27 Haziran 2020

İki Yol Bisikletçisi ile Ömerli

Daha önce tek yaptığım bu rotayı bugün iki yol bisikletinin peşinden yetişmeye çalışarak tekrarladım JJJ... Osman ile hafta başında yazıştık. Ömerli diyordu/istiyordu. Hafta sonu gene sokak yasağı olacağından bunu perşembe yapalım dedik. Yağış da olmaz ise. Gerçi meteo olmayacağını söylüyordu.

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğuna göre, biz de kararımızı kesinleştirip sabah 8.15’de Dudullu Pamukkale terminalini başlangıç noktası yaptık. Bir arkadaşı daha katılacaktı Tuzla’dan. O da Tepeören’deki benzinciye 9.30 gelecek.

Osman’la İMES içinden geçip TEM yan yolundan Sultanbeyli yönüne pedallıyoruz. Trafik daha çok bize doğru. Çalışanlar İstanbul’a geliyorlar. Son gidişimde sokak yasağı olduğundan yollar bomboştu, fark etmemişim. Bir yerden sonra bu taraftaki gidiş yolu bitti, karşıya geçti. Ancak uzatmamak için -bir de karşı taraf daha inişli çıkışlı olduğundan- ters yönden devam ettik. Ama öylesine gelen bir trafik var ki, ara sıra son saniyede bizi fark eden sürücülerin eminim yürekleri bizim gibi ağızlarına gelmiştir.

Viaport’un arkasına geldik-geçiyoruz. Her zaman kalabalık olan kavşağı bugün rahat aştık. Yolumuz İstanbulPark olarak devam ediyor. Dokuz buçuğu beş geçe buluşma noktasındayız. Arkadaşı gelmiş bile. Birer soda eşliğinde tanışıyoruz. Emre; deniz subayı, bir yıldır İstanbul’da. Merida marka bir Cyclocross kullanıyor. Fit olduğu duruşundan belli. Bu arada Osman’ın bisiklet de herhalde 6,5 kg, sırf karbon. Özel toplanmış; Time. İlk duydum bunu, Fransız markası. 1987’de kurulmuş, Roland Cattin tarafından. Başta kolay binilen-inilen pedal sistemi üretimiyle başlamış. Ardından 1993’de karbon kadro üretimi ve maşa geliyor. Diğer markalardan ayrılan en önemli özelliği kadrolarını Fransa’da, kendi atölyelerinde üretmeleri. Yani Uzakdoğu malı değil. Ürün gamı karbon MTB/Yol/Cyclocross kadroları ile hazır bisikletlerden oluşmakta. Firma kendi pedal kilit sistemini (Time Atac) kullanıyor. Time bisikletlerinin 2020 kataloğuna bakmak isterseniz tıklayın.

Üçlü olarak Göçbeyli’ye doğru başladık pedallamaya. Hava rüzgarlı. Bir bakıma iyi serinletiyor ancak karşıdan esince de yavaşlatıyor. Göçbeyli İstanbul’un sebze ihtiyacını karşılayan köy. Artık köy denilmeyip mahalle deniliyor, Pendik’e bağlı. Merkezdeki, hep oturduğumuz kahve daha açılmamış. Devam ediyoruz Bıçkıdere yönüne. 300 m sonra sağda, bakkal ile birlikte bir kahve geliyor. Eskiden geçerken de görürdüm. Açık, konuşlanıyoruz. Yanımızdaki kumanyaları ısmarlanan çayla mideye indirirken hem çaycı ile tanışıyor hem de aramızda sohbet ediyoruz. Cevat Bey sahibi, hoş sohbet, samimi biri. Çaylar da 1 lira J Diğer bisikletçilere de rehber olsun diye çayevinin girişine Bisiklet Dostu çıkartmamızı yapıştırıyoruz. Bundan böyle gezilerimizde-turlarımızda tanıştığımız bisiklet dostu işletmeleri işaretleyecek-blog’da duyuracağız J

