1 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Karataş-Yumurtalık)




 

29 Nisan 2022, Cuma / Karataş - Yumurtalık, 55 km (4. gün)


Sabah kalkıp hazırlanma sonrası 08.32’de selenin üzerine oturmuş, yola çıkmaya hazırım. Hava keyifli. Sıcak daha bastırmamış. Dün tarif edilen yol ile önce orman girişine gelip soldan ayrılarak devam ediyorum. Yumurtalık 55 km gibi görünüyor. Asfalt kaba, tek şerit. Yol ve çevre dünden daha güzel, az iniş çıkışları var. Genelde düz sayılır. Hava 23,5 derece, 34 m rakımdayım. Üzerimde Adidas yelek. Belki bunu birkaç saat sonra çıkartırım, sıcak basarsa. Karataş’ın her tarafı yazlık ve balık lokantası. Balıkçı barınağı da görüyorum. Karadeniz’e kadar gidiyorlarmış buradaki balıkçılar. Böyle 3L giderken sitenin önünde yatan iki köpek aniden fırlayıp kısa süre kovalamasınlar mı? Herhalde hızımı arttırmak istediler. Nedir bu lay-lay-lom durumları? : )) Bir iki köy geçiliyor. Sağda solda tarlalarda çalışanlar, ilaçlama için karışım hazırlayanlar. El sallayarak selamlaşmalar. Bana doğru ara sıra gelen araçlar. Yola paralel sağımda genişçe bir su kanalı. Baharın yeşilliği etrafımı sarmış, güzel bir coğrafyadan geçmekteyim.


Bir saat oldu yola çıkalı, 21 km geride kalmış, mide hafiften kendini hatırlatmakta. Nerede dursam, şu gölgelik mi olsun, yok yokuşu ineyim sonra olsun derken önümde giden pusetli bir motosiklet. Hani kaynaklıyorlar ya motora. Yanından geçerken bana, seni götüreyim gibisinden bir laf ediyor. Ne götürmesi, yol düz, ben giderim gerek yok diye geçiyor, devam ediyor ve yolun soluna kayıyorum. Adam yetişiyor. Birden sağımda bitiveriyor ve kolumdan tutuyor, arkasında oturan da gidondan. İşte olanlar saniyeler içinde gelişiyor, dengem bozuluyor, kolumu çekemeden al aşağı oluyorum. Asfalta yapışıyorum... Düşürdüler beni!

 

Esmer vatandaş (*) deniliyor bu bölgede bunlara. Yani çingene. İniyorlar bana gelip ah vah özür dileyerek kaldırmak istiyorlar ama öfkeliyim, elleri dokunsun istemiyorum. Öylesine yerdeyim. Ne olduğunu, nasıl devam ede(bile)ceğimi düşünmekteyim. Pusetten bir de kadın iniyor. Arkada oturan hareketleriyle kafasında birkaç tuğlanın eksik olduğunu belli ediyor. Kullanan onu sorumlu tutmakta (numarası, niyet başkaydı herhalde), sanki kendisi tutmadı beni. Şaşkınlık içinde kendime gelmeye çalışıyorum. Birazdan arkadan gelen araçlar duruyor, küçük bir kalabalık oluşuyor. Bu karambolde motorcular da sessizce çekip gidiyor, kayboluyorlar ortalıktan. Araçtakiler, işte kolonya ikram edenler, yardım teklif edenler... Yok gereği, yanımda ilk yardım çantamda çok şey var. Teşekkür ediyorum. 

 

(*) Anadolu’daki varlığı uzun bir geçmişe dayanan Çingenelerin, Hindistan’dan ayrıldıktan sonra Anadolu’yu bir geçiş̧ noktası ve yaşam alanı olarak seçtikleri bilinmektedir. Günümüzde ise Rom, Dom ve Lom gruplar olarak Türkiye coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşayan Çingene gruplarına rastlanabilir. Bununla birlikte Türkiye’de kamusal söylemde “Roman” ya da “esmer vatandaş̧” olarak tanımlanan ve batı bölgesinde yaşayan Rom grupları en fazla bilinen Çingene grubunu oluşturmaktadır. Buna karşın yoğun olarak Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan Lom ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan Dom gruplarına ilişkin veriler oldukça yetersiz görünmektedir.

Dergipark


Öfkeden kuduruyorum. Olacak iş mi bu? 10 seneden uzundur yollarda pedallıyorum, hiç aklıma böylesi bir kaza olabileceği gelmedi. Nasıl insanlar ki bunlar? Gözü dönmüş hain kişiler! Evet, vukuatın sonuçlarını merak ediyor olabilirsiniz: sağ diz darbe aldı, yerde sürtünmekten dolayı kanıyor. Sağ el küçük parmağı elle birleştiği yerde sızlıyor. Sağ ön çanta delindi. Gopro montaj aksesuarları kırıldı. Bisiklette bir şey yok, yürüyor. (...) Yarama müdahale edip toparlanıp yola devam ediyorum. Şoktan ne plaka aldım ne fotolarını çektim. Bu adamları yakalamak mümkün değil. Ama şikayette bulunup tutanak tutturacağım. Ne işe yarar ki!

 

Bu şekilde yoluma devam ederek 2 km sonra Kaldırım köyü geliyor. Ağaç altına, gölge bir yere oturup olanı biteni tekrar kafamdan geçirmekteyim. Firuzan’ı arıyor durumu bildiriyorum. Yapılacak bir şey yok, başa gelen çekilir : ((


Yumurtalık Lagünleri Milli Parkı girişinden geçiyorum. Tuzla’dan beri tüm bu kıyı lagünlerle kaplı. Seyhan-Ceyhan deltası göl lagünleri ve kıyı kumulları, barındırdığı bitki ve hayvan türleri ile kompleks bir yapı. Burası da Ramsar Alanı (**). Kaplumbağalar, kuşlar, balıklar, böcekler için ev sahipliği yapmakta. Ülkemizde 14 Ramsar Alanı bulunuyor.

 

(**) Ramsar, İran'da yer alan bir şehirdir. 1971 yılında burada imzalanan

Uluslararası Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi kapsamında özel korumaya alınan uluslararası öneme sahip bir alanı tanımlar.


Hafiften kaidenin pişmesiyle konforum kaçarak, ve de yaralı olarak Yumurtalık’a varmış oldum. Girişte içilen bir soda (artık 3 lira oldu), sağda görünen kule kalıntısına da uğrayayım gelmişken diyerek kıyıya yöneliyorum. Süleyman Kule; Osmanlı hükümdarı Kanuni Süleyman zamanında inşa edilmiş, o nedenle padişahın adını almış. 1536 tarihli. Ana gövdesinden kat kat yükselen kule denizden gelebilecek saldırıyı erken öğrenebilmek amaçlı. Kule içerisinde dar gözlem pencereleri bulunduğu anlatılıyor, ama yanına kadar gitmiyorum-göremedim. Askeri amaçlarda kullanılmak için yapıldığından 'Silahlı Ayas Kulesi' olarak bilinmekte.

 

Buradan sonra Devlet Hastanesi levhasını takip edip, kazılmış, asfalt dökülen hastane yolunu tırmanıp (hastaneler neden hep tepelere yapılır?) Acil’e girip, yapılan pansuman ve tetanos aşısı, çekilen filmlerde kırık gözükmemesi ile sevinip jandarmaya ifade vermek üzere merkeze yöneliyorum.


Verilen ifade, alınan tutanak ve Güven Pansiyon’u bulmak üzere -hemen jandarmanın arkasında- kapısına vardığımda, neredeler diye bakınırken, karşıdan Vedat Bey (yeğen) ve sahibi Cevdet Beyin de gelmesiyle tanışıyoruz. Haliyle diz dikkat çekiyor ve soruluyor. Durumunun nedeni açıklanıyor. Esmer miydiler deniliyor... Ardından 5 nolu odaya yerleşiyorum (150-). Duş yapmak yasak (su değdirmek), işte bu kötü! Nasıl geçecek diğer günler bu durumda, sırf silinerek mi? Esmerlere yuh çekerek, biraz uzanıp dinlendikten sonra Yumurtalık’ı görmeye ve yemek için çıkıyorum. Ama ilçede sulu yemek tek yerde ve burası da kıyma+kemik suyu kullanmış. Ne yiyece’z bu durumda? Pide. Nerede? Ali Usta’da. Bir sebzeli ısmarlıyorum. Önden yeşillik getiriyorlar-ikram. Bu güzel ama pide kötü. Altı yanık. Bu adam (kendine usta demiş) herhalde yapmasını bilmiyor. Söyleyince car car da konuşuyor ama. Bir de ayran yanına alınca 40 lira oluyor. Nasıl da fiyatlar yükseldi...? : ((


Sahili var Yumurtalık’ın, bir de limanı. Plaj hemen önünde ama daha hazır değil. Millet bayrama gelmeyecek mi? Ne zaman yapacaksınız tüm işleri? Pansiyon bolca, otel de var. Lokantalar balık ağırlıklı. Yani Adana’nın sayfiyesi burası... Kafede oturarak denizi seyrediyorum, 12- liralık bir sade ile. Karşımda, denizin ortasında minik bir ada, üzerinde görünen kalıntı Kız Kalesi imiş. Ayas limanında yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanıp İtalyan mimarisi ile inşa edildiği, kalenin içerisindeki salonlar, odalar ve yapılan araştırmalar sonucunda buranın bir gümrük kontrol merkezi, zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu söyleniyor. 


Mendireğe yürüyüp fenere bakıyor, A101’den alınan kefir ile bankta oturup denizi buradan da temaşa ediyorum. Limanda bir kale daha var; burası için Orta Çağ’dan kalma olduğu belirtilmiş. 7 ve 10’uncu yüzyıllar arasında, Araplarla Bizansların savaşında tamamen tahrip olan kent, 11’inci yüzyıldan beri Ayas adıyla piskoposluk merkezi olmuş. Bu dönemde ünlü bir ticaret limanı olma özelliğini sürdüren Ayas'ta biri karada biri de limandaki ada olmak üzere iki kale inşa edilmiş. 1266 yılından 1337 yılına kadar defalarca Memlüklerin saldırısına uğradığından tahrip olmuş. Sıkça yıkılıp yeniden yapılmasından dolayı da devşirme yapı olduğu söylenmekte. Ama ama, her tarafı çöplüğe dönmüş bu kalenin. Ne yazık... 

 

Tüm bu anlattıklarımı nereden mi biliyorum? Kaymakamlığın sitesinde okumuştum. Buranın genel tarihine bakacak olursak: Hititlerin Kiziwatna ve Arzawa Krallıklarının kurulduğu coğrafya içinde Persler devrinde; Mellos Körfezi kıyısında liman merkezi olarak kurulan Mella yanında, Bizanslar devrinde ‘Cestanbol’ liman şehri kurulmuştur. Şehir girişinde yaptırılan kale ve liman kulesi kalıntıları günümüze kadar gelmiştir. Ermeni Krallığına bağlı Lajazzo (Ayas), 1261’de Venediklere kiraya verilmiştir. 1268 yılında Memlüklerin eline geçen bölge, Kaza-ı Ayas Arap Vilayeti üzerinden Halep Beyliğine bağlandı. 1517 yılında Osmanlının eline geçen bölge, Osmanlı Devletinin Doğu Akdeniz yapılanmasında; Üzeyr (Payas) merkezli Kınık Maa Üzeyr Sancağına bağlandı. 1608-1800 yıllarında, Ayas-Ceyhan arasında var olan, Berendi Kazası yerleşimleri Yumurtalık sınırları içinde kalmıştır. Cumhuriyet devrinde nahiye merkezi, Ayas’tan Yumurtalık’a taşındı. 1933’de nahiye olan Yumurtalık, 1959‘da Adana ilinin ilçesi oldu.

YumurtalıkKaymakamlığı, YumurtalıkBelediyesi 



- Güven Pansiyon 0322 6714641 / 0546 217 7674 / 0535 5108717 Cevdet bey, Vedat bey

 



 














 

Karataş - Yumurtalık 

Tur tarihi: 29 Nisan 2022

Alınan yol: 54,99 km
Ortalama hız: 19,8 km/s

En yüksek hız: 48 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 46 dk, dışarıda geçen süre 5 s 
2 dk

En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 22 ˚C, ortalama 25,9 ˚C

Yükselti kazancı (çıkış) 273,9 m, kaybı (iniş) 268 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 48,1 m

 

Garmin yol bilgileri Karataş-Yumurtalık

 

Relive yol bilgileri Karataş-Yumurtalık

 

Karataş’tan ayrılışım 08.29.


Hava keyifli. Sıcak daha bastırmamış. Dün

 tarif edilen yoldan sürüyorum.


Asfalt kaba, tek şerit. Yol ve çevre dünden daha

 güzel, az iniş çıkışları var. Genelde düz sayılır.


Yola paralel sağımda genişçe bir su kanalı. Baharın yeşilliği

 etrafımı sarmış, güzel bir coğrafyadan geçmekteyim.


Başıma gelen olayın öfkesiyle yoluma devam etmekteyim.

 Mevsimlik işçilerin yerleşim bölgesi geçiliyor.


Ceyhan Nehri


Yumurtalık Lagünleri Milli Parkı girişinden geçiyorum. Tuzla’dan

 beri tüm bu kıyı lagünlerle kaplı. 




11.24, Yumurtalık’a giriş yapıyorum.



Süleyman Kule; Osmanlı hükümdarı Kanuni Süleyman

 zamanında inşa edilmiş, o nedenle padişahın

 adını almış. 1536 tarihli. 


Güven Pansiyon




Sahili var Yumurtalık’ın…


… bir de limanı.



Pideci Ali Usta


Pansiyon bolca, otel de var. Lokantalar balık ağırlıklı.




"Yol görünüyor, haber alacaksın…”

Kafede oturarak denizi seyrediyorum.

Denizin ortasında minik bir ada, üzerinde görünen kalıntı Kız Kalesi. 


Plaj daha hazır değil.


Her tarafı çöplüğe dönmüş bu kalenin. Yazık!


Limanda bir kale daha var; burası için Orta Çağ’dan

 kalma olduğu belirtilmiş. 
































5. gün (devamı) Yumurtalık-Payas / 3. gün (öncesi) Tarsus-Karataş






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul