14 Temmuz 2020

Aydos, hadi pikniğe gidiyos...

... dedik ve Varujan ile pazar sabahı 9’da Bostancı Caffé Nero’da buluştuk. Fazla oyalanmadan Maltepe’ye doğru pedal basıp Başıbüyük yokuşunu tırmanıyoruz. Hava hafif kapalı, bir bakıma iyi, yakıcı güneş yok ama rüzgarlı. Esince sağlam esiyor.

Başıbüyük, Türkiye’de aynı isimle 3 mahalle 1 köy varmış. Malum ilki İstanbul’da, ikincisi Manisa Kula’da, üçüncüsü Diyarbakır Silvan’da, dördüncüsü Sivas merkez ilçeye bağlı bir köy. İstanbul’dakinin kısa tarihine bakacak olursak: 767 senelik bir tarihi olup Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış tarihi bir köydür. 1329 yılında Pelekanon savaşı bu bölgede yapılmıştır. O dönemlerde Başbuğ köyü olarak adlandırılmaktaydı. Pelekanon savaşında Orhan Bey ordusunu burada konuşlandırmış, gözetleme tepesi ve üs olarak kullanmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde kilise olup şimdi camii olarak kullanılan Başıbüyük Merkez Camisi mevcuttur. 1950 yılında yapılan Türkiye de tek ve tam teşekkülü olan Süreyya Paşa Kalp Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi bulunmaktadır. Bu hastaneyi yaptıran II Abdülhamit döneminin ünlü seraskeri Rıza Paşa ile Adviye Hanımın oğlu olan Süreyya Paşa’dır. Yugoslavya'daki Patgoriçe'de 1874 yılında doğmuştur. Bir çok kültürel, sosyal, eğitim ve spor amaçlı girişimlere öncülük etmiştir. Süreyya Paşa sosyal hizmetleriyle yoğun bir yaşam geçirir. En büyük hizmetlerini hayatının sonlarında gerçekleştirir. Süreyya Paşa; Maltepe'deki Narlıdere Çiftliğini İşçi Sigortalarına (SSK Süreyya Paşa Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi), Süreyya Sineması'nı Darüşşafaka Cemiyeti'ne, plajı Maltepe Belediyesine bağışlamıştır.

Aydos’dan sonra İstanbul’un en yüksek 2’nci tepesi (432 m) olan Kayışdağı’nın eteklerinde kurulu Başıbüyük denizden ortalama 275 m yükseklikte. Güzelce tırmanılıyor ancak bitmiyor, Aydos için sağdan sapmamızla devam ediyor. Çık çık durumları. Yolun da öyle bir trafiği var ki. Sanki herkes bu yolu mu kullanıyor? Asfalt çalışması başlamış. Büyük bölümü tamamlanmış ama tıraşlanıp bekleyen bir kısım kalmış. Hani şöyle kanal kanal oluyor ya. Teker içinde kayıyor, pek sakat bir durum. Bir tarihlerde buradan bir kere geçmiştim. Ancak geldiğimiz nokta çok değişmiş. Yol biraz kaydırılmış, yapılmış ama tamamlanmamış. İleride Narcity diye bloklar. Soldan Sultanbeyli şeklinde ayrılıyor. Kararsız kalıyoruz, düz mü sol mu? Sonunda düze karar kılıp yeni durumu da öğrenelim istiyoruz.

Buradan ilk geçmekteyim. Kampüs olmalı solumuzdaki binalar. Birazdan kapısı da gelince belli oluyor, Marmara Eğitim Köyü. Özel midir? Anlayamadım! Yol yokuş aşağı iniyor. Bayağı iniyor. Maltepe Cezaevi ayırımına geldiğimizde nerede olduğumu ancak anlayabiliyorum. Bundan sonrasını bilgim dahilinde. Ve Aydos piknik alanına gitmek için Yakacık tarafına pedallıyoruz. Ancak biraz şaşırıp doğru tarifi aldıktan sonra dolanarak giriş kapısındayız. Sağda Bayburt’luların eğlencesi var. Müzik yüksek sesle açılmış. Dans eden kadınlar... Giriş adam/bisiklet başı 8 lira. Yuh yani. Pazarlıkla 2 kişilik ödüyoruz. Arabadan 22 lira alınıyor. İçinde kaç kişi olursa. Yani 5 büyük 2 küçük de 22 lira. Garip değil mi? Sanki bisikletle gelme arabanla gel mi demek istiyorlar? Buraları böyle özele verdi AKP, şimdi istediği gibi öpüyorlar.

Gölet kenarına doğru gidiyoruz. Öylesine bir kalabalık var ki. Millet buralara akmış. Bulduğumuz bir masanın kenarına ilişiyor, yanımızdakilerle kahvaltıya başlıyoruz. Varujan Aydos’a, Yakacık’a, Ayazma’ya ilişkin eski günleri anlatıyor. Neydi ne olmuş! Hiçbir şey günümüze ulaşamamış. Eskiye önem ver(e)miyoruz. Ama sebebi belli. Yaşamında orayla ilgili bir anısı yoksa yıkıp geçiyor. İstanbul’un da zaten yarıdan fazlası göç.
Aydos Kalesi

Gölette pedallı botlar dolanıyor, ördekler yüzüyor. Kıyısında bebeler oynamakta. Burada bir de kale var. Doğu Roma İmparatorluğu döneminden kalma. Yıl olarak kesin bir tarih yok ama 11 ve 12. yüzyıl olarak biliniyor. Konumundan dolayı çok stratejik bir noktada. Restorasyonu yapılıyordu. Bitti mi acaba? Kaleye hiç gitmedim. Aslında başka bir zaman oraya bir tur düzenlemeliyiz. Aydos, 537 m ile İstanbul’un en yüksek tepesi. Güneyden bakıldığında konik görünen tepe, kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir yükseltinin güneyde son bulan en yüksek noktası.

Birden telefon çalıyor, Kamil arıyor: “Nerdesiniz?” – “Gölettin yakınında” – “Geliyoruz, konum at” – “Süpersin”... Ve yarım saat sonra Kamil, eşi, kızı ve torunu karşımızda. Müthiş bir sürpriz oluyor bu. Hastanedeki tedavi tamamlanmış evden devam ediyormuş. Harika. Gelişmeler de olumlu. Bu daha da harika. Ve getirdikleri buz gibi karpuz ve kirazların eşliğinde sohbete geçiyoruz. Haliyle konu sırf bisiklet J Uzunca bir zamanı birlikte geçiriyor, çoktandır görüşmemiş olmanın özlemini gideriyoruz. Ne iyi ettin de geldin Kamil.

Ayrılma vakti. Girdiğimiz kapı yerine diğer çıkışa doğru pedallıyoruz. Oldukça büyük bir alanmış pikniğe ayrılan. Her yere arabalar park etmiş, ağaç altları insanlarla dolu. Yangın müdahale yollarına çıkma denemeleri yapanlar, hamakta sallananlar, mangal yelleyenler... dolu dolu. Çıkışa doğru yaklaştıkça düğün salonu benzeri yerler peydahlanıyor. Önlerinde valeler, gelmekte olan davetliler ve onları karşılayan düğün sahipleri.

Uğur Mumcu’ya çıktık. Yakacık merkeze doğru devam. Aydos sapağıyla da tırmanış gene başlıyor. Çok uzun olmasa da sıkıdır. Ormanın çevresini dönen yoldan devam edip Pendik’e doğru iniyoruz. Ama hep iniyoruz. Arada kısa bir çıkış ama hep iniş şeklinde sürüyor yolumuz.

Bugünlerin baş konusu Ayasofya, yaklaşık 1500 yıllık tarihi boyunca birçok savaşlara, depremlere ve isyanlara tanıklık etti... Ekonomik sıkıntıya çözüm üretemeyen iktidar gene ayrımcılık (tarafsın/değilsin) yapmaya çalışarak dikkatleri başka yöne çekme çabasında. Dün söylediğiyle bugün yaptığı çelişkili.
Konstantinopolis

Hepimiz biliriz tarihini. MS 6’ncı yüzyılın İstanbullunda, o zamanki adıyla Konstantinopolis, Mavi-Yeşil olarak ayrılan halk yarışlarla oyalanıyordu. Doğu Roma kentlerinde hemen her yerde oluşturulan bu gruplar siyasi bir araç olarak da kullanılabiliyordu. Savaşlar, ağır vergiler, dini otorite baskısı, kötü yönetim ve işsizlik yüzünden bunalan halk, bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda bulunan, at yarışlarının düzenlendiği hipodromda başlattığı isyanla, zafer anlamına gelen ‘Nika’ sloganları atarak kenti ateşe verirler. İsyancıların küle çevirdiği yapılardan biri de bugünkü Ayasofya’nın olduğu yerde bulunan bazilikaydı. İmparator Justinianus, Belisarius adındaki generali aracılığıyla bu büyük isyanı bastırmayı başarır. Hipodroma sokularak katledilen, haksız yönetime karşı başkaldırmış 30 binden fazla isyancının kanı üzerinde, 5 yıl gibi kısa bir sürede inşa ettirilen, ‘ilahi bilgelik’ anlamına gelen Ayasofya (Hagia Sophia) kutsanarak 537 yılında açılır. ... 916 yıl kilise, 481 yıl cami, 1935’ten beri de müze olarak hizmet verir. Ayasofya’nın Hünkâr Mahfili kısmı 1991 yılından bu yana ibadete açıktır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından asaleten atanan kadrolu İmamlar görev yapıyordu. Yani ibadete açtık söyleminin siyasi olmaktan öte bir anlamı yok(tur).

Sahile varmakla dönüş başlamış oluyor. İstMarina Mado’da bir mola, dondurma ve kahveler Varujan’dan. “Haftaya doğum günüm, onun şerefine.” Şimdiden kutlu olsun dostum.

Dönüş Maltepe’ye kadar asfalttan, sonrasında bisiklet yolunun başlamasıyla da Bostancı’ya kadar hızla sürüyor. Varujan 16.20 gemisine yetişmek için son kilometreleri önden pedallıyor. Biz Caffé Nero’da elimizdeki puanlarla birer “Fruit Boosters” dediklerinden götürüp Dudullu’ya doğru yol alıyoruz.
Benim kim olduğumu
 biliyor musunuz?

Geziyi bir fıkrayla sonlandırayım. Sydney’de Virgin Havayolları biniş kapısı görevlisinin hikayesi şu şekilde: Arıza sonrası dolu bir uçak seferi iptal edilmiş, bir başka uçak için yolcular kuyruk oluştururlar. Sinirler hayli gergin, herkes yeni uçakta yer bulmaya çalışmaktadır. Bu sırada kuyruğa kaynak yapmaya çalışan, iyice sinirlenmiş bir yolcu bankoya yanaşır ve biletini fırlatarak, “Bu uçak ile uçmak zorundayım ve bu iş hemen yapılacak!” diye bağırır.

Görevli kibarca, “Özür dilerim beyefendi, size yardım etmeye çalışmaktan memnun olurum ama öncelikle sıra bekleyenler ile ilgilenmeliyim ve eminim size de yapacak bir şeyler buluruz.” diye karşılık verir.

Yolcu pek etkilenmemiştir. Sıradakilerin de duyacağı şekilde, sesini bir hayli yükselterek sorar: “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?

Görevli, hiç tereddüt etmeden, gülümseyerek havaalanı dahili anons mikrofonunu önüne çekerek sakince konuşmaya başlar: “Lütfen dikkat, lütfen dikkat.” Sesi tüm terminal binasında duyulmaktadır. “Burada Kapı 14’te bir yolcumuz bulunmakta ve kendisinin kim olduğunu bilmemektedir. Kendisine kimliği konusunda yardım edebilecek birisi var ise lütfen Kapı 14’e gelmesi rica olunur.

Kuyrukta bekleyenler gülmekten yıkılmaktadırlar… Yolcu, Virgin Havayolları görevlisine pis pis bakar ve dişlerini sıkarak söylenir: “Fuck You!

Görevli hiç tereddüt etmeden gülümseyerek yanıtlar adamı: “Özür dilerim, ama bunun için de sıraya girmeniz gerekecek!
















Aydos, hadi pikniğe gidiyos...: Dudullu-Bostancı-Başınbüyük-Aydos-Yakacık-Pendik-Bostancı-Dudullu

Tur tarihi: 12 Temmuz 2020
Kat edilen mesafe: 73,26 km.
Ortalama hız: 15,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 39 dk., dışarıda geçen süre 9 sa. 1 dk.
En yüksek sıcaklık 35 ˚C, en düşük 26˚C, ortalama 30,3 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 855 m, kaybı (iniş) 877 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 332 m.

Garmin yol bilgileri Aydos, hadi pikniğe gidiyos...

Relive yol bilgileri Aydos, hadi pikniğe gidiyos...


Geldiğimiz nokta çok değişmiş. Yol biraz kaydırılmış,
 yapılmış ama tamamlanmamış. İleride Narcity diye bloklar. Soldan
 Sultanbeyli şeklinde ayrılıyor. Kararsız kalıyoruz, düz mü sol mu?

Buradan ilk geçmekteyim. Kampüs olmalı solumuzdaki binalar.
Birazdan kapısı da gelince belli oluyor, Marmara Eğitim Köyü.









Gölet kenarına doğru gidiyoruz. Öylesine bir
 kalabalık var ki. Millet buralara akmış.


Bulduğumuz bir masanın kenarına ilişiyor,
 yanımızdakilerle kahvaltıya başlıyoruz.


Yarım saat sonra Kamil, eşi, kızı ve torunu
 karşımızda. Müthiş bir sürpriz oluyor bu... 

... ve getirdikleri buz gibi karpuz ve kirazların
 eşliğinde sohbete geçiyoruz. 

Uzunca bir zamanı birlikte geçiriyor, çoktandır görüşmemiş
 olmanın özlemini gideriyoruz. Ne iyi ettin de geldin Kamil.



Girdiğimiz kapı yerine diğer çıkışa doğru pedallıyoruz. Oldukça
 büyük bir alanmış pikniğe ayrılan. 

Her yere arabalar park etmiş, ağaç altları insanlarla dolu.



Giriş adam/bisiklet başı 8 TL. Yuh yani.
 Arabadan 22 TL alınıyor. İçinde kaç kişi olursa.
 Yani 5 büyük 2 küçük de 22 TL. Garip değil mi? 
Sanki bisikletle gelme arabanla gel mi
 demek istiyorlar?

İstMarina Mado’da bir mola, dondurma ve kahveler... 

... Varujan’dan. “Haftaya doğum günüm, onun şerefine.”
 Şimdiden kutlu olsun dostum.











































































Foto katkıları için Aylin ve Varujan’a teşekkürler.







Bölgeye yapılmış geziler Bize Aydos Size Paydos