Bizimle birlikte yan masada oturan, Trakya’dan getirdikleri saman  balyalarını satmaya çalışan iki kişiyle yapılan sohbette balyaların 20 lira gibi bir fiyata gittiğini öğreniyoruz. Gerçi önden gelenler 17 demiş ama Cevat Bey fiyatların 15-20 arası değiştiğini söylüyor. Arz talep durumları. Balya deyip geçmeyin. 1850'lerde ilk balyalama makinesinin icadıyla yapılmaya başlanmasıyla beraber 1870'lerde popülerlik kazanmıştır. 1940'lardan itibaren ise silindirik balya yapımı başlamıştır… denilmekte Vikipedi sayfasında. Balya samanın haşbaylı ve haşbaysız olmak üzere iki türü vardır. Haşbaysız balya direkt sapı balyalar. Bu balyayı karma yem makinesi olan tüketiciler kullanır. Haşbaylı balya ise sapı parçalar, balya yapar. Karma yem makinesi olmayan tüketiciler kullanır. Haşbaylının dezavantajı çok parçalı olduğundan, karma makinesinde yem ile karıştırınca homojen dağılımı engellemesidir. Haşbaylı makineler eskisi kadar Türkiye de artık çok tercih edilememektedir. ...  Artık tarım bakanlığı tarafından telle bağlama yasaklanmıştır. Sadece ip bağlama geçerlidir... Her işin bir raconu yok mu?!

Göçbeyli’den ayrılmamızla turun keyifli bölümüne girdik. Yeşillikler, halen kurumamış olan kır çiçekleri arasında sürüyoruz. Arkadaşlar çok hızlılar. Düz yolda yetişmem mümkün değil. İyi ki rampalar var, yoksa durumum fena... İniyoruz çıkıyoruz, bu yol tam bir deve sırtıdır. Saatler sonra gelen dere üzerindeki köprüde biraz durup, foto alıp devam, Bıçkıdere’ye kadar. Burada verilen mola, görülen ihtiyaçlar ile biraz oyalanıp gene yola çıkıyor, düzelen asfalttan hızla kayıyoruz.
Alman bir subay Herero
 esirleriyle poz veriyor, 1905.
Hererolar yenilmiş, dağılmış,
 pek çoğu Kalahari Çölü’ne
 kaçmış, hayatta kalanlarsa
 yakalanıp çöl sınırındaki
 özel toplama kamplarına
 götürülmüştü.
Namibya, Afrika’nın 
güneybatı ucunda.

Onlar önde ben peşlerinde, temiz havayı içimize çeke çeke yol alırken aklıma geçen gün izlediğim belgesel geliyor: Namibya. Fazla bir bilgim yoktu, sadece Afrika ülkesidir diye bilirdim. Ancak belgesel sonrası biraz tarihine bakınca, ilk yerleşimcilerin 17. yüzyılda Herero, Nama, Orlam ve Ovambo kabileleri olduğunu, ardından 19. yüzyılda Avrupalıların, özellikle Portekiz, İngiltere ve Almanya'dan gelen göçmenlerin bölgeye yerleştiğini okuyorum. 1884/85 yıllarına kadar İngiliz hakimiyeti altında. Ama sonrasında -Walvis Körfezi hariç- tümüyle Almanya İmparatorluğu himayesi altına girip, Alman Güneybatı Afrika Sömürge Sisteminin bir parçası haline gelmiş. Gelince de Almanlar başlamışlar sömürmeye. Borca sokup topraklarını, hayvanlarını, özgürlüklerini ellerinden alıp, kendilerine bağımlı hale getirmişler... Kim dayanır ki buna? Sonunda isyan patlamış. 1904-1909 yılları arasında ayaklanan yerli halkı öylesine bastırmış ki Almanlar, Herero’ların yüzde 80’i ve Nama’ların yüzde 50’si acımasızca katledilmiş. Böylece Yirminci yüzyılın ilk soykırımı Avrupa’dan binlerce kilometre uzakta, Afrika’nın güneybatı ucunda gerçekleşmiş... Almanların hakimiyeti I. Dünya Savaşı sonuna kadar sürer. Yenilmeleri ile İngilizlere, daha sonra Güney Afrika’ya geçer bölge. 1990 yılında bağımsızlığını kazanır. İsmini ülke topraklarının büyük bir bölümünü kaplayan Namib çölünden alır. Resmi dili İngilizcedir. Bu da sanırım Güney Afrika Cumhuriyeti ile ortak tarihlerinden ve ticari ilişkilerinden kaynaklanıyor olmalı.

Otoyoldayız, Şile yolu bu. Güvenlik şeridinden hızla yokuş aşağı... Bu sefer ben öndeyim J Ağırlıktan dolayı benim velespit daha çabuk hızlanıyor. Ömerli sapağının gelmesiyle ayrılıyoruz otoyoldan ve merkeze doğru pedal basmaktayız. Buraya fi tarihinde bir kere gelmiştim ama aklımda hiç bir şey kalmamış. Güzel bir yerleşim. Girişte Romanların (*) -kimi Çingene ile aynıdır der- mahallesinden geçip kendimize mola vereceğimiz, kahve içebileceğimiz yer arayışındayız.

(*) Çingeneler; aslen Kuzey Hindistan kökenli olup günümüzde ağırlıklı olarak Avrupa'da yaşayan göçebe bir halk. Türkçede Roman sözcüğü de sıklıkla Çingene anlamında kullanılır. Göçebe yaşam tarzı yerleşik toplumlarınkinden çok farklıdır. Bu yüzden çoğu zaman yerel halk tarafından hırsızlık, büyücülük, çocuk kaçırma gibi eylemlerle suçlanmışlardır. Çingeneler yaşadıkları bütün ülkelerde ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Bu yüzden de birçok ünlü Çingene kimliğini gizlemek durumunda kalmıştır. II. Dünya Savaşı'nda Yahudiler gibi Romanlar da Almanlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. 200.000-800.000 arasında Roman çoluk çocuk aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Macaristan,
Polonya ve Çekoslovakya'daki Nazi kamplarında yok edilmiş ve bu katliam Roman halkı tarafından "Porajmos" (parçalanmak) olarak adlandırılmıştı.

Merkez Cami karşısında bulduğumuz kahvede -artık iyicene yakan güneşten saklanarak- nefeslenirken biraz da yanımızdaki çerezleri mideye yolluyoruz. Kahveci de gırgır bir tip, güle oynaya yarım saatimizi Ömerli’de geçirip dönüşe başlıyoruz.

Artık otoyol. Yoğun trafik, gürültülü sesler, geçen damperliler arasında güvenlik şeridinde yol alarak Özyeğin Üniversitesi yakınındaki kavşaktan, soldan Tuzla diye ayrılıp hızla inilen bir yokuş sonrası Paşaköy’de Emre’ye el sallıyor, o düz devam ediyor, bizse sağdan Sultanbeyli-Sancaktepe diye ayrılıyoruz. İMES’e kadar Osman’la birlikte sürüp, benim Metro’dan alış veriş yapma ihtiyacımla turumuzu burada sonlandırıyoruz.















İki Yol Bisikletçisi ile Ömerli: Dudullu-Kurtköy-Göçbeyli-Bıçkıdere-Ömerli-Paşaköy-Sancaktepe-Dudullu

Tur tarihi: 25 Haziran 2020
Kat edilen mesafe: 90,37 km.
Ortalama hız: 18,9 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 46 dk., dışarıda geçen süre 8 sa. 11 dk.
En yüksek sıcaklık 35 ˚C, en düşük 23˚C, ortalama 28,4 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1287 m, kaybı (iniş) 1300 m.
En düşük irtifa 16 m., en yüksek 246 m.

Garmin yol bilgileri İki Yol Bisikletçisi ile Ömerli

Relive yol bilgileri İki Yol Bisikletçisi ile Ömerli




Emre ve Osman ile.


Üçlü olarak Göçbeyli’ye doğru başladık pedallamaya.



Cevat Bey, Durak Market-Çayevi. Göçbeyli




Bıçkıdere
























Foto katkıları için Osman’a teşekkürler.





23 Haziran 2020

Bisiklete binenler maske takmak zorunda mı?

Corona virüs önlemleri kapsamında çok sayıda kentte maske takma zorunluluğu getirildi. Milyonlarca bisiklet sürücüsü bu kuralın pedallarken geçerli olup olmadığını merak ediyordu.

Çünkü, maske takıldığında ortaya çıkan terleme ve nefes alma güçlüğü nedeniyle bisiklet kullanmak zorlaşıyordu. Sözcü, “Bisiklete binerken maske takmayanlara ceza kesilecek mi” sorusuna İstanbul İl Umumi Hıfzıssıhha'ya sordu.

Maskesiz bisikletlilere ceza kesilecek mi?

Hıfzıssıhha Meclisi'nden gelen cevapta alınan kararın yayalar için geçerli olduğu belirtilerek, sosyal mesafe kurallarına dikkat ederek maskesiz bisiklete binen vatandaşlara ceza kesilmeyeceği ifade edildi.

İstanbul İl Hıfzıssıhha Meclisi 17 Haziran 2020 tarihinde aldığı kararla kamu kurumları ve özel sektör iş yerlerinin kapalı alanları ile toplu ulaşım araçlarında maske takılması zorunluluğu kararlarına ilaveten, sokağa çıkan her vatandaşın açık alanlarda da ağız ve burunu kapatacak şekilde, usulüne uygun maske takmasını zorunlu hale getirmişti.

Maske kullanımı zorunluluğuna aykırı hareket edenlere, 900 TL idari para cezası kesilmesi yönünde takdir tavsiye kararı alınmıştı.

Maske yasağı olan iller

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi (salgın) ilan edilen ve Türkiye'de salgın riski olan Corona virüs (COVID-19) hastalığının yayılmasının önlenmesi için Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu'nun tavsiyesiyle Hıfzıssıhha kurulları tarafından; Adıyaman, Ankara, Afyonkarahisar, Amasya, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Bartın, Batman, Bolu, Burdur, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Iğdır, Isparta, İstanbul, Kahramanmaraş, Karabük, Kayseri, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Mardin, Muğla, Muş, Nevşehir, Rize, Osmaniye, Sakarya, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli, Uşak, Yalova ve Zonguldak'ta kent sınırları içindeki sokak ve caddelerde ağzı ve burnu kapatacak şekilde maske takma zorunluluğu getirilmişti.



Katkıları için Kaya’ya teşekkürler.







9 Haziran 2020

bisikletle Polonezköy; “Son Kararınız Mı?”

Akşam yatarken ilan ediyor, sabah kalkınca iptal ediyor. Haklı olarak millet soruyor: Son kararınız mı? 450 bin kişi hafta sonu için uçak tren otobüs bileti almış(tı). Şoke durumları L İptalin nedeni olabilir mi? Ekonomi zaten tepe taklak.

Firuzan Riva tarafına gitmek istedi. Keyifli bir rota belirledik: Paşamandıra-Polonezköy’ü içine alan. Ama öncesinde Vehbi için bir e-scooter teftişi yapacağız. Bu aletleri pek takip etmedim ama görüyorum ki çılgın modelleri var. Mesela göreceğimiz 1600 w gücünde. Çift motor, ön arka. 60 km/sa hıza çıktığını söylüyor satan. 9 bin 500 lira 2’nci eli (vay anasına sayın seyirciler). Biraz araştırdım da, 2x2700 w gücünde motorları olanlar var. Fiyatlar da 40 bin civarında. Herhalde ehliyet gerekmediğinden tercih ediliyorlar. Belki de katlanabildiğinden. Ancak 45 kg ile katlasan da nereye taşırsın ki? Bunlara yurt dışında dilediğin gibi, plakasız, ehliyetsiz binebileceğini sanmıyorum. En azından AB ülkelerinde yoktur. Ama burası: Kim kime dum duma... durumları.
Kim Kime Dum Duma, Behiç Ak

9 buçuğu geçe çıkıyoruz evden. Sıcak bir gün olacağa benziyor. Yüzümüze kollarımıza bacaklarımıza koruyucu sürdük. Farkında olmadan fena yanılıyor. Ortalık önceki pazarlar gibi boş değil. Yolumuz bizi Altunizade’ye götürüyor. Satıcı Bağlarbaşı’ndayım demişti. Ancak Vehbi’den gelen telefonda adamın başkasıyla anlaştığını öğrenmemizle yönümüzü Beylerbeyi’ne çeviriyoruz.

Altunizade; İsmail Zühtü Paşa’nın yaptırdığı cami, semtin de bu adla anılmasına sebep olmuştur. Zühtü Paşa’nın babası altın alım satımı ile iştigal ettiğinden, Zühtü Paşa’ya da Altunizade denmiştir.
İsmail Zühtü Paşa 

Peki İsmail Zühtü Paşa kimdir? Büyük servetini hayır işlerine vermiş bir Osmanlı Veziri (1806-1887). İstanbul Fatih’te doğmuştur. Gençliğinde nakkaşlık, mimarlık öğrenmiş, inşaat yaparak zengin olmuştur. Dolmabahçe Sarayı’nın (*) yapımında bina emiri olarak çalışmıştır. Zeytinburnu’ndaki Fişek Fabrikası ile Paşabahçe’deki Şişe ve Cam Fabrikaları’nı da yapmıştır. 1880’de Ayan üyesi olmuştur. Kazandığı paraları çeşitli hayır işlerinde kullanması ile ünlüdür.

(*) Dolmabahçe Sarayı, 7 Haziran 1856 tarihinde (yani 164 yıl önce bugün) kullanıma açılmıştır.

Sahil yolundayız. Gruplar halinde yol bisikletçileri geçmekte. Arada da tekliler. Kimileriyle selamlaşıyoruz. Ortalık ‘sokağa çıkma’ günlerine benzemiyor. Her yer açılmış, gerçi fazla müşterileri yok ama normalleşmeye çalışılmakta. Ne var ki erken davranıldı, veya yanlış yapılıyor, kazanımlar heba olacak denilmekte. Sonucu 1-2 hafta içinde görecekmişiz.

Firuzan’ın Alfine 8 vitesinden arada garip sesler çıkıyor. Nedir değildir bilemedik. Bir servise gitmesi gerekecek gibi. Sırasıyla kıyıdaki semtleri geçiyoruz: Eskiden gemi çapalarının yapıldığı Çengelköy, adını 17. yüzyılda yaşamış sofu bir Müslüman olan Vani Efendi'den alan Vaniköy ve sonrasında Kanlıca.

Kanlıca'nın ismi konusunda çeşitli rivayetler vardır ama en çok kabul göreni zamanın sultanlarından biri bir gün emir vererek İstanbul'un havası en temiz semtinin bulunmasını ister. Vezirlerden biri her semtte direklere kanlı etlerin asılmasını ve en geç bozulan etin, havası en temiz semt olacağını söyler. Sultan emir verir ve Kanlıca büyük arayla birinci olur. Sultan da bu semte Kanlıca ismini verir J

Hızlıca pedallamaya devam. Kıyıda balık tutanlar, yürüyenler... dopdolu. Saatler de öğlene yaklaşıyor. Kahvaltı etmeden çıktık. Mide kendini hatırlatıyor. Beykoz merkeze girmeden sağdaki Sultaniye Parkı’nda bir mola veriyor, yanımızdaki sandviçleri çayımızla indiriyoruz. Güzel bir park, fazla büyük olmayan, 16 bin m2 denilmiş. Piknik masaları da bulunuyor. Ağaçlar kocaman. 337 yıllık bir Çınar var, Anıt Ağaçlar listesinde yer alan.

Beykoz’un merkezi kalabalık. Antik Çağdaki adı Amikos. Kos, Farsçada köy anlamında. Semtte oturan ünlü kişilerden dolayı yöreye Beykos (Beylerin Köyü) denildiği, ismin zamanla Beykoz'a dönüştüğü sanılmakta. Hızla Akbaba yönündeyiz. Fevzi Paşa Caddesi, iskelenin karşısı, daracık yol. Peşimizden bir Halk Otobüsü gelmekte. Adam korna çalıp duruyor. Nereye kaçayım?! Yer yok. Öyle bir geçiyor ki yanımızdan kaldırıma kendimizi atmak zorunda kalıyoruz. Azrail misin bre adam?! Plakasını aldım, şikayet edeceğim. Bir yandan bisikletli ulaşım teşvik ediliyor, ama bu canavarlar eğitilmedikçe zor...

Beykoz Çayırı sonrası gelen otobüs parkında adamı buluyor nedenini soruyorum. Bir yığın hikaye anlatıyor. Arkasından gelen hasta varmış da... Yani onu kurtarmak için bizi feda ediyor L Sen görürsün gününü! (*)

Akbaba-Dereseki ve Riva yolundayız. Hızla kayıyoruz. Alibahadır sapağı geçildi, gelen yokuş tırmanıldı, ardından inildi ve Paşamandıra sapağından sağa dönüldü. Devam... Mucize Cafe-Sakine’nin Yeri’nden ekmek almak için durduğumuzda Emre ile karşılaşmak güzel bir sürpriz oluyor. Çalıştığı TV kanalı için çekim yapmaya gelmiş. Nehir şu sıralarda gündemde, kirliliğinden dolayı... 

Beykoz'da Riva Deresi kirlilik nedeniyle özellikle son bir aydır siyaha döndü. Bir zamanlar balık tutulan, kurbağa sesleri gelen derenin hali içler acısı. Yaklaşık 30 kilometrelik bölümünde su yüzeyinde kabarcıklar görülürken, balık kalmadığını, kötü kokudan rahatsız olduklarını söyleyen çevre sakinleri çözüm bulunmasını istiyor.

İki kocaman ekmeği (8-/ad) ve 10 yumurtayı (1,3-/ad) çantalara yükleyip Riva nehrine paralel devam ediyoruz. Sırasıyla Öğümce, Bozhane, Cumhuriyet geçilip Polonezköy’e geldik. Çok güzel bir bölge buraları. Mesire yerleriyle dolu. Ancak normalleşme diye millet dökülmüş. Ama öyle böyle değil. Konvoy halinde araçlar. Boş bulduklarında gaza basmalar, sabırsızlanınca korna çalmalar. Sıkıntıdan kabarmış, ipini koparmış azgın gibiler. Son dört pazarı bugünle karşılaştırıyorum da, insanın çok olması ne fena imiş. Hele de bizim insanımız; eğitimsiz, bencil ve pis L

Polonozköy’de bir mola verelim istiyoruz. Hem acıktık, hem piştik, hem de kaideyi dinlendirelim. Bizi güler yüzle karşılayan, hemen girişteki işletmeye yerleşiyoruz. Bisikletler ilgi çekiyor. Meraklarını gidermek zorundayız. Ehh, bizim velespitler de öyle böyle değil. Özellikleriyle ortaya çıkmış en doğru çözümlerden. Neredeyse 5 yaşında olacaklar. Karar vereceğimiz günlerde oldukça sıkı araştırmıştım. Bugün görüyorum ki doğru seçimi yapmışız... JJJ 2 kızarmış patates, 2 ayran ve 3 soda için 46 lira ödeyip ayrılıyoruz. Ama hep yaşadım, gene aynı hatayı yaptım, karnını doyurmayacak, hafif bir şeylerle idare edeceksin. Gerçi patates ne ki diyeceksiniz ama şişkinlik zorluyor insanı. Bir de önünde rampa varsa L

Feci bir trafiğin içindeyiz. Hele de rampa çıkarken, üstelik de batarya biterse... İtmekten başka çare kalmıyor. Ama her zaman böyle uzaklıklara gittiğimde yedeği yanımda J Geciktim bu nedenle, Firu da merak etmiş arıyor. Geliyo...ruuum... Rampayı çıkıp tazeliyorum bisikleti. Yani ağır olduğundan itmek de ağırlaşıyor. Bir de yol böyle dar olduğunda, araçları da arkana sıraladığında insana rahatsızlık ver-iyor/-mez mi? (Hangisini yazsaydım, bilemedim.)

Saptık, çıktık bu yoldan. Şimdi acayip trafikten uzaklaşıp daha mülayim duruma geldi. Hızla bir yokuştan inerek Çavuşbaşı’na geldik. Hep geçtiğim yolda bu sefer bir pazar kurulu. Girişinde Zabıta. Ellerinde bir sıvı. Herhalde dezenfektan durumları. Neyse, ben de duruma şaşırıp dalıyorum pazarın içine. Onlar da şaşırıyor ve bu adam nedir-değildir diye beni geçiriyorlar. Ne maske, ne başka bir şey... Devam abey...

İç bakla aldım pazardan, kilosu 15’e. Pazarı çok severiz. Nerede görsek mutlaka gezeriz. Pazar: Aslı Farsça bâzâr olan kelime, sözlükte “alıcı ve satıcıların ticaret için belli zamanlarda toplandıkları üstü açık kamu alanı” mânasına gelir. Anlam genişlemesiyle şehrin bir plana göre düzenlenmiş geleneksel iş bölgesini veya caddesini/sokağını, yahut bunun belli meslek erbabınca işletilen dükkânlar kümesinin oluşturduğu kesimini ifade eder. Haftanın alışveriş maksadıyla toplanılması âdet olan gününe de pazar adı verilir. Arapçası “mal sevk edilen yer” mânasında sûk (çoğulu esvâk) olup, şehirlilerin günlük ihtiyaçlarını karşıladıkları küçük pazarlara Arapçada süveyka, Farsçada bâzârce, Türkçede pazarcık denir. Yılın belli dönemlerinde kurulan, özellikle uzak mesafelerden getirilen malların alınıp satıldığı büyük pazarlar için Türkçede Grekçe asıllı panayır, Arapçada yine sûk kullanılır. İtalyancadan Türkçeye geçen piyasa kelimesi de en geniş anlamıyla pazarı ifade eder. Pazarlarda satış yapanlara pazarcı ve bezirgân (bâzârgân) adı verilir. Pazarın düzeninden sorumlu kişiye pazarbaşı denilir. İki pazar sokağının kesişmesiyle oluşan dört yol ağzına çarşı (Far. çâr sû [dört taraf]) ve Arapçada murabba adı verilir. Tarihte, özellikle takas ekonomisinden para ekonomisine geçildikten sonra pazarlar canlanmıştır. Sanayi devrimiyle birlikte pazar ve piyasa kelimeleri serbest rekabet şartlarında mal, hizmet ve iş gücü arz ve talebinin buluştuğu en geniş alanı belirtmek üzere kullanılmaya başlanmıştır. 
üst: Mayıs 2020
alt: Haziran 2020

Bundan sonra yolumuz Hekimbaşı üzerinden Ümraniye oluyor. Okuduğum bir haberde “Ağaç Dikiyoruz Tabelasının Arkasındaki Ağaçlar Söküldü” denilmekte. Ümraniye Belediyesi’ne ait “Millet bahçemizi tamamladık, şimdi sokaklarımıza binlerce ağaç dikiyoruz” tabelasının yer aldığı arazideki çok sayıda ağaç, yapılacak konut projesi için söküldü. Ehh, Ümraniye Belediyesine çok yakışır böylesi L

Eve varmak da ayrı bir sevinç. Ama yorulmuşuz. Ayaklar gülle gibi. Uzun soluklu turda bu kadar yorulmuyorum. Şehir içinde trafik adamı mahvediyor. Eşyaları çıkartırken ne görelim? Aldığımız yumurtaların beşi kırılmış L Halbuki karton yumurtalığa da koymuştuk!












bisikletle Polonezköy; “Son Kararınız Mı?”: Dudullu-Altunizade-Beylerbeyi-Beykoz-Akbaba-Paşamandıra-Öğümce-Bozhane-Cumhuriyet-Polonezköy-Çavuşbaşı-Hekimbaşı-Ümraniye-Dudullu

Tur tarihi: 7 Haziran 2020
Kat edilen mesafe: 89,71 km.
Ortalama hız: 16,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 5 sa. 20 dk., dışarıda geçen süre 6 sa. 45 dk.
En yüksek sıcaklık 37 ˚C, en düşük 25 ˚C, ortalama 30,8 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1532 m, kaybı (iniş) 1515 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 213 m.





Sultaniye Parkı’nda bir mola veriyor, yanımızdaki
 sandviçleri çayımızla indiriyoruz.





Mucize Cafe-Sakine’nin Yeri, Paşamandıra


Emre ile, Paşamandıra






Çok güzel bir bölge buraları. Mesire yerleriyle dolu.


Cumhuriyet



Ümraniye


































(*) Konuyu İETT ve Halk Otobüsleri’ne şikayet ettim. Boş vermemek lazım! (24.06.2020)

 

 

From: <beyazmasa@ibb.gov.tr>

Subject: İ.B B. Beyazmasa Başvurunuz Başvuru No : 1-30759933955

Date: 11 June 2020 09:30:49 GMT+3

To: <mdorsay>

Reply-To: <beyazmasa@ibb.gov.tr>

 

T.C.

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI

Sosyal Hizmetler ve Bağımlılıkla Mücadele Daire Başkanlığı Halkla İlişkiler Müdürlüğü

BEYAZMASA

 

Başvurunuz:



Halk Otobüslerinin denetimi de kurumunuz tarafından mı yapılıyor, bilemiyorum. Ancak dün, pazar günü (07.06.2020) saat 11.44’de eşimle birlikte Beykoz Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Akbaba yönüne doğru bisikletlerimizle seyir halindeyken 34UZ8044 plakalı (C1098) Halk Otobüsü yanımızdan öyle bir geçti ki, kendimizi kaldırıma atmasaydık çarpacaktı.

Bu sürücülere eğitim verilmiyor mu? Bisikletlinin yanından nasıl geçileceği, şehir içinde hangi hız sınırını aşmamaları gerektiği vb. konularda düzenli olarak eğitilip uyarılmıyorlar mı
 
Bir yandan Korona nedeniyle bisikletli ulaşım teşvik ediliyor, diğer yandan sürücüler bisikletliyi görmez, dikkate almaz ise canımızdan olacağız.

Bu araç sürücüsünü lütfen uyarın ve eğitin. Bu sefer kurtulduk ancak böyle devam ederse ezebilir/öldürebilir..

Saygılarla,

 

 

Sayın Başvuru Sahibi;

İlgi : 08.06.2020 11:12:05 Tarih ve 1-30759933955 Nolu Başvurunuz

Müdürlüğümüze iletmiş olduğunuz başvurunuz ile ilgili İETT  Genel Müdürlüğü ile görüşülmüştür. Görüşme neticesinde tarafımıza verilen bilgi aşağıdaki gibidir:

"Kurumumuza yapmış olduğunuz başvurunuzun tahkikatı yapılmış olup, söz konusu personele yolcu şikayetine neden olmaması konusunda uyarıda bulunulmuş, bahse konu aksaklık ile alakalı olarak bölgede denetim ve yürütümünden sorumlu ilgili amirleri uyarılmış, denetimlerini sıklaştırmıştır. Ayrıca, şoför personelimiz genel olarak güvenli sürüş, hat eğitimi(güzergah),trafik mevzuatı, ilk yardım, stres yönetimi ve kaliteli hizmet sunma eğitimi (iletişim, hizmet kalitesi, öfke kontrolü vs.)işe başlamadan önce ve çalışması sırasında sık sık verilmektedir."

İETT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ               
ALO 153 BEYAZMASA

 

----------

 

From: İLKER KARGI <Ilker.Kargi@iett.gov.tr>

Subject: C-1098 Şikayet 

Date: 8 June 2020 11:42:53 GMT+3

To: mustafa dorsay 

Cc: UĞUR ÇATALBAŞ <ugur.catalbas@iett.gov.tr>

 

Mustafa Bey Merhabalar, 

 

Bu istenmeyen duruma sebebiyet veren araç ve sürücüsü ile ilgili tahkikat süreci başlatılmış olup gereği yapılacaktır.  

Bununla birlikte saha ekiplerimiz de konudan haberdar edilmiş olup denetimler hususunda da gerekli aksiyon tarafımızdan alınmaktadır.

 

Yaşadığınız bu olumsuz durumdan ötürü üzgün olduğumuzu belirtir,

 

Size ve eşinize iyi günler dileriz.

 

 

 

----------


From: 
mustafa dorsay 

Subject: Halk Otobüsleri

Date: 8 June 2020 11:12:05 GMT+3

To: halper.kolukisa@iett.gov.tr, ugur.catalbas@iett.gov.tr, ilker.kargi@iett.gov.tr

Cc: iett@iett.gov.tr

 

Sayın

Hamdi Alper Kolukısa

İETT Genel Müdürü

 

Konu: Halk Otobüsleri

 

Halk Otobüslerinin denetimi de kurumunuz tarafından mı yapılıyor, bilemiyorum. Ancak dün, pazar günü (07.06.2020) saat 11.44’de eşimle birlikte Beykoz Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Akbaba yönüne doğru bisikletlerimizle seyir halindeyken 34UZ8044 plakalı (C1098) Halk Otobüsü yanımızdan öyle bir geçti ki, kendimizi kaldırıma atmasaydık çarpacaktı. 

 

Bu sürücülere eğitim verilmiyor mu? Bisikletlinin yanından nasıl geçileceği, şehir içinde hangi hız sınırını aşmamaları gerektiği vb. konularda düzenli olarak eğitilip uyarılmıyorlar mı?

 

Bir yandan Korona nedeniyle bisikletli ulaşım teşvik ediliyor, diğer yandan sürücüler bisikletliyi görmez, dikkate almaz ise canımızdan olacağız.

 

Bu araç sürücüsünü lütfen uyarın ve eğitin. Bu sefer kurtulduk ancak böyle devam ederse ezebilir/öldürebilir..

 

Saygılarla,

 

Mustafa H. Dorsay

 

----------

 

From: mustafa dorsay 

Subject: Yolda seyir halindeki bisikletli

Date: 8 June 2020 11:17:02 GMT+3

To: info@isthalkoto.com

 

Sayın

Yalçın Beşir

Yeni İstanbul Halk Otobüsleri A.Ş. Başkanı

 

Konu: Yolda seyir halindeki bisikletli

 

Halk Otobüslerinin denetimi şirketiniz tarafından mı yapılıyor, bilemiyorum. Ancak dün, pazar günü (07.06.2020) saat 11.44’de eşimle birlikte Beykoz Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Akbaba yönüne doğru bisikletlerimizle seyir halindeyken 34UZ8044 plakalı (C1098) Halk Otobüsü yanımızdan öyle bir geçti ki, kendimizi kaldırıma atmasaydık çarpacaktı. 

 

Bu sürücülere eğitim verilmiyor mu? Bisikletlinin yanından nasıl geçileceği, şehir içinde hangi hız sınırını aşmamaları gerektiği vb. konularda düzenli olarak eğitilip uyarılmıyorlar mı?

 

Bir yandan Korona nedeniyle bisikletli ulaşım teşvik ediliyor, diğer yandan sürücüler bisikletliyi görmez, dikkate almaz ise canımızdan olacağız.

 

Bu araç sürücüsünü lütfen uyarın ve eğitin. Bu sefer kurtulduk ancak böyle devam ederse ezebilir/öldürebilir..

 

Saygılarla,

 

Mustafa H. Dorsay







İlginizi çekebilir Son Dakika Göçbeyli; 5çeyrek, Heybeliada, Tepeören, Keşf-i Seyir