9 Haziran 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Şırnak-Eruh)

 

7 Haziran 2022, Salı / Şırnak - Eruh, 50 km (43. gün)

 

Otel odası rahattı. Hiç sıcak değildi (*). Pencere açık yattım, güzel de hava giriyordu. Uyanışım 5, yataktan çıkışım 5.30. Dün fişi çekerken buzdolabın ki de çıkmış, su soğumamış. Fark edip taktım. Bir saatte ne kadar soğuttursa o kadarla idare edece’m artık. Bu otel tipi buzdolapları normaller gibi çok soğutmuyor. Eşyaları toparlayıp asansörle lobiye indirip bisikleti yükledim. 7’ye 5 dk. vardı kahvaltı salonuna -1. kata inip kendime küçük bir tabak hazırladım. Açık büfe, malum şeyler. Fazla da tıkamıyorum mideyi.


(*) Cizre’nin kızgın sıcağından korunmak için Şırnak, yazlık ve yaylak olarak boşuna inşa edilmemiş.

 

07.20 ayrılış saatim. Şırnak temiz, Cizre gibi pis değil ama sırf yokuş. Otelin önünden giden yol göbekte ikiye ayrılıyor. Sağ dün yürüdüğüm yol, sol dün geldiğim yol. Soldan gitmem söylendi Eruh-Siirt yoluna bağlanmam için. Sıkı bir rampadan iniyorum. Tekrar teyit alıyorum, kaçırırsam bunları tırmanmak hiç de iyi olmayacak. Gene de Google açık. Sola sert bir dönemeç gelecek, o noktada sağdan sap denildi. Sapılan kısım kısa da olsa toprak. Geçenler toz içinde bırakıyorlar ortalığı. Ve ilk tırmanış başlıyor. %8’le çıkıyorum. Hava 26,6 °C, rakım 1495 m. Saat 07.35. Eruh 46 km gibi bir uzaklıkta. İki tepe aşılacak. Sağda bir okul geliyor, kocaman binaları var. Nedir bu merkez dışına yapılmış okul acaba? Öğrenciler daha ders başı yapmamışlar, bahçedeler. Sesleri yola kadar geliyor. Sıkı bir panzer dörtlüsü geçti solumdan. Çıkardıkları ses, gürültü demem lazım, ürpertici. Bu adamlar bisikletlinin yanından nasıl geçmesini bilirler mi bilemiyorum. Doğrusu tedirgin ediciler. Nedense her gördüğümde süratli gidiyorlar. Yol tek şerit. Bazı bölümler bozuk dalgalı. Ara sıra geçenler oluyor. Daha çok Şırnak’a doğru. Coğrafya büyüleyici, derin bir ıssızlık duygusu veriyor. Palamut ağaçları bunlar herhalde gene, çevrede gördüklerim. Dağlar sabah güneşiyle aydınlanmış ama halen güneşin ulaşmadığı bölümler var. Kontrastlık, ışık-gölge durumu dağların hacimlerini daha iyi vurguluyor. Çobanlar keçilerini otlatıyorlar. Kum taş kırma işletmeleri geliyor geçiliyor. Keresteyi TIR’a yüklemeye çalışan bir vinç. Çıkılıyor, arada kısa iniliyor ama gene çıkılıyor da çıkılıyor. 5-6 km.dir tırmanıyorum, ortalamam 10,4 km/s, 8 km geride kalmış. Hava 25,3 ˚C, saat 08.07. Rakım 1614 m. Bu tırmanışın zirvesi olmalı. 

