30 Nisan 2022, Cumartesi / Yumurtalık - Payas, 77 km (5. gün)
Pansiyonun odası genişti, rahatça yayılmıştım. Geceden çoğunu topladım eşyaların. 6 gibi uyanıp biraz yatakta oyalandıktan sonra tabletten haberlere bakıp ayaklanıyorum. Toparlanmanın ardından Vedat Beyin aranması, bisikleti saklandığı odadan çıkartıp yüklemem ve çekilen foto sonrası 8 gibi selenin üzerindeyim. Hava puslu, kapalı ama keyifli. Hafif bir rüzgar var. Bugün Payas, 73 kilometre gibi bir uzaklık. Geldiğim Emniyet Müdürlüğünün önündeki memurdan bilgi ediniyorum: “Köy yollarından nasıl giderim?” Tarifi alıp devam. Saat 08.15, hava 24,7 °C, rakım 21 m. Kuzeydoğu yönündeyim. %-1’lik hafif bir inişle gidiyorum. İleride termik santralin iki bacası gözüktü bile. Bir tanesinin faal olduğunu söylemişti polis memuru. Köy yollarından gitmeye çalışıyorum ama Payas için gene bir yerde otoyola bağlanaca’m, mecburen.
Bu bölge sulak. Her yerde kanallar, ırmaklar, dereler akıyor, bolca sulama yapılıyor. Ülkemizin kullanılabilir su potansiyelinin %16'sının içme ve kullanmada, %12'sinin sanayide ve % 72'sinin ise tarımsal sulamada tüketildiği söyleniyor. Ancak dünya genelinde olduğu gibi ülke genelinde de su sorunu su sıkıntısına dönüşmüş durumda. Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yıllık 1.700 m3 iken, 2025 yılında 1000 m3’ün altına düşeceği tahmin edilmekte. Bu da son derece ciddi bir sorun olarak önümüzde bizi beklemekte.
Ve tarif üzerine geldiğim köy Demirtaş. Buradan sola saparsan otoyol, düz gidersen köy yolu denmişti. Ama gene de köylüden tarif istiyorum. Gayet net anlatıyor vatandaş (bu kadar konusuna hakim az köylü gördüm), notlarımı alıyor ve düz devam ediyorum. Yolun durumu bozuluyor. Yer yer asfalt, yer yer toprak. Bir müddet sonra da sağa dönüyor. Şimdi ne’dcem? Kafam karıştı yön konusunda. Bereket yürüyen biri var da sağ değil düz gitmem gerektiğini söylüyor. Olmasaydı sağdan gider kaybolurdum. Vah vah halime durumları! : ))
Düz denilen yol tam tamına toprak, tarla yolu. Traktör geçmiş yağmurda, dalga dalga olmuş, sertleşmiş. Biraz sağ biraz sol teker izinden, arada orta kısım diyerek hoplaya zıplaya ilerlemeye çalışıyorum. Yüklü de olunca bisiklet kolaylıkla kayabiliyor dalgalı zeminde. Dikkatli bir şekilde bu bölümü tamamlayıp çıkılan yarı asfalt köy yolundan sola, otoyola doğru dönüyorum. Yani bu bölümleri geçtim ama gene otoyola çıktım. Bu kadar toprak yoldan (8 km) gitmek yerine direkt Demirtaş’tan sol yapabilirdim. İlla köy yolu istersen bu olur!
Otoyol duble, kaba asfalt. Gelinen göbekten sağ Hamzalı yap demişti köylü. Ve otoyoldan ayrılıp ara yollardan sürmeye başlıyorum. Yol tek şerit asfalt ama nedense çokça TIR gelip geçmekte. Burada ne var ki bu kadar TIR çalışıyor? Çevre güzel ama. Havanın pusu devam ediyor. Önümüzdeki günlerde bir yağmur, sağanak ihtimali gösteriyordu meteoroloji. Onun hazırlığı mı bu? Bakalım yağmur görülecek mi pas mı geçecek?
Saat 09.09, hava 28,5 °C, rakım 22 m, ortalamam 17,8 km/s ve yönüm kuzeydoğu derken benzincinin içinden ansızın fırlayan köpek bir miktar kovalıyor. Bu ortalama az, biraz hızlan demek istiyor anlaşılan : )) Hamzalı da tekrar tarif alıyor ve Narlık’a girmeden tepeyi çıkınca sağa sapmamı söylüyor vatandaş. Bölge keyifli. Solum bahçe, ağaçlarla dolu. Meyve ama ne? Yolum hafif eğimlerle inip çıkıyor. Tadında bir yol. Asfaltın durumu da iyi. BOTAŞ var burada, her yere onun yön levhaları konulmuş. Açılımı nedir bu ismin bilir misiniz? Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi. Komik mi?
Ve geldiğim köy Kurtkulağı. Bir soda ile serinliyor, bu arada bakkaldan da yol bilgileri alıyorum. O da İncirlik’e girmeyip -çünkü iniş ve çıkış varmış- otoyol bağlantı yoluna girip üçüncü çıkıştan kara yoluna inmemi öneriyor. Böylece daha kısa olurmuş. Bunu da kafama not ediyor ve Kurtpınar köyüne doğru devam ediyorum. Saat 09.44, 29,5 °C ve şimdi %5’le tırmanıyorum. Ortalamam değişmiyor, 17,7 km/s, rakım 69 m, doğu-kuzeydoğu yönündeyim. Buradaki köylerin adları; kurtların kulağı ve pınarı. Ne iştir dersiniz? Kurtkulağı, Ceyhan ve çevresindeki en eski yerleşim olduğu, Evliya Çelebi Seyahatnamesinin 3. ve 9. ciltlerinde buradan söz ettiği, kasabada günümüze kadar ayakta kalabilmiş olan cami ve kervansaray bulunduğu anlatılmakta. Kurtpınarı’nın böyle bir geçmişi yok. Hatta adı önceleri Akpınar. Sonra, madem o kurt biz de kurt olalım mı dediler : ))
Kurtpınarı’nın ardından Karatepe geliyor. Dışından geçiyorum. Traktörcüden alınan tarif de bağlantı yolunu işaret ediyor. Bu arada karnımın açlığını da iki ısırık cevizli sucukla bastırmaya çalışıyorum. Üzerimdeki yeleği de çıkarttım, ısındı hava, 33,7 °C. Saat 10.20, 42 m rakımda %1 ile hafif yükseliyorum. Ortalamamda az bir artış var, 18,4 km/s oldu.
Bağlantı yoluna girdim. Asfalt kaymak, güvenlik şeridi geniş. Geçen araba da çok çok az. Pedallıyorum. Hava sıcak, 35 dereceyi görüyorum ekranda. Karşı rüzgar var, bas bas durumları! Sıkılıyorum, kaide ağrıma belirtileri vermekte. Birinci sapak bu olmalı. İkinciyi kolluyorum. Bu olabilir mi? Kafam karıştı. Öyle bir durum var ki, ben daha farklı algılamıştım. Sanki gişe öncesi son çıkış gibi düşündüm. Nedense! Üçüncüden çık demişlerdi ancak burası öyle bir yer değil. İki tane geçtim şimdi 3 gelmeli ama sür sür sapak mapak yok! Nasıl olacak bu iş diye kara kara düşünürken karşıdan gelen bir traktör imdadıma yetişiyor. Durdurup yön soruyorum. Yanlış geldiğimi söylüyor. Bu yoldan çıkıp alttaki köyden geçip ara yola çıkmam gerekirmiş. Haydaaa...
Saat 10.46, 35,8 °C, 18,1 km/s ortalama, 63 m rakım ve gene toprak bir yoldan hoplaya zıplaya anılan köye gitmeye çalışıyorum. Ama güzel buraları. Ahırlardan yayılan kokular, kümeslerden gelen sesler... Çeşmesinden suyumu tazeliyor, yüzümü gözümü yıkıyor ve köy içinden geçip asfalt yola çıkıyorum. Şimdi sağ mı sol mu? Yönbul ile aranırken gelen aracı durdurup sağdan olduğunu öğrenmemle devam ve sonunda ana yola çıkıyorum. Öff anam öfff, çok yoruldum ve sıkıldım. Bir müddet asfalt yoldan pedallayıp soldaki alabalık tesis-lokantasına, gölgeye sığınıyor ve biraz kendime gelmeye çalışıyorum. Çok güzel bir dere akıyor kenarında. Sesi ve serinliği rahatlatıcı ancak sıkıntılı bir şekilde tekrar yoldayım. 3-5 km sonra gelen marketten bir soda alıp (3-), biraz oturup tekrar başlıyorum pedallamaya. Karşı rüzgar yoruyor. Saat 12.08, 49 km.de 2’nci bataryaya geçiyorum. Hava 38,1 °C. Ortalamam 18,1 km/s ve rakım 21 m. Yani mülayim bir eğim var.
Sözünü ettikleri tren yoluna geldim. Solda gene bir market. Bu sefer ayran soda karışımını dikiyorum kafaya. Hararet yaptı bu yol bende. İç iç susuzluğum geçmiyor. Yağmur gelecek diye konuşmalar duyuyorum yandakilerden. Görece’z... Tren yolu sonrası şimdi İskenderun-Adana kara yolundayım. Şiddetli bir yan rüzgar soldan esmekte. Yol duble, güvenlik şeridi var ama ara sıra daralıyor ve taşlı topraklı oluyor. Sıfır çizgide gidiyorum. Feci TIR geçmekte. Öyle böyle değil. Aynadan kesiyorum. Bereket açıktan alıyorlar. Saat 13.00, 60’ıncı kilometredeyim. Hava 31,8 derece. 10 m rakımda devam ediyorum 18,2 km/s ortalamayla. Yol düz, çok yoruldum ama, daha 14-15 kilometrem var. Yan rüzgar fena sarsıyor. Oflaya poflaya, bağıra çağıra sürüyorum. Gözüm sürekli benzinci kolluyor. İşin tuhafı yok bu yolda. Gördüğüm tüm levhalar farklı çıkıyor, umudumu kırıyor. Nihayetinde solda bir tane geliyor ve karşı şeride geçip bir soda daha içiyorum. Mataradaki su da ısınmış, hamam suyu olunca tadı olmuyor, sadece ağzı çalkalamakta işe yarıyor.
Saat 13.21, 64. km.deyim. Hava 28,6°C. Herhalde ileride yağıyor gibi. Yoksa sis mi bu gördüğüm? Kaba asfalt da pedallamayı zorlaştırıyor. Yağ gibi kaymıyor, bir de rüzgar üzerine! Yoruldum. Bir de ne çok TIR geçmekte. Ardı arkası kesilmiyor. Öyle gürültülü bir ortam ki burası. Kafam davul gibi oldu!
76 km.ye artık 4-5 km kaldı. Biraz alt yoldan giderek, biraz motorlu kişiye ÖE’yi sorarak..., ve sonunda Payas geliyor. Durmuyor, gidonun üzerinden foto çekip devam ediyorum. Çok ama çok sıkıldım. Bir an önce bitsin istiyorum. Yol tatsız, Her yer ağır sanayi kuruluşları ile dolu, hepsi metal işliyor-satıyor, demir-çelik durumları. BOTAŞ buralarda da var, ayriyeten termik santral. Sanayi sanayi sanayi...
Demir Çelik sektörü bölgemizin lokomotif sektörlerinin başında gelmektedir. İskenderun’dan yapılan ihracatın %51’lik bölümünü demir çelik mamulleri oluşturmaktadır. Otomotiv sektörünün önemli bir kolu olan filtrecilik sektörünün dünyada yoğun olarak üretildiği, ABD ve Çin’den sonra ilk üç üretici ülkeden birisi olan Türkiye’de, filtre üretim merkezi İskenderun’dur. Günümüzde fabrikalar ve atölye bazlı firmalarla birlikte Türkiye’de üretilen filtrenin yaklaşık %60-65’i İskenderun’da üretilmektedir.
Sağdan girilince ÖE hemen solda gözüküverdi. Bisikleti içeri sokuyor ve üst kata çıkıyorum. Ayhan Bey kaydımı yapıyor, 60 lira nakit ödeniyor. Ne de ucuz kaldı burası diğerlerinin yanında. Çay eşliğinde sohbet ediyoruz. Konuşkan bir kişiliği var. Ardından odada açılmaca yayılmaca, dizimden dolayı yarım yıkanmaca, ayakları uzatmaca, dinlenmece, ama geç kalmadan da görülecek üç şey için ÖE’den ayrılmaca.
Sahile, limana doğru yürüyorum. Dal-çık denilen alt geçit sonrası ilkin Sadrazam Mehmet Paşa Külliyesi geliyor. Çok iyi durumda. 1568-1574 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırılan külliye Osmanlı mimarisinin en iyi örneklerinden olduğu belirtilmiş. Külliyede kervansaray, pazar yeri, hamam, cami ve medrese bulunmakta.
Ardından külliyenin içerisindeki arastaya geçiyorum. Yoğun bir iftar hazırlığı içinde millet. Küçük bir işletmede (Hamidiye Sultan Ev Yemekleri ve Börekleri) ıspanaklı börek+ayran (28-) ile karnımı doyurduktan sonra külliyenin batı kısmında, etrafı hendekle çevrili, sekiz kuleli bir savunma yapısı olan kaleyi ziyaret ediyor, ama sadece dıştan görülebiliyorum.
Payas Kalesi, aslen Haçlılar tarafından inşa ettirilmiş, hacıların güvenliğini sağlamakla görevli Tapınak Şövalyelerinin kontrolü altında hizmet görmüş, harap vaziyetteki kale kalıntıları üzerine Osmanlı İmparatorluğu tarafından temelleri tamir edilemeyeceği anlaşılınca (1567–1571) aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmesi ile bugünkü şeklini almıştır. Kale şimdiki haliyle teknik ve sanat bakımından tamamen bir Osmanlı yapısıdır.
Bugün II. Selim’in ismiyle anılan cami (Sarı Selim Cami) yapıldığı tarihten bu yana ibadete kapatılmamıştır. Caminin son cemaat mahalli yedi revaklıdır. Ancak avluyu çevreleyen bütün revaklar gibi cami önündeki orijinal revaklar da kaynaklarda bilgisine rastlamadığımız bir sebepten, bilmediğimiz bir tarihte tamamen yıkılmıştır. Caminin ön revakları yakın tarihte beton, taş ve demir kullanılarak, gerçeğine sadık kalınarak onarılmıştır. Cami avlusunda yıkılan revakların da kaideleri durmaktadır. Cami, erken devir camilerinde görülen ters “T” planına sahiptir. Caminin avlusu 18 hücreden meydana gelen bir hanegahla çevrelenmiştir. Hanegahın odacıkları avlunun doğu, batı ve kuzey duvarları boyunca sıralanmıştır. Bu hücrelerin ön kısımları aslında revaklı olmakla beraber bu revaklar günümüze ulaşmamıştır. Revakların altına gelen kısım avlu zemininden yüksek tutulmuştur. Hücrelerin hepsi birer kapı ve pencereyle avluya açılmakta olup hepsinin içinde dolap nişleri ve ocaklar bulunmaktadır. Hanegahlarda tasavvufi eğitimler verilmiştir ve eğitimin büyük ölçüde yatılı öğrencilerle gerçekleştiği düşünülmektedir. Cami ve hanekah odaları bir avlu etrafında düzenlenmiş olup avlunun içinde bir şadırvan, su kuyusu ve anıt zeytin ağacı vardır.
PayasKaymakamlığı, PayasBelediyesi
II. Selim Camii sonrası sahile doğru yürüyüş, içilen bir soda ile. Kale ile liman arasında, limanı korumak üzere 1577 yılında inşa edilmiş Cinkule geliyor. Herhalde 13. yy.da Haçlıların inşa ettiklerinin yerine dikilmiş. Eskiden "İskele Kalesi" adıyla anılan bu yapı 360 derecelik görüş alanına sahip iki katlı bir karakol kulesi. Ziyarete kapalı ama.
Sahilde oturulan işletmede bir sade (17-) ile düşüncelere dalıyorum. Uzaklarda sanayi tesisleri görülüyor. Bir köpek kumlarda koşturmakta. Havadaki sineklerle oynaşıp ara sıra suya girip çıkmakta. Sezon zamanı buraları dolup taşıyordur. Halk Plajı denilen yer burası olsa. Denizi sakin. Dalgakıranın etkisi görülüyor. Düşen 1-2 damla ile çatı altına sığınıyor, bir de su içip 22 lira ödeyip geri yürüyorum. Tren yolundan geçerken gelen treni izleyip Payas’ın çarşısına doğru ilerlemekteyim. Otostop çekiyorum ama kimse almıyor. Çarşıda çorba arayışım sonuç vermiyor, hepsinde kemik suyu var. Ağzımı az künefe+dondurma (20-) ile tatlandırıyor, biraz daha dolanıp ÖE’ye dönmekteyim.
Payas ilçesinde yerleşim neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Anadolu'yu Suriye ve Ortadoğu'ya bağlayan güzergâh üzerinde olması sebebiyle tarihin her döneminde Payas bölgesi stratejik bakımdan önemli bir yerleşim bölgesi oldu. Payas'ın eski çağlardaki adı Baias'tır. Sonraları Bayyas, Bayas ve son olarak da bugünkü hali olan Payas adını almıştır. Zamanın en büyük iki devleti, Bizans İmparatoru Herakleios ile İran Kralı II. Hüsrev arasında 622'de yapılan büyük savaş Payas'ta olmuştur. Daha sonraları Payas Haçlı Seferleri yolu üzerinde olması sebebiyle önemini korumuştur. Haçlıların ilk seferlerinde Anadolu’ya Payas üzerinden çıktıkları bilinmektedir. Payas'taki Cin Kulesi’nin gözetleme amacıyla XIII. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Bölge kısa bir süre Haçlı egemenliğinde kalmıştır.
Payas, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi ile Osmanlıların eline geçmiştir. Hac yolu üzerinde olması nedeniyle Osmanlılar Payas’a önem vermişler ve Cenevizlilerden temel yıkıntıları ile kalan kaleyi tamamen sökerek aslına uygun olarak 1567-1571 tarihleri arasında, bugünkü kale ve hendeği yapmışlardır. Külliye, cami, hamam ve imaret ise 1568-1574 yılları arasında tamamlanmıştır. Payas kalesi, kervansarayı ve limanı ile uzun bir dönem önemini korumuştur. Osmanlı Devleti tüm doğu seferlerinde Payas Limanı'nı lojistik ikmal üssü olarak kullanmıştır. Son olarak IV. Murat ünlü Bağdat seferinde tüm lojistik ikmalini Payas üzerinden yapmıştır.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde Payas'tan teferruatlı bir şekilde bahsetmektedir. Buna göre XVII. yüzyılda turunç, üzüm ve incir bölgenin en dikkate değer ürünleri arasındadır. Evliya Çelebi yol üstündeki kervansaraylardan en önemlisi olarak Payas kervansarayını göstermiştir.
I. Dünya Savaşı sonrasında kısa bir süre Fransız işgaline uğrayan Payas, işgalden fazla etkilenmemiştir. Her ne kadar 200 kişilik bir Fransız birliği ve atanmış bir Fransız kaymakamı bulunsa da bölgedeki çete faaliyetlerinin Payas'ın dağlarında ve özellikle Fındık Yaylası'nda üstlenmesi sonucu işgal hiçbir zaman etkili olmamıştır. 1939 yılında Hatay'ın anavatana katılımıyla sınır kenti olan Payas Hatay’a bağlanmıştır.
- Payas ÖE 0326 7551930
Yumurtalık - Payas
Tur tarihi: 30 Nisan 2022
Alınan yol: 76,57 km
Ortalama hız: 18,3 km/s
En yüksek hız: 63,4 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 11 dk, dışarıda geçen süre 6 s 07 dk
En yüksek sıcaklık 38 ˚C, en düşük 24 ˚C, ortalama 30,8 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 556,6 m, kaybı (iniş) 544,1 m
En düşük yükselti 1,4 m, en yüksek 153,3 m
Garmin yol bilgileri Yumurtalık-Payas
Relive yol bilgileri Yumurtalık-Payas
![]() |
Yumurtalık’tan ayrılışım 8 gibi. |
![]() |
Hava puslu, kapalı ama keyifli. Hafif bir rüzgar var. |
![]() |
Kuzeydoğu yönündeyim. Köy yollarından gitmeye çalışıyorum. |
![]() |
İleride termik santralin iki bacası gözüktü bile. |
![]() |
Tarif üzerine geldiğim köy Demirtaş. Buradan sola saparsan otoyol, düz gidersen köy yolu denmişti. |
![]() |
Düz denilen yol tam tamına toprak, tarla yolu. Traktör geçmiş yağmurda, dalga dalga olmuş, sertleşmiş. |
![]() |
Otoyol duble, kaba asfalt. |
![]() |
Gelinen ayrımdan sağ, Hamzalı olarak otoyoldan ayrılıp... |
![]() |
… ara yollardan sürmeye başlıyorum. |
![]() |
Çevre güzel. Havanın pusu devam ediyor. |
![]() |
Tadında bir yol. Kurtpınar köyüne doğru devam ediyorum. |
![]() |
Bağlantı yoluna girdim. Asfalt kaymak, güvenlik şeridi geniş. Geçen araba da çok çok az. |
![]() |
Karşı rüzgar var, bas bas durumları! Sıkılıyorum. |
![]() |
Gene toprak bir yoldan hoplaya zıplaya anılan köye gitmeye çalışıyorum. |
![]() |
Ama güzel buraları. Ahırlardan yayılan kokular... |
![]() |
… kümeslerden gelen sesler. |
![]() |
Köy içinden geçip asfalt yola çıkıyorum. |
![]() |
Çok yoruldum ve sıkıldım. Soldaki alabalık tesis-lokantasına, gölgeye sığınıyor ve biraz kendime gelmeye çalışıyorum. Çok güzel bir dere akıyor kenarında. Sesi ve serinliği rahatlatıcı. |
![]() |
Sıkıntılı bir şekilde tekrar yoldayım. Karşı rüzgar yoruyor. |
![]() |
Şimdi İskenderun-Adana kara yolundayım. Şiddetli bir yan rüzgar soldan esmekte. Yol duble, güvenlik şeridi var ama ara sıra daralıyor ve taşlı topraklı oluyor. |
![]() |
Sonunda Payas geliyor. Durmuyor, gidonun üzerinden foto çekip devam ediyorum. |
![]() |
Payas ÖE |
![]() |
Payas Çayı; kaynağını Amanos (Nur) Dağları’nın eteklerinden alır. Günümüzde daha çok kentsel bir dere niteliğindedir. |
![]() |
Payas ÖE |
![]() |
Sadrazam Mehmet Paşa Külliyesi |
![]() |
1568-1574 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırılan külliye Osmanlı mimarisinin en iyi örneklerinden. |
![]() |
Külliyede kervansaray, pazar yeri, hamam, cami ve medrese bulunmakta. |
![]() |
Küçük bir işletmede (Hamidiye Sultan Ev Yemekleri ve Börekleri) ıspanaklı börek tadıyorum. |
![]() |
Sadrazam Mehmet Paşa Külliyesi |
![]() |
Payas Kalesi |
![]() |
Payas Kalesi; demir parmaklıkların arasından bir bakış. |
![]() |
II. Selim Camii; avlusu 18 hücreden meydana gelen bir hanegahla çevrelenmiştir. |
![]() |
II. Selim Camii içi. |
![]() |
Cinkule; eskiden "İskele Kalesi" adıyla anılan bu yapı 360 derecelik görüş alanına sahip iki katlı bir karakol kulesi. |
![]() |
"İçin/yüreğin kabarmış, çok düşünüyorsun…” |
![]() |
Karşılarda dev sanayi tesisleri görülmekte. |
![]() |
Yenilen az künefe+dondurma. |
6. gün (devamı) Payas-Arsuz / 4. gün (öncesi) Karataş-Yumurtalık
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km


























































