4 Ekim 2022

Yalova Keşif Turları: Güneyköy II


İlkini 3 sene önce yapmışız, gene bir ekim ayında. Çok keyif aldığımızı biliyorum. Harika bir rotaydı. Tekrarlamak istedik, hafızayı canlandırmak için. O günkü gezi notlarını okumak isterseniz > Yalova Keşif Turları: Güneyköy


Yalova’nın İstanbul’a yakınlığı, bölgenin güzelliği ve keyfi, yeşilin ve mavinin bir arada olması, yaylası, şelalesi, gölü, ormanı, barajı, kaplıcaları, denizi... saymakla bitmeyecek yerler.

 

Yalova, 1995 yılına kadar İstanbul’a bağlı bir kaza, hızlı bir gelişim sonucu il özelliği kazanır. Günümüzde Marmara’nın önemli kentlerinden biri. Türkiye’nin kuzeybatısında, Bursa ve Kocaeli’nin arasında konumlanıyor. Yalova, yüz ölçümü açısından ülkemizin en küçük ili olarak, toplam altı ilçeden oluşmakta; Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal ve il merkezi.

 

Pendik’ten 9 feribotuna yetişmek için evden erken çıkıyoruz. Önce Bostancı, oradan trenle Pendik. Hızla ilerlemekteyiz sabahın ışıklarında. Şu günlerde hava halen muhteşem. Yazın son günleri, tam da bisikletlik. Pedal basmanın zevk verdiği günler.

 

Feribot biletlerini önceden almıştık, 110 lira iki kişi için. Çıktılarını alıp kapıların açılmasını bekliyoruz. Bir büyükanne (tahmin ediyoruz), bir anne (yabancıya benziyor, hani Rusya-Ukrayna coğrafyası), iki küçük kız (5-7 yaşlarında)... kapanmışlar hepsi. Büyükanne tam olmasa da uyum sağlamaya çalışmış, başını turbanla örtmüş. Diğerleri, kadında kara çarşaf, kafasında da siyah bir kasket, tepeden tırnağa siyahlara bürünmüş. Küçük çocuklar daha ergen bile değiller, çarşafa sokulmuşlar. Diyorum ki: Kadın bir Trabzonlu tutucuyla evli, adam şart koşmuş kadına “Müslüman olacaksın”, kadın da kim bilir başkasını bulamamış -olmalı ki- kabul etmiş. Vah vah...

 

Bisikletleri güvenli bir yere park edip feribotta yerimizi aldık, yanımızdaki çay ve sandviçlerle kahvaltımızı yapmaktayız. 45 dakikalık bir deniz yolculuğu sonrası Yalova’da olacağız. Tarihte Bugün’ü okumayı çok severim. Acaba neler olmuş diye baktığımda bazıları öne çıkmakta: 1187- Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü kurtarmasından başlıyor (Haçlılardan elbette), 1836- Charles Darwin’in Galapagos Adalarından dönmesiyle devam ediyor, 1870- Roma’nın İtalya’nın başkenti olması, 1895- Trabzon’da Ermeni isyanı, 1928- Gizli Katolik örgütü Opus Dei’in kurulması, 1935- İtalyanların Etiyopya’ya girmesi, 1941- Almanların SSCB’ye karşı başlattıkları Tayfun Harekâtı, 1950- Charles M. Schulz'un çizdiği Peanuts karikatürünün yayımlanması, 1953- Batı Almanya’nın NATO’ya girmesi, 1957- ODTÜ’nün temelinin atılması, 1992- Tatbikat sırasında ABD uçak gemisinden atılan füzelerle Türk muhribi Muavenet’in isabet alması, 5 denizcinin ölümü... ve daha daha pek çok başka olaylar. Aralarından birini cımbızlayıp çektim: 2 Eylül 1950; Charles M. Schulz'un çizdiği Snoopy isimli köpeğin maceralarının anlatıldığı Peanuts bant karikatürü ilk kez yayımlandı... Burada bizim için Snoopy önemli; zaman zaman sahibi Charlie Brown'dan daha akıllı olduğunu gördüğümüz, kulübesinin üzerinde uyuyan (asla içinde değil), ilginç dostu sarı küçük bir kuş ve Peanuts Çetesi’nin kahramanlarından olan köpek. 


Snoopy’i bilirsiniz, anlatmaya gerek var mı? Kitap aşığı, kitap yazarı, güzel sanatlar koleksiyoncusu... ve daha çoğu. Herhalde okumayan yoktur diye düşünüyorum. 


Havanın yağışlı olma ihtimali var. Hemen yağmaz umarız diye Yalova’dan basıyoruz pedallara. Yolda solda yeni açılmış bir botanikçi (Botanicsera). Vitrinindeki kaktüsler hemen dikkatimizi çekiyor. Hastasıyız kaktüsün. Evde çok sevdiğimiz muhteşem bir ‘Cereus repandus’ türümüz var. Tanıtayım size kendilerini: Büyük dikenli cereus oymağından bir kaktüs türü olup Peru başta olmak üzere Güney Amerika'da bulunur. Ayrıca Dev Lobut Kaktüsü, Çit Kaktüsü, Cadushi, (Wayuu dilinde) ve Kayush gibi adlarla anılır. Ağaç gibi görünüme sahip olan elma kaktüsünün silindirik, yeşilden maviye kadar gövdesi 10 m yüksekliğe ve 10–20 cm çapa ulaşabilir. Sadece bir gece duran ve gece açan çiçekleri bulunur. Meyveleri, yerel olarak "pitaya", ya da Peru Elması olarak bilinir. Meyveleri dikensiz olup mor kırmızıdan sarıya kadar, türe göre değişen rengi bulunan bir kabuğa sahiptir. Yenilebilir beyaz ve yine ufak gevrek tohumlara sahiptir. Olgunlaştıkça meyvesi tatlılaşır. Aynen diğer pitaya türleri gibi meyve vermesi ve çoğalması için iki bitkinin varlığı gerekir, tozlaşmayı ise geceleyin faal durumda olan yarasa, güveler gibi çeşitli memeli ve böcek türleri sağlar... Yaaa : )) 


Termal yolu da ne güzeldir. İki yanı ağaçlarla çevrili. Orman İşletmesi yakınında dev Çınarlar vardı. İnanılası gibi değil bu ağaçların ihtişamı. Yol boyunca kahvaltılık mekanlar dikkat çekici. Rotamız Termal yolundan ayrılıp sırasıyla Kadıköy-Kurtköy ve yaklaşık 20’nci kilometrede Güneyköy şeklinde sürecek. 

 

Gelelim turumuza: Kara bulutlar gelmekte. Kuvvetli de bir rüzgar çıktı. Umuyoruz ki bulutları bizden uzaklaştıracaktır. Ama ne gezer. İnce damlacıklar belirdi bile. Kadıköy sonrası Güneyköy’e kadar sürecek tırmanış başlıyor. Yol aldıkça önceki turdan aklımızda kalanlar canlanıyor. İşte burada beklemiş, şurada durmuştuk... Çıktık çıktık şimdi iniyoruz Kurtköy’e doğru. Bölge köyleri (Kadıköy, Kurtköy, Safran) 1879 yılında başlayan Osmanlı-Rus savaşından sonra Batum yöresinden gelen Laz ve Gürcü göçleriyle oluşmuş diye okumuştum.

 

Hava iyicene ciddi olduğunu göstermeye başladı. Tepemiz simsiyah. Ve Kurtköy sonrası yağacağım saklanın diyor ama biz durmayalım yolda sığınırız diye devam ediyoruz. Beraberinde ciddi tırmanış başlıyor. Haydi bastır Ankaragücü durumları... Bölge muhteşem, bitki örtüsünü genellikle kayın, meşe, gürgen, kızılcık, kestane ve ıhlamur ağaçları oluşturmakta. Geniş yapraklı ağaçların hakim olduğu bu kısımda, iğne yapraklı ağaçlar oldukça az derken ciddi bir sağanak inmeye başlıyor. Gidilecek gibi değil. Ağaçların altına sığınıyor yağmurlukları giyiyoruz. Ama öyle böyle değil. Yoldan sular akmaya başlıyor, ayağımızın altındaki toprak çamurlaşıyor. Ne edelim, buraya kadar geldik dönelim mi? Yok devam diyor Firuzan. Biraz hafiflemeye başlayınca tekrar bisikletlerin üzerine çıkıyor ve tırmanmaya devam ediyoruz. Sıkı eğimler var ama. %19’u bir ara gördüm desem inanır mısınız? Neyse uzatmayayım, yağmur şiddetlenince ağaç altına giriyor, kesilince tekrar yola koyuluyoruz. Üstümüzdekiler yavaş yavaş su geçirmeye başladı bile. Ağaçların altı da tam korumuyor ama en azından daha az düşüyor sular üzerimize. Çıktık çıktık çıktık, 438 metre ile zirveye ulaştık. Hemen belirteyim, rampa seviyorsanız biçilmiş kaftan bu yol. Hele de yağmurda, yeme de yanında yat durumları...

 

Muhteşem bir yerdeyiz. Sis de bastırdı. Gizemli bir coğrafya oldu. Kimsecikler yok, ormanın sakinleri dışında, onları da göremiyoruz. Yağmurun ağaçlara, dallara, yapraklara vurdukça çıkardığı ses bir melodi gibi yankılanıyor. Böyle etrafı süzerken uzaklardan gelen bir gürültü, acaba sisin içinden ne çıkacak diye bir beklenti. Birden araba farları beliriyor ve bir kamyonet büyük bir hızla, suları sıçratarak yanımızdan geçiyor.

 

Şimdi Güneyköy’e doğru iniyoruz. Yollar artık su ve çamurla kaplı. Asfaltın durumu da çok iyi değil, zamanla kanallar açılmış, çukurlar oluşmuş, dikkatlice inmek zorundasın. Ama çoğu gitti azı kaldı derler ya, birazdan Güneyköy’ün ilk ışıkları, yani evleri görünmeye başlıyor.

 

Köy 1896'da Dağıstan'dan gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Köyün ilk resmi adının 1899'da Almali ya da Elmaalanı olarak verildiği başbakanlık arşivlerinde görüldüğü, Almali ismi kullanılırken, Sultan Reşat'ın köye gelmesi ve köyü çok beğenerek buraya bir çeşme yaptırmasından sonra 1910 yılında adı Reşadiye olarak değişir. 1934'te İstanbul sınırının en güney kıyısında yer alması nedeniyle Güneyköy adını alır. Eski dönemlerden bu yana köy, tarihi dokusunu ve güzelliklerini korumakta. Genel yönüyle oldukça zengin bir kültüre sahip olan Güneyköy Yunan istilasına uğramış ve halkı üç yıl Geyve ve Adapazarı yöresinde yaşamış. Çok azı köyüne geri dönmüş.


Dağıstan Sofrası; sırf iki kız kardeşin muhteşem yemeklerini tatmak için bile buralara tırmanılır. Hinkal (patatesli) ve gözleme (kabaklı) ısmarlıyoruz. Yanına ayran. Yani ne desem, anlatmakla olmaz, tatmak lazım. Öylesine bir lezzet.

 

45 dakika kadar bir zamanı köyde geçirip ayrılıyoruz. Ama hinkaldan da (dondurulmuş) ev için almayı ihmal etmiyoruz : )) Dönüş daha çok yokuş aşağı artık, ve daha kısa. İç yoldan gitmeyelim, yol üzerindeki taş ocağının önü yağmurdan batmıştır diye anayola, yani Süpürgelik Rampası’na yöneliyoruz. Gene orman içinden süren yolumuz bizi 3 km sonra anayola çıkarıyor. Sağa sapıyoruz. (Nasıl olur ki dedirtecek bir yanlışı burada yaptığımızı sonradan öğreneceğiz!)

 

Yağmur şiddetli olmasa da sürmekte. Yokuş aşağı inen yolun güvenlik şeridinden, Firuzan önde ben peşinde hızla inmekteyiz. Yanımızdan geçen araçlardan sıçrayan sular üstümüzde. Bir de yakın geçtiklerinde, özellikle ağır vasıtaların rüzgarı sarsıyor. Bisikletin üzerine iyicene kapanmazsan düşebilirsin. (...) İndik indik ve sürprizle karşılaştık. Yol kenarındaki levha ‘Orhangazi 3’ demesin mi?!

 

Anladınız herhalde? Ters yöne gitmişiz, Yalova yerine Orhangazi’ye gidiyoruz. Yani ne desem, büyük bir “yuuuh” çekiyorum kendime. Ne etsek? Orhangazi’den Mudanya mı yapsak, oradan mı dönsek, yoksa İznik’e gidip bir gün orada mı kalsak? Evdeki hesap birden bozuluyor. Ama sakinleşip mantıklı düşününce geldiğimiz 5 km.yi geri tepip Yalova’ya inmek gene de en kısası ve akıllısı.

 

Orta bölümü atlatıp yolun karşısına geçip indiğini tekrar çıkmak, tepe noktasına gelip ardından Yalova’ya doğru bisikleti salmak... vızır vızır arabaların yanından. Yağmur çamur, battı balık durumları... Ve 13 km sonra Yalova’dayız.

 

Bu yanlış sapış olmasaydı 14 gemisine yetişiyorduk, şimdi 15’e kaldık. Ben bilet almaya, Firuzan kurulu pazarı gezmeye gidiyor. Dönüş gelişten pahalı, 133 lira. Feribota binmeden yakındaki kahvede içilen çay (7-) ve 45 dakika sonra Pendik’teyiz.

 

Hava açmış, güneş bulutların arkasında ara sıra yüzünü gösteriyor. Trene binmeyelim pedallayalım diye sahildeki bisiklet yolundan dönüyoruz. Yağmurdan dolayı neyse fazla bir kalabalık yok. Ama gene de bisiklet yolunda yürüyenleri uyarmak gerekiyor. Ani bir hareketle adam üzerine dönebiliyor. Yolda Çiğdem’e rastlamak günün ikinci sürprizi oluyor. Ayaküstü hasret giderip Maltepe ve Başıbüyük üzerinden evin yolunu tutuyoruz.

 

Sayfayı kapatmadan, 1992 yılında Deniz Kuvvetlerine bağlı Muavenet muhribinin ABD uçak gemisinden atılan füzelerle vurulması olayı (5 ölü 22 yaralı). Vikipedi’de okuduğumuza göre: ABD’nin "Geminizi batırdık, özür dileriz" açıklaması, 'Sea Sparrow' füzelerinin ateşlenebilmesi için altı ayrı karara ihtiyaç olması, ayrıca bu işlemlerin ayrı ayrı odalarda bulunan personel tarafından yapılmakta olması nedeniyle, füzelerin peş peşe kazayla ateşlenmesi kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmayıp kasten yapıldığı düşünüldü. Bu elim olaydan sonra ABD Türkiye'ye sekiz adet Knox sınıfı fırkateyni tazminat olarak verdi (*). Knox sınıfı fırkateynler daha önce de Türkiye'ye teklif edilmiş ve bakım masrafları ve ömürlerinin dolmuş olması nedeniyle kabul edilmemişti. Prof. Dr. Hasan Köni tarafından aktarılan bilgiye göre emekli Tümg. Osman Pamukoğlu döneminde Kuzey Irak'ta icra edilen terör operasyonu sırasında Türk askerlerine ateş açan iki ABD helikopteri karşı ateşle düşürülmüş; buna mukabil olarak da TCG Muavenet'in batırılması, düşen iki adet ABD helikopterine karşılık yapılmıştır... denilmiş.

Vikipedi

 

(*) 5 cana karşılık 8 fırkateyn!


Son [bisikletle]Türkiye: İç Anadolu, Türkiye’nin Tahıl Ambarı turumda gene sıkça dinlediğim, yol boyunca kafa radyomda çalan King Crimson grubunun muhteşem müziğini burada dinletmek istiyorum: Starless.



50 yılı aşkın King Crimson tarihini izleyen bir biyografi Pete Tomsett tarafından kaleme alınmış: Fifty Shades of CrimsonTomsett, Robert Fripp ve King Crimson müziğinin, özellikle aynı dönemde filizlenen bazı diğer gruplara oranla hak ettiği yeri elde edemediğini gördüğü için bu kitabı yazmış. “Progresif rock’ın muazzam yükselişini tetiklediler ve birden fazla kez müzik tarihinin akışını gerçekten değiştirdiler” diyor. Kitabında Crimson’ın Genesis’den Yes’e, Radiohead’den Roxy Music’e birçok farklı türden gruba nasıl esin verdiğini de ayrıntısıyla anlatıyor.





 



















Yalova Keşif Turları: Güneyköy II: Dudullu-Bostancı-(tren) Pendik-(gemi) Yalova-Güneyköy-Yalova-(gemi) Pendik-Maltepe-Dudullu

 

Tur tarihi: 2 Ekim 2022

Alınan yol: 80,12 km
Ortalama hız: 17,8 km/sa

En yüksek hız: 54,4 km/sa
Bisiklete biniş süresi 4 sa 29 dk, dışarıda geçen süre 10 sa 10 dk

En yüksek sıcaklık 28 ˚C, en düşük 16 ˚C, ortalama 22,1 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1227,9 m, kaybı (iniş) 1247,4 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 438,3 m

 

Garmin yol bilgileri Yalova Keşif Turları: Güneyköy II

 

Relive yol bilgileri Yalova Keşif Turları: Güneyköy II