28 Temmuz 2020

bisikletle Bahşayiş

Neresi mi burası? Çatalca’nın bir mahallesi, yani köyü. 2019 sayımına göre 387 kişi ancak oturuyor. Büyükçekmece Gölü ve Hezarfen Havaalanı yakınında. Pek çok kere gitmişizdir. Güzel bir rotanın dönüş noktasında yer alır. Bahçe içinde bir kahvesi vardır, serin serin dinlenir, ister getirdiğinle, ister çaycıdan tostla karnını doyurabilirsin. 1893 yılında kurulmuş Bahşayiş’e Kırım’dan gelen muhacirler yerleştirilmiş. Kahve işletmecisi Nevzat Bey Selanik göçmeni olduğunu söylüyor(du)... Bu kadar bilgi yeter herhalde.

Bu tura Küçükçekmece’den başlayıp Halkalı’da bitirmek en güzeli. Marmaray’la gelip dönersin. Böylecene şehir içinde fazla trafikte sürmek zorunda da kalmazsın. Biz de böyle yaptık. Bostancı’dan trenle Mustafa Kemal’e geldik. Eskiden K.Çekmece istasyonunda göl tarafına iniş yoktu, o nedenle bir sonraki durakta inip göl kenarından gidiyoruz. Gerçi bu gelişimizde iniş merdivenlerinin yapıldığını gördük. Ama göl kenarından sürmek, hele de sabah erken boş olduğunda çok keyifli.

Biraz E-5 kenarından sürüp Avcılar sahil parkından geçip kahvaltı için mola verdiğimiz Hacı Osman Ağa Camisi karşısındaki kahvede sandviçleri mideye indirdik. Çay bardağını yanımızda taşıyoruz. Büyük çaya karşılık geliyor bardaklar, 2-TL. Ambarlı dolum tesisleri önünden geçen yolu çift şerit yapmak için bir çalışma var. O nedenle mevcut yol daralmış, biraz nahoş bir durum. Bitene kadar sıkıntılı. Gürpınar sahili kalabalık. Çayırlarda piknik yapanlar. Belediye sürekli anons yapıyor, “Mangal, semaver, tüp, ateş yakmak yasak” diye. Burası Beylikdüzü’ne bağlı. Bravo demeli belediyeye. Maltepe/Pendik bunu yapamadı. O nedenle oraları iğrenç et kokusundan geçilmiyor. Çayırların üstlerinde kullandıkları semaver de otları yakıyor L

Lastiği inmiş bir gence pompamızla yardım ediyor, ardından levye arayan bir gencin de lastiğini söküyoruz. Tamirat ve ilk yardım günü oluyor bizim için. Bisiklet kardeşliği JJJ Ama bayılıyorum bu gençlere. Hepsi ülkenin geleceği... Z kuşağı. Bizi kurtaracaklar bu zalimlerden.

Starbucks’ta içilen bir kahve ile biraz gölgelenip yolumuza devam ettik. Rüzgarlı bir gün. Sinan Köprüsü’nden her geçişimde o zaman aklıma gelir. Kocaman bir ordunun bu taşların üzerinden nasıl geçtiğini düşünürüm. 400 sene sonra sen de bisikletle geçiyorsun. Taşların dili olsa da anlatsalar...

Büyükçekmece gölüne bakarak, otoyolun kenarından Ahmediye’ye kadar gidilir. Hani ya, bu yolarda akla okunanlar gelmez mi? Evet, ketçap. İncilüzce (hani bunlar İncilüz Laziler ya...) ketchup olarak yazılan bir salça vardır ya. Millet her yere bolca döker. Beleştir, fast food yerlerinde siparişin beraberinde verilir... Geçmişi nedir bilir misiniz? MÖ 300 yıllarında Çin'de fermante balık soslarına ke-tsiap, koe-chiap veya ke-chiap dendiği biliniyor. Ancak hikâyenin bizi ilgilendiren kısmı 17. yüzyıldan sonra başlıyor. Amoy ve çevresinde balıkların ve diğer deniz mahsullerinin, baharat eklenerek fermante edildiği ve tuzlu balık turşusu suyu anlamına gelen bu sos, özellikle liman şehirlerine yanaşan gemilerle yavaş yavaş yayılmaya başlıyor ve 18. yüzyıl başlarında Malay yarımadası, yani Malezya ve Singapur'un olduğu bölgeye ulaşıyor. Dönemin sömürgeci toplulukları Hollandalılar ve İngilizler Asya kıtasına yayılırken bu sosu da evlerine taşıyorlar ve ona dilleri döndüğünce "ketchup" diyorlar.

Ketçap balığın dışında fermante soslara verilen genel bir isim oluyor ve yaygın olarak mantar, ceviz, tuzlanmış balık, ıstakozdan yapılıyor. Fakat bu bahsettiğim sosların hiçbirinde henüz domates yok.

Domates sahneye 1800'lerin başında çıkıyor. İngilizler bu sosla tanıştıktan sonra, ketçap oradaki göçmenler aracılığıyla Amerika kıtasıyla buluşuyor ve bu toprakların oldukça yaygın ürünü olan domates, kendini ketçapta buluyor. Zaten o dönemde ham domatesin zehirli olduğuna inanıyor halk, bu sebeple işlenmiş hali ketçap malzemesi için ideal oluyor.

Domates içeren ilk tarif 1812 senesinde bitkiler üzerinde uzmanlaşmış bilim insanı James Mease'den geliyor ve domatese "aşk elmaları" -kimileri domatesin afrodizyak gücüne inanıyor- olarak referans veriyor. Ve bu ketçap tarifi domates posası, baharat, Brendi içeriyor. Anlayacağınız sirke ve şeker henüz tarife girmemiş.

1824 senesinde ise Amerikalı yemek yazarı Mary Randolph, "The Virginia House-Wife" kitabında domatesli ketçap "Tomato Catsup" tarifi paylaşıyor ve ardından şefler kendi domatesli ketçap versiyonlarını oluşturuyor. Bu dönemde de ev tipi ketçap tarifleri yaygınlaşıyor.

1837'de Jonas Yerkes isimli girişimci ilk ketçabı şişelenmiş olarak ulusal pazara sunuyor. Konu ticarileşince raf ömrü gündeme geliyor ve sodyum benzoat eklenerek bu süre uzatılıyor. Ancak bu sefer de katkı maddesinin zararları tartışılıyor. 1876 yılında Henry John Heinz koruyucu madde yerine olgunlaşmış kırmızı domates ve sirke kullanarak katkısız ketçabı pazara sokuyor. Domatesteki pektin ve bol sirke bozulma riskini minimuma indiriyor. Tabii esmer şeker, tuz, baharat eklenen bu umumi lezzet patlaması büyük ilgi ile karşılanıyor, ev tipi ketçap devri kapanıyor; hatta 1905 yılında Heinz beş milyon şişe satışına ulaşıyor bile.

1921 yılında ilk ketçabı kullanan fast food restoranı White Castle. Böylelikle ketçap fast food dünyasına giriyor. 1950'lerde ise McDonald's, Burger King, In-and-Out'un açılmasıyla fast food popülerleşiyor ve ketçap, burger ve patatesin yanında yerini alıyor. Günümüzde fast food tepsilerinde görmeye alışık olduğumuz kişiye özel tek kullanımlık ketçap paketleri 1968'de yine Heinz tarafından piyasaya sürülüyor ve bu yenilikle ketçap fast food sektörünün vazgeçilmez eşlikçisi haline geliyor. 

Bahşayiş yolunda bugün fazla balık tutana rastlamıyoruz. Genelde dizi dizi olurlardı. Ya su çekildi ya da balık kalmadı! Nazende Aile Çay Bahçesi’nde yanımızda kalanları bitirip dinlendikten sonra dönüş başlamış oluyor. Her geçişimizde yeni yeni siteler görüyoruz. Uzaklarda yan yana dizili yapılar. Tamamlanmak üzere. Buralara gelecek insanlar bir yerde bekliyorlar mı? Herkes İstanbul’a mı gelmek istiyor? Tam 3’üncü dünya ülkeleri gibi oldu burası. 20 milyon nüfuslu mega kentler. Köyler boş ama. Karmakarışık bir yapı. Kimliksiz L

Başakşehir tarafında, eskiden bir yay çizerek geçtiğimiz bölgeyi bu sefer tarif alarak dümdüz geçip yolu kısaltıyor, yeni bir rota öğrenmiş oluyoruz. Halkalı’dan trene binip, eskiden Bakırköy’de dolardı, bu sefer binen olmuyor sanki. En arka vagonda rahat bir şekilde Bostancı’ya geri döndük. Bu da Korora’nın ikramı mı oluyor? Her şey ne de çok değişti, değil mi? Bakalım bundan sonrası nasıl olacak?

Halihazırda acı çekebilen bir canlıya işkence ya da tecavüz etmenin bedeli T.C. hukukuna göre 947 lira olabilir mi? Afiş asmanın en üst limit cezası (12.132 TL) hayvana işkencenin cezasından daha yüksek, sahipli sahipsiz hayvan ayırımı olabilir mi? LLL














bisikletle Bahşayiş: Dudullu-Bostancı-(tren) Mustafa Kemal-Avcılar-Gürpınar-Büyükçekmece-Bakşayiş-Başakşehir-Halkalı-(tren) Bostancı-Dudullu

Tur tarihi: 26 Temmuz 2020
Kat edilen mesafe: 90,79 km.
Ortalama hız: 16,5 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 5 sa. 29 dk., dışarıda geçen süre 10 sa. 40 dk.
En yüksek sıcaklık 37 ˚C, en düşük 25 ˚C, ortalama 31,5 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 957 m, kaybı (iniş) 992 m.
En düşük irtifa 5 m., en yüksek 179 m.

Garmin yol bilgileri bisikletle Bahşayiş

Relive yol bilgileri bisikletle Bahşayiş



Bostancı Tren İstasyonu



Varsa yoksa cami. Mimari bir değeri olabilse bari. 500
 yıllık Sinan’ın berbat kopyaları L

Göl kenarından sürmek, hele de sabah
 erken boş olduğunda çok keyifli.




Avcılar Sahil Parkı



Hacı Osman Ağa Camisi karşısındaki kahvenin müdavimlerinden.

Ambarlı dolum tesisleri önünden geçen yolu çift
 şerit yapmak için bir çalışma var. 

Galibi Vakfı





Lastiği inmiş bir gence pompamızla yardım ediyor,
 ardından levye arayan bir gencin de lastiğini söküyoruz. 

Gürpınar Sahili


Starbucks’ta içilen bir kahve ile biraz
 gölgelenip yolumuza devam ettik. 



Sinan Köprüsü’nden her geçişimde o zaman aklıma gelir. Kocaman
 bir ordunun bu taşların üzerinden nasıl geçtiğini düşünürüm. 





Nevzat Bey, Bakşayiş


Trakya’nın ayçiçekleri


Büyükçekmece Gölü’nde su seviyesi %30’lara düştü!



Senelerdir geçerim önünden, halen yerleşen yoktur!

Tiyatrodan köfte işine geçmiş olmalı J




Yaşar Usta’nın dondurmasını yemeden olmazdı J