 

Ardından gelen sıkı bir iniş. Uçuyorum. Yolun durumu koyuvermeye uygun değil. Balatalar tükeniyor. Ara sıra indiğim yol önümde uzağımda görünüyor, yılan gibi kıvrılmakta. Dümdüz giden Nusaybin yolundan daha heyecan verici oluyor bu dağ yolları. (...) 1118’e kadar indim. 500 m irtifa kaybettim. Şimdi bir dere kenarından gidiyor yol. Taa tepede bir kalekol görüyorum. Etraf çok güzel. Yol alan koyun sürüsü, dağlardan, tepelerden akan minik sular, küçük ince şelaleler şeklinde dökülüyor. Suyun ve kuşların sesi dışında sessiz bir ortam, olağanüstü güzel... Ama bu güzelliğin içinde çöp görmek kadar rahatsız edici bir şey olamaz. Piknik yapmışlar, tüm pisliklerini (kendileri gibi) bırakıp gitmişler.  

 

Ve 2’nci tırmanışım başladı, yer yer %9’la yükseliyorum. Artık Siirt İl Sınırına girdim. Saat 09.16, hava 33,3 °C, ortalamam 14,5 km/s. 26,1 km.deyim, bataryayı değiştiriyorum. Gerçi daha tam boşalmamıştı, 7 km gösteriyordu ama rampanın dik yerinde zor olurdu bu işlem. Durmuşken de bir lokma cevizli sucuk atıyorum ağzıma, mideyi şenlendirmek için : )) 1375 m rakımdan devam tırmanmaya. Ağır ağır çıkarken dünkü Elo Dîno Destanı’nın devamı anlatayım. Demiştim ya; yapılan ve netice alınan planla ilgili değişik rivayetler var diye. Kimi rivayetlerde yapılan plan şu şekilde anlatılmakta: “Hazırlıklar yapılır, kelekler üzerinde ticaret malları yerine sandıklar içine askerler saklanır ve kapaklar kapatılır. Dicle Nehri yukarısından Elo DînoKalesine doğru bir kelek katarı gönderilir. Elo Dîno Kalesine ulaşıldığında kelekler durdurulur, Elo’nun  adamları sandıkların açılmasını isterler. Ancak tüccar kılığındaki sefer amiri malların Cizre mîrine ait olduğunu ve bizzat Elo’nun kendisi gelmeden ‘sultaniye sandıklarının’ açılamayacağını kesin bir dille ifade eder. Bunun üzerine adamları Elo Dîno’yu çağırırlar. Elo Dîno geldiğinde sandıklar aniden açılır ve çıkan askerler onu ve yanındakilerin hepsini kıskıvrak yakalayarak Cizre’ye getirirler.


 

Diğer bir rivayet ise yine Elo’ya bir oyun oynanması üzerine kurulu olup uygulamada farklılık gösteriyor. Dicle üzerinde kalın zincirlerle bir nevi gümrük kurup haraç alan, ‘ali kıran baş kesen’ Elo’dan salcılar, bezirgânlar ‘el aman ederler’ ve onu esir almak için hazırlıklara başlarlar. Diyarbakır’a gidip orada hazırladıkları bir salın üzerine çadır kurarlar. Çadırın içine bir cariyeyi ve davulcuları, zurnacıları yerleştirip düğün havası oluşturarak Bafê Kalesi’ne doğru yol alırlar. Diyarbakır’dan Bafê Kalesi yakınlarına vardıklarında davul ve zurnanın sesi dağlarda yankılanır. Kale halkı birbirlerine “Bu kimin düğünüdür?” diye sorar ve hiç kimseden herhangi bir cevap gelmez. Kasrından çıkan Elo, kasrına yakın duran kelek katarı üzerindeki bezirgânları görür. Bezirgânlara “Bu kimin düğünüdür?” diye sorduğunda aralarından biri: “Bu sizin düğününüzdür beyim. Botan Beyi Mîr Mihemed sizin halinizi ve ahvalinizi sordu. Bizler de Mîr’in huzurunda sizinle alakalı iyi muhabbetler ettik. Mîr buna çok sevindi. Bunun için de size bir cariyesini hediye mahiyetinde gönderdi. Mîrlerin hediyesini geri çevirmek adetten değildir, bilirsiniz!” cevabını verir. Elo hediyeleri geri çevirmenin Botan geleneklerine aykırı olduğunu bilir ve geleneğe uyup hediyeleri kabul eder. Kabul eder etmesine ama işretle, yiyip içmeyle geçen gecenin sabahında Cezire’de Mem Zindanı’nda bulur kendini. Bezirgânlar, Elo’nun arkadaşlarına yeteri kadar para vermiş, Elo’yu da uyur halde yakalayıp bağlamış, sala bindirip Mir Muhammed’in ayağına getirmişlerdir. Elo Dîno zincire vurulur, omuzları üzerine birer yanar vaziyette kalın mum dikilerek işkence edilir. Öykünün trajik bir boyutu da burada devreye girer. Bir müşkülattan, bir ‘baş belasından’ kurtulmanın rahatlığıyla kaç zaman sonra zindana gelir Mir Muhammed. Elo’yu o halde görünce daha çok ezmek, gururunu kırmak amacıyla “Senin düştüğün bu halden daha kötü bir hal var mı Elo?” diye sorar. Elo Dîno acı içinde “Bu ne ki Mirim” der. “Evine misafir gelmiştir ve misafire ikram edecek hiçbir şeyin yoktur. Sen ve hanımın birbirinize çaresizce bakarsınız. Bu hal her halden daha kötüdür” der. Yol kesip haraç alan bir eşkıya da olsa Mir’i etkiler Elo’nun bu cevabı ve “Elo’yu çözün, o yiğit bir adamdır” der. Ama artık iş işten geçmiştir, gördüğü eziyet ve işkencelerden takati kalmamıştır Elo’nun ve oracıkta ölür.

Dibace


Deli Elo’nun çılgın yaşam öyküsü oracıkta sona erse de efsanesi halkın diline düşüp dağlarda, ovalarda yankılana yankılana bu güne kadar gelir ve Kardeş Türküler tarafından seslendirilir; Elo Dîno.

 


Yükselmeye devam. Kaymakamçeşme Jandarma Karakolu, solumda. Oldukça büyük. TSK buraları kontrol altında tutuyor. Yol arada düzeliyor, biraz rahatlatıyor ve beni bir köye getiriyor, Aslanbaşar. Evinin önünde bekleyen köylüden su istiyorum. Mataramı dolduruyor soğuk suyla. Ayaküstü sohbet ediyoruz. Oğlu İstanbul Arnavutköy ilçesinde uzman çavuşmuş.

 

Ve çıka çıka 31’inci kilometrede Meşindağ Geçidine (1620 m) geldim. Saat 09.55. Hava burada 32,7 derece. Ortalamam 14,2 km/s. Sürekli tırmanış olduğundan düşük elbette. Uzakta tepede bir gözetleme kulesi var. Güvenlik önlemleri her tarafta sıkı bir şekilde alınmış. Biraz nefesleniyor, fotolar çekiyor, etrafın keyfine varıyorum. Ama gel gör ki bu güzelim yükseklikte, burada bile yol kenarına kocaman bir çöp bırakılmış. Bunu yapan insana sormak isterim, hiç mi rahatsız olmuyorsun? 

 

İniyorum gene. Yönüm batı. Bir dinlenme tesisi (denilmiş) geliyor. Durmak isterim ama sıcağa kalmamak için devam ediyorum. Varayım Eruh’a. Dört tarafım yüksek dağlarla çevrili. Yol indikçe hava da ısınıyor. Geldiğim yerde bir küçük dere akmakta, minik de bir şelalesi var. Suyun şırıl şırıl sesi kuşların cıvıltısı ile kaynaşmakta. Sessizliğin içinde bir melodi gibi. Ama bunu geçen TIR’ın motor gürültüsü bozuyor. (...) Artık fazla mesafem kalmadı sayılır. 45’inci kilometredeyim. Ağaçların altında oturup beni gördüklerinde “hello” diye koşan iki gence ben de nasılsınız anlamına gelen “tu çawa yi” diye sesleniyorum. Bir çöplük geldi. Yakmışlar, dumanı kaplamış ortalığı. Hızla kenarından geçmekte-kaçmaktayım. Köy çıkışındaki askeri nokta önünde duran bir grup askerle selamlaşmalar ve devam. Gene 1600’den 1000 metreye inmiş oldum. Burası sıcaklaştı tabii, 34 °C. Ortalamam 17 km/s oldu. Ve bu son tırmanış olsun, varayım artık. 


%7’yle çıkarak geldiğim, 1125 m rakımda, Kürtçe ismi Dihê olarak geçen Eruh sonunda gözüküyor. Yazının önünde çekilen foto sonrası giriş yaparken soldaki lastik tamircisinden sağ mı sol mu diye bilgi isterken beni çaya davet etmeleri üzerine yanlarına gidiyorum. Aydın Bey, iş yeri sahibi, tamirci. Rıza Bey Orman İşletmesi memuru. Sınıf arkadaşları. Durumu anlatıyorum; Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Yusuf Bey beni bekliyor. ÖE olmazsa KGM.nin Bakım Şefliği olacak diyorum. Rıza Bey, bizim de bir odamız boş ama konfor daha düşük, gelebilirsiniz diyor. Aydın Bey ise olmadı ben sizi evimde de ağırlarım, yerim müsait. Ne güzel değil mi, halen temiz kalabilmiş olmaları?


İlçeye giriyor, Karayollarının önünden geçiyor ve sorarak Kaymakamlığı buluyorum. Yusuf Beyin kapısını tıklıyor ve girip tanışıyoruz. İki kişi daha var. Biri Muhtar diğeri Emlak Müdürü. Çaylar eşliğinde bisiklet gezisinin nedeni gibi konular konuşuluyor, ara sıra kaymakamlığın işleri, gelen bir avukat ile bazı dosyalar üzerinde yapılan görüşmeler.

 

ÖE’de yer bulunamıyor, Karayollarına gidiyorum. İlçenin girişinde, merkezde değil. Bana oda gösteriliyor ancak çarşaflar yıkanmaya gitmiş. Yusuf Bey bana çarşaf yolluyor ama oldukça geç getiriyorlar. Biraz şilte üzerinde dinleniyorum. Öncesinde alınan duş ancak havlu da yok. Neyse ki yanımda kamp havlusu var. Daha önce de bir turda gerekmişti. O nedenle hep alıyorum yola. Tulum ve çarşafı da var ama sıcak geliyor kuştüyünde yatmak. İçine de girmeyince uykuda döndüğünde şiltede kendini uyuyor bulabiliyorsun.


Eruh’un kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte MÖ 1000 yıllarından itibaren Urartu, daha sonra Med, Pers, Selçuk ve İslam İmparatorlukları hakimiyetinde kalmış olup, Yavuz Sultan Selim zamanında bölge ile birlikte Osmanlı topraklarına katılmıştır. Siirt ilinin en eski ilçelerinden biri olduğu 1872 tarihli Diyarbekir Salnamesi’nde (yıllıkta) Siirt Sancağı’na bağlı 4 kaza arasında Eruh Kazası da sayılmakta; Zilan, Dergül ve Pervari adlarında 3 nahiyenin bağlı olduğu, 1899 tarihli Bitlis Salnamesi’nde; Eruh’un Siirt Sancağı’na bağlı bir kaza olduğu Dergül, Lodi ve Fındık adlarında 3 nahiyesinin bulunduğu kaydedilmekte olup, her iki tarih arasında Pervari Nahiyesi’nin Eruh’tan ayrılarak ayrı bir ilçe haline geldiği anlaşılmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte il olan Siirt’e bağlı ilçe statüsüne kavuşturulmuştur.

SiirtValiliği


4 gibi çıkıyorum yemeğe. Yusuf Bey ve Rıza Beyin mesaileri 5’de bitiyor. Son kez bir uğrayıp teşekkür edeyim. Tabii et dışında yemek yok bu memlekette. Pideci de sadece lahmacun yapıyor. Eee... ned’cez derken sorduğum bir kişi, şuradan malzemeni al fırına ver pideni yaptır diyor. Süper, İstanbul’da da yaptırırdık Siirt Pazarında. 15 liralık peynir, 1,5 liralık biber domates ve 2,5 lira da pideciye, yani 19 liraya çıkıyor. Yandaki kıraathanede, tanıştığım berberin ısmarladığı çayla mideye indiriyor, fazlasıyla doyuyorum. Ama saat de 5’i geçmiş oluyor ve beyleri kaçırıyorum : ((

 

Yol üzerinde, Kaymakamlığın yakınında, Orman şefliğinin bahçesinde, Diyarbakır’dan tayinle geçici göreve gelmiş beyle uzunca durumunu ve hayatını, çocuklarını konuşuyoruz. Kulpluymuş. Ben de oraya 2019 da gitmiştim. Küçük bir ilçe, sıkı bir rampayla anayoldan çıkılıyordu. Bkz. [bisikletle]Türkiye: Urartuların İzinde (Muş-Kulp)


İlçenin sokaklarında dolanıyor fotolar çekiyorum. Sempatik bir yer Eruh. Minik bir çarşısı, berberleri kahveleri var. Oturup birinde çayımı içerken beni yanlarına davet ediyorlar. Misafirsiniz yalnız oturmak olmaz diyorlar ve çay ısmarlıyorlar. Çok güzel adetler bunlar değil mi? Emekli Adliye memuru ve nalburiye dükkanı sahibi iki samimi arkadaşlar. Biraz daha dolanıp 7 gibi Karayollarına dönüyorum.

 

 

- Eruh ÖE 0484 3112828 / 0541 3113050

 




 














Şırnak - Eruh 

Tur tarihi: 7 Haziran 2022

Alınan yol: 50,48 km
Ortalama hız: 17 km/s

En yüksek hız: 54,6 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 57 dk, dışarıda geçen süre 5 s 

En yüksek sıcaklık 44 ˚C, en düşük 23 ˚C, ortalama 29 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 1395,2 m, kaybı (iniş) 1625,7 m
En düşük yükselti 959,8 m, en yüksek 1634 m

 

Garmin yol bilgileri Şırnak-Eruh

 

Relive yol bilgileri Şırnak-Eruh


Otelin penceresinden Şırnak.


Şırnak’tan ayrılışım 07.09.


Şırnak temiz, Cizre gibi pis değil ama sırf yokuş. 


Şırnak Belediyesi


Pedal pedal Şırnak geride kalıyor.




Sıkı bir panzer dörtlüsü geçti solumdan. Çıkardıkları

 ses, gürültü demem lazım, ürpertici. 



Coğrafya büyüleyici, derin bir ıssızlık duygusu veriyor.



Kaymakam Çeşmesi köyü ve jandarma karakolu.






Aslanbaşar köyü


Evinin önünde bekleyen köylüden su 

istiyorum. Mataramı dolduruyor soğuk suyla.


Etraf çok güzel. Yol alan koyun sürüsü, dağlardan, tepelerden

 akan minik sular, küçük ince şelaleler şeklinde dökülüyor. Suyun

 ve kuşların sesi dışında sessiz bir ortam, olağanüstü güzel...



Meşindağ Geçidi (1620 m)


Gel gör ki bu güzelim yükseklikte, burada

 bile yol kenarına kocaman bir çöp bırakılmış. 




Bre adamlar, hiç mi rahatsız olmuyorsunuz? 


10.33, Eruh’a giriş yapıyorum.


Karayolları Misafirhanesi




“Malzemeni al fırına ver pideni yaptır.”


Eruh Saat Kulesi ve Meydanı



Eruh ÖE



İlçenin sokaklarında dolanıyor fotolar çekiyorum. Sempatik bir

 yer Eruh. Minik bir çarşısı, berberleri kahveleri var.



Bujiciler sarmış ülkeyi… : ))


Cumhuriyet Caddesi





















44. gün (devamı) Eruh-Siirt / 42. gün (öncesi) Cizre-Şırnak






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul