

Kuruluş tarihi altı yüzyıl öncesine kadar giden Poyrazköy’e ilk yerleşenlerin Cenevizlilerin olduğu tahmin edilmektedir. Köye daha sonra Bizanslılar gelip yerleşmiş ancak köyün Osmanlı hâkimiyetine geçmesinin ardından Trabzon ve Rize’den getirtilen insanlarla birlikte çehresi değişmiştir.
Köyün kuzey doğusunda, boğaz girişine hâkim bir yerde bulunan gözetleme kulesi, ünlü Osmanlı tarihçisi ve devlet adamı Cevdet Paşa’nın kayıtlarına göre 1778’den sonra Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından Fransız mimar Baron de Tott’a yaptırılmıştır. Bu gözetleme kulesinin giriş kapısının sağında ve solunda personelin kalması için inşa edilen mahzen girişleri oldukça özgün bir karakter arz etmektedir.
Köyde bulunan Poyraz Kalesi de yine aynı dönemlere aittir. Kara kısmından çok az bir bölümü görülebilen kale askeri amaçlar için kullanılmıştır. Rumeli yakasında, Poyraz Kalesi’nin hemen karşısında Garipçe Kalesi bulunmaktadır.

Anadolu Feneri, İstanbul’un Asya yakasında İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'le birleştiği kuzey ucunda Yon (Hrom) Burnu üzerinde bulunan deniz feneridir. Karşısındaki Rumeli Feneri'nden 2 deniz mili uzaktadır. Fenerin bulunduğu köy de aynı isimle (Anadolufeneri) adlandırılır.
Anadolu Feneri, sabit silindir kristalinin içindeki 1000 watlık ampul, kristalin çevresinde elektrik motoruyla dönen bir paravan sayesinde yanıp sönüyor, elektrik kesintilerinde bütangaz ile desteklenir. İlk günkü gibi korunan ve açık havalarda 16 deniz mili açıklığı görebilen fener, İstanbul'un Karadeniz'e açılan kapılarından birinde Karadeniz'den gelip Boğaz'a girecek gemilere rehberlik eder.
Bulunduğu köye de adını veren fener ilk olarak 1834 yılında kurulmuş. Kırım savaşı sırasında Fransız ve İngiliz gemilerinin boğazın ve karadeniz'in girişlerini görebilmeleri için yapılmasına karar verilen fener 15 Mayıs 1856’de Fransızlar tarafından karşı sahildeki fenerle beraber kule kısmı yapılarak işletilmeye başlanmış. 1933'de Fransızlara verilen 100 senelik işletme imtiyazı iptal edilmiş ve tamamen Türklere geçmiş.
Hemen fenerin dibindeki gölgeye yerleşildi. Kimi oturdu, kimi uzandı kimi bankları tercih etti. Öyle bir yayıldık ki miskinlikten kısa bir uyku bile çektik. Hava çok da sıcak değildi, belki de iyiydi ama üşüyenimiz bile oldu. Firuzan kendini güneşe çıkardı. İlhan ayakkabıları çıkartıp uzandı. Mehmet manzarının büyüsüne kapılıp romantik duygularını besledi (bu arada t-shirt değiştirmeyi de ihmal etmedi). Fahri aşka gelip memleket havalarını söylemeye başladı. Toygar da her yönüyle buranın tadına varmak için gezindi durdu. Bense notlarımı ve fotograflarımı toparladım. Yani kısacası hepimiz çok mutluyduk burada olmaktan. Ama olunmayacak gibi de değil, çünkü bizden sonra gelenler de hep aynı duygular içinde olduklarını sık sık ifade ettiler. Bu arada 2 yaşında bir köpeğiyle gelen çiftin elindeki İkea marka siyah ayakkabı çekeceği dikkatimizi çekti. Bu neden yanlarında olabilirdi acaba? Bunun üzerine her birimiz fikir yürütmeye başladık. Kimimiz alışverişi yeni yapmışlar, ellerinden bırakamıyorlar dedi. Kimimiz terliklerini giyerken çekecek ihtiyacı için dedi. Kimimiz daha da ileriye götürüp MS fantazileri üretti ama sorduğumuzda köpeği diğer köpeklerden korumak için taşıdıklarını öğrendik :) Hepimiz yanılmıştık tahminde.




Ehh yanımızdakileri de yiyip-içtikten sonra daha fazla mayışmayalım diye yavaştan harekete geçmeye başladık (13:45). Önce bisikletler çözüldü (bu ara camiiden çıkan cemaat de fazlalaşan 34 plakalı araçlar karşısında artık Fenerin de tahammül edilemeyecek kadar dolduğundan yakınıyordu) ve bakkaldan su falan ve diğer ihtiyaçlar giderildi. Sonra da Kaynarca yönüne doğru saparak askeriyenin önünden geçip dar yollardan keyifle ilerlerken birden Toygar’dan lastik patlağı anonsu geldi (14:00 / 36.km). Evet bir patlağımız vardı. Haydi bakalım iş başına diyerek ameliyata geçildi. El birliğiyle, özellikle de Fahri’nin becerisiyle (bazı anahtarlar eksikti. Mutlaka yanınızda her işe uygun alet edavat bulundurmak gerek) tekrar yola çıkmaya hazır hale geldi bisiklet. Bu arada fark edildi ki Mehmet heyecandan t-shirt’ünü fenerde unutmuştu. Artık tekrar yokuşu geri çıkmak istemediğinden fenerciye armağan etti.












Yol: N.taşı > B.taş > Sarıyer (23,9 km) > Poyraz (gemiyle) > A.Feneri (33,8 km) > Kaynarca > Zerzevatçı > Görele > Kavacık > A.Hisarı > Üsküdar > B.taş > N.taşı
Not: Firuzan’ın fotografları da gerekiyordu, çok teşekkürler.
Aynı bölgeye başka bir gezi için Poyraz-Anadolu Feneri, Erim'le
Bakınız:
http://www.pedalsesi.com/tr/viewtopic.php?f=9&t=3690


















































































