31 Temmuz 2020

Kadıköy Life

Derginin Temmuz & Ağustos 2020, 94’üncü sayısında “Bağdat Caddesi’nin yeni bisiklet yolu kafaları karıştırdı” başlıklı Pınar Baltacı'nın haberi okumaya değer.













27 Temmuz 2020

Dünyanın en uzun bisiklet yolu bisikletçilerin gözdesi oldu

Hatay’ın Samandağ ve Arsuz ilçelerini birbirine bağlayan 25 kilometrelik karayolu kenarında bulunan dünyanın en uzun bisiklet yolu bisikletçilerin gözdesi oldu.








Katkıları için Varujan’a teşekkürler.


22 Temmuz 2020

Bisiklet ve Diz Sağlığı

Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Diz Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Uğur Haklar bisiklet sporunda diz ağrıları ve alınacak önlemler hakkında bilgi verdi. Cyclist Türkiye dergisinde yer alan habere bakacak olursak:


Bisiklet diz eklemini zorlar 

 

Kemiklerin birbiri üzerinde güzel kaymasını sağlayan kıkırdak dokuları özel dokulardır. Bozuldukları zaman kendi kendilerini onarma yetenekleri yoktur. Fizyolojik sınırlar kıkırdak konusunda da önem kazanır. Bisiklet sporu zevkli olduğu kadar farkında olmadan dizleri zorlayan bir spordur. Bu zorlanmalar sırasında kıkırdaklar bozulabilir ve dizde tedavisi zor olan ağrılara neden olunabilir. Ayrıca doğuştan gelen yapısal bozukluklar nedeniyle de kıkırdaklar bisiklet sporundan olumsuz etkilenebilir. Diyetle ilgili bir Çin atasözü şöyle der: "Az ye hep ye". Birçok spor dalında olduğu gibi, bisiklet sporunda da benzer bir durum söz konusudur "Kararında bisiklete bin, hep bin". 

 

Sele yüksekliği işin püf noktası 

 

Bisiklet sporu sırasında dize en az yük bindirecek şekilde bisikletin ayarlanması gerekir. Kuvvetli kaslar diz ekleminin koordineli çalışmasına yardımcı olur. Esas kas quadriceps denilen uyruğun ön tarafında yer alan dört başlı kastır. Bu kasın yanı sıra kalça kasları ve aşile bağlanan kaslarda yardımcı kaslardır. Yürürken zaman zaman quadriceps kasını dinlendirerek çok uzun mesafeler yürünebilir.

 

Quadriceps kasını dinlendirebilmek için de yürüyüş sırasında diz tam düz hale getirilir ve quadriceps kası bu sırada gevşer, bu sırada anlık dinlenir. Bisiklet sporunda da benzer bir şekilde quadriceps kasının anlık dinlendirilmesi gerekir ki daha uzun mesafeler bisiklet kullanılabilsin. Bu sebeple sele yüksekliği önemlidir. Sele yüksekliği öyle ayarlanmalıdır ki pedal aşağıda olduğu sırada diz düz hale gelebilsin ve quadriceps kası anlık dinlenebilsin. 

 

Dizi ilgilendiren diğer önemli kas grubu da uyluk bölgemizin arkasında yer alan, kalçadan diz eklemine ulaşan hamstring kaslarıdır. Quadriceps kasına yardımcı olabilmek amacıyla hamstring kaslarının da kullanılması bisiklet sporunda amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda kilitli pedallar kullanılmaktadır. Kilitli pedal sayesinde ayak pedala sabitlenmiş durumdadır ve dizi bükerken hamstring kaslarının yardımıyla da pedal çevrilir ve dolayısıyla quadriceps kasına yardımcı olunur. 

 

Kilitli pedalların ayarı önemli 

 

Diz eklemi aslında menteşe şeklinde bir eklem değildir. Oldukça komplike bir harekete sahiptir. Diz eklemi üç planda ve üç aksta hareket eder. Dizin tam hareketi sırasında iki uzun kemik arasında yaklaşık 20 derecelik rotasyon olur. Bu rotasyonlar göz önüne alındığında kilitli pedalların ayağın pedal üzerindeki rotasyonuna izin verecek şekilde olması diz eklemi için daha iyidir. Alt ekstremitenin kullanıldığı bütün sporlarda olduğu gibi alt ektstremitenin bağlı olduğu gövde (core) kasları her zaman önemlidir. Bisiklet sporuyla uğraşan kişinin karın ve bel kaslarının güçlü olması alt ekstremitenin tüm kaslarına yardım eder. 

 

Soğuk havada dizi koru 

 

Tüm sporlarda olduğu gibi bisiklet sporunda da gereken ısınma hareketleri yapıldıktan sonra bisiklete binildiğinde soğuk havanın olumsuz bir etkisi olmaz. Çok soğuk havalarda sporcu arzu ederse dizi kapalı kıyafetler giyebilir. 

 

Kapasiteyi yavaş yavaş arttır

 

Her insanın bir spor yapabilme kapasitesi vardır. Kapasitenin üzerinde yapılan aşırı yüklenmeler ve aşırı tekrarlar sakatlıkları beraberinde getirebilir. Eğer kişi düzenli bir şekilde spor yapmaya devam ederse fizyolojik sınırları da yavaş yavaş artar. Dolayısıyla spor kapasitesinin yavaş yavaş arttırılması en doğrusudur. 

 

Diz eklemindeki tendinitler

 

Quadriceps kasını aşağıdaki tibia kemiğine bağlayan uzun bir tendon, ve bu tendonun ortasında diz kapağı denilen patella vardır. Patellanın üstündeki tendona quadriceps tendonu, altında iki tendona ise patenel tendon adı verilir. Fizyolojik sınırların zorlanması sonucunda bisiklet sporuna sıklıkla quadriceps ve patellar tendinitler görülebilir. Bu bir tahriş olarak düşünülebilir. Bu durumlarda bisikletçinin kendini dinlenmeye alması ve doktoruna başvurması en doğrusudur. Çözüm genellikle ilaç tedavisi ve fizik tedavi uygulamalarıdır.

 

Bisiklet sporunda diz çok önemlidir. Normal diz ağrımaz, şişmez, takılmaz. Bu semptomlardan biriyle karşılaşırsanız doktorunuza başvurunuz.

CyclistTürkiye







İlginizi çekebilir Google Konum Verileri Bisikletçiyi Şüpheli Haline Dönüştürdü, El Yapımı Bisiklet Üretimini Belgelemek, Yıl 1968, Bahçelievler Deneme Lisesi Bisiklet Takımı

21 Temmuz 2020

bisikletle Anadolufeneri

Çok sevdiğimiz bir rotayı pedalladık bu pazar; Anadolufeneri. Önce rotayı anlatayım: Dudullu’dan başlayıp, Küçük Çamlıca kenarından Beylerbeyi, kıyıdan Beykoz ve Akbaba’dan tırmanıp Poyraz’ın sırtlarından Fener. Dönüş ise Kaynarca üzerinden Zerzevatçı, Çavuşbaşı, Hekimbaşı, Ümraniye ve Dudullu. Şöyle 80 km’lik bir daire. Bu yollardan her geçişimizde de bir şeyler değişir/miştir. Bu sefer Akbaba. Daha önce mola verdiğimiz kahvenin karşısındaki park alanı sıkı bir düzenlemeden geçmiş. İçinde bulunan diğer kahve kapanmış. Parka piknik masaları konulmuş, ağaçların etrafını saran banklar yerleştirilmiş. Aydınlatma kurulmuş. Güzel olmuş. Bu durumdan dolayı da artık kahve masalarını oraya kadar taşıyamayacak. Biz de kahvaltımızı piknik masalarının birinde yaptık. Ama yan masadan kalkanların bıraktıkları sigara paketi gibi çöpleri bakalım bundan böyle kim toplayacak? Hani dediğinizi duyar gibiyim: “İçince güzel oluyor da çöpünü niye bırakırsın bre adam?”

Sadece bununla kalmamış belediye, parkın diğer yanına da bir çocuk oyun bahçesi kurmuş. İçinde değişik oyun aletleri olan. Bu da iyi düşünülmüş. Nedense bugüne kadar buralara, Akbaba’nın içine girmemiştik. Bu sefer biraz uzanıyoruz. Ama fazla değil, yol sonunda bitiyormuş. Yani bir yere bağlanmıyor.

