28 Nisan 2022, Perşembe / Tarsus – Karataş, 96 km (3. gün)
Geceden eşyaların çoğunu yerleştirmiştim. Saat 7 gibi toparlanmaya başlıyorum. Kahvaltı öncesi çantaları bisiklete takıp salona geçip, fazla doyurmadan mideyi, bir yumurta ve bal+tereyağı karışımı ile, yanıma da iki dilim ekmek arasına krem peyniri yerleştirip yola çıkışım 08.35. Bugün Karataş, 85 km uzakta.
Önceki akşam geldiğim yoldan otogara inip kavşaktan sola döndüm. Hava sabahın serinliğinde, güneşli ama, 22,4 °C. 17 m rakımdayım. Üzerimde Adidas ceket var. Şimdilik iyi. Adana yolunda bir müddet gidip iki kişiden teyit alınıp Tuzla ayırımına dalmamla otoyoldan çıkıyor, tek şeritli bir yola giriyorum. Tuzla 39, Karataş 94 diyor levha. Benim hesabımdan 10 km fazla. Ama galiba ben Tuzla’dan sonra kestirmeyi kullanaca'm, hipotenüsten gidece’m.
Güneydoğu yönünde, Tarsus çayının ve Seyhan nehrinin suladığı bereketli bir ovada, sıfır eğimle tarlalar içinden giden yol ara sıra kıvrılıyor ama eğim hiç değişmiyor. Başka ifadeyle sürekli çevirmen lazım. Bu da bir süre sonra sıktığı gibi yoruyor da. Sağım zeytin solum sanki şeftali, küçük ağaçlar var. Bir de geldiğim yer görünüşte çeltik gibi duruyor. Bilemiyorum tabii. Su basıyorlar herhalde sonra buraya. Nasıl oluyorsa?
Tarlalarda çalışanlarla, yoldan geçenlerle selamlaşmalar şeklinde süren yolumun kenarlarını kırmızı gelincikler süslemiş. Ve de okaliptüs ağaçları. Hızla önümden kaçan bir kertenkele çalıların arasında kayboluyor. Mevsim çok keyifli tabii. Nisan sonu mayıs başı, yemyeşil ortalık. Hava sıcak, 22,5 derece. Saat 09.27, 6 m rakımda sıfır eğimle gidiyorum. Büyük-yüksek elektrik direkleri var, tarlaları boydan boya geçen. Az önce gördüklerim herhalde çeltik değil(-di), öyle sanmıştım (sonradan öğreniyorum ki yer fıstığıymış).
Saat 9 buçuk. Cezaevi geçilip su kanalları üzerinden ve kenarından devamla, ara sıra gelen mevsimlik işçilerin çadırları şeklinde devam ediyor yolum. Öyle bir coğrafya ki, iki tarafım tarım arazisi. Bolca seralar var, su kanallarının çevreleri kamış. Belli, bereketli bir toprak burası, Çukurova derken yol fena bozuldu şimdi. Dökülmüş bölümler, kaba asfalt. Sürtünme çok olduğundan ağır gidiyor bisiklet. Gene de 21,2 km/s ortalama hızım ama kaide hafiften pişme işaretleri vermekte. Asfalt arada bir düzeliyor, bu da rahatlatıyor pedallamayı.
Adana İl Sınırına girdim. Bir köprüyle Seyhan üzerinden geçiyorum. 560 km ile Türkiye’nin 4’üncü uzun nehri, 8 adet de barajı var. Çukurova’da tarımsal sulama için çok büyük önem taşır, özellikle pamuk üretimi için. Kayseri-Pınarbaşı’ndan doğar, Adana-Mersin sınırında, Deli Burnu’nda Akdeniz’e dökülür.
Bir polis kontrol noktası geliyor ama kimsecikler yok. Herhalde artık burada durmuyorlar. Devam pedallamaya. Geldiğim yol ayırımında Karataş-Adana sol, Tuzla düz diyor. Sorduğum kişi düz devam ederek Tuzla üzerinden gitmem gerektiğini söylüyor. Ben de rota çıkartırken bunu görmüştüm. Araba gibi gitmek zorunda değilim. Tuzla sonrası iki köyden geçip Adana’dan gelen yola bağlanacağım. Böylecene 10 km kısalacak yolum, yani 100 değil 90 olacak. 21,3 km/s ortalama ile hafif inerek (%-1), dangıl dungul bir yolda ilerliyorum. Saat 10.06, hava 27,4 °C ve rakım 5 m. Yönüm batı. Solumda dev bir besi çiftliği geçildi, ardından gelen bayağı büyük bir alan, meyve ağaçlarıyla dolu. Kayısı mı şeftali mi bilemedim. Minik kuşlar önümden geçiyor, ikili üçlü gruplar şeklinde. Hızlı hızlı yere paralel uçuyorlar. Bunlar kırlangıç yavruları olsa. Böyle ani hareketleri onlar yapıyor. Kırlangıçların kesintisiz olarak 8 saat uçabildiklerini okumuştum. Yere fazla inmediklerinden dolayı da havadaki sinek ve böceklerle besleniyorlarmış.
Yönüm güneybatı oldu. Sağımda genişçe bir su akmakta, kanal gibi değil, duvarını görmüyorum. Bayağı bir tarım alanı buraları. Saptığımdan beri sağ-sol ekili. Tuzla Yaban Hayatı Geliştirme Sahası yazan bir yer geçiliyor. Bir takım çadırlar geliyor. Bunlar Suriyeli mi acaba? Çadırların görünümleri değişik, sefilce. İki tarafımda da bayağı dizili. Evet evet bunlar Suriyeli, çünkü Arap gibi, Suriye’de gördüğüm entari tipiyle yürüyenler var. Kafasında da kırmızı beyaz kareli başlık, örttükleri şeyler.
Bu sağımda gözüken, Tuzla Lagünü sanırım. Arada bir mavilik, sonra gene kara parçası geliyor. Okuduklarıma göre: Uluslararası öneme sahip kuş alanı ve sulak alan ekosistemidir. 1995 yılında Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edilmiştir. Kuzey ve batısındaki kumullar insanlar tarafından tarım alanlarına dönüştürülmüştür. 1970'li yıllarda derinlik 1,5-2 m iken drenaj kanallarının lagünlere malzeme taşıması ile 0,69-0,77 m arasına düşmüştür. Lagünü Akdeniz'den ayıran dar ve alçak kumula balık girmesi amacıyla kanal açılmıştır. Tuz Gölü'nün her iki tarafı kumullarla sınırlandırılır. Kuzeyindeki kumul tepeleri tarım alanına dönüştürülerek tahrip edilmiştir. Gölü Akdeniz'den ayıran kumullar 12 m yüksekliğe erişirler.
Yol Tuzla’ya yaklaştıkça bozuldu, kabalaştı. Asfalt yer yer dökülmüş, delikler oluşmuş, tangır tungur, sıkıntılı bir hal aldı... Yol da böyle sıfır eğim olunca, sürekli çevir, sıktı ama. Mola istiyoruuum!
Tarlada çalışan tarım işçilerinin olduğu bir bölüm geçiliyor. Bilmiyorum Suriyeli mi yoksa doğudan gelenler mi? Kimi traktörde, kimisi ilaçlama yapıyor. Ve ardından Tuzla geliyor. Burada bir mola vereceğim, şiştim piştim. Hava 30’un üzerinde. Bu mevsimde böyleyse yazın nasıldır ki? 50 mi oluyor? Sağdaki kahveden çay daveti alıyor, bisikleti park edip yanlarına oturuyor, 2 çayla burada 25 dakikamı geçiriyorum. Masadaki Ayhan Beyin yeğeni Karataş belediye başkanının korumasıymış. Gerekirse diye bana adını yazdırıyor. Sohbet sırasında öğreniyorum ki benim pirinç sandığım yer fıstığıymış : )) Deniliyor ki Adana, Türkiye'nin yer fıstığı üretiminin yüzde 50'sini gerçekleştirirmiş. Süper. Bir tarihte Fethiye’de pazarda topraktan çıkmış haliyle görmüş, Figen bunları haşlamış, soyup yemiştik. Çok da lezzetliydi. Bir daha denk gelmedi ama.
Saat 11.27, Tuzla sonrası devam. Karagöçer ve Çavuşlu köyleri geçilip su kanalı öncesi sağ saparak Yüzbaşı’ya doğru pedallıyorum. Köprü inşaatı var. Ağır araçları dolandırıyorlar, eski köprüyü kullandırmıyorlar. Beni etkilemiyor haliyle. Bölgede biber bolca, Kapya ekili her yerde. Salçalık. Ve saat 12 oldu. 20,8 km/s ortalamam, 30,7 °C hava sıcaklığı, 8 m rakımda doğu yönündeyim. 63,74 km.de 2’nci bataryaya geçiyorum.
Saat 12.30, hava ısındı 37,7 derece oldu. Demişlerdi kahvede, ağaçlara don zarar verdi diye. Nitekim görüyorum, kurumuş yapraklar. Çiçek açmış sonra donmuş. Geldiğim Yüzbaşı’nda içilen bir soda ile kısa bir nefeslenme ve son 15 km.yi tamamlamak üzere otoyolun güvenlik şeridinden sıkılarak pedallamaktayım. Saat 13.42 ve 80,59 km geride kalmış. Hava 30,5 °C, rakım değişmiyor, 6 m.
Yolda acıktığımı fark edip yanımdaki sandviçi götürüyor ve Karataş’a girip Magarsus Antik Kenti (*) diye sapıyorum. 90’ıncı kilometredeyim. Saat 14.24. Hava sıcaklığı denize yaklaştıkça düştü, 20,5 °C oldu. Ortalamam 20,5 km/s. 42 m rakımda antik tiyatroya doğru sürüyorum. Tatil siteleriyle dolu bölgeleri geçerek ulaştığım toprak yolun iki kenarı sarı ve aralarında kırmızıların da olduğu çiçeklerle kaplı. Çok muhteşem bir görünüm, sanki benim için yolu süslemişler. Bir geçit töreninin duygusuyla geldiğim kazı alanında, 2500 yıllık tiyatrodan geride kalan taşlara oturup, sahnelenen Sophokles’in “Kral Oidipus” adlı oyununu izlediğimi hayal ederek çevrenin güzelliği, yeşille mavinin birleştiği yerde bir müddet kalıyorum. Bilirsiniz konusunu: Thebai şehrinin kralı Laios’un kahinlerden “Bir oğlun olacak, ama bu çocuk ileride seni öldürecek, kraliçe (annesi) ile evlenecek ve herkes mutsuz olacak” şeklinde öğrenmesi üzerine gelişen olayları işler ve buradan da Freud bu mitolojik olaydan esinlenip adını Oedipus Kompleksi veya Karmaşası dediği, erkek çocuğun karşı cinsteki ebeveynine (anneye) karşı beslediği duygu, hissettiği libidik isteği anlatır. Babayı rakip görüp, kıskanmak, alt etme çabası, anneyi babadan koruma gibi eylemleri içerir. (...) Sıkıntılı işler değil mi?
(*) Magarsus Antik Kenti, MÖ VII. yüzyılda kurulmuştur. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait yazıtlar ile sikkeler ile diğer resmi belgelerde kentin ismi Mallos olarak geçmektedir. Strabon’a göre Troya Savaşı’ndan sonra bölgeye gelen Kilikyalı Mopsos ile Yunanlı Amphilokhos kenti kurarlar. Antik Kilikya’nın önemli kentlerinden Mallos’un dini merkezi olan Magarsus tapınaklarıyla tanınmış, özellikle Büyük İskender’in dua ettiği Athena Tapınağı ile ün kazanmıştır. Etrafı surlarla çevrili, ızgara planlı bir kent tasarımına sahip olan Magarsus’ta, kalıntıları Antik Çağ’dan günümüze ulaşmış yapılar; kent suru, Orta Çağ Kalesi, Athena Magarsia Tapınağı, tiyatro, stadion, sarnıç, Bizans ve Osmanlı hamamlarıdır. Kent Antik Yunan, Roma ve Bizans Dönemlerinde önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Özellikle Antik Tiyatro kentin görülmeye değer önemli kalıntıları arasındadır.
Magarsus’un ardından merkeze dönmek üzere sahil yoluna sapıp, liman bölgesine ulaşıp, yolları sulayan arazöz nedeniyle kaldırımdan sürerek Martı Otele ulaşmaya çalışıyorum. Sahibesi Hicran Hanım ile tanışıp eşi Ali Beyin gelmesiyle 8 nolu odaya 100 lira karşılığında yerleştim. Gelmeden önce yaptığım araştırma sırasında tanıştığım, aynı zamanda bisikletçi olan Özkan Beyi arayıp geldiğimi duyuruyor, mesai sonrası buluşmak üzere sözleşiyoruz.
Duş alıp biraz ayakları uzatıp Özkan Beyin aramasıyla otel girişinde kendilerini beklemekteyim. Eşi Şule Hanım ile beraberce geliyorlar. Kolaylıkla iletişim kurarak içilen çaylar eşliğinde güzel bir sohbete başlıyoruz. Ardından beni arabayla biraz çevreyi göstermek üzere fenere, Harb-İş Plajına, Akyatan Lagün Gölünün (**) denizle buluştuğu noktaya götürüyorlar. Bolca sohbet ederek dolaşmaktayız. Sanki 40 yıllık tanışıklığımız varmış gibi kurulan samimiyet, biraz bisiklet, biraz da ortak dünya görüşü sayesinde rahatlıkla oluşuyor.
(**) Akyatan Gölü, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova delta ovasında yer alan Türkiye'nin en büyük lagün gölüdür. Lagün alanı 14.000 ha, en derin yeri 4 m, genişliği 4 km, uzunluğu 17 km.dir. Deniz ile arasında yer alan 20 m yüksekliğindeki kum tepeleri arasından 2 km.lik bir kanalla fazla sularını Akdeniz'e boşaltır. Miktarı mevsime ve denize yakınlığa göre değişse de göl suları tuzludur. Gölde dalyan balıkçılığı, kuş gözlemi, balık tutma ve avlanma gibi etkinlikleri yapılır. Lagün çevresi göçmen kuşların göç yollarının kavşak noktasıdır. İç bölgelerin kışın donması ve Balkanlar ile Kafkasya'dan güneye inen göç yollarının üzerinde yer alması binlerce kuşun burada kışlamasına neden olur. Lagünü kıyıdan ayıran şeritte deniz kaplumbağalarının yumurtlama ve yuva alanıdır. Alan bitki türleri açısından da zengindir. 1998 yılına Ramsar Alanı ilan edilmiştir.
Karataş’ın diğer yönüne giderek ormanlık bölgedeki bungalovları gösteriyorlar. Burada kalmamı önermişti Özkan Bey ama komple kiraya verildiğinden fiyatı 1 kişi için fazlaydı; 300- TL. 3-4 kişi kalınırsa değebilir. Burası belediyeye ait, adı Kumluk Tabiat Parkı olarak geçmekte. Alan kızıl çamlardan oluşmakta. Karavan kamping yeri de bulunuyor. Haliyle çadır da kuruluyor.
Akşam yemeğini evlerinde, Şule Hanımın maharetli eliyle, bana et yemediğimden hazırladıkları bamya-pilav ile güzelce doyuyor, kendi kurduğu turşudan ve nefis humusu da tadıyor, içilen çaylar ve Özkan Beyin oğluyla yapacağı Likya Yolu yürüyüşü üzerine konuşmalarla sürmekte... Konudan konuya geçiyor ve 10 gibi yanlarından ayrılıp Özkan Beyin eşlik etmesiyle otele varıyorum.
Yatmadan önce Karataş’ın tarihçesini kısaca aktarayım: Tarihi çok eskilere dayanan Karataş MÖ 1000 yıllarında askeri ve ticari önemi olan yollar üzerinde kurulmuş bir liman şehridir ve antik dönemlerdeki ismi Margasus'tur. MÖ 1900'lü yıllarda Arvaza ve Huri krallıklarının, MÖ 1530'lu yıllardan sonra da Hitit krallığının idaresine, MÖ 1200'lerden önce Kue, sonra da Asur krallığının egemenliğine geçmiştir. Karataş'ta bulunan yazılı eserlerin çoğu Kue Krallığı zamanına rastlamaktadır. Antik dönemlerde coğrafi konumu önemli olan şehir, aynı zamanda Ceyhan nehri boyunca o dönemde kurulmuş olan Mopsuhestia, Hemite ve Asitavandaya şehirlerine kilit bir noktadadır. Şehir ortaçağda Roma ve Abbasilerin egemenliğini yaşamış ve 1517 yılında Osmanlıların idaresine girmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra bir yıl Fransız işgali altında bulunan kent 1928 yılında bucak, 1957 yılında da ilçe olmuştur.
- Martı Pansiyon 0322 6812749 Hicran hanım, Ali bey
- Kumluk Tabiat Parkı 0322 6813333 / 0501 3993333
Tarsus - Karataş
Tur tarihi: 28 Nisan 2022
Alınan yol: 96,19 km
Ortalama hız: 20,1 km/s
En yüksek hız: 41,5 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 46 dk, dışarıda geçen süre 6 s 52 dk
En yüksek sıcaklık 37 ˚C, en düşük 21 ˚C, ortalama 27,2 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 201,8 m, kaybı (iniş) 208,8 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 47,7 m
Garmin yol bilgileri Tarsus-Karataş
Relive yol bilgileri Tarsus-Karataş
![]() |
Tarsus’dan ayrılışım 08.32. |
![]() |
Önceki akşam geldiğim yoldan otogara inip kavşaktan sola döndüm. Hava sabahın serinliğinde, güneşli ama. |
![]() |
Adana yolunda bir müddet gidip Tuzla ayırımına dalmamla otoyoldan çıkıyor… |
![]() |
… tek şeritli bir yola giriyorum. |
![]() |
Alifakı köyü geçiliyor. |
![]() |
Adana İl Sınırı’na girildi ve Tabaklar köyü geçiliyor. |
![]() |
Tuzla sonrası devam. Köprü inşaatı var. Ağır araçları dolandırıyorlar, eski köprüyü kullandırmıyorlar. |
![]() |
Karagöçer ve Çavuşlu köyleri geçilip Yüzbaşı’ya doğru pedallıyorum. |
![]() |
Tarlada çalışan tarım işçilerinin olduğu bir bölüm geçiliyor. |
![]() |
13.49, Karataş’a giriş yapıyorum. |
![]() |
Magarsus Antik Kenti; 2500 yıllık tiyatrodan geride kalan taşlara oturup çevrenin güzelliği, yeşille mavinin birleştiği yerde bir müddet kalıyorum. |
![]() |
Magarsus’un ardından merkeze dönmek üzere sahil yoluna sapıp, liman bölgesine gelip Martı Otele ulaşmaya çalışıyorum. |
![]() |
Martı Otel |
![]() |
Harb-İş Plajı |
![]() |
Akyatan Lagün Gölü’nün denizle buluştuğu nokta. |
![]() |
Özkan Bey ve Şule Hanım ile. |
4. gün (devamı) Karataş-Yumurtalık / 2. gün (öncesi) Tarsus II
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km






































