3 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Payas-Arsuz)

 

1 Mayıs 2022, Pazar / Payas - Arsuz, 60 km (6. gün)

 

Emek ve Dayanışma Bayramı Kutlu Olsun

 

Gece soğudu hava. Pencere açıktı, üzerime yorganı çektim. Sabah tıraş sırasında elektrikler kesildi, karanlıkta tıraş olmak zorunda kaldım. Hazırlanıp eşyaları indirip yükleyip selenin üzerine oturmam 08.27’de. ÖE, anayola bağlanmak için uzakta değil. Hemen çıkıp İskenderun yönüne pedallıyorum. Gece yağmış, yer yer su birikintileri var. Bu iyi işte, yükünü akşam boşaltmış. Umarım gün içinde tekrarlamaz. Yağarsan akşam yağ, n’olur. Rica, bisikletçi ricası...


Sabah çantayı takarken, düşüş sırasında bagaja takılan ve tutan tırnağın da kırılmış olduğunu fark ettim. Şimdi sadece asılı kalıyor. Düşündükçe bu kadar hain bir insan nasıl oluyor anlamakta zorlanıyorum. Herifler resmen düşürdüler ve beni ne hale soktular. Doğru dürüst duş alamıyor, silinerek temizliyorum. Umarım beter olurlar. Adana bölgesinde Cono (*) diye bir çingene grubundan/aşiretinden söz edilir, gazetelere haber olurlar. Özellikle Adana otobanında yaptıkları soygunlar oldukça meşhurdur. Otoban soygunlarında senaryoyu şöyle anlatıyorlar: “Yol kenarında oldukça cüretkar giyimli, dekolteli güzel bir kadın bekliyordur. Bu kadın yoldan geçen sürücülere işve yapar, hayat kadınıymış izlenimi verir. Yoldan geçen sürücülerden biri, bilhassa kamyon şoförleri, durur. Kadın araca doğru yanaşır, adamla konuşmaya cilve yapmaya devam eder. Bu sürecin sonunda adam kadını arabaya davet eder. Ve kapının açılmasıyla birlikte operasyon başlar. 10-15 Cono erkeği arabaya üşüşür. Adamın üzerinde ne var ne yok soyulur. Adamla yetinmeyip arabanın çakmağı, yedek lastiği, torpido gözündeki güneş gözlüğü de hiç edilir.”

 

(*) Çingenelerin Cono aşireti: Conolar Çingene kökenli ancak Çingeneler içerisinde farklı özellikleri olan bir aşirete mensuplar. Cono olarak geçen bu insanlar diğer çingenelerden birçok farklılıklar gösteriyorlar. Çingenelerde hırsızlık yok ve belirli bir inançları var. Çingeneler çoğunluğu itibariyle cahil değil okuma–yazma biliyorlar. Ancak Conolar için hırsızlık hayatın bir parçası ve ondan vazgeçemiyorlar. 7'den 70'e her Cono hırsızlık yapar. Hırsızlığın tüm hile ve yöntemlerini bilir. Zaten yeni doğan çocuğa hırsızlığın nasıl yapılacağı, hangi teknik ve taktikleri uygulamaları gerektiği pratikte öğretiliyor.

ShiftDelete


Arsuz bugünkü hedefim, 55 km kadar. Güney yönündeyim. Yol İskenderun’a kadar sıkıcı imiş ama sonrası çok güzel olduğu söylendi. Bisiklette bir sürtünme sesi geliyor, inceden, ve de bir tak tak, arkadan, tekerden. Dün yoktu bu ses. Ne garip iştir. Bırakıyorsun ertesi gün biniyorsun ve bir şeyler değişmiş. Uykusunda mı karar veriyor?! Durup kontrol ediyorum ama bulamıyorum bir şey. Tek dikkatimi çeken arka tekerin biraz yalpalaması. Akort mu kaçmış acaba? Yanımda anahtar var ama yapmasını da pek bilmem. Tamirci var mıdır buralarda bu işten anlayan? Tam da zamanına denk geldi, pazar ve bayram üstü.


