31 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Mardin-Nusaybin)

 

29 Mayıs 2022, Pazar / Mardin - Nusaybin, 62 km (34. gün)

 

Mardin ÖE rahattı. İnternet de odada iyi çekiyordu. Gece müzik bile dinledim. Erkenciyim. Çoğu şey hazırdı. Toparlanıp eşyaları asansörle indirmek ve yüklemek sonrası 07.20 kahvaltı salonuna gidiyorum. Başlangıç saati 07.30 ama hazır kurulmuş bekliyordu ve etmeme izin verdiler.


Uzatmadan kahvaltıyı ediyor ve 07.46 yola çıkıyorum. ÖE’nin önünden, dün keşfettiğim yoldan hafif tırmanıp ana caddedeki benzinciye, karşıya iterek geçip sola, otogar yönüne dönüyorum. Sabahın serinliği var, hava açık, bulutsuz. Artık mavi kısa kollu gömlekleyim. İnce yelek ve de kolluklar takılı ama fazla geldi, sıyırdım bileklere doğru. Sıcak bölgeye geldik artık, hatta önümüzdeki günlerde Nusaybin 40 derecelere çıkıyor. Saat 07.54, hava 28,4 °C. 946 m rakımdan yol otogara doğru yokuş aşağı inmekte. Otogara gelince sağa saptığımda bir tırmanış geliyor. Çıkıyorum yokuşu. Garmin’de sıkıntı var. Açıldı ama yüksekliği göstermiyor, km’yi ölçmüyor. Gene mi güncellemesi geldi de bu sorunu veriyor? Tepeye ulaşınca duruyor kurcalıyorum. Ama düzelme yok. Al başına dert şimdi. İyi ki Shimano var da km görülüyor.


Nusaybin için soldan devam ediliyor. Bırakıyorum velespiti serbest. Yokuş aşağı, uçuyorum, frenlemesem havalanaca’m. Orduevi geçildi, virajlara yatıldı, süper bir durum. 4 km sonra geldim Deyrulzafaran sapağına. Saat 8 buçuk. Açılış 9 buçuk denilmiş. Telefonla arıyor ama açan yok. 1 saat kapısında bekleyemem. 2 km de rampası var. Pas geçiyorum, ama size manastırı anlatayım: Üç kattan oluşan manastır V. yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline XVIII. yüzyılda kavuşmuştur. Manastır, MÖ Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılar tarafından kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edildi. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirdi. Bu nedenle manastır, önceleri Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyordu. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra manastır onun adıyla, Mor Hananyo Manastırı olarak bilindi. XV. yüzyıldan sonra da Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı manastır, Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adı ile anılmaya başlandı.

 

Asfalt kaba, pütürlü, hız kesiyor. Ekinler sararmış. biçilmeye hazırlar. Burası Mardin’den gördüğümüz ova. Bazı tarlalarda dev tarım makineleri çalışmakta. Gelip geçen arabalar da sanki tabakhaneye bir şey yetiştirircesine gidiyorlar. Garmin bir çalışıyor bir çalışmıyor. Sanırım uydu ile ilgili sıkıntı var. Belki de kalenin tepesindeki radar bir çeşit engel veya engelleme yapıyor(lar) olabilir. Yani bu yol fena eskimiş, bölüm bölüm bozuk, delikli, çukurlu - berbat! Çok kötü sarsıyor. Coğrafya dümdüz, topoğrafik olarak Suriye’ye çok benzeşse de bizimkiler sadece biraz daha ilerdeler. Tarım araçları gereçleri biraz daha yeni, TIR.lar falan var, oraya göre. Ayrı bir konu ama sonuçta aynı coğrafya, Mezopotamya haliyle... Eksi 2’yle iniyor yol. Zaten Nusaybin’e kadar inişti. Çok sıcak hava, saat dokuz ve şu anda 32,9 C, yani otuz üç derece. Bu arada 554 m.ye indik 800’lerden. 

 

26’ncı km.de Dara ayrımı geldi. Ama sapağa ok koymamışlar. Köşesinde de jandarma kışlası var. Karışıklık yaratıyor, yol sanki kışlanınmış gibi algılanıyor. Geçiyorum ama içime de şüphe düşüyor. Durup Google’dan kontrol edince sapmam gerektiğini öğreniyor, geri dönüp giriyorum. 9 km denilmiş. Yol tek şerit kaba asfalt, köy yolu ama anayoldan daha iyi. Hava buralarda daha da sıcak. Uzakta görülmeye başladı bile bir şeyler. Az girip biraz foto video çekiyorum. Bazıları yılbaşı kartı düşüncesiyle. Burası herhalde nekropol denilen, yanı mezarlık alanı. Şöyle anlatılmış: Dara’nın batısında bulunan Nekropol MS VI. yüzyılda taş ocağı olarak kullanılan tepelerden oluşuyor. Düzgün kesim sonrasında mezarlık haline getirilen alan, doğal kayalar oyularak elle yapılmış. İnançları Paganizm olan halk, tanrıları Mitra'nın kayadan doğduğuna inanıyordu. Kendi ölülerinin de bir gün yeniden doğacağı inancı ile onları kaya mezarlara gömdüler. Bu yapılar arasında 3 çeşit mezar tipi bulunuyor; kaya mezarları VI.-VIII. yy), lahit mezarlar (VI.–VIII. yy) ve sanduka mezarlar (VIII.–XIV. yy).

 

Devam ediyorum yoluma. Sağda bir çardak, önünde semaverde çay demleniyor. Yaşasııınn... Dalıyorum. Tanışıyoruz; Ahmet Bey, kızı Didem, hanımı ve de küçük oğlu Süleyman. Baba oğul gibi değil de dede torun gibi duruyorlar : )) Laf lafı açıyor, muhtardan dert yanıyor. Her şeyi bozuyormuş ama kendi ve yanındakilerle kirli işler yapıyormuş. Koyunların altlarına kaleşleri bağlayıp kaçırıyorlarmış. Buralarda neler dönüyordur kim bilir? Kaçakçılık, illegal işler... Kocaelili bir grup da yanaşıyor çardağa (plakadan anlıyorum). İki laf ediyoruz. Bisikletle nereden nereye gibisinden konular. Biraz oyalanıp, 20 dakika kadar Ahmet Beyin yanında kalıyor, 3 çay içiyor 10 lira bırakıyorum. Ayrılırken tembih ediyor: “Ören yerlerinin adamları Hasan ve Metin, selamımı söyle, bisikleti onların yerine koyarsın.”


30’uncu kilometrede, Mezopotamya ovası ile Tur-Abdin Dağlarının birleştiği yerde, kireçtaşı ana kaya üzerinde kurulu Dara Ören Yeri geliyor. Çok fazla gezgin var. Otobüslerle gelmişler, ortalık insan kaynıyor. Bisikleti Hasan Beyin orada bırak(a)madım. Çok kalabalıktı başı ve satış yapıyordu, işine engel olacaktı. Güneş altına da koymak istemiyorum, ısınıyor. WC.nin orada, ağaç altı bir yer buluyor ve samimiyet gösteren bir beye teslim ediyor, girişi ücretsiz olan ören yerini heyecanla geziyorum. Burayla ilgili çok şey duymuş ve okumuştum. Görülmesi gerekli yerler listemdeydi. Çok çok heyecanlıyım...

 

Tarihte Yukarı Mezopotamya'nın en önemli yerleşim yerlerinden birisi olan Dara, İmparator Anastasius'un (491-518) girişimleriyle 505 yılında, Doğu Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için askeri amaçlı bir garnizon kenti olarak kurulmuş (*). Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntıları halen görülebiliyor. Gerçekten etkileyici bir alan, anlatıldığı kadar var. Kalabalıktan uzak durarak fotolar çekmekteyim. Dönemin pazar yeri, Agora Caddesi; büyük blok taşlardan yapılmış, kentin güneyinden kuzeyine doğru uzanıyor ve Dara Deresi boyunca devam ediyor. Yaklaşık 5 buçuk metre genişliğindeki cadde zamanında Dara’nın çarşı diyebileceğimiz kısmı. Ardından göz alıcı güzelliği ile ana kayaya oyulmuş Büyük Galeri Mezar geliyor. Daracık kapısında sıralanmış herkes, bir kaç basamakla girilen ölü gömü mağarası cam yürüme bandı üzerinde gezilebiliyor. Herkes ‘selfie’ çekmekte. Kadraja girmeyecek şekilde bir köşe bulup bir kaç resim alıyorum. Toplamda üç katlı burası. Kutsal kitaplarda “ruhlara nefes verilmesi ve yeniden dirilişin” canlandırıldığı Ezekiel (ölüleri dirilten Pagan peygamber) sahnesinin işlendiği bu galeri mezarın, 573 yılında Sasaniler tarafından öldürülen Doğu Roma halkına ithafen, 591’de sürgünden dönen Doğu Romalılarca yapıldığı, kazılar sonrasında yapının alt katında bulunan yüzlerce insanın da tekrar dirilmesi için bu mezara gömüldüğü sanılmakta.


(*) Dara Savaşı, 530 yılında Bizans İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında Dara Kalesi önünde gerçekleşen savaştır. ... Sasani ordusu Dara önlerine geldiğinde derhal savaşa girişmemiştir. İlk gün iki taraf arasında ufak çatışmalar ve bireysel meydan okumalarla geçmiştir. Ertesi sabah Bizans doğu kuvvetleri komutanı Belisarius, Sasani komutana bir mektup göndererek görüşmeler yoluyla bir çözüm aramayı önermiştir. Sasani komutanı ise bu girişimi savaştan kaçınma olarak görüp geri çevirmiş ve saldırıya geçmiştir. Sasani ordusunun sol kanattaki saldırısı, bir tepenin gerisindeki Bizans süvarisinin çevirme harekâtı ve Hun süvarilerinin de ileri harekâtıyla etkisiz olmuştur. Diğer kanatta ise fazlasıyla ilerleyen Sasani süvarisinin, ordunun diğer bölümleriyle arasında bir gedik oluşmuştur. Belisarius süvarilerini bu gediğe yöneltmiştir. Bu ilk darbeyle Sasani süvarisi dağılınca Bizans süvarisi Sasani merkez bölümün açık kanadına ve geri hatlarına yönelmiştir. Kısa sürede Sasani ordusu dağılmıştır... Ancak Dara, 573 yılında 4 ay süren kuşatma sonrası Sasani İmparatorluğu'nun eline geçmiştir. Yukarı Mezopotamya'da önemli bir Bizans kalesinin kaybedildiği haberinin İmparator II. Justinus'u çıldırttığı rivayet edilir.

Vikipedi


Sırada Batı Sarnıcı var. Giriyor ama 50 basamağı inmiyorum. Çok fazla kalabalık var. Her kafadan bir ses durumları, car car ötmekteler. Tepeden bir kaç foto alıp ayrılıyorum. Şöyle yazmışlar girişinde: Kentin en önemli savunma araçlarından olan bu sarnıçlar, dağlardan gelen suyu depolayarak şehrin su ihtiyacını yıllarca karşıladı. Depolanabilir su kaynağı sayesinde kent, kuşatmalara ve savaşlara uzun süre direnebildi. Sarnıçlar, iki ayrı noktaya yapıldı: Batı 1 Sarnıcı surların içinde kentin su ihtiyacını karşıladı, Batı 2 Sarnıcı ana surların dışına yapıldığı için ticari kervanların ihtiyacını giderdi.

 

Devam diğer yerleri görmeğe. Oğuz köyüne geliyorum. Metin Beyin yerini buluyor, Ahmet Beyin selamını söylüyor, bisikleti bir kenara bırakıyor ve ören yerini dolaşıyorum. Ahşap yürüme bandı yapmışlar, rahat olmuş. Burada eskiyle yeni iç içe geçmiş durumda. Ayırt edilemiyor. Devşirme malzeme bolca kullanılmış. Evin duvarı mı, kentin surları mı? Köylü bir tarihin üzerinde oturuyor-yaşıyor... Duruma ilişkin; çoğunluğu kuruluş döneminden kalan savunma ve su yapıları ile nekropol alanlarıyla dikkat çeken kentin, diğer arkeolojik alanlardan farkı üzerinde bulunan geleneksel kırsal dokuda yaşantının günümüzde de devam etmesidir. Arkeolojik kaynakları nedeniyle 1. derece arkeolojik sit statüsü verilen Dara’da, arkeolojik alanın tahribatının önüne geçmek ve kullanım koşullarının sınırlılığı nedeniyle yerel halkın mağduriyetini önlemek için yerleşimin taşınması gündeme gelmektedir. Öte yandan, Dara’nın kültür katlarının en  üst tabakasını oluşturan geleneksel kırsal dokuya ve/veya arkeolojik kalıntılarla birlikteliğinden oluşan katmanlaşmaya miras değeri atfedilmeyerek, bunları korumaya yönelik herhangi bir çaba gösterilmemektedir... denilmekte.

 

Hava sıcak, kilitli ayakkabılarla uzunca yürümek pek de rahat değil. Güneş de tepemde. O nedenle fazla derinlere girmeden bir daire atıp dönüyor, Metin Beyin yerinde içilen bir çay, bölgenin insanıyla yapılan sohbetle devam ediyor. Dertli. Buraya yeterli derecede sahip çıkılmamış olmasına üzülüyor. Tatlı tatlı konuşuyoruz. Çay ısmarlanıyor. Fakat çok sıcak burası, bir ay önce gelmek lazımmış. Çukurdur diyor bey, ova daha serindir. Veda edip GPS yardımıyla dönüş yolunu bulup kara yoluna doğru sürüyorum. Ova gerçekten daha serin. Dümdüz pedallıyorum. Çok güzel bir coğrafyadayım. Ekinler biçilmekte. Nasıl bir yaşam vardı acaba, 1500 sene önce Sasanilere karşı kurulmuş bu garnizon kentte? Hayal ediyorum, at üzerinde giden bir Doğu Romalı olduğumu. Belki bir askerdim? Yok ya, hiç de olmak istemem : ))

 

Sasaniler Kimdir? Sasaniler günümüzde İran bölgesinde imparatorluk ve devlet kurmuş olan etkili bir uygarlık, Pers kültürünün temellerini oluşturmuş bir dönem olarak kabul edilir. Persler, Roma uygarlığını Sasani döneminde fark edilir şekilde etkilemiştir. Kültürel etkisi imparatorluk sınırlarının çok ötesine, Batı Avrupa’ya, Afrika’ya, Çin’e ve Hindistan’a kadar ulaşmıştır. Ayrıca bu kültürel etki Avrupa ve Asya ortaçağ sanatının oluşmasında göze çarpan bir rol oynamıştır.

 

Sasani İmparatorluğu, son Arşaklı hanedanı (Partlar) kralı IV. Artabanus’u yenmesinin ardından I. Ardeşir tarafından kurulmuş (224), son Sasani hükümdarı Şehinşah III. Yezdigirt’in ilk İslam Devleti ile girdiği 14 senelik mücadeleyi kaybetmesiyle sona ermiştir (651). 

Vikipedi


Sonunda Kızıltepe-Nusaybin yoluna çıktım. Duble yol, güvenlik şeridi geniş. Sağımda Suriye sınırı, gözetleme kuleleri. Bolca TIR geçmekte. Arada tarım makineleri. Bunları kiralıyorlar. Adamlar o ekinden bu ekine giderek çalışmaktalar. Solda bir kışla, büyükçe. Şimdi gelen güvenlik şeridinde tırtıl var ama şerit çok geniş, o nedenle iyi. Hiç bir benzinci yok bu tarafta. Tek karşı yolda çıktı. Oraya da duble yoldan geçmek zor. Karşı yönden gelen çantasız bir bisikletçi görüyorum. Selamlaşıyoruz. Saat 12.24, hava 36,5 °C, ortalamam 21,4 km/s. 469 m rakımda doğu yönünde sürüyorum. 51 km geride kalmış. Sınır daha da yakın şimdi. Arada mayınlı bölge diye uyarı yazıları görüyorum. 30 derken 11 km kalmış, sevindirici bir durum.

 

Şehir Merkezi diye sağdan gidiliyor. Sapaktaki benzincide bir soda (3-) ile nefeslenip öylesine otururken, adının Mehmet olduğunu öğrendiğim bey, kökten dinci olsa, bana laf atıyor. Göbekle diz arası örtünürmüş vs. gibisinden sözlerle. Kıyafetimden dolayı olsa. Önce yabancı sanıyor sonra Müslüman mısın nesin oluyor. Konuşup duruyor önümde. Fazla da sürdürmek istemiyorum. En iyi iş, yaşını sormaktır bu durumda. 1-0 öne geçersin : )) 1965 doğumlu. Dur hele diyorum, ben ortayı okurken sen daha annenin karnında embriyo idin. Onun anlayacağı dille ‘doğmamıştın’. Biraz tıs oluyor. Şimdi karşısında kendinden çok büyük biri var : ))


Ortası palmiye ağaçlarıyla kaplı bulvardan şehir merkezine doğru iniyor,  Bulvar Oteli arıyorum. Google’da yanlış işaretli, daha girmek gerek. Vatandaştan alınan tarifle önüne geliyorum. Dış görünüş iyi değil. Bir odayı göreyim önce. Tek yataklı. 100- TL. No 102. Zaten iki otel var burada. Diğeri daha pahalı fiyat vermişti. Bu arada sahibiyle tanışıyorum. Oğlu Bilgi Üniversitesinde yazılım son sınıfı bitiriyormuş. Bayıldım doğrusu, evladını okutmasına (gerçi kız olsaydı da okutur muydu?). En büyük sıkıntımız cahil kalmamız.

 

Bisiklet resepsiyon arkasında bir odaya alınıyor ve resepsiyoncu Ahmet Beyin yardımıyla eşyaları 1’inci kattaki odaya taşıyoruz. Duş alıp uzanmaca-kestirmece. Çok sıcak bir ilçe. Saat 5’te çıkıyorum ama halen soğumamış, ateş gibi yanıyor. Karnımı doyurmam lazım. Caddelerde yürümekteyim. İstanbul pilavcısı, isminden dolayı giriyor soruyorum: “tavuk suyu-et suyu var mı?” Demez mi: “vejetaryen misin?” Şaşa kaldım. Türkiye’nin bir ucu ve vejetaryenlikten haberdar. Süper durum ama varmış. Ne mi? Et suyu!

 

Bir çarşı, kimi kaçakçılar kimi saatçılar demekte. Çarşıda kaymakam,  belediye başkan vekili dolaşmakta. Teftiş mi? Etrafında sıkı polis timi var, silahlılar elbette. Nusaybin’in karşısı Kamışlı, Suriye. 2016, İŞID’ın saldırılarıyla gündeme gelmişti. 2010 yılındaki Suriye turumuzda buralı bir Suriye Kürdü ile tanışmıştık Palmira’da. TV.den Türkçe öğrenmiş, gayet güzel konuşuyordu. O zamanlar tekrar Suriye’yi Kamışlı’dan başlayarak Rakka şeklinde gezeriz demiştik ama bir yıl sonra buralarda kıyamet başladı ve halen de bitmedi : ((


Mila pastanesinde bir pizza ısmarlıyorum, bir de soda, 50 lira tutuyor. Ama pizzanın tabanı çok yumuşaktı, iyi değildi. Çıtır olması gerekir. Ancak buranın bir kötü tarafı, teras kat nargile salonu. Dumansız bir köşe zor buluyorum. Buralara geldiğimi bilen arkadaşım Okan bana Midyat’ta tanıdığı bir kişinin telefonunu yolluyor, lazım olur diye; Lamia Hanım. Süper. Çok severim yerel insanları aramayı-tanımayı.

 

Sırada Mor Yakup Kilisesi’ni görmek var. Ancak saat 17’de kapanmış. İçini göremiyorum. Bahçesinde, yapılmış kazılarla ortaya çıkmış yerleşim kalıntıları var; evlerin duvarları, kuyuları, kemerleri. Girişinde asılı yazıda: Yukarı Mezopotamya bölgesindeki en eski kiliselerden biri olarak bilinen bu kilise, MS 309 yılında Nusaybin piskoposluğuna getirilen Mor Yakup tarafından 313 yılında inşa ettirilmeye başlanmıştır. Bazı yazıtlardan ve metinlerden; kilisenin burada bulunan Nusaybin Katedraline ait vaftizhane binası olarak inşa edildiği, ancak sonraki dönemlerde katedralin ve diğer yapıların yıkılmasıyla birlikte Mor Yakup Kilisesine dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır... denilmekte. Hemen yanı başında bulunan Zeynel Abidin Cami Külliyesi’ne gidiyorum. Külliye yapı olarak bahçeli, açık bir avlunun içerisinde şekillenmiş olup; genel olarak L plan şemasında kesme taş malzemeyle inşa edilmiş. Cami, minare, iki türbe (Zeynel Abidin ve onun kız kardeşi Sitti Zeynep Türbeleri), şadırvan, medrese odaları, mezarlık alanı ve yeni abdesthane yapılarından oluşmakta. Türbe üzerindeki kitabeye göre cami 12. yüzyılda yapılmış. Minare ise 1950 tarihli.


Bahçede bir banka oturuyor, Lamia Hanımı arıyor ve Midyat’ta tanışmak üzere sözleşiyoruz. Yan bankta bulunan bey konuşmayı duymuş ki yanıma geliyor, rehbermiş. Mehmet Bey kiliseyi, camiyi ve Nusaybin’i anlatıyor. Mor Yakup Kilisesi ile Zeynel Abidin Caminin birbirleriyle olan ilişkisi sadece yakın konumlanmalarından ibaret olmayıp, ortak bir tarihi süreci ve ortak bir kaderi paylaşabilmeleri ile farklı dinler, diller ve kültürlerin varlığına birer kanıt olarak insanlık tarihini ve kültürünü zenginleştirmektedirler diyor. Her ikisi UNESCO Dünya Geçici Miras Listesi’ne dahil edilmişler. Uzun uzadıya konuşuyoruz. Benim çay aldığım Nusaybinli Abdurrahman Bey akrabası çıkıyor, dayısın oğlu. Küçük dünya buna derler. Kiliseyi açtırmak istiyor ama sorumlu kişi meşgul. Yarın da yokum, içini göremeyece’m. Çay bahçesine gidiyor, içilen çay+su (12,5) ile sohbete devam ediyoruz. Bilinçli ve bilgili, hoşuma gider hep böyleleri.

 

Saat 8’i geçti, evine dönmesi gerekiyor, ben de otele. Biraz daha sokak aralarında dolanıp dönüyorum. Mardin dahil buradaki ilçelerde cam toplama kumbaraları gör(e)medim. Geri dönüşüm konusunda bir şey yapılmıyor mu acaba?

 

Nusaybin, Yukarı Mezopotamya bölgesinin en önemli antik yerleşim alanlarından birisi olarak altı bin beş yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. İpek yolunun üzerinde Suriye ile sıfır noktasında bulunan Nusaybin, Dicle ve Fırat Nehirleri arasındaki havzanın, yani Mezopotamya’nın kuzey kısmında bulunmaktadır. Tarih öncesi ve tarihi çağlarda coğrafi bakımdan önemli ticari ve kültürel ilişki ağlarının kesişme noktasında yer alan ilçe; XI. yüzyıla kadar bölgenin en önemli sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel kenti olmuştur. Kuzeyde Karadeniz kıyılarına ve Kafkasya’ya uzanan aşağı Mezopotamya ve İran üzerinden Akdeniz’e ve Anadolu’ya ulaşan ticaret yollarının ve kültürel alışverişin gerçekleştiği hatların bağlantı noktası olması nedeniyle adına bölge tarihinde sıkça rastlanmaktadır. Nusaybin’in de içinde yer aldığı ve tarımın doğduğu “Verimli Hilal” olarak adlandırılan bölge, Neolitik ile Kalkolitik, Eski Çağ ve Orta Çağ kültürlerin geliştiği en önemli arkeolojik yörelerden birisidir.

NusaybinBelediyesi


- Bulvar Otel 0482 4151111

 

 



 

 











Mardin - Nusaybin 

Tur tarihi: 29 Mayıs 2022

Alınan yol: 59,39 km
Ortalama hız: 23,1 km/s

En yüksek hız: 51 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 24 dk, dışarıda geçen süre 5 s 28 dk

En yüksek sıcaklık 45 ˚C, en düşük 27 ˚C, ortalama 37,3 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 229,1 m, kaybı (iniş) 644,7 m
En düşük yükselti 471,3 m, en yüksek 889,5 m

 

(Garmin geç açıldığından ölçüm değerleri gerçekleşenden eksiktir. Yol +2,5 km)

  

Garmin yol bilgileri Mardin-Nusaybin

 

Relive yol bilgileri Mardin-Nusaybin


Mardin’den ayrılışım 07.43.


Sabahın serinliği var, hava açık, bulutsuz. 


Bu bölgede binalar yüksek.




Geldim Deyrulzafaran sapağına. Açılış 9 buçuk denilmiş. Telefonla

 arıyor ama açan yok. 1 saat kapısında bekleyemem…


… 2 km de rampası var. Pas geçiyorum.


Asfalt kaba, pütürlü, hız kesiyor. 


Ekinler sararmış. biçilmeye hazırlar. Burası 

Mardin’den gördüğümüz ova.



Bu yol fena eskimiş, bölüm bölüm bozuk, delikli,

 çukurlu - berbat! Çok kötü sarsıyor. 



Dara ayrımı. Ama sapağa ok koymamışlar (ters yönden 

gelene koyulmuş)! Köşesinde de jandarma kışlası var. Karışıklık

 yaratıyor, yol sanki kışlanınmış gibi algılanıyor.


Yol tek şerit kaba asfalt, köy yolu ama anayoldan

 daha iyi. Hava buralarda daha da sıcak. 


Uzakta görülmeye başladı bile bir şeyler.


 Az girip biraz foto video çekiyorum.



Burası nekropol, yanı mezarlık alanı.


Kayalara oyulmuş bu mezarlar, Roma ve Bizans dönemine

 ait katmanlı bir ölü gömme kültürünü gösterir.




Mezopotamya ovası ile Tur-Abdin Dağlarının birleştiği 

yerde, kireçtaşı ana kaya üzerinde kurulu Dara Ören Yeri.


Dara, görkemli yapısı nedeniyle bölgede "Mezopotamya'nın 

Efes'i" olarak anılır. Kayaların oyulmasıyla oluşturulan bu

 yerleşim planı, kente kendine has kızıl ve mistik bir hava katar.





Büyük Galeri Mezar. Tamamen ana kayaya oyulmuş üç katlı yapı,

 6. yüzyıl Doğu Roma dönemine tarihlenir ve nekropol alanının en

 dikkat çekici unsurlarından biridir. Anıtsal girişin alınlığında 

bitkisel süslemeler ve Ezekiel peygamberin 

ölüleri diriltme sahnesi yer alır.


Yapı kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgene yakın planlıdır; 

üst katında batı, güney ve doğu kenarlarda 

koridor/balkon düzenlemesi bulunur. 


577 Sasanî istilasında ölen askerler için 591'de inşa edilmiştir; alt

 katında yüzlerce kemik bulunmuş, yeniden diriliş inancıyla

 toplu gömü yapıldığı düşünülmektedir.




Batı Sarnıcı. Ana sur duvarının güneybatısında,

 ticari kervanlara ve nekropol alanına hizmet

 ettiği düşünülen bu yapı, ana kayaya oyulmuş

 ve çapraz tonozlu tavanla örtülmüştür.


6. yüzyılda Sasanî kuşatmalarında kentin su ihtiyacını 

karşılamış, savunma stratejisinin kilit parçasıdır. 




Agora ve Dükkanlar



Kapılar






Kilise Zindan Sarnıcın hemen üzerinde, günümüze sadece 

tek bir duvarı ulaşabilmiş olan ve Büyük Kilise 

olarak bilinen bir yapı bulunmaktaydı. 


Su sarnıcının bu kilisenin hemen altında yer

 alması nedeniyle arkeolojik literatürde

 genellikle "Kilise Sarnıcı" olarak adlandırılır.





Oğuz Köyü, Dara Antik Kenti'nin bulunduğu tarihi bir yerleşim 

yeridir. Eski adı Dara olan köy, antik kalıntılarla iç içe geçmiş 

taş evleri ve mağaralarıyla dikkat çeker.


Köydeki evlerin birçoğu antik kentin taşları kullanılarak inşa

 edilmiş veya doğrudan antik yapıların üzerine kurulmuştur.





Çok güzel bir coğrafyadayım. Ekinler biçilmekte. Nasıl

 bir yaşam vardı acaba 1500 sene önce buralarda?


GPS yardımıyla dönüş yolunu bulup kara yoluna doğru sürüyorum. 




Kızıltepe-Nusaybin yolundayım. Duble yol, güvenlik şeridi geniş. 



Bolca TIR geçmekte. Arada tarım makineleri. 


Sağımda Suriye sınırı, gözetleme…


… kuleleri buradan rahatlıkla görülüyor. 




12.56, Nusaybin’e giriş yapıyorum.


Ortası palmiye ağaçlarıyla kaplı bulvardan şehir

 merkezine doğru iniyor,  Bulvar Oteli arıyorum. 






Bulvar Otel



Çok sıcak bir ilçe. Saat 5’te çıkıyorum ama

 halen soğumamış, ateş gibi yanıyor.





Barış Parkı, sakin ve yeşil bir ortam sağlamış.


Park içerisinde yürüyüş yolları ve…


… oturma alanları/mekanları da var.





Bir çarşı, kimi kaçakçılar kimi saatçılar demekte.





Mila pastane ama nargile kahvesi aynı zamanda : ((


Mila Pastanesi


Nusaybin Belediyesi



Mor Yakup Kilisesi; bahçesinde yapılmış kazılarla ortaya çıkmış

 yerleşim kalıntıları var; evlerin duvarları, kuyuları, kemerleri… 



Kilise, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda dünyanın

 ilk üniversitelerinden biri sayılan Nisibis Akademisi'nin 

(Nusaybin Okulu) bir parçasıdır. Burada teoloji, felsefe, 

mantık, tıp ve astronomi dersleri verilmiştir.



Nusaybin’in manevi kalbi olarak kabul edilen Zeynel Abidin

 Cami Külliyesi, İslam dünyası için büyük önem taşıyan ve

 Mor Yakup Kilisesi ile yan yana durarak "Hoşgörü

 Parkı"nı oluşturan tarihi bir yapıdır.


Cami ve ek binalar "L" şeklinde bir yerleşim

 planına sahiptir. Mevcut minaresi

 ise 1956 yılında eklenmiştir.




Açık avlulu yapıda cami, minare, türbeler, şadırvan, medrese

 odaları (şimdi Kur'an kursu) ve mezarlıktan oluşur.





































35. gün (devamı) Nusaybin-Midyat / 33. gün (öncesi) Kızıltepe-Mardin






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul