8 Haziran 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Cizre-Şırnak)

 

6 Haziran 2022, Pazartesi / Cizre - Şırnak, 48 km (42. gün)

 

Uyanışım 5. Yolum Şırnak olacak bugün. Artık rampalar başlıyor. O nedenle oyalanmadan toparlanmak için ayaklanıyorum. Cizre sıcak, klimayı kapattığında oda hemen ısınıyor. Çantaları asansörle lobiye indirip bisikleti yüklüyorum. Lobiye yakın bir yere çekiyor, yok orada durmasın burada dursun lafları ile karşılaşıyor, 06.45’de kahvaltı salonuna çıkıp fazla oyalanmadan omlet, peynir, zeytin, domates, karpuzdan birer parça alarak çayla kahvaltı ediyorum. Çıkışım 07.02. Hava bu saatte bile sıcak burada, 27 °C. Dün yolu öğrenmiştim. Köprü üzerinden geçtikten sonra sola demişlerdi. Ben gene de kavşaktaki benzinciden teyit ettiriyorum. Bugün Güneydoğu Anadolu’dan çıkıp Doğu Anadolu’ya geçiyorum, Şırnak 46 km gibi bir uzaklıkta. 372’den 1200 m.ye çıkaca’m. Haydi bastır Ankaragücü... 


Cizre çok pis. Resmen çöplük olmuş. Sabah yolların kenarları, kaldırım dipleri çöple dolu. Belediye bunları toplamıyor mu, yoksa hemen gene çöple mi doluyor? Bu kadar pis bir yer hatırlamıyorum başka. Tam anlamıyla açık hava çöplüğü.

 

Göbekten sola Kasrik Boğazına sapıyorum. Eski yoldan gideceğim. Düz gitseydim yeni açılan yol üzerinde iki tünel varmış denildi. Solumda akan Dicle’yi seyrederek pedallıyorum. İlçe girişlerindeki güvenlik noktası geliyor. Yolun durumu az bozuk, yer yer dalgalı yamalı, tek şerit sürmekte. 6’ncı kilometrede tırmanış başlayacak. İçinde bulunduğum bölge Botan Bölgesi, günümüz Eruh, Şırnak ve Cizre’yi kapsayan idari bölüme verilen isim. Burada geçen, anlatılan Kürt destanlarından biri de Elo Dîno Destanıdır. 


Elo Dîno, Botan bölgesinde 16. yy.da yaşadığı bilinen ve öldüğünden beri anlatılagelen bir halk kahramanı. Yaşadığı dönemde o bölgenin bir nevi “Robin Hood”u olmuş. Yönetim tarafından yapılan adaletsizliklere başkaldırmış, öyküsü dengbêjler (şarkıcılar) tarafından kendi melodik tarzlarıyla anlatılırken, bu melodik yapıyla bağlantılı olarak zamanla danslaşmış ve dans icrasıyla müzikal icra aynı anda yapılagelmiş. Bugün aynı bölgede ve güneyde kalan yakın bölgelerde de icra edilmekte olduğu söyleniyor.

 

Elo Dîno, “Çılgın Ali/Deli Ali” anlamında. Öyküsü ise şöyle anlatılıyor: Hikâyenin geçtiği devirde Cizre İpek Yolu ticaret hattının güzergâhından biridir. Bu devirde kara yolu taşımacılığı bu civarda arazinin sarp ve engebeli oluşundan dolayı zahmetli ve pahalı bir uğraştır. Bu nedenle Diyarbakır ve ötesinden Basra Körfezine kadar keleklerle yapılan ulaşım en kolay, en ucuz ve en güvenli ulaşımdır. Elo Dîno Kalesi 900 km boyunca nehir yolundan hareket eden her canlının geçtiği kilit bir yerdedir. Hem öyle bir yerdedir ki kalenin yamacına kurulduğu tepe üzerinden, uzaklardan gelen her şeyin görülebildiği hâkim bir mevkidedir.


Beylerin bezirgânlarla ve sırtlarını dayadıkları feodal yapılarla tebaaya baskı ve zulümleri, zaten zor olan yaşamı ağır vergilerle çekilmez hale getirmeleri sonucu; karşı çıkışlar, isyanlar ve huzursuzluk başlar. Öyle ki “nana muhtaç hale” gelir ahali, bereketin ve bolluğun sembolü olan Dicle’de cümle tebaa “Dicle’de nasipsiz kalan balıkçılara” döner. Elo Dîno’nun etrafına topladığı insanlarla bu stratejik kaleyi ele geçirip kendi kural ve kanununu yürürlüğe koyduğu devir de böyle bir devirdir.

 

Elo, Dicle Nehri’ni bir kıyıdan karşı kıyıya kalın zincirlerle kapatır. Kelek katarları burada durmaya zorlanır, haraç alındıktan sonra geçişe izin verilir. Elo’ya haraç vermeden geçmek kimsenin harcı değildir. Bu hal uzunca bir süre devam eder. Güvenli görüldüğünden daha çok tercih edilen nehir taşımacılığı bir kâbusa, bezirgânların korkulu rüyasına dönüşmüştür. Şikâyetler peş peşe gider Cezire beyine. Üzerine gönderilen güçler netice alamaz. Bu problemin ortadan kaldırılması aciliyeti olan bir mesele haline gelir. Mir divanında oturulup plan yapılır ve uygulamaya geçilir.

 

Yapılan ve netice alınan planla ilgili değişik rivayetler anlatılıyor. Bunları da yarın anlatayım. Dicle çok güzel görünüyor. Dikkatimi oraya vermek istiyorum. Aslında kıyı boyunca bir bisiklet yolu olabilseydi çok keyifli olurdu. Coğrafya inanılmaz güzel. Dağların arasından gidiyor yolum. Bazı fotolar alıyorum. Minibüsler var bana doğru gelen. Karşı kıyısında kum veya taş kırma fabrikası görüyorum. Soldan Güçlükonak olarak yol ayrılıyor, bense düz devam etmekteyim. Sabah erken, ışık çok güzel dağı aydınlatmış. Yarıklar var. Durup video çekiyorum. Burada damatla gelin kabartması olacakmış, onu gör demişlerdi. 


Ve Gabar ile Cudi Dağları arasında kalan boğazın çıkışında kurulu Kasrik’e gelmiş oldum (13. km). Sola dağa bakıyorum ama göremiyorum sözü edilen resmi. Köyden bir gence soruyor, beni dere kenarındaki işletmeye yönlendiriyor, sana gösterir diyor. 

 

Beyazsu gibi burada da suyun içinde oturma yerleri yapılmış, masalar konulmuş, yemek yeniliyor. Dün pazar herhalde buraları çok kalabalıktı. Çakıllı bir yoldan dikkatlice işletmeye gidiyor, park ediyor ve sahibi genç önde ben arkasında Kızılsu kenarından ilerliyoruz, geldiğim yöne. Sonunda durup kayalara baktığımda atlıya benzeyen ve önünde bir insan figürü olabilecek kabartma görülüyor. Peki gelin nerede diye sorarsanız “suya düşmüş” diyorlar : ))

 

Buraya yönlendiren genç bir başka noktayı göstererek Atatürk’ün de görüldüğünü söylemişti ama ben göremedim. Bir de deve var-mış diğer tarafta. Belki devenin hörgücüne benzeyebilir kayanın o formu. Neticede sana kalmış, ne görmek istersen odur. 

 

Okuduklarım arasında; Kasrik Beldesinde Asur ve Gutilerden kalma taş köprü, taştan yontulmuş sulama kanalı, boğazın karşısında yıkık taş yol olup boğazda kale kalıntıları, kalenin güney kısmında ise yine Asurlara ait ev harabeleri, ata binmiş gelin ile damat kabartmalarının bulunduğu kayalar vardır... denilmekte. Gutiler’i ilk duyuyorum. Şöyle tanıtılmış: Güney Mezopotamya'da, Zagros Dağlarında (günümüzde İran) yaşamış göçebe bir halk. Gutilerin yaşadıkları bölge Gutium olarak adlandırılmıştır. Mezopotamya'daki ilk imparatorluk olan Akad İmparatorluğu'nun MÖ III. binyılın sonlarında yıkılmasında etkili olup ardından bölgenin hakimiyetini ele geçirmiş, Sümer Guti Hanedanı'nı kurmuşlardır. Sümer Kral Listesinde IV. Uruk Hanedanı'ndan sonra Mezopotamya'da Gutilerin hakim oldukları bildirilir ve 21 Guti kralının adını vererek bunların yaklaşık 91 yıl 40 gün iktidarda kaldığını kaydeder.

Vikipedi, Vikipedi-2


Kasrik’i geride bırakarak sürdürüyorum pedallamayı. Değişik koyu gri kum tepeleri var etrafta. Coğrafya bambaşka, çok farklı ve güzel. Yol çıkıyor arada iniyor, ama genel anlamda yükseliyorum. 1200 m.de Şırnak, daha çok yükseleceğim. Güvenlik önlemleri hat safhada. Panzerler geçmekte. Kuleler var etrafta. Kalekolların birinden çay daveti alıyorum, ama sıcağa kalmayayım diye pas geçiyorum. Keşke su isteseydim. Hatta Kasrik’te her yerden sular akıyordu, niye doldurmadığıma şaşıyor-kızıyorum. Mataram boşaldı sayılır. Zaten ısınınca da pek bir tatsız oluyor. Bu durumda tek çözüm; solda gördüğüm eve yanaşıyor, su istiyorum. Çıkan bey de korucu olmalı, kamuflaj pantolonlu. Suyumu alıyor, teşekkür ediyor ve devam ediyorum pedallamaya.


Kasrik’ten yaklaşık 14 km sonra Kumçatı geliyor. Büyükçe bir yere benziyor. Türk bayraklarıyla donatılmış, ay yıldızlı caddeden geçmekteyim. Bakkallar var çokça. Birinde durup içilen buzlu çay ve devam. Kumçatı’nın adı 1865 ve 1928 yılı kayıtlarında Deyrgül ya da Deyrğola olarak geçmekte olup daha önceleri köy iken, 1993 yılında beldeye dönüşmüş. Şırnak’a 20 km uzaklıkta. Ha gayret... Belde geride kalıyor ve bir tırmanış gözüküyor, yılan gibi kıvrılan bir yol önümde. Vay! Ağır ağır çıkıyorum. Oldukça dik, %11’i görüyorum. Araç trafiği de olunca sıkıntılı oluyor. Bazı dönemeçleri dıştan alarak aşabiliyorum. Bu da karşıdan gelen için sürpriz oluyor. Ne yapacağımı bilemediğinden. Kalır mı yoksa şeridine geçer mi bu bisikletli? Aslında sakat bir durum. Çöp kamyonu da herhalde bu sıkıntıyı yaşadı benden dolayı.

 

Tepeye ulaşıp biraz sonra yeni yol kavşağına geldim. Köşeyi tutan bir dinlenme tesisi var. Otoyola geçmeden önce bataryayı yeniliyor (09.41, 34,5 km, R 753 m, 40,2 °C, 16,9 km/s) ve Şırnak diye sola sapıyorum. Bölünmüş yol, çizgi üzerindeyim. 13 km falan kaldı. Sağ sol kömür burada. Simsiyah ortalık. Kamyon trafiği var ve bir tanesi yakın ve hızlı geçti. Manyak!

 

Şırnak’ın kömür ile tanışması 1970’li yıllara dayanıyor. Türkiye Kömür İşletmeleri’nin (TKİ) Cudi’de kömür çıkarmasıyla şehirde bir kömür ekonomisi oluşmaya başladı. 1990’lı yıllarda yaşanan köy boşaltmalarının ardından şehre yerleşen halk için de ‘kömür’ zamanla bir gelir kapısına dönüştü. TKİ, 1980’li yıllarda Şırnak ve çevresinde 25 adet ruhsat alıp kömür yataklarını işletmeye başladı. Bölgede kömür çıkartılması TKİ tarafından 2002 yılına kadar sürdü. Fakat Zonguldak’ta olduğu gibi bu bölgede de devlet kömür madeni işletmelerinden çekilmeye başladı. Bu yataklar daha sonra rödevans (arazinin devletten şirket ya da özel şahıstan kiralanması) sistemiyle işletilmeye açıldı. Şehrin bu dönemde yeniden kömürle anılmasının sebeplerin başında hemen hemen her gün bir maden ocağının açılması geliyor. Bunun göstergesi olarak 2021 yılında şehir merkezine dikilen madenci anıtını göstermek mümkün. Hali hazırda Şırnak’ta yaklaşık 150 milyon ton tespit edilmiş asfaltit rezervi mevcut. Cudi, Herbul, Avgamasiya, Üçkardeş, Gabar bölgesinde pek çok kömür sahası bulunuyor. Bunlara son dönemde Uludere de eklendi. Bölgeden çıkarılan kömür ülkedeki kömür üretiminin yaklaşık yüzde 30’una denk geliyor. Madenlerde çalışan işçi sayısının da 5 bin civarında olduğu ifade ediliyor... Durum böyle. Bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım: Bölgede yoğun bir şekilde taş kömürü çıkarılıyor. Kömür çıkarıldıktan sonra işlenmek üzere açılan toplama-eleme sahalarına bırakılan kömür, işlem sırasında havaya yoğun kömür tozu yayıyor. Çevresinde yaşayan ve sürekli kömür tozu solumak zorunda kalan insanların hayatı da bu durumdan olumsuz etkileniyor.

GazeteDuvar


Saat 09.58. hava 38,9 °C, rakım 815 m, ortalamam 16,9 km/s, 37’inci km.deyim, yönüm kuzey. Şırnak; Nuh'un gemisi kalıntılarının olduğu öne sürülen Cûdi Dağı’nın kuzeyinde 'Şehr-i Nûh' adıyla kurulmuş, önceleri "Şerneh", daha sonraki yıllarda ise "Kürdara Şırnak" adını almış... Uzakta tepelerde göründü bile. Levhası önünde çekilen foto sonrası güvenlik noktasından durdurulmadan geçiyorum. İşte esas tırmanış da burada başlıyor. Herhalde 5-6 km çıkılacak. Sağlam ama. Üniversite geliyor. Burada da misafirhane varmış ama şehir dışı diye ÖE’yi tercih etim. Sıcak, yoruldum, 40 km.dir geliyorum. GO benzincisinde verilen mola, bir soda ve onlardan gelen çayı içiyorum. Bir beyle sohbet ederken gelen siyah Mercedes ile birden binadan fırlayan korumalar, tek tip kıyafetli ve tabancalı kişiler. Herhalde istasyon sahibi geldi ki herkes ayaklandı. Bu kadar koruması olduğuna göre hayatından endişe ediyor olmalı. Aracın şoförüyle sohbet. Sormuyorum kimdir diye. Alışık olmadığım görüntüler!


Yarım saat sonra benzinciden ayrıldım. Saat 11.27, hava 32,3 °C, rakım 1004 m, %6 tırmanışla sürüyor yolum. ÖE kadın ve erkek olmak üzere iki taneymiş. Erkekleri arıyorum, aslında kadınlarda kalmayı yeğlerdim : )) Alınan tarifle çıktığımı iniyor sonra soldan ayrılıp dimdik bir yokuşu tırmanıyorum. Off anam off durumları. Öyle böyle değil. Bu ne iş dedirten cinsten. Zorlanarak geldim ÖE’ye. Park edip giriyorum. Bir adam karşılıyor ve halıya basmamam için ayakkabının çıkartılmasını istiyor. Hoppala! Ama işin esas garip yanı, kayıt diğer ÖE’deymiş. “Oraya gidece’n, kayıt yapıp buraya gelece’n” demez mi? Dalga geçer gibi. Abuk sabuk bir durum. Bu halı meselesi de saçmalık, camiye mi giriyoruz?


Burası nasıl bir yer? Boş ver ÖE’yi diyor ve otele gitmeye karar veriyorum. Tırmanmaya devam. High’la bile ancak S çizerek çıkabiliyorsun, araç da gelince S de çizemiyorsun. Bağıra çağıra çıkmaktayım. Bu nedir yaaa...? Bir otel söylenmişti benzincide, Sefine. Ona gideyim bari. Google’la yolumu buluyorum ama rampanın sonu duvara dönüyor. Değil binerek iterek zor çıkabilirsin. Ayakkabıların altındaki kilitler kayıyor, doğru dürüst basamıyorum yere. Zorlana zorlana, güçlükle ulaşabildim tepeye.

 

Sefine Otel 220- (O.K.). Başka çare yok, kayıt oluyorum. Bisiklet arkada lobide bir kenara alınıyor, ben de 203 No.ya. Temiz bir oda. Yeni bir otelmiş, 6 aylık. İnternet de odada çekiyor. Açıl saçıl yayıl. Şırnak’ta 1 gün kalırım bu durumda. Eruh aranıyor, ÖE dolu. Ne olacak şimdi, kalabilecek tek yer. Çaresizlik içinde Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürünü arayıp derdimi anlatıyorum. Yusuf Bey ilgileneceğini ve bana döneceğini söylüyor. 15 dk. sonra ÖE’de yer olmazsa Karayollarını, olmadı sizi evimde ağırlarım diyor. Ne nazik insanlar değil mi? Yoldan gelmiş, ilçende kalmak istiyor, yer yok, evini açıyor. İşte böyle konuksever bizim insanımız.

 

Bunun üzerine Siirt aranıyor ve kalma süremi üç güne çıkartıyorum. Onlar da listeye aldık, çıkan olduğunda ilk sizi alırız diyorlar. Haydaaa! Bu turda konaklamak ne büyük dert oldu. Aklıma Ziraatbank Müdürü Mehmet Bey geliyor. Dargeçit’te tanıştıklarım ismini vermişlerdi. Lüzum olursa diye. Zaten uğramamayı düşünüyordum. Arıyor, kendisine durumu anlatıyor, ÖE müdürünü tanır mı soruyorum. Gerek yok, ben size çözerim diyor. Banka üstünde galiba bir misafirhanesi vardı, öyle söylenmişti. Biraz olsun rahatlıyorum.

 

Şırnak, tarihsel olarak çok eski bir geçmişe sahiptir. Şehrin geçmişi Evliya Çelebi’nin XVII. yüzyılda yazdığı 'Seyahatnâme' ve tarihî rivayetlere göre Nuh Tufanı öncesine dayanır. Bu rivayetlere göre Cizre, tufandan sonra ikinci kez Nuh ve oğulları tarafından inşa edilirken Cizre’nin kızgın sıcağından korunmak için Şırnak, yazlık ve yaylak olarak inşa edilmiştir. Asur kralı I. Tiglath-Pileser’in yazıtında (MÖ 1100) Şarişa/Şerişa, Strabon’da (MS 17) Sareisa adıyla anılan yerin Şırnak olduğuna dair fikirler vardır. Şırnak, tarihte birçok önemli devletin başkentini kendi topraklarında barındırmıştır. Aynı zamanda Guti (Qurtie) imparatorluğunun başkenti olan "Bajarkard" Silopi ilçesi topraklarındadır.

Vikipedi


Şırnak’ın tarihini okurken biraz kestiriyor, 4 gibi sahne alıyorum. Şırnak tepelik bir arazide. 2016 Hendek Olayları sırasında kent tamamen yıkılmış, savaş alanına dönmüş. Şimdi TOKİ her yere aynı binayı dikmiş, ve de aynı renkte. 360 derece dönüyorsun hep aynı şeyi görüyorsun. Kimliği silinmiş bir kent... Yemek arıyorum cadde boyunca yürüyerek. Bana uygun bir yer yok ne yazık ki. Her şey et et et… Çaresiz Dominos Pizza’ya gidiyor ve bir bol peynirli makarna ısmarlıyorum. 40- TL. Pek matah değildi. Keşke gene Yayla (*) alsaydım. Ardından Meydan Park’a gidiyor 4 çay içip arkadaşlarla telefonda konuşuyorum, Heyecan ve Figen’le. Burada çay servisi ilginç bir çözüm kazanmış. Önden biri tepside boş bardaklarla dolaşıp isteyen masalara bırakıyor. Arkadan çaydanlık ve sıcak suyla gelen de dolduruyor, masadaki fişe bir çarpı atıyor. Ödeme işi ise fişle kasaya giderek oluyor. Süper hızlı. Parkın diğer ucunda Güzel Sanatlar Lisesi resim sergisi açılmış. Çalışmaları izliyor, öğrencilerle konuşuyor, otele gelip biraz da diğer yöne yürüyorum. Orası daha halen fakir durumda, uğramamış TOKİ. Şırnak o kadar yokuşlu bir kent ki tek bir bisikletli görmüyorum.


Yeni açılmış Migros’a girip ayran alırken gördüğüm ambalajların fotosunu çekerken mağaza müdürü gelip uyarıyor, yasakmış. Garip durum, farklı nedenlerle fotoğrafı çekip kullanmak gerekebilir; eve sormak, birine göstermek, fiyatı hatırlamak... Ne sakıncası olabilir ki çekmenin? Bunu İstanbul’a gidince soraca’m Migros’a. Su ve dondurma alarak çıkıyorum. Kapıda müdür beye rastlayıp yasak durumunu tekrar konuşuyoruz. Kibar bir bey. Gerçekten kapıya foto yasak çıkartması koymuşlar. (**) Odadayken Kaya arıyor, İskenderun’a vardığını duyuruyor ve yolculuğunu anlatıyor. Sonra Lamia Hanım arıyor, hal hatır soruyor. Otelin internetini kullanarak müzik dinliyor, Youtube izliyor, eski tarihli ilginç bir habere rastlıyorum: Bir tartışma esnasında sevgilisinden aldığı darbelerle bayılan aktris Marie Trintignant dört gün komada kaldıktan sonra hastanede hayatını kaybetmişti. “Le Vent Nous Portera” şarkısıyla ünlü Fransız Noir Désir grubunun solisti Bertrand Cantat, gördüğü psikolojik tedavinin ardından dört yıl hapiste yattıktan sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakıldı... Vay be!

 

Noir Désir, Bordeaux'lu bir Fransız rock grubuydu. 80'ler, 90'lar ve 2000'lerin başlarında aktiftiler ve Fransa'da çift platin sertifikalı iki albümleri ve altın sertifikalı üç albümleri olmuştu. Cantat'nın dönüşünün ardından grup yeniden toparlanmaya başlasa da eski performansını yakalayamadı ve 2010 yılında dağıldı. Grubun sevilen ünlü parçası: Le Vent Nous Portera (Rüzgar Bizi Taşıyacak). Konuk sanatçı Manu Chao. 



(*) Yayla’nın hazır yemekleri, barbunyası çok sevdiğim ve böyle durumlarda can simidi.

(**) İstanbul’da hiç bir Migros’ta bu çıkartmayı görmedim ve yasaktır uyarısıyla karşılaşmadım.

 

 

- Sefine Otel 0486 5020200 / 0552 5024400

- Şırnak ÖE 0486 2165015 / 0544 8447300 Mustafa bey Md.

 



 














 

Cizre - Şırnak 

Tur tarihi: 6 Haziran 2022

Alınan yol: 48,05 km
Ortalama hız: 15,5 km/s

En yüksek hız: 52,8 km/s
Bisiklete biniş süresi 3 s 06 dk, dışarıda geçen süre 5 s 16 dk

En yüksek sıcaklık 42 ˚C, en düşük 26 ˚C, ortalama 34,7 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1469,8 m, kaybı (iniş) 487,3 m
En düşük yükselti 365,5 m, en yüksek 1358,7 m

 

Garmin yol bilgileri Cizre-Şırnak

 

Relive yol bilgileri Cizre-Şırnak




Cizre’den ayrılışım 06.57.



Cizre Köprüsü üzerinden geçerek Şırnak’a doğru pedallıyorum.



Ve göbekten sola Kasrik Boğazına sapıyorum. Eski yoldan gideceğim.


Solumda Dicle akmakta. Yolun durumu az bozuk, yer

 yer dalgalı yamalı, tek şerit sürmekte. 




İçinde bulunduğum bölge Botan Bölgesi, günümüz Eruh, Şırnak

 ve Cizre’yi kapsayan idari bölüme verilen isim. 


Soldan Güçlükonak’a gidiliyor. Bu yol, özellikle bahar aylarında

 "Cehennem Vadisi" boyunca uzanan yemyeşil dağlar ve yol boyu…


… size eşlik eden Dicle Nehri ile muazzam bir doğa manzarası 

sunar. Yol genel olarak dar, çok virajlı ve inişli çıkışlıdır. 



Ve Gabar ile Cudi Dağları arasında kalan boğazın çıkışında 

kurulu Kasrik’e gelmiş oldum. Sola dağa bakıyorum 

ama göremiyorum sözü edilen resmi.


İşletmenin sahibi genç önde ben arkasında Kızılsu kenarından

 ilerliyor ve bir noktada durup kayalara baktığımda atlıya benzeyen

 ve önünde bir insan figürü olabilecek kabartma görülüyor. 


Beyazsu gibi burada da suyun içinde oturma yerleri 

yapılmış, masalar konulmuş, yemek yeniliyor. 



Kasrik solumda, içerlerde.


Yeni köprüden geçerken solumda Han Mahmut Köprüsü görülüyor.


Güneş Deresi (Akçay) üzerinde yer alan, Gutiler dönemine

 uzanan köprü, 16. yy.da Cizre Beyi Emir Muhammed (Han Mahmut)

 tarafından onarılmış ve adını buradan almıştır. Üç gözlü, düz 

tabanlı bir yol köprüsü olup kuzeydoğu-güneybatı

 yönünde uzanır; yerel taşla inşa edilmiştir. 


Kasrik’i geride bırakarak sürdürüyorum pedallamayı. 



Coğrafya bambaşka, çok farklı ve güzel.



Değişik koyu gri kum tepeleri etrafta.



Kalekollar var.


Kuru bir çayın üzerinden geçiyorum, Bestasor. Bu bölge de aynı

 isimle anılılıyor. 90’lı yıllarda güvenlik olayları

 nedeniyle gündeme gelirdi.





Yılan gibi kıvrılarak çıktım yokuşu, %11’leri görerek.



Yeni yola girdim, bölünmüş, çizgi üzerinde sürüyorum. Sağ sol

 kömür burada. Simsiyah ortalık. 


Bu kuleler güvenlik amaçlı mı acaba?








10.09, Şırnak’a giriş yapıyorum.






Sefine Otel 



Otelin penceresinden Şırnak.


Madenciler anısına olsa.



TOKİ her yere aynı binayı dikmiş, ve de

aynı renkte. 360 derece dönüyorsun…


… hep aynı şeyi görüyorsun. Kimliği silinmiş bir kent...


Meydan Park


Sefine Otel 


TOKİ’nin el atmadığı bölge.





43. gün (devamı) Şırnak-Eruh / 41. gün (öncesi) Cizre II