine, acaba ücretsiz girmemize izin verirler mi sorumuza olumlu yanıt alınca dalıyoruz. İçerisi kalabalık. İlkin bir gazino çıkıyor önümüze. Yürüme yolundan devam ediyoruz pedallamaya. Piknik masaları geliyor. Kiminde oturanlar... Devam ilerlemeye. Solda gölet beliriyor. Yeşilliklerin içinde çok da güzel duruyor. Sanki Abant’tayız. İlerledikçe yürüyenlerin sayısı azalıyor ve sonunda yürüme yolu bitince kimsecikler kalmıyor. Haritadan baktığımızda yolu devam edersek bir yay çizip Göktürk’ün içine çıkacağı belli. Bunun üzerine artık toprak, yer yer dalgalanan, çakıllaşan, bozulan, yokuş inen-çıkan orman yolu içindeyiz. Sonbaharın renkleri, göl suyunun parıltısı ve göl kenarına inmiş -bunlar da buraya nasıl geldiler diye düşündüren- bir iki araç, dikkatlice yol almaktayız. Gerçekten şaşırtıcı bir yerdeyiz. Böylesine güzel olacağını beklemezdik. Yağmurlardan sonra buralara girmek oldukça zorlaşır ama. Batarsın! Derken gürültülü sesler gelmekte, ormanın içinden. Sanki dev bir araç bize yaklaşıyor. Ağaçların arasından farlar belirdi. Ve çıka çıka gelen üç ATV oluyor. Adamlar kasklı masklı-havadalar. Hemen kenardaki çamura dalıyor, atraktif hareketler yapıyorlar. Daha sonra Firu diyor ki, “herhalde arazözle su getirip çamur yapmışlardır yolları” : )) Anlaşılan bölge off-road’çuların favori mekanı. Nitekim 5-6 tanesini toplantı halinde buluyoruz çıkışta. Orasını buraya taktım, burasını şuraya geçirdim gibi konuşmalarla... : ))

 

Orman içinden süren yol sonunda Göktürk’ün içine çıkıyor, ana yola bağlanmamızla Kemerburgaz yönüne sapıp devam ediyoruz. Solumuzda kalabalık bir grup, ellerinde pankartlar. Çevrelerine Çevik Kuvvet konuşlanmış. Demirören Grubu’nun Ziraat Bankası’na olan kredi borçlarına karşılık imara açılan Kemer Country’nin golf sahalarında başlayan villa inşaatına karşı Göktürk Yeşil Kalsın Girişimi’nin eylemi bu. Basından okuduğumuza göre mahkemesi süren bir durum. Şöyle anlatılmış: Demirören Holding, Ziraat Bankası'ndan aldığı 300 milyon dolar ve 1 milyar 118 milyon lira krediye karşılık Göktürk Mahallesi Kemer Country’de, üzerinde golf sahalarının bulunduğu arazilerini ipotek ettirmişti. İpotekten kısa bir süre sonra 4 Eylül 2018’de, araziler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle imara açılmıştı. Bakanlığın hazırladığı imar planlarıyla alana ortalama 200 m2 büyüklüğünde 306 konut yapılmıştı. Bu bölüm yaklaşık 26 futbol sahasına denk geliyordu. Bölgede yaşayanlar, bakanlığın kararına karşı çok sayıda dava açmıştı. 2019’da mahkeme, planın iptal edilmesine karar vermiş, bakanlık ise planda bazı düzenlemeler yaparak tekrar askıya çıkarmıştı. Bölge halkı, bu plana karşı da dava açmıştı. Bu sırada Demirören kredi borcunu ödemediği için söz konusu ipotekli araziler, Ziraat Bankası’na devredilmişti. Bakanlık, Göktürk’te Kemer Country yerleşkesi içindeki golf sahası olarak kullanılan arazileri İBB'nin mahkeme kararı doğrultusunda 'özel spor alanı' almasına karşın imara açmıştı. Bölgeyi deprem kanunu kapsamında belirlenen riskli alanlara karşılık yeni yerleşim alanları olarak kabul edilen "Rezerv Yapı Alanı" kapsamına almıştı. Böylelikle de alanda plan yapma yetkisi İBB’nin elinden alınarak bakanlığa aktarılmış olmuştu. Bölgede imar planı sürecinde yetkili kurum da bakanlık olarak belirlenmişti. Bölge halkı ise hem bakanlığa itirazda bulunmuş hem de bakanlık kararının iptali istemiyle dava açmıştı. Öte yandan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı geçen günlerde Emlak Konut’un “Emlak Konut Göktürk Toplu Konut Projesi” için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlattığını duyurmuştu. Hazırlanan proje tanıtım dosyasında Ziraat Bankası’na ait 224 bin 381 metrekarelik araziye lüks konut ve villa olmak üzere 650 adet bağımsız bölüm yapılmasının planlandığı görülüyor... Yeme de yanında yat durumları. Suyundan da ister misiniz? Olma mı?

GazeteGrafitti


Kemerburgaz çıkışı, su kemerine gelmeden sağda Kahve Dünyası Fabrika denilen mekana yerleşiyoruz. Acıkan mideleri ve kuruyan boğazlarımızı rahatlatıp yarım saat sonra tekrar sele üzerine çıkıp Cendere üzerinden Kağıthane’ye gitmekteyiz. Vadiİstanbul denilen bölge öylesine büyümüş ki, apayrı bir İstanbul olmuş. Çukurda bulunduğundan yanı başındaki binalar olduğundan da yüksek görünüyor. Hele 2 tane var ki (Skyland), kafanızı kaldırsanız tepesini görmek için (285 m yükseklik) geriye düşebilirsiniz.

 

Girişinde, bisiklete yasak olduğu belirtildiği halde aldırış etmiyor, kuralları hiçe sayarak Kağıthane tüneline girip Dolmabahçe’den çıkmaktayız. Bu tünel 4,7 km gibi bir uzunlukta olup 2 parçadan oluşmakta. Araçların, özellikle motosikletlerin gürültüsü adamın kulağını deler. Ne var ki yolu çok kısaltmakta... Ne desek ki?

 

Dolmabahçe’de yoğun trafiğin arasında kalıp Beşiktaş’tan 15.45 gemisiyle Kadıköy, İhsan’dan ayrılıp Dudullu’ya ulaşıyoruz. Yarabbi şükür diyebilir, (inanırsan) veya değerlerin nasılsa öyle olabilir!... 

 

Keşif turunun sonunda size Tunuslu bir müzisyeni, Cafer Yusuf’u tanıtmak isterim. Uluslararası adı Dhafer Youssef olan, doğum yeri Tabulbah’da müezzin dedesinin yanı başında ve annesinin mutfağında yaptığı şarkı söyleme deneyleriyle küçük yaşta başlayan müzikal yolculuğunu düğünlerde çalarak ve Tunus’taki konservatuvara kaydolarak sürdürür. Okulda aldığı eğitimden hoşnut kalmayan Cafer Yusuf, çözümü 80’lerin sonunda Viyana’ya taşınmakta bulur ve kendini yenilemekten asla geri durmayan, zenginliklerle dolu kariyerini başlatır. 

 

Sufi geleneğini, caz unsurlarını ve Arap lirizmini harmanladığı müziğini kendine özgün bir üslupla yorumlayan Tunuslu udi, şarkıcı ve besteci, bugüne kadar imza attığı sekiz albüm ve dünya çapında yüzlerce canlı performansla müzikal yükselişini hep bir üst seviyeye çıkardı. Bu parçada kendisine Marcus Miller, Rakesh Chaurasia, Nguyén Lé, Vinnie Colaiuta ve Adriano Dos Santos Tenorio eşlik etmekte: Ondes of Chakras
























Keşif Turları; Bolluca-İhsaniye: Dudullu-Bostancı-(tren) Kazlıçeşme-Topkapı-(tramvay) Mescid-i Selam-Sultangazi-Bolluca-İhsaniye-Işıklar-Göktürk-Kemerburgaz-Cendere-Kağıthane-Dolmabahçe-Beşiktaş-(gemi) Kadıköy-Dudullu

 

Tur tarihi: 13 Kasım 2022

Alınan yol: 92,23 km
Ortalama hız: 18,7 km/sa

En yüksek hız: 55,8 km/sa
Bisiklete biniş süresi 4 sa 59 dk, dışarıda geçen süre 9 sa 17 dk

En yüksek sıcaklık 23 ˚C, en düşük 13 ˚C, ortalama 15,9 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1115,5 m, kaybı (iniş) 1141,1 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 237,5 m

 

Garmin yol bilgileri Keşif Turları; Bolluca-İhsaniye

 

Relive yol bilgileri Keşif Turları; Bolluca-İhsaniye