Bu haberi duydunuz mu? 

Kanal İstanbul’a ‘Sıfır’ Merayı İmara Açtılar

Kanal İstanbul'un çevresine kurulacak Yenişehir'in üç etap halinde askıya çıkarılan uygulama imar planları ile kanal güzergahındaki arazilerin imar durumu değiştirildi. Rantı artan araziler içinde Arnavutköy'de çok dikkat çeken bir parsel daha bulunuyor.

Sözcü’den Özlem Güvemli’nin haberine göre; 970 bin 300 metrekarelik bu parsel daha önce Sazlıbosna Köyü'nün ortak malı olan mera olarak kullandığı araziydi. Arazi bir süre önce Maliye Hazinesi'ne, sonra TOKİ'ye devredildi ve Kanal İstanbul planlarında da imara açılıp konut-ticaret alanı ilan edildi. Kanal İstanbul projesi için iptal edilen Sazlıdere Barajı'nın yanı başındaki arazi, Kanal İstanbul'a neredeyse ‘sıfır’ konumda.

Arazinin durumunu ortaya çıkaran CHP'li İBB Meclis Üyesi Nadir Ataman, “Köylünün ortak arazisini elinden almak için devlet resmen hülle yapıyor. Önce Maliye adına tescil edip sonra TOKİ'ye devrediyor. TOKİ'den sonra kimin eline geçecek takip edeceğiz.” dedi.

Dereseki yönüne giden yolun başında bir yapım çalışması nedeniyle asfalt kazınmış, çamur olmuş. İyi ki o yöne gitmek zorunda değiliz. Çamuru nasıl geçerdik batmadan bilemedim. 

Akbaba’yı az geçince Doğa Koleji yanından başlar tırmanış. Ama sıkı bir rampadır. Öyle pek de kısa sayılmaz. Bir de acayip araba trafiği vardı. Sanki kapıları açtılar millet sokağa fırladı... peş peşe geliyorlar. Bereket yolun durumu iyi. Hem asfalt kaliteli, kolay kayıyor velespit, hem de sağda güvenlik şeridi var.

Tepeyi bulduktan sonra Fener’e kadar pedal çevirmeden gidilir. Çok da güzel bir bölgedir geçilen. Ancak Üçüncü’nün yolları sebebiyle çok fazla ağaç kesildi buralardan. İş ağaç kesimiyle bitmiyor, yaşayan yaban hayatı da darmaduman oluyor.

Anadolufeneri girişinde de solda yeni bir mekan veya yenilenmiş eski bir mekan göze çarpıyor, kapısıyla ve içeride kurulu dev şemsiye çadırıyla. Sanırım düğün işleri için düşünülmüş gibi gözüküyor.

Anadolufeneri köyü, yeni adıyla mahallesi biraz daha iyi olabilir. Bir iki lokanta görünürde. Merkezde bir kahve ve gene bir iki kahvaltılık yer. Fenere çıkmadan yakınındaki hediyelik eşya satan tezgahtan bir şeyler aldık, ancak Fener’i çağrıştıracak bir obje yoktu. Minik güzel cam işleri vardı, kendi imalatımız diye açıklıyordu tezgah sahibi. Ama feneri de işlesene camdan. Magnet yap, altlık yap... Bir de buranın en önemli sıkıntısı: arabasıyla gelen illaki fenerin dibine kadar sürecek. Orası da çıkmaz sokak, dön geri, karşıdan gelen vs. Gereksiz bir araç doluluğu, gürültü ve koku! Yolun başını kapat, yürüsün paşazadeler. Otur otur arabada, biraz hareket etsin. Neredeyse helaya da arabayla gidecekler.

Ülkemizde her gün yeni bir mesele ortaya çıkartılıyor. Malumunuz bir Ayasofya meselemiz oldu. Giderayak umulan bir can simidi. TMMOB Mimarlar Odası’nın konuyla ilgili “İnsanlığın Ortak Mirası Ayasofya’nın Evrensel Değerleri Korunmalıdır” başlıklı basın açıklamasından bölümler:

Önemli bir evrensel değer olan ve taşıdığı simgesel değerler nedeniyle pek çok kez siyasi tartışmaların odağında yer alan Ayasofya, Cumhuriyet döneminde tüm insanlığın erişimine ve bilimsel araştırmalara açık olması amacıyla müzeye dönüştürülmüştür. İnşa edildiği 6. yüzyıldan günümüze ulaşan yapının müzeye dönüştürülmesi, mimari bütünlüğünün korunmasına ve izlenebilmesine olanak sağlamıştır.
Aya Sofya; Gaspare Fossati,
 Louis Haghe, 1852.

Anayasada, Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme ile Venedik Tüzüğü gibi ülkemizin kabul ettiği uluslararası sözleşmelerde belirtildiği üzere Devlet; kültürel varlıkların gelecek nesillere aktarılması için gerekli önlemleri almakla, anıtların gereğince korunmaları ve bakımları için tüm bilimsel gelişmelerden, birikimlerden ve tekniklerden yararlanmakla yükümlüdür. Merkezi ve yerel yönetimler bu yükümlülükler çerçevesinde aldıkları tüm kararlarda hukuki ve tarihi sorumluluklar taşımaktadırlar.

Hava kapalıydı. Bir bakıma iyi. Rüzgar da iyi serinletiyordu. Ama Fener’de güneş bulutların arkasından çıktı. Bu da yeniden yüzümüzü kollarımızı yağlama gereğini gösterdi. Tam da öğle sıcağındayız.

Kaynarca’ya giden yol yokuş aşağı inip düzelince bir plaj gelir. Hemen yani başında da askeri bölge. Bugün yolun iki kenarı gelenlerin araçlarıyla doldurulmuş. Beleş plaja akın var yani. 

Buralara sanki Karadeniz’den gelenler yerleşmiş. Evler, ekili alanlar, tipler falan ona işaret ediyor. Yol üzerinde, topladığı eriği satan gençten destek olsun diye 1 kilo alıyoruz 5 liraya. 4’ten 5’e geçtim diyor küçük Soner.

Kaynarca’ya kadar ciddi bir tırmanış göremezsiniz. Ama sonrasında gelen emdiğiniz sütü çıkartır. %24’ü de gösterdi Garmin diyor Firuzan. Geçen gelişimde High ile çıkabilmiştim. Bu sefer Normal yetiyor. Firu ise Eco’yla. (Bunlar e-destek değerleri). Aramızdaki fark büyük LLL

Öyle bir iniş gelir ki tırmanış sonrası, uçar bisiklet, balataları yer bitirir. Riva yoluna bağlanmanla sağa dönersen Zerzavatçı-M.Şevketpaşa. Sol haliyle Riva.

Görele’deki arkadaşımız Mete’ye uğruyoruz. Bu nedenle Zerzavatçı’da mola vermeyip pas geçtik. Mete, hanımını ve oğlanı İzmit’e yolcu etmiş, bizi inşa ettiği çardağın altında ağırlıyor. Kahve ve soda eşliğinde siyasi partileri, insanların hödüklüğünü, bisikleti, motoru... yarım saate sığdırıyoruz.

Görele sonrası artık tatsızlaşır, hele de Ümraniye’ye yaklaştıkça iyicene tadı kaçan bir yoldan dönülür. Hep söylerim de; uzun yol bu kadar yormuyor insanı.

Çocukken her gece tanrıya bir bisikletim olması için dua ederdim. Sonra anladım ki Tanrı’nın çalışma tarzı bu değil. Ben de bir bisiklet çaldım ve beni affetmesi için her gece dua etmeye başladım.” Emo Philips














bisikletle Anadolufeneri: Dudullu-Beylerbeyi-Beykoz-Akbaba-A.Feneri-Kaynarca-Zerzevatçı-Görele-Çavuşbaşı-Hekimbaşı-Ümraniye-Dudullu

Tur tarihi: 19 Temmuz 2020
Kat edilen mesafe: 77,43 km.
Ortalama hız: 16,4 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 42 dk., dışarıda geçen süre 7 sa.
En yüksek sıcaklık 33 ˚C, en düşük 27,7 ˚C, ortalama 25 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1424 m, kaybı (iniş) 1395 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 253 m.

Garmin yol bilgileri bisikletle Anadolufeneri

Relive yol bilgileri bisikletle Anadolufeneri




Tadilatta olan bir çiçekçinin önünde muhteşem kaktüsler.

Kahvaltımızı piknik masalarının birinde yaptık.


Parka piknik masaları konulmuş, ağaçların etrafını saran
 banklar yerleştirilmiş. Aydınlatma kurulmuş. 


Belediye, parkın diğer yanına da bir çocuk oyun bahçesi
 kurmuş. İçinde değişik oyun aletleri olan.






3. köprü yokken buradan inilir çıkılırdı. Şimdi
 üzerinden köprüyle geçiliyor.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün konsept tasarımı yapı
 mühendisi “Fransız köprü üstadı” olarak nitelendirilen
 Michel Virlogeux ile İsviçreli T-Engineering firması
 tarafından ortak olarak yapıldı.



Beyaz taştan yapılmış fenerin boyu 20 m’dir. Anadolu feneri
 orijinal halini koruyan nadir fenerlerden biri. Bir tek
 fenerin kristalini döndüren motor ve
 ampul sonradan eklenmiş. 




Anadolufeneri

Bu ağaç her geçişimizde bizi ihtişamıyla büyüler.


4’ten 5’e geçtim diyor küçük Soner.



























14 Temmuz 2020

Aydos, hadi pikniğe gidiyos...

... dedik ve Varujan ile pazar sabahı 9’da Bostancı Caffé Nero’da buluştuk. Fazla oyalanmadan Maltepe’ye doğru pedal basıp Başıbüyük yokuşunu tırmanıyoruz. Hava hafif kapalı, bir bakıma iyi, yakıcı güneş yok ama rüzgarlı. Esince sağlam esiyor.

Başıbüyük, Türkiye’de aynı isimle 3 mahalle 1 köy varmış. Malum ilki İstanbul’da, ikincisi Manisa Kula’da, üçüncüsü Diyarbakır Silvan’da, dördüncüsü Sivas merkez ilçeye bağlı bir köy. İstanbul’dakinin kısa tarihine bakacak olursak: 767 senelik bir tarihi olup Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış tarihi bir köydür. 1329 yılında Pelekanon savaşı bu bölgede yapılmıştır. O dönemlerde Başbuğ köyü olarak adlandırılmaktaydı. Pelekanon savaşında Orhan Bey ordusunu burada konuşlandırmış, gözetleme tepesi ve üs olarak kullanmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde kilise olup şimdi camii olarak kullanılan Başıbüyük Merkez Camisi mevcuttur. 1950 yılında yapılan Türkiye de tek ve tam teşekkülü olan Süreyya Paşa Kalp Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi bulunmaktadır. Bu hastaneyi yaptıran II Abdülhamit döneminin ünlü seraskeri Rıza Paşa ile Adviye Hanımın oğlu olan Süreyya Paşa’dır. Yugoslavya'daki Patgoriçe'de 1874 yılında doğmuştur. Bir çok kültürel, sosyal, eğitim ve spor amaçlı girişimlere öncülük etmiştir. Süreyya Paşa sosyal hizmetleriyle yoğun bir yaşam geçirir. En büyük hizmetlerini hayatının sonlarında gerçekleştirir. Süreyya Paşa; Maltepe'deki Narlıdere Çiftliğini İşçi Sigortalarına (SSK Süreyya Paşa Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi), Süreyya Sineması'nı Darüşşafaka Cemiyeti'ne, plajı Maltepe Belediyesine bağışlamıştır.

Aydos’dan sonra İstanbul’un en yüksek 2’nci tepesi (432 m) olan Kayışdağı’nın eteklerinde kurulu Başıbüyük denizden ortalama 275 m yükseklikte. Güzelce tırmanılıyor ancak bitmiyor, Aydos için sağdan sapmamızla devam ediyor. Çık çık durumları. Yolun da öyle bir trafiği var ki. Sanki herkes bu yolu mu kullanıyor? Asfalt çalışması başlamış. Büyük bölümü tamamlanmış ama tıraşlanıp bekleyen bir kısım kalmış. Hani şöyle kanal kanal oluyor ya. Teker içinde kayıyor, pek sakat bir durum. Bir tarihlerde buradan bir kere geçmiştim. Ancak geldiğimiz nokta çok değişmiş. Yol biraz kaydırılmış, yapılmış ama tamamlanmamış. İleride Narcity diye bloklar. Soldan Sultanbeyli şeklinde ayrılıyor. Kararsız kalıyoruz, düz mü sol mu? Sonunda düze karar kılıp yeni durumu da öğrenelim istiyoruz.

Buradan ilk geçmekteyim. Kampüs olmalı solumuzdaki binalar. Birazdan kapısı da gelince belli oluyor, Marmara Eğitim Köyü. Özel midir? Anlayamadım! Yol yokuş aşağı iniyor. Bayağı iniyor. Maltepe Cezaevi ayırımına geldiğimizde nerede olduğumu ancak anlayabiliyorum. Bundan sonrasını bilgim dahilinde. Ve Aydos piknik alanına gitmek için Yakacık tarafına pedallıyoruz. Ancak biraz şaşırıp doğru tarifi aldıktan sonra dolanarak giriş kapısındayız. Sağda Bayburt’luların eğlencesi var. Müzik yüksek sesle açılmış. Dans eden kadınlar... Giriş adam/bisiklet başı 8 lira. Yuh yani. Pazarlıkla 2 kişilik ödüyoruz. Arabadan 22 lira alınıyor. İçinde kaç kişi olursa. Yani 5 büyük 2 küçük de 22 lira. Garip değil mi? Sanki bisikletle gelme arabanla gel mi demek istiyorlar? Buraları böyle özele verdi AKP, şimdi istediği gibi öpüyorlar.

Gölet kenarına doğru gidiyoruz. Öylesine bir kalabalık var ki. Millet buralara akmış. Bulduğumuz bir masanın kenarına ilişiyor, yanımızdakilerle kahvaltıya başlıyoruz. Varujan Aydos’a, Yakacık’a, Ayazma’ya ilişkin eski günleri anlatıyor. Neydi ne olmuş! Hiçbir şey günümüze ulaşamamış. Eskiye önem ver(e)miyoruz. Ama sebebi belli. Yaşamında orayla ilgili bir anısı yoksa yıkıp geçiyor. İstanbul’un da zaten yarıdan fazlası göç.
Aydos Kalesi

Gölette pedallı botlar dolanıyor, ördekler yüzüyor. Kıyısında bebeler oynamakta. Burada bir de kale var. Doğu Roma İmparatorluğu döneminden kalma. Yıl olarak kesin bir tarih yok ama 11 ve 12. yüzyıl olarak biliniyor. Konumundan dolayı çok stratejik bir noktada. Restorasyonu yapılıyordu. Bitti mi acaba? Kaleye hiç gitmedim. Aslında başka bir zaman oraya bir tur düzenlemeliyiz. Aydos, 537 m ile İstanbul’un en yüksek tepesi. Güneyden bakıldığında konik görünen tepe, kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir yükseltinin güneyde son bulan en yüksek noktası.

Birden telefon çalıyor, Kamil arıyor: “Nerdesiniz?” – “Gölettin yakınında” – “Geliyoruz, konum at” – “Süpersin”... Ve yarım saat sonra Kamil, eşi, kızı ve torunu karşımızda. Müthiş bir sürpriz oluyor bu. Hastanedeki tedavi tamamlanmış evden devam ediyormuş. Harika. Gelişmeler de olumlu. Bu daha da harika. Ve getirdikleri buz gibi karpuz ve kirazların eşliğinde sohbete geçiyoruz. Haliyle konu sırf bisiklet J Uzunca bir zamanı birlikte geçiriyor, çoktandır görüşmemiş olmanın özlemini gideriyoruz. Ne iyi ettin de geldin Kamil.

Ayrılma vakti. Girdiğimiz kapı yerine diğer çıkışa doğru pedallıyoruz. Oldukça büyük bir alanmış pikniğe ayrılan. Her yere arabalar park etmiş, ağaç altları insanlarla dolu. Yangın müdahale yollarına çıkma denemeleri yapanlar, hamakta sallananlar, mangal yelleyenler... dolu dolu. Çıkışa doğru yaklaştıkça düğün salonu benzeri yerler peydahlanıyor. Önlerinde valeler, gelmekte olan davetliler ve onları karşılayan düğün sahipleri.

Uğur Mumcu’ya çıktık. Yakacık merkeze doğru devam. Aydos sapağıyla da tırmanış gene başlıyor. Çok uzun olmasa da sıkıdır. Ormanın çevresini dönen yoldan devam edip Pendik’e doğru iniyoruz. Ama hep iniyoruz. Arada kısa bir çıkış ama hep iniş şeklinde sürüyor yolumuz.

Bugünlerin baş konusu Ayasofya, yaklaşık 1500 yıllık tarihi boyunca birçok savaşlara, depremlere ve isyanlara tanıklık etti... Ekonomik sıkıntıya çözüm üretemeyen iktidar gene ayrımcılık (tarafsın/değilsin) yapmaya çalışarak dikkatleri başka yöne çekme çabasında. Dün söylediğiyle bugün yaptığı çelişkili.
Konstantinopolis

Hepimiz biliriz tarihini. MS 6’ncı yüzyılın İstanbullunda, o zamanki adıyla Konstantinopolis, Mavi-Yeşil olarak ayrılan halk yarışlarla oyalanıyordu. Doğu Roma kentlerinde hemen her yerde oluşturulan bu gruplar siyasi bir araç olarak da kullanılabiliyordu. Savaşlar, ağır vergiler, dini otorite baskısı, kötü yönetim ve işsizlik yüzünden bunalan halk, bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda bulunan, at yarışlarının düzenlendiği hipodromda başlattığı isyanla, zafer anlamına gelen ‘Nika’ sloganları atarak kenti ateşe verirler. İsyancıların küle çevirdiği yapılardan biri de bugünkü Ayasofya’nın olduğu yerde bulunan bazilikaydı. İmparator Justinianus, Belisarius adındaki generali aracılığıyla bu büyük isyanı bastırmayı başarır. Hipodroma sokularak katledilen, haksız yönetime karşı başkaldırmış 30 binden fazla isyancının kanı üzerinde, 5 yıl gibi kısa bir sürede inşa ettirilen, ‘ilahi bilgelik’ anlamına gelen Ayasofya (Hagia Sophia) kutsanarak 537 yılında açılır. ... 916 yıl kilise, 481 yıl cami, 1935’ten beri de müze olarak hizmet verir. Ayasofya’nın Hünkâr Mahfili kısmı 1991 yılından bu yana ibadete açıktır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından asaleten atanan kadrolu İmamlar görev yapıyordu. Yani ibadete açtık söyleminin siyasi olmaktan öte bir anlamı yok(tur).

Sahile varmakla dönüş başlamış oluyor. İstMarina Mado’da bir mola, dondurma ve kahveler Varujan’dan. “Haftaya doğum günüm, onun şerefine.” Şimdiden kutlu olsun dostum.

Dönüş Maltepe’ye kadar asfalttan, sonrasında bisiklet yolunun başlamasıyla da Bostancı’ya kadar hızla sürüyor. Varujan 16.20 gemisine yetişmek için son kilometreleri önden pedallıyor. Biz Caffé Nero’da elimizdeki puanlarla birer “Fruit Boosters” dediklerinden götürüp Dudullu’ya doğru yol alıyoruz.
Benim kim olduğumu
 biliyor musunuz?

Geziyi bir fıkrayla sonlandırayım. Sydney’de Virgin Havayolları biniş kapısı görevlisinin hikayesi şu şekilde: Arıza sonrası dolu bir uçak seferi iptal edilmiş, bir başka uçak için yolcular kuyruk oluştururlar. Sinirler hayli gergin, herkes yeni uçakta yer bulmaya çalışmaktadır. Bu sırada kuyruğa kaynak yapmaya çalışan, iyice sinirlenmiş bir yolcu bankoya yanaşır ve biletini fırlatarak, “Bu uçak ile uçmak zorundayım ve bu iş hemen yapılacak!” diye bağırır.

Görevli kibarca, “Özür dilerim beyefendi, size yardım etmeye çalışmaktan memnun olurum ama öncelikle sıra bekleyenler ile ilgilenmeliyim ve eminim size de yapacak bir şeyler buluruz.” diye karşılık verir.

Yolcu pek etkilenmemiştir. Sıradakilerin de duyacağı şekilde, sesini bir hayli yükselterek sorar: “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?

Görevli, hiç tereddüt etmeden, gülümseyerek havaalanı dahili anons mikrofonunu önüne çekerek sakince konuşmaya başlar: “Lütfen dikkat, lütfen dikkat.” Sesi tüm terminal binasında duyulmaktadır. “Burada Kapı 14’te bir yolcumuz bulunmakta ve kendisinin kim olduğunu bilmemektedir. Kendisine kimliği konusunda yardım edebilecek birisi var ise lütfen Kapı 14’e gelmesi rica olunur.

Kuyrukta bekleyenler gülmekten yıkılmaktadırlar… Yolcu, Virgin Havayolları görevlisine pis pis bakar ve dişlerini sıkarak söylenir: “Fuck You!

Görevli hiç tereddüt etmeden gülümseyerek yanıtlar adamı: “Özür dilerim, ama bunun için de sıraya girmeniz gerekecek!
















Aydos, hadi pikniğe gidiyos...: Dudullu-Bostancı-Başınbüyük-Aydos-Yakacık-Pendik-Bostancı-Dudullu

Tur tarihi: 12 Temmuz 2020
Kat edilen mesafe: 73,26 km.
Ortalama hız: 15,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 4 sa. 39 dk., dışarıda geçen süre 9 sa. 1 dk.
En yüksek sıcaklık 35 ˚C, en düşük 26˚C, ortalama 30,3 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 855 m, kaybı (iniş) 877 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 332 m.

Garmin yol bilgileri Aydos, hadi pikniğe gidiyos...

Relive yol bilgileri Aydos, hadi pikniğe gidiyos...


Geldiğimiz nokta çok değişmiş. Yol biraz kaydırılmış,
 yapılmış ama tamamlanmamış. İleride Narcity diye bloklar. Soldan
 Sultanbeyli şeklinde ayrılıyor. Kararsız kalıyoruz, düz mü sol mu?

Buradan ilk geçmekteyim. Kampüs olmalı solumuzdaki binalar.
Birazdan kapısı da gelince belli oluyor, Marmara Eğitim Köyü.









Gölet kenarına doğru gidiyoruz. Öylesine bir
 kalabalık var ki. Millet buralara akmış.


Bulduğumuz bir masanın kenarına ilişiyor,
 yanımızdakilerle kahvaltıya başlıyoruz.


Yarım saat sonra Kamil, eşi, kızı ve torunu
 karşımızda. Müthiş bir sürpriz oluyor bu... 

... ve getirdikleri buz gibi karpuz ve kirazların
 eşliğinde sohbete geçiyoruz. 

Uzunca bir zamanı birlikte geçiriyor, çoktandır görüşmemiş
 olmanın özlemini gideriyoruz. Ne iyi ettin de geldin Kamil.



Girdiğimiz kapı yerine diğer çıkışa doğru pedallıyoruz. Oldukça
 büyük bir alanmış pikniğe ayrılan. 

Her yere arabalar park etmiş, ağaç altları insanlarla dolu.



Giriş adam/bisiklet başı 8 TL. Yuh yani.
 Arabadan 22 TL alınıyor. İçinde kaç kişi olursa.
 Yani 5 büyük 2 küçük de 22 TL. Garip değil mi? 
Sanki bisikletle gelme arabanla gel mi
 demek istiyorlar?

İstMarina Mado’da bir mola, dondurma ve kahveler... 

... Varujan’dan. “Haftaya doğum günüm, onun şerefine.”
 Şimdiden kutlu olsun dostum.











































































Foto katkıları için Aylin ve Varujan’a teşekkürler.







Bölgeye yapılmış geziler Bize Aydos Size Paydos