Geldiğim geçtiğim yerler, burası yazlıkların olduğu bir bölge. Yayılmış vaziyette, etrafta bolca görülüyor. Biraz daha Batı Tarzı olmuş çevre, kafelerle falan... Ama sonunda gene dünkü yola bağlandım. Feci TIR trafiği sürmekte. Güvenlik şeridi dar veya yok. Üst geçitte ise kesin yok. Teğet geçiyorlar, iki araç birbirini sollarken. Bölge tamamen sanayii, dev fabrikalar. Hele İskenderun Demir Çelik kıyı boyunca büyük bir alana yayılmış. TIR’lar sanki birbirleriyle yarışıyorlar. Öylesine bastırmış ki, köklemiş demezler mi? Bir canavara dönüşmüş bunlar burada. Böylelerine hiç rastlamadım. Yolun bu bölümü çok sıkıcı ve keyifsiz, gerçekten. İki gündür bu bölgedeyim ve bu kadar can sıkıcı bir yolu bir kere Aliağa tarafında yaşamıştık Firuzan’la. Orada da hem yol bozuktu hem de trafik feciydi. Burada da aynen. Araçların ağırlığı ezmiş asfaltı, çatlatmış-delmiş, dalga dalga olmuş. Nereden gideceğimi şaşırdım. Bir tren yolu gidiyor sağımda. Herhalde bölgenin lojistik desteği için olsa. Hava puslu, güneş var ama pusun arkasında. Esasen bugünlerde Türkiye genelinde havanın soğuyacağı söylendiğiydi. Zaten İstanbul çok daha soğukmuş. Firuzan söylüyordu.


Saat 10, İskenderun geliyor. Türkiye'nin en büyük limanlarından. MÖ 333 yılında, Büyük İskender’in Perslere karşı İssos yakınlarında kazandığı zaferden sonra Alexandreia adıyla kurulmuş. Burayı pas geçeceğim ama Deniz Müzesini görmek istiyorum. O nedenle Şehir Merkezi diye ayrılıyorum ana yoldan. Biraz sağ-sol-yanlış giderek sahile iniyor, buluyorum yerini. Bisikleti duvara dayayıp giriş yaptığım müze iki kattan oluşuyor. Altı salonu var. Birincisi Tayfur Sökmen (1892-1980) salonu. Malumunuz, Tayfur Sökmen Hatay Cumhuriyetinin tek cumhurbaşkanıydı. İkincisi Şükrü Kanatlı (1893-1954) salonu. Albay Şükrü Kanatlı ise Hatay’a giren ilk Türk birliklerinin komutanı (sonraki yıllarda Orgeneral rütbesiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığına yükselmiştir).Üçüncüsü Barbaros Hayrettin Paşa (1478-1546) salonu, dördüncüsü ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa (1717-1790) salonu. Beşinci salon Cumhurbaşkanlığı yatı Savarona'ya ayrılmış. Sonuncu ise Rauf Orbay (1880-1964) salonu. Hamidiye kruvazörü komutanı ve Osmanlı Bahriye nazırı olan Rauf Orbay aynı zamanda Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Paşa’nın yanında bulunan isimlerden biri olup, bir dönem İcra Vekilleri Heyeti Başkanlığı da yapmıştır.

 

Müze sonrası şimdi denize paralel sürüyor yolum. Upuzun bir kumsal geçiyorum. 100 metre arayla yapılmış dalga kıranlar T biçiminde, dev kayalardan oluşmakta. Kiminde balık tutan, kiminde denize giren ve güneşlenenler var. Solum uzağım ise Nur Dağları (Amanos Dağları olarak da bilinir). Ortalama yükseklikleri 1500-2000 metre arası değişen, orta bölümünde “Suriye Kapısı” denilen Belen Geçidi de bulunur. 

 

Şu tekerdeki ses ve tak tak adamın kafasına takılıyor, sinir ediyor. Hiç sevmem böyle bir şeyi. Durup bakıyorum ama gözüme bir şey ilişmiyor. Hayret! Yani buna bir çare bulmam lazım. Böyle devam edemem! Herhalde Arsuz’da bisikletçi arayaca’m. Yani hem pazar hem bayram öncesi!

 

Sahil gözden kayboluyor yol içeriden devam ediyor, aradaki bölümde yazlık siteler sıralanıyor. Düğün salonları, araba satıcıları gibi yerler, mimari açıdan çirkin görünmeyen binalar var. Burası nereye bağlı acaba, Payas mı Arsuz mu? Ama itiraf edeyim oflaya puflaya pedallıyorum. Nedense bu turun başı böyle başladı. Benden mi yoldan mı kaynaklanıyor anlayamadım? Saat 11.22 oldu, hava 26,5 °C ve 6 m rakımdayım. Kıyıya paralel giden bir yola bağlanıyorum, duble bir otoyol. 41’inci kilometredeyim, ortalamam 20,3 km/s, fena sayılmaz.


Uzunca bir süre kıyıya paralel giden yol sonra uzaklaşıp iç kısımlardan sürdü ve sonunda Arsuz yazısı göründü. Çekilen foto ve devam. Sağda bisiklet satan bir mobilya dükkanı. Dur bakalım, şuna bir sorayım tamirci bildiği var mı? İleride ışıklardan sola gir, 50 metre sonra sol kolda var ama bugün pazar açmamıştırdiyor. Olmadı düz devam et, Doğan Motor gelecek solda, birincinin akrabasıdır, ama dükkandır-satıcıdır tamirci değildir. Tam gününe geldi şu iş. Yani yani...

 

Şansımı denemek için soldan giriyor ve 50 metre sonra, güzel bir tesadüf açık buluyorum. Vahit bey? Benim diyor. Akort işinden anlar mısınız? Hayır diyor : (( Ned’cez? Şöyle bisikletin arka tekerine bakıp kontrol edince görülüyor ki çamurluktan geliyormuş sürtünme sesi, onu yok ediyor. Ama işin kötüsü arka tekerde balon görüyor. Muhtemel tak tak ses de ondan geliyordur diyor. İşte şimdi taşa oturduk. Lastik nereden bulurum ki, değil burada, İstanbul’da bile bu lastikten yoktu. Bayramda kargo da çalışmaz. Boku yedik 12’den. Vahit Bey, ileride amcam var, onda lastik olabilir demez mi? Bir umut doğuyor içime.


Doğan Motor, yolun karşı tarafında. Orta refüjden atlatıyorum velespiti ve Refik Bey ile tanışıyoruz. CST marka bir lastik var ama 37 kalınlık, bense 40 kullanıyorum. Yani benimkinden daha ince buradaki. Bu yüke ise ince değil kalın gerekli. Başka bisikletin üzerinden söker misiniz? Hayır diyor. Ne yapabilirim diye kara kara düşünmekteyim. Firu’yu arıyor durumu özetliyorum. Eski lastikler vardı, bisikletlerin üzerinde gelen. Garajda duruyordu. Acaba olur mu? Öyle mi böyle mi şöyle mi derken, nasıl yapsak diye düşünür ve konuşurken Firu kendi bisikletinin ön lastiğini yollamayı öneriyor. Garajdakini bana takarız diyor.

 

Firu bundan sonra çok hızlı hareket edip söktüğü lastiği evin yakınındaki otobüs şirketiyle yolluyor. Kargodan daha çabuk gelir. (Bu arada oturduğumuz yere yakın bir yığın şirket terminalinin olması işi kolaylaştırdı). Yarın İskenderun’dan gidip alacağım. Bu durumda önümüzdeki gün Çevlik’teki oteli bir gün kaydırıyor, Yayladağı’nı iptal ediyor, Arsuz’da ikinci gün için yer arıyorum. ÖE dolu. Bayram diye fiyatları da şişirmişler burada. 500 lira çeken var. Ara tara sonunda Odin Otel’de 300’e yer kapatıyorum. Lastik bana fena patlıyor!

 

Arsuz ÖE’ye gidiyor, yerleşiyor. Yarım saat akıtılan su ısınmıyor. Bir ara elektrikler kesiliyor. Soğuk suyla siliniyorum. Zaten dizden dolayı komple su altına giremiyorum. Bu arada şunu da anlatayım. Bazı ÖE’lerin sitelerinden önceden artık satın alınıyor odalar. Burası da öyleydi. 220- lira, 1 kişi O.K. şeklinde. Yani artık ÖE’ler de uçmuş durumdalar. Şu yabancılar neyimizi kıskanıyorlar çok merak ediyorum!

 

Yemek için ÖE’den ayrılıp sahil boyunca yürümekteyim. Esen çok kuvvetli rüzgarın getirdiği kum nedeniyle sokak aralarına kaçıyor, ana yola çıkıyorum. Merkez uzakta, yürü yürü bitmiyor. Yolda önüme gelen lokantalara etsiz yemek soruyorum ama çoğu kebap-döner durumları. Ne çok et merakında bir milletiz.


Rosetta gibi bir yer önermişti ÖE’de çalışan hanım. Onu arıyor buluyor ve mercimek çorbası, az taze fasulye ve az mercimekli bulgur (45-) ile doyuyorum. Adı ama Rosa imiş ve Eski Çarşı girişinde, güzel bir yer. En azından bana göre bir şeyler vardı. Yarının yemeğini de konuşuyoruz, barbunya yapacaklar. Anlaştık : ))


Eski Çarşı sokağı parke taş döşeli ama araç trafiğine kapatmadıklarından berbat bir yer. Kıyamet kadar araba sıralanmış. Yetmiyormuş gibi bir de park etmişler. Olacak gibi değil. Başka yolu mu yok ki? Biraz nehir boyunca yürüyor etrafı kesiyorum; kafeler ve restoranlar yan yana dizili. Ama saatlerin de ilerlemesiyle ÖE’ye geri yürümekteyim. Bittim yorgunluktan. Çarşıya da çok uzak ÖE. Hava da karardı. Yürürken bari Amanos Dağları ve Akdeniz kıyısı arasında yer alan Arsuz’u anlatayım: Bugünkü adından önce Rhosus, Rhopolis, Port Panel, Kabev, Arsous olarak biliniyor. İlk yerleşimi çok eskilere dayanmakta. Ancak bilinen tarihi Selevkoslarla başlar. Arsuz, MÖ 300 yıllarında Makedonya Kralı Büyük İskender'in generallerinden Selevkos I. Nikator'un, MÖ 64 yılında Roma'nın, MS 638’de Arapların, MS 969’da Bizans’ın ve 1268 yılında ise Memlüklüler'in egemenliği altına girer. Bizans ve Roma dönemlerinde çok önemli bir liman ve yerleşim yeri olan Arsuz’da dünyanın en eski kiliselerinden biri kabul edilen Mar Yuhanna Kilisesi ve Hacıahmetli köyü yakınlarında Meryem Ana'nın banyo yaptığı yer olduğu iddia edilen Meryem Ana Havuzu da bulunmaktadır...

Vikipedi


- Arsuz ÖE  0326 6432523 > arsuzogretmenevi.com.tr

 


















 

Payas - Arsuz 

Tur tarihi: 1 Mayıs 2022

Alınan yol: 59,98 km
Ortalama hız: 20,1 km/s

En yüksek hız: 46,5 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 59 dk, dışarıda geçen süre 8 s 14 dk

En yüksek sıcaklık 32 ˚C, en düşük 22 ˚C, ortalama 25,7 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 556,6 m, kaybı (iniş) 544,1 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 94,9 m

 

Garmin yol bilgileri Payas-Arsuz

 

Relive yol bilgileri Payas-Arsuz


Payas’tan ayrılışım 08.24.


İskenderun Demir Çelik geçiliyor.


Gene dünkü yola bağlandım. Feci TIR trafiği 

sürmekte. Güvenlik şeridi dar veya yok.


 Bölge tamamen sanayii, dev fabrikalar.



Hava puslu, güneş var ama pusun arkasında. Esasen bugünlerde

 Türkiye genelinde havanın soğuyacağı söylendiğiydi.


İskenderun, Türkiye’nin en büyük limanlarından.


Deniz Müzesini görmek istiyorum. Sahile iniyor, buluyorum yerini.


Müze iki kattan oluşuyor. Altı salonu var.


 Birincisi Tayfur Sökmen salonu.


İkincisi Şükrü Kanatlı salonu. Üçüncüsü Barbaros Hayrettin Paşa 

salonu, dördüncüsü ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa salonu.


Beşinci salon Cumhurbaşkanlığı yatı 

Savarona'ya ayrılmış. Sonuncu

 ise Rauf Orbay salonu.


Kılıç / Kaval Top / Pala / Yatağan

Çakmaklı Tabanca / Balta / Barut Ölçeği / Barutluk


Kalkan / Zırh (Sırt-Göğüslük) / At Alın Zırhı


Gemi Armaları


Deniz Müzesi


Müze sonrası şimdi denize paralel sürüyor yolum. 



Nihal Atakaş Camii; şehircilik ilkeleri (deniz manzarasının

 kapatılması) ve estetik özgünlük (taklitçi tasarım) noktalarında

 akademik ve profesyonel düzeyde ciddi eleştiriler almaktadır.





100 m arayla yapılmış dalga kıranlar T biçiminde,

 dev kayalardan oluşmakta.


Upuzun bir kumsal geçiyorum.



Kıyıya paralel giden bir duble yol.


Sahil gözden kayboluyor yol içeriden devam ediyor,

 aradaki bölümde yazlık siteler sıralanıyor. 



12.11, sonunda Arsuz yazısı göründü. Çekilen foto ve devam.


Arsuz ÖE




Arsuz ÖE


Merkez uzakta, yürü yürü bitmiyor. 


Arsuz ilçe merkezinin tam içinden geçerek denize dökülen

 ve ilçenin simgesi haline gelen akarsuyun adı Arsuz Çayı'dır.


Eski Çarşı sokağı parke taş döşeli ama araç trafiğine 

kapatmadıklarından kıyamet kadar araba sıralanmış.



Roza Mutfağı





































7. gün (devamı) Arsuz II / 5. gün (öncesi) Yumurtalık-Payas






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul