18 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Nizip-Birecik)


16 Mayıs 2022, Pazartesi / Nizip - Birecik, 37 km (21. gün)

 

4 gibi bir uyandım sonra tekrar dalmışım. 6 buçukta kalkıp gazeteye bir göz attıktan sonra hazırlanıp eşyaları lobiye indirip bisikleti yükledikten sonra kahvaltı salonuna gidiyorum. Açık büfe yapmışlar. Çok çeşit yok ama gene de böylesi hazır tabaktan daha iyi. Bu ÖE bence üst sıralarda yer alacak (sonradan öğrendiğime göre burası yeni binalarıymış, o nedenle doğru dürüst bir yer.)


Saat 08.35, ÖE’nin karşısındaki sokaktan çıkıp bulvardan sol yapıp dümdüz gidiyorum. Hafif bir inişi var. Hava pırıl pırıl. Dünkü yağmurdan eser kalmamış. Bugün Birecik (50 km) ama önce Zeugma Ören Yeri. Dutluk köyüne gitmem gerektiği, oradan Zeugma’ya geçilir denilmişti dün ÖE’de.

 

Şehir dışına çıkınca yol tek şerit ve asfaltın durumu bozuluyor. Yer yer yamalar, dalgalanmalar var. Ama çevre güzel, kırsaldayım. Sol Zeugma denilmiş. Sapmamla yolun durumu daha iyi oluyor. Çevre keyifli. Sağ sol fıstık ağaçlarıyla dolu. Zaten Nizip bu konuda öncü, hem yetiştirme, hem çıtlatma ve kavlatma (soyma). Zeytin de görüyorum. Sabunun %90’ını üretiyormuş bir zamanlar burası. 


Otoyolun üzerinden geçip bir büyük trafo kenarından devam ederek Zeugma levhalarını takip ediyorum. Yol genel olarak iniyor. Fırat’ın kenarına kadar gideceğim. Dün gelmemiş olmam iyi oldu. Hafta sonu kalabalığı olabilirdi. Gerçi yağmur vardı, hava berbattı. Gelemezdim zaten. Hatay’a dolu bile yağmış diye duydum. Bu arada trafonun köşesinden dönerken düz giden yol için “Nizip Gemi İskelesi” yazıyordu. Gelmeden okumuştum; 5 saat süren, Fırat boyunca Zeugma-Rumkale arasında pazar günleri gemi turları düzenleniyormuş. Bir de feribot haberi vardı; 2 adet olduğu, 30 araç, 3 otobüs, 100 yolcu kapasiteli. Çok iyi düşünülmüş bence. Hem Nizip hem Antep için turistik bir gelir kapısı.


Büyük İskender'in generallerinden I. Selevkos Nikator, MÖ 300 yılında Büyük İskender'in Fırat Nehri'ni geçtiği yerde Selevkaya Euphrates adını taşıyan bir kent kurmuş. Bu kentin karşı tarafına ise eşi Apama'nın adını alan ikinci bir kent inşa edilmiş. Bu iki kent daha sonra bir köprü yaptırılarak birbirine bağlanmış. MÖ 31 yılından başlayarak Roma'ya bağlanıp geçit anlamına gelen Zeugma adını alan kent, MS 2. yüzyılda zenginliğinin doruğuna ulaşmış. MS 256 yılında Sasani Kralı I. Şapur'un kente saldırmasıyla tahrip olmuş ve eski önemini yitirmiştir denilmekte. İşte Zeugma Ören Yeri burası. 65’le giriş yapıyor, bisikleti kenara dayayıp, çalışanlarla selamlaşıp - iki laf edip ören yerine yürümekteyim. 


Zeugma, MS 256 yılında donmuş bir zaman kapsülü gibi bizi buluntularıyla beklemekte. Üstü örtülü ören yerinde su altında kalmaktan kurtarılmış kazı alanına giriyorum. Yürüme platformları rahatlıkla gezmenizi sağlıyor. Burada, 4. Lejyon karargahının bulunması nedeniyle yüksek rütbeli subayların ikamet ettiği, stratejik avantajları nedeniyle zengin tüccarların yaşadığı Zeugma Antik Kenti'nde yer alan mimari yapılar, Zeugma evlerini süsleyen, antik edebiyat ve mitolojinin ünik resimsel sunumlarını içeren mozaik döşemeler, kültürlü, entelektüel sosyal tabakanın yaşantısından önemli kesitler görmekteyiz.


Bolca video ve fotolar çekiyor, çalışanla yaptığın söyleşide barajın başka yere de yapılabileceği, çok daha verimli olacağı, tarihin ve son derece kıymetli bir antik yerleşimin de kurtulmuş olabileceğini dinliyorum.


Fırat, 7 ilimizi dolaşıp bereket saçtıktan sonra önce Suriye’ye uğrar, daha sonra Irak’tan geçerek Basra Körfezine dökülür. Fosil yakıtlara şiddetle ihtiyaç duyan, ama ihtiyacını dışarıdan satın alan ülkemiz için HES projeleri bir zamanlar tek çareydi. Bu nedenle Fırat üzerine beş tane HES kurmuşuz. İlk tamamlanan baraj 1975 yılında Keban oluyor. Sonrasında hızla Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış barajları yapılıyor. Fırat’ın bugün neredeyse çok az bir kısmı doğal akışında akıyor. Geriye kalan kısımlar ise baraj gölü halinde. Bu göller yüzlerce köyü ve antik yerleşimi sular altında bıraktı. Sadece Birecik’in kuzeyinde Kavaklı, Çekem, Erenköy, Kamışlı gibi onlarca köy sualtında kaldı. Barajlar su tutmaya başlamadan önce birçok antik yerleşimde kurtarma kazısı yapılmasına karşın kaybettiğimiz tarihsel mirasın boyutlarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

 

Yarım saatimi bu muhteşem ören yerinde geçirip giriş kapısına geri dönüyor, Nurettin ve Aydın beylerle çay eşliğinde sohbetteyim. Zeytinyağı-sabun-fıstık, buranın üç temel üretimi. Nereden-kimden alabileceğimi anlatıyorlar. İstanbul’a döndüğümde ısmarlarım artık. Her gezide yeni tüccarlar tanıyorum. Buradaki beyler de barajın yanlışlığından, tarım arazileri, tarihi mekanlar ve sazlıklar, göletler ve su kaynaklarını yok ettiğini, zengin Mezopotamya topraklarında yaşayan endemik canlı türlerinin baraj tehlikesi altında kaldığını, doğaya verdiği tahribattan söz ediyorlar. Gelmeden okuduklarımın arasında, Belkıs köyünden feribot kalktığı şeklindeki haberi soruyorum, ve buraya gelirken gördüğüm iskele yazsını. Ne var ki 2015 tarihli bu haberin geçmişte kaldığını, bugün artık çalışmadığını söylüyorlar. Ayriyeten barajın Antep’le Urfa’nın ortasından geçtiği halde neden Birecik Barajı olarak adlandırıldığına anlam veremediklerini, adının Nizip-Birecik Barajı olması gerektiği, Zeugma’nın da iki il tarafından paylaşılamadığından dert yanıyorlar. Bu bana Kommagene Nemrut’u hatırlattı. Orası da Adıyaman ve Malatya arasında paylaşım kavgasına neden oluyor-du.

 

Bir saat 45 dakikamı Zeugma’da geçirmiş oldum. Artık dönüşe başlıyorum (11.05). Buradan köye kadar 5, oradan 15, yani 20-25 kilometrem var Birecik’e. Hava 29,4 °C, 419 m rakım ve ortalamam 18,5 km/s. Aynı yolu gidip gelmeyi pek sevmesem de %14’lük kısa bir tırmanış dışında geldiğim gibi, ama daha ziyade yükselerek Dutluk köyüne varıp sola, sabahki yolun devamı olarak, yapılmakta olan Devlet Hastanesi inşaatı yanından pedallıyorum. Zeugma’da konuştuğum 3 kişi de bilinçli insanlar. Ne güzel, olanı biteni anlamışlar, her şeyin farkındalar. Otoyol da sağımda göründü bile, ama çıkabilmek için biraz daha bozuk yoldan gitmem gerekiyor.

 

Otoyol dar, güvenlik şeridinde tırtıl var. Çizgi üzerinde gidiyorum. Bazı araçlar yakın geçmekte. Sağ tarafım da yeni yol için kazılmış. Biraz tedirginlik veriyor. Düşme korkusu, araçlardan kaçayım derken. Gelinen benzincide bir mola. Çay ikram ediyorlar, sohbet ediyoruz. Birecik de fazla uzak değil, köprüsü gözüktü bile.


1956 yılına kadar Gaziantep ile Şanlıurfa arasında yolculuk yapan tüm araçlar bu noktada, Fırat üzerinden ilkel feribotlarla geçmek zorundalarmış. Haliyle sıkıntı veren bu duruma çare olarak 1951'de başlanıp 1956 tamamlanan, o dönemin en büyük projelerinden biri olan bu köprü inşa edilmiş. 5 kemerli, 695 m uzunluğunda ve 11 m genişliğinde. Bu köprünün dışında O-52 paralı yolu üzerinde de köprü olmasına karşın buranın halen geçiş için önemini koruduğu söyleniyor. Ben de köprüye doğru salıyorum kendimi. Yokuş aşağı gittiğimden, araç trafiği de bol olduğundan foto çekemeden geçiyorum karşıya.


Birecik, Fırat kıyısı boyunca yayılmış vaziyette. Önce sağ tarafına sapıyorum. ÖE bu bölgede, yolun sonunda. Dönüp, kıyı boyunca bisiklet yolundan Birecik’in diğer yönüne gidiyorum. Kelaynakların koruma altına alındığı yere. Bisikleti gölgelik bir yere dayayıp yüksek tellerle koruma altına alınmış, büyükçe bir kafese yaklaşmaktayım. Önünde bir bey, herhalde Kelaynakça olsa, kuşlara doğru sesler çıkartmakta. Kuşlar da bu sesler karşısında hareket etmekte. Bana sessiz olmam şeklinde işaret ediyor ve yanına çağırıyor. Buranın idarecisi Mustafa Bey, anlatıyor: “Nesli tehlike altında olan çok önemli bir kuş türüdür. Dünyada sadece koloni halinde Kuzeybatı Afrika’da Fas’ta ve bizde yaşamaktalar. Erişkinin başı tüysüz, gaga ve bacakları kırmızı, yaka tüyleri sivri, uzun ve siyahtır. Kelaynaklar Birecik’te Fırat nehri kıyısında kaya ve oyuklara yuva yaparlardı; ancak 1950’lerde sayıları tarım ilaçlarının kullanımından dolayı yok denecek kadar azaldı. 2002 yılında Kelaynak kuşları, buradaki Kelaynak üretme istasyonunda, Doğa Derneği çalışmalarıyla sayıları arttırıldı ve halen çalışmalar devam etmektedir. Kelaynaklar şehrin üzerinde yarı evcil olarak uçmaktadırlar. Ayrıca Kelaynak kuşları Birecik halkı için bolluk ve bereketin sembolü olarak benimsenmektedir.” Bugün serbestler ama göç zamanında kafese kapatıyorlar. 301 adetler. Göç etmelerine neden izin vermiyorsunuz diye soruyorum. “Ürdün-Lübnan-Mısır semalarından geçerken avlanıyorlar. Hatta şahinlere yem ediliyorlar.” Bak sen şu Arapların yaptıklarına!


Otel Seyr-i Fırat'a gidiyorum. Bir binanın 2’nci katında. Odam ayrılmıştı. Eşyaları taşıyor. Bisikleti de dikine alıp asansörle yukarı çıkartıp bir odaya alıyoruz. Otel temiz, oda temiz. 120 TL’de burası için çok makul. Pencereden baktığımda manzaram Fırat nehri, geçtiğim köprü karşımda. Okuduğum iki olay aklıma geliyor. İlki yakın tarihli; üç ay önce, köprüden atlayıp intihar etmek isteyen 20 yaşında bir genç..., kurtulmuş ama. Diğeri ise yapım yılına geri gidiyor, yani 1956’ya. Köprü yapılırken bu bölgeden de işçiler alınmış. Şantiyenin şefi mühendis bir işçiyle ters düşmüş ve bitmeye yakın bir tarihte o işçi tarafından öldürülmüş : ((

 

Duş sonrası belediyeye gidip Adnan Beye teşekkür ediyor, kısaca tanışıyoruz. Birecik’te onun sayesinde yer buldum. Konuşmamızdan öğreniyorum ki otel belediyeye ait bir tesis. Çalışanlar memur. Çok iyi bir oteli olmuş ilçenin. ÖE ile aynı fiyatta. Herhalde de durumu daha iyidir ÖE’den. Bir de Acar Otel vardı, 160- demişti telefona çıkan. Orada da yer yoktu ama çıkanın Türkçesini bile anlamak zordu.


Karnımı doyurmak için Suriyelilerin olduğu sokakta falafelci arıyorum ancak bulamıyorum. Bir yer var ama kasap karışımı bir şey. Ne iştir belli değil. Dönüp Osmanlı Lokantasında pide ısmarlıyorum. Güzel bir pizza geliyor. Yanında ikram yeşil salata, acı biber ve yoğurtlu buğdaylı bir meze ile (45-). İnternetim çok azaldı. Sorun çıkaracak. Yemeği beklerken lokantanınkine bağlanıyor sağa sola video yolluyorum.

 

Dolaşmaktayım sokaklarda. Dikkat çekici bir bina. Açık olan kapısından giriyor, bir kat çıkıyor ve açık olan odada, İŞKUR’muş burası, masa arkasında oturan beyle tanışıyor, sohbet ediyoruz. Eski belediye binasıymış, şimdilerde kadınlara yönelik bir eğitim (el emeği-göz nuru) faaliyeti için, saat 9-15 arası açılıyormuş. Yani yarın gelirsem içini de görebileceğim. İki gün kalacağımdan Halfeti’ye de gitmek istiyorum. Öğrendiğime göre minibüs 40 lira ve 20 dakikada bir kalkıyormuş.


Küçük Çarşı’ya yürüyor, bir vatandaş tarafından Mağara Camisine götürülüyorum. Varlığından haberdar değildim. Üç sene önce restore edilmiş. Vakıflar Müdürlüğü’nün açıklamalarında: Mağara Camii’nin inşa tarihi bilinmemektedir. Yöre halkı tarafından kilise olduğu belirtilen kayaya oyulmuş yapı, daha sonra bilinmeyen bir tarihte camiye dönüştürülmüş ve aynı dönemde kuzey cephenin önüne yapıdan bağımsız minare eklenmiştir. Eski Mağara Camii'nin kuzeyine ve minarenin güneyine 1964 yılında Yeni Mağara Camii inşa edilerek, eski caminin kuzey cephesi tümüyle kapanmıştır... denilmekte.


Her yerde berberler var. Demek ki Birecikliler çok düşkünler saçlarına. Motosikletliler, her köşeden fırlıyorlar. Çok dikkatli olmak lazım. Yürürken adres sorduklarımdan çay davetleri alıyor, ısrarla çağıran beyin yanına ilişiyorum. Berber Müslüm (aynen benim İstanbul’daki berberin adı). Zahter ısmarlıyor. Anlatıyor, İstanbul’a gitmiş bulunmuş. Halen orada akrabalarının olduğu, ara sıra gittiğini söylüyor. Ben de, gelecek sefer alo dersen sana orada kahve ısmarlarım diyorum.


Kıyıdaki bankların birine oturuyor, Fırat’ı, minik kuşları ve karşı kıyıyı izliyorum. Birecik’i tanıyalım mı? Fırat ırmağının eskiden sadece doğu kıyısındayken son yıllarda her iki kıyısı üzerinde, deniz seviyesinden 450 metre yükseklikte kurulmuştur. Evler, ırmak boyundaki dar bir düzlükte ve bunun gerisinde yükselen dik bir yamaç üzerine yayılır. Bu yamaç üzerinde bir de kalesi vardır. Fırat, Birecik’in bulunduğu noktadan itibaren aşağıya doğru ufak çapta nehir nakliyatına elverişlidir. Bu sebeple, Birecik eskiden beri kara ve nehir ulaşımı arasında bir aktarma yeri olarak önem kazanmıştır. Daha sonraki devirlerde İstanbul-Bağdat demiryolunun Birecik’ten değil de biraz güneyden geçmesi ve kervan ticaretinin eski önemini kaybetmesiyle kasaba gerilemeye başladı. Birecik Köprüsünün yapılması kasabanın önemini yeniden artırdı. Tarihi MÖ 2000 yılına kadar dayanır. Hitit, Asur, Pers, Makedon, Bizans ve Arap egemenliğinin izlerini taşıyan şehir, Selçuklulardan itibaren Türklerin egemenliğine girmiştir. Adını Birtho’dan aldığı sanılmaktadır. Birtho, Asurilerin konuştuğu kadim Arami dilinde tepe demektir. Birecik’in en eski yapısı olup 12 burcundan sadece biri ayakta kalan kalenin kayalık bir tepenin üstünde kurulu olması bu olasılığı güçlendirmektedir.


Parkta otururken dolanan iki küçük çocuğa ikişer buçuk lira verdim (elimdeki bozuklukları). Ne alabilirler ki bu kadar az parayla? Hiç! Şehrin diğer tarafına yürüyor, dondurmalı şöbiyet (50-) yiyor, sahibinden baklavaların Antep’ten geldiğini, İstanbul’da da şubelerinin olduğunu öğreniyor, soğuk içecekler alıp odaya bırakıyorum. Otelin tek eksiği internet. O nedenle akşam odada TV’ye bakıp yerli dizilere gülüyorum. Gerçekten hiç izlemediğimden, ancak böyle durumlarda baktığımdan, neler neler çekmişler, hayretler içindeyim.

 



- Otel Seyr-i Fırat 0414 6526697

- Birecik ÖE 0414 6522673

 














 

Nizip - Birecik 

Tur tarihi: 16 Mayıs 2022

Alınan yol: 36,91 km
Ortalama hız: 18,1 km/s

En yüksek hız: 51,4 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 02 dk, dışarıda geçen süre 5 s 33 dk

En yüksek sıcaklık 46 ˚C, en düşük 22 ˚C, ortalama 29,4 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 334 m, kaybı (iniş) 515,7 m
En düşük yükselti 336,8 m, en yüksek 534,6 m

 

Garmin yol bilgileri Nizip-Birecik


Relive yol bilgileri Nizip-Birecik


Nizip’ten ayrılışım 08.33.


ÖE’nin karşısındaki sokaktan çıkıp bulvardan sol yapıp dümdüz

 gidiyorum. Hafif bir inişi var. Hava pırıl pırıl. Dünkü 

yağmurdan eser kalmamış.


Şehir dışına çıkınca yol tek şerit ve asfaltın durumu 

bozuluyor. Yer yer yamalar, dalgalanmalar var. 


Sol Zeugma denilmiş. 


Sapmamla yolun durumu daha iyi oluyor. Çevre

 keyifli. Sağ sol fıstık ağaçlarıyla dolu.



Bir büyük trafo kenarından devam ederek 

Zeugma levhalarını takip ediyorum. 


Yol genel olarak iniyor. Fırat’ın kenarına kadar gideceğim.








Gaziantep'in incisi olan Nizip fıstığı, aslında dünya çapında 

bilinen Antep fıstığının en kaliteli ve karakteristik 

alt türlerinden biridir. 


Nizip ilçesinin toprak yapısı ve iklimi, bu fıstığa 

kendine has bir kimlik kazandırır.





"Zeugma" kelimesi Yunanca "geçit" veya "köprü" anlamına gelir.


MÖ 3. yüzyılda Seleukos I tarafından kuruldu, Roma döneminde 

MS 2.-3. yüzyıllarda mozaik sanatıyla zirveye ulaştı. MS 256'da 

Sasani saldırısıyla yıkıldı, 7. yüzyılda terk edildi.


A Evi Mozaikli Oda


Danae Evi


B Evi


A Evi


Dionysos Evi



Dionysos Evi


Dionysos Evi



Zeugma, Doğu ile Batı arasında ticaret köprüsü olduğu için 

stratejik ve kültürel açıdan çok önemliydi.


Bir saat 45 dakikamı Zeugma’da geçirmiş oldum. Artık dönüşe 

başlıyorum. Buradan köye kadar 5, oradan 15, yani 

20-25 kilometrem var Birecik’e.





Şanlıurfa İl Sınırı


12.25, Birecik’e giriş yapıyorum.






Birecik, Fırat kıyısı boyunca yayılmış vaziyette. Önce sağ 

tarafına sapıyorum. ÖE bu bölgede, yolun sonunda. 





Dönüp, kıyı boyunca bisiklet yolundan Birecik’in diğer yönüne

 gidiyorum. Kelaynakların koruma altına alındığı yere. 





Şu “Bayan” lafı yok mu?! Sıfat olan bu sözcük artık “Kadın” yerine

 kullanılır oldu. Böylece kadın denmeyerek kibarlık mı yapılıyor?



Birecik Kelaynak Üretme İstasyonu


İstasyon, göçlerine izin vermeden kuşları kafeslerde barındırır; 

Şubat-Mart'ta doğaya salar, Temmuz'da geri alır. Özel diyetle 

(yağsız kıyma, yumurta, havuç, peynir) besler

 ve rehabilitasyon sağlar.



200'den fazla kelaynak barındırır; tedavi merkezi, tanıtım

 müzesi ve ahşap tüneme alanları içerir.







Birecik Kalesi; Fırat Nehri kıyısında, yüksek kaya tepesi

 üzerinde yer alan tarihi bir savunma yapısıdır.


Otel Seyr-i Fırat




Karnımı doyurmak için Suriyelilerin olduğu sokakta

 falafelci arıyorum ancak bulamıyorum. 



Osmanlı Lokantası



Eski belediye binası.





Dolaşmaktayım sokaklarda. 



Küçük Çarşı’ya yürüyor, bir vatandaş tarafından

 Mağara Camisine götürülüyorum. 


Mağara Camii


İslamiyet öncesi Hristiyanlarca kilise olarak

 kullanılan yapı, fetihten sonra camiye

 dönüştürüldü; kökeni Eyyûbî dönemine uzanır. 









Ulu Cami-i; kitabesine göre Memlûk Sultanı 

Melik Eşref Şaban tarafından 1364-1365 

yıllarında yaptırılmıştır; bazı araştırmalar 

12. yüzyıl kökenli olabileceğini belirtse de 

Memlûk dönemi kabul görür. 19. yüzyılda 

(1802, 1816, 1855) kapsamlı tamirler görmüştür.


Dikdörtgen planlı harimi taş ayaklarla üç sahna ayrılır, mihrap

 önü kubbeli çok ayaklı ulu cami tipindedir; son cemaat

      revakı ve tek şerefeli minaresi dikkat çeker.


İlçenin en eski ve önemli ibadet

 yapılarından biridir.


Eski belediye binası.





Dondurmalı şöbiyet.






22. gün (devamı) Birecik II / 20. gün (öncesi) Gaziantep-Nizip






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul