23 Mayıs 2022, Pazartesi / Şanlıurfa - Viranşehir, 90 km (28. gün)
Erken uyandım. Fazla da oyalanmadan hazırlandım. Toparlanıp çantaları lobiye indirmem ve bisikleti yüklemem 07.30. Erken çıkacağım ama önce bir bakayım lokantaya, kahvaltı hazır olabilir mi? Normalde servis saati 8. Gerçi bu saat çalışan birileri için geç. Adam işe gidecek, 7’de olmalı, bilemedin 7 buçuk. Fakat şansıma hazır. Hemen iki bal+bir tereyağı, az zeytin, iki yumurta, bir bardak çay, iki dilim tırnaklı pideyle mideyi dolduruyorum. Bu iyi oldu. Yanımdaki malzemeler azalmıştı.
07.49 TAEM’den çıkışım. Hemen sağ sol yapıp ana yola bağlanıyorum. Pazartesi ve sabah trafiği var. Kavşakları geçiyor, güvenlik şeridinden gidiyorum. Bugün yolum Viranşehir’e, 93 km gösteriyor. 55. km.ye kadar hafif yükseliyorum sonra da iniyorum. Yapacağın uzun mesafelerden biri olacak. Pek de sevmem 90’lara çıkmayı. Sıkar bayar. En fazla 70, hatta 60 ideal. Hava açık, sabahın serinliği var, rüzgar arkadan esmekte. Bu iyi işte. Bir de 90 km.yi rüzgara karşı çevirmem gerekseydi tam sıkıntı olurdu. Duble yol, Viranşehir’e kadar böyleymiş. Sıcak asfalt, güvenlik şeridi de var. Ama dün de bazı bölümlerde gördüm, tırtıllı oluyor. Son derece sıkıcı bir durum. Eğim %1 gibi, yolu dümdüz çekmişler. Rahatça gidiliyor. Saat 08.10, hava 21,7°C. 489 m rakımda doğu yönünde pedallıyorum. 6 km geride kalmış, Göbeklitepe sapağı geliyor, 12 km içerdeymiş ana yoldan.
At üzerinde nargile keyfi. Ner’den çıktı diyeceksiniz. Ben de bilmiyorum, öyle aklıma geldi : )) Güvecinler tarlada kahvaltılık aramaktalar. Belki bir solucan yer yüzüne çıkmıştır umuduyla. Doğada büyük küçüğü yutuyor. Bu insanın yaşamında da böyle. Harran’da da görmüştüm, buralarda mezarlıklar bile Aile Mezarlığı. Lokantalarda aile salonu, mezarlıklarda aile mezarlığı. Aileyi çok seviyorlar anlaşılan. Ah bir de ne var, dün dönerken Urfa’ya girişte bir bölgeden geçtik, sis basmış zannettim. Bu nedir ne değildir? Yani bir koca bölge ve suyun üzeri, orada bir kanal vardı, her taraf sis içinde... Neymiş? Mangal yapıyormuş Urfalılar. Yani bu kadar olur. Böylesini görmedim. Hiç kimse görmemiş zaten, otobüste herkes şaştı kaldı bu dumana.
Çamlıdere. Çok hoş bir konak, solda yolun öbür tarafında. Çekemedim, ağaçlar kapattı. Ben de sürüyorum, durmak istemiyorum. Gerçekten çok hoş duruyor bu binalar. Taşın rengi, yapısı... Sağdan, 21 km denilmiş, Karaali Kaplıcalarına gidiliyor. Burası için; kuyu logları sıcak suyun bölgede yaygın olarak soğuksu üretiminde kullanılan kireç̧ taşından alındığını göstermektedir. Bölgedeki fay hatları́ boyunca yüzeye yükselen sıcak suyun, soğuksu içeren kireçtaşı akiferi içine yayıldığı ve soğuk suyla karışmasıyla sıcaklığının 41-49 °C.ye düştüğü, özellikle romatizmal hastalıklar, deri hastalıkları, kireçlenme, iltihabi hastalıklar ve böbrek taşlarında etkili olmaktadır... denilmekte.
Dümdüz giden bir yol. Hiç dönemece girmedik. Şimdi tırtıllı güvenlik şeridi bölümündeyim. Umarım çok taş toprak yoktur da bu bölümde gidilir. 24 km geride kaldı. Buraya kadar belli aralıklarla marketler-dinlenme tesisleri geçildi. Saat 08.58, hava 21,7 °C, 465 m rakım, 22,7 km/s ortalama hızla doğu yönündeyim, rüzgar arkadan esiyor, süper oluyor. Namet Entegre Besi ve Et Tesisleri kenarından geçiyorum. Duvarları var, içi gözükmüyor ama dışarıya kadar hayvanların, sığırların kokusu geliyor.
Bir kaç gündür Pink Floyd’un Ummagumma ve Atom Heart Mother gibi albümlerini dinliyorum. Çok da keyifliymiş adamların yaptığı işler. O günler, dinlediğimiz, uçtuğumuz... 1969-70’den söz ediyorum. Bugünün Türkiye’siyle alâkası yok o zamanın. Ne plak ne film ülkeye öyle kolay gelirdi. Sahip olmak bir ayrıcalıktı.
Mardin Ana Kanalı buradaki tarlaları suluyor. Bereketli bu topraklar. Atatürk Barajı suyunu cömertçe veriyor. Geniş kanallardan geliyor. Pompalarla çekip dağıtıyorlar büyük çelik borularla. Bazı bağlantılarda kaçak var orada da fıskiye gibi etrafa saçılıyor. Su damlalarının içinden geçen güneş ışığı da kırılarak çok güzel tayflar oluşturmakta. Yani mini gökkuşakları yol kenarını süslemekte. Mitolojiye göre Yunan tanrılarının kraliçesi olan Hera yeryüzüyle haberleşmek istediğinde, "renkli elbise"sini giyerek giden haberci İris'i gönderirdi. Eski Atina’daki ölümlüler, İris'in görev başında olduğunu gökkuşağını görünce anlarlardı. Birçok kültür gökkuşağını cennet ile dünya arasındaki köprü olarak görmektedir. Doğadaki en güzel manzaralardan biri olan gökkuşağı batı kültüründe umut ve şans sembolü olmuştur. İran Müslümanlarına göre gökkuşağındaki renklerin bir önemi vardır. Yeşil bolluk, kırmızı savaş ve sarı ise ölüm anlamına gelir. Sibirya’da güneşin dili olarak düşünülür. Güney Amerika Yerlileri ise denizin üzerinde görülmesinin bir şans olduğuna inanırlar. Türk kültüründe alkım veya
alakuşak da denir. Umay Ana yeryüzüne inmek için gökkuşağını kullanır. Bazen göğe asılmış bir yay olarak düşünülür. Bazen bir yol olarak tasvir edilir.
Mülayim bir tırmanışla 705 m.ye çıktık, %4-5’le. Gerçi 10 gösterdi levha ama değildi. Saat 10. Hava 25,7 °C, ortalamam 21,7 km/s. Doğu yönündeyim ve 44 km gelmişim. Sanıyorum bir 10 km daha yükselmem lazım. Şimdi bir iniş var önümde sonra tekrar çıkışı gelecek. Ama 55. km.den sonra tam iniş olacak. Bir dinlenme tesisinin unlu mamullerinde mola. Çay ikram ediyor çalışan. Burada adetten, hemen soruyorlar ister misin diye. Böyle bir şey Batıda maalesef yok.
Saat 10 buçuk, hava 25,9 derece. Geldim 711 m rakımdaki noktaya. Dün görmüştüm burada jandarma karakolu var. Sağdan da Karahantepe’ye gidiliyor. Şimdilik 51’inci km.deyim. Ve inmeye başlıyor yol. İndim 641 m.ye. Sıfır eğim ama artık dönemeçler var. 60 km olmuş yola çıkalı. Hava 27,5 °C, ortalama 22,8 km/s. Saat 10.48 ve doğu yönünde devam ediyorum, güvenlik şeridinden derken birden, tarlada yatan bir köpek, fark etmedim, peşimde. Hav hav... Biraz koşturuyor beni. Neyse fazla da ısrarcı olmuyor. Belli, ev korumasında değil. Ama güzel bir heyecan yarattı : )) Kamyonların parçalanmış lastik parçaları, içlerinden fırlamış teller yollarda. Hani ezkaza üzerinden geçer lastiğini de yararsın.
67’inci km, ve ikinci molam bir benzincide. Orada da çay ikram ediliyor. Sahibi olduğunu tahmin ettiğim Fethi Beyle sohbet. Haliyle günümüz sıkıntısı ve Türkiye geneli. Konuşmasından AKP’li olduğu anlaşılıyor. Ancak bugünün ekonomik açmazını çözemiyor. Ne oldu da bu duruma düştük, hayretler içinde. Bir hayli şikayetçi. Tabii ki dış güçler ilk düşüncesi. Üzülüyorum cehaletine. Bunda anlaşılmayacak ne var? Üretmeden, elindekini satarak yola çıkarsan sonunda karaya oturursun. İnşaatla ülke yönetileceğini sandılar!
Ayrılıyorum benzinciden, saat 11.46, hava 27,6 °C, 626 m rakımda ortalama 23 km/s ile doğu yönünde devam. Yolun solunda bir güneş tarlası, bir hayli fazla panel dizili. Enerjinin bu yoldan elde edilmesi çok hoşuma gidiyor. Ülkemiz, coğrafi konumu nedeniyle önemli bir güneş enerjisi potansiyeline sahip. Ama bunun ne kadarından yaralanıyor dersiniz? Komik bir miktarda. Almanya ile yapılmış bir kıyaslamada okumuştum: Türkiye’nin 2741 saati bulan yıllık güneşlenme süresine karşın Almanya'da ortalama 1600 saat. Buna karşılık Almanya kurulu gücü ile 45.7 TWh’lik üretim gerçekleştirirken Türkiye ancak 7.7 TWh’lik elektrik üretebiliyor. Yani Almanya, daha az güneş almasına karşın Türkiye’ye kıyasla daha fazla güneşten elektrik üretiyor : ((
Yol çalışmasına denk geliyorum. Asfalt döküyorlar. Eskiyi taramışlar. Böyle kanal kanal oluyor ya. Teker birinden diğerine kayıyor, sanki buzda gider gibisin, sabit tutamıyorsun gidonu. Güvenlik şeridine şimdilik dokunulmamış, ufak taşlar da olsa sürülüyor. Ama birazdan, asfaltın yola serilmesi öncesinde yolu süpüren bir alet önümde gitmeye başladı. Nasıl bir toz kaldırıyor tahmin edemezsiniz. İyi ki rüzgar bana doğru esmiyor. Değil ilerisini görmek, içinde durmanıza imkan yok. Ama sollayamıyorum da. Peş peşe araçlar geçmekte. Tek çarem gerisinde uzağında kalmaya çalışmak.
Saat 12.11, 32 °C, 23,11 km/s ortalama ile 585 m rakım, sıfır eğimde doğu yönüne devam pedallamaya. 77,67 km gelmişim. 12 km gibi bir şey kaldı. Yanımdaki iki hıyarı çantadan çıkartıyor ve ısırarak sürüyorum. İlk defa yapıyorum, hoşuma gidiyor. Hart hart ısırmak : ))
Viranşehir levhası önünde çekilen foto ve ilçeye giriş. Yol kolay ve rahat geçildi. Ortalamam 20 km/s üzerinde. Tek bataryayla geldim. Hava da aşırı sıcak olmadı. Tam ÖE’yi ararken haritada, önüne geldiğim çıkıyor. Yolun karşısında. U dönüşü atıp bahçesine giriyor, bisikleti dayayıp resepsiyona çıkıyor, geldiğimi duyuruyorum. Parasını önceden yatırmıştım.
Hünkar Sofrası’ndan Mehmet Bey -alakart şefi- İngilizceyle karışık Sadri Alışık vari Hello diyor ve sohbete geçiyoruz. Altı ay önce Küçükçekmece’de bir lokantada çalışmaya gelmiş ama olamamış. Patron kalacak yerim var dediği halde gösterdiği yer kalmasına uygun olmadığından, cebinden otel parası ödeyerek 15 gün çalışmış sonra geri dönmüş. Sıra yemeğe geliyor. Neler var diye soruyor, etsiz aradığımı öğrenince, “sana patlıcan domates soğan biber közleyeyim” diyor. Süper teklif. Daha iyisi olamazdı.
Öncesinden odaya yerleşmek için kaydım yapılıyor; 109 No. Bisiklet alt kata dolaştırılıp içeriye alınıp WC’ye kilitleniyor. Duş alıyor, biraz ayakları uzatıyor, hafif kestiriyor ve 3 buçuk gibi lokantaya iniyorum. Biraz sonra turun en güzel yemeklerinden biri geliyor. Közlenmiş patlıcanlar ezilmiş sarımsakla, kızartılan biber-domates-soğan ve de yoğurtla. Yanında tırnak pideyle (40-). Öncesinde, Birecik’te de verdikleri, ayran kıvamında yoğurdun içinde buğday taneleri, çok lezzetli bir şey. Adına ne dediklerini anlayamadım.
Şehir turuna başlamadan önce kaymakamlığın sayfasından buranın tarihçesini okuyalım: Hurri-Mitanni, Hitit, Asur, Med-Pers ve Keldani hâkimiyetlerini gören ilçe, MÖ 331’de Makedonya imparatorluğuna, MÖ 163’te de Roma idaresine girmiştir. Bizans İmparatorluğunun ilk dönemlerinde Tella (Tepe) olarak tanınıyordu, sonra İmparator Konstantin tarafından bazı şehirlerin adları değiştirildi. İlçeye de Konstantina adı verildi. 640 yılında Şam ordusu tarafından fethedilmiş ve Tell-Muzin adını almıştır. Sonraki dönemlerde yine Araplar tarafından Tell-Mavzen ve Tell-Mavzelath isimleri de kullanılmıştır. 660 yılında Emeviler, 750’de Hamdaniler ve Abbasiler arasında el değiştiren Viranşehir, Türkmenler tarafından son kez kurulmuş ve Örenşehir adını almıştır. Ancak 1258’de Hülagu ve 1400 yılında da Timur tarafından yağma ve tahrip edilen yöre 1517 yılında Osmanlı topraklarına katılarak, 179’den sonra Mardin’e, 1924 yılında da Urfa’ya bağlanarak ilçe haline getirilmiştir.
Bir Doğu Roma Tapınağı (*) olmalı burada. Haritada yeri var ama sadece tek sütunu kalmış denildi. Tanıştığım camcı bey oraya gidiyormuş beni de alıyor. Önce sütun, sonra bir paşa konağına götürüyor. Konak (**) bugün kütüphane, Turizm Bakanlığı’na bağlı. Güzel bir yapı. Güzelce geziyor, fotoğraflıyorum.
(*) Tella Martyrionu (Dikmeler); Eski Paşalar Okulunun batısında bulunur. Hristiyanlık dönemi yapılarının önemli örneklerindendir. Sekizgen planlı (Oktagonal) olan yapının IV.-V. yüzyıllarda bir Azizin anısına Martyrion olarak inşa edildiği tahmin edilmektedir. Tamamı 8 adet olan dikmelerden bu güne sadece bir tanesi gelebilmiştir. Kalıntılar arasında bulunan çok sayıdaki mozaik tanesinden yapının zengin mozaik süslemeli olduğu anlaşılmaktadır.
(**) Paşa Konağı ve Paşalar Okulu olarak da bilinen yapı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Uzun yıllar eğitim amaçlı olarak kullanılmıştır. 1923’ten 1940’lı yılların sonuna doğru eğitim ve öğretimin yürütüldüğü bu tarihi yapı, 1970 yıllarından itibaren kaderine terkedilmiştir. 2000 yılında Özel İdare tarafından korunmaya alınmış olan yapı restore edilerek Viranşehir İlçe Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.
Kimdir bu İbrahim Paşa? Bir Kürt aşiretinin reisi. Şöyle özetleyecek olursak; Kürtler Osmanlı döneminde aşiretler şeklinde yaşamaktaydılar (bugün bile durumun farklı olduğunu sanmıyorum). Bunların arasında en büyüklerinden birisi olan Milli Aşireti, (daha yaygın olarak kullanılan adları Milan, Millayi, Milanlu, Milanli) o dönemler Viranşehir, Erzurum, Bitlis, Van ve Dersim ile İran sınırında yaşamaktaydılar. Reisleri zaman zaman Osmanlı Devleti için yaptıkları hizmetlerle güven kazanır, rütbe alırlar (Mir-i Miran), zaman zaman da isyan ederek suçlu duruma düşer yakalanıp idam edilirlerdi. İbrahim Paşa da bunlardan birisi.
Berho Ağa olarak da isimlendirilen İbrahim Paşa’nın aşiret reisliğine geçtiği dönem, Osmanlı Devleti’nin içeride ve dışarıda oldukça önemli meselelerle uğraşmakta olduğu bir devredir. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin getirdiği olumsuzluklar, ülkenin hemen her yerinde etkisini göstermiş, Doğu Anadolu’da ve özellikle Diyarbakır yöresinde eşkıyalığın canlanmasına, yeni bölgesel nüfuz odaklarının ortaya çıkmasına ve aşiretler arasında direnişlerin baş göstermesine yol açmıştır. Durumun düzeltilmesi için kurulan Heyet-i Islâhiye’nin başındaki Abidin Bey, Doğu Anadolu'da söz sahibi olan tüm aşiret reislerini göz altına alır. Bu reislerden biri de Sivas'ta tutulan İbrahim Ağa’dır. Serbest bırakıldıktan sonra aşiret merkezi Viranşehir'e dönen İbrahim Ağa padişaha bağlılığını bildirir ve yapmış olduğu hizmetlerden dolayı paşalığa yükselir, 1892 yılında kaymakamlığa atanır ve II. Abdülhamit'in doğudaki sınırları korumak için kurmak istediği Hamidiye Alayları'na aşiretiyle katılacağını duyurur. Padişah alayların başına İbrahim Paşa’yı atar, rütbesi Mirliva’ya (Tuğgeneral) yükselir ve büyük bir ordu kurulur. İşte olaylar bundan sonra çığırından çıkar. Hamidiye Alayları lideri İbrahim Paşa diğer aşiretleri de etrafında toplayarak büyük bir otoriteye sahip olmuştur. Zapt edilemeyecek güçte olduğuna inanan paşa kendi dışındaki aşiretlerle çatışmaya girişir, geçmişin intikamını almaya kalkar. Büyük bir orduyla Diyarbakır'a gelerek halkın üzerinde baskı kurar, işkenceler yapar. Sonu gelmeyen bu zulümler karşısında aralarında Ziya Gökalp'in de bulunduğu halk, Diyarbakır Telgrafhanesi'ni işgal ederek devletin İbrahim Paşa'ya karşı yaptırım uygulamasını ister. Bunun üzerine Medine'ye sürgün edilmesine karar verilen paşa, Şam’da mola verdiği sırada II. Meşrutiyet ilan edilir. Bunu umut olarak gören paşa tekrar Viranşehir'e doğru yola çıkar ve tahttan indirilen II. Abdülhamit'e destek için isyan çıkaracağını açıklar. Bu bardağı taşıran damla olur ve devlet üzerine büyük bir ordu gönderir. Durumu öğrenen paşa Viranşehir'i terk ederek oğulları ve karısı ile Sincar'a geçer, kısa bir süre sonra geçirdiği hastalıktan dolayı 1908’de ölür.
Döneminde İbrahim Paşa ile ilgili bir çok rapor düzenlenmiş. Bunlardan birisi İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğü Atatürk Kitaplığı’nda bulunduğu ve Milli Aşireti reisi İbrahim Paşa’nın gelişmesine, güçlenmesine, baskılarına, zulmüne, gasp ve cinayetlerine ilişkin önemli ve ayrıntılı bilgiler içerdiği anlatılıyor. Şöyle ki: İbrahim Paşa geniş coğrafyada halife adına hüküm sürerken büyük bir servet edinir. Raporda, bu servetin muhafazası için Ermeni yapı ustalarına bir hazine dairesi inşa ettirerek, bu mahzenlere milyonları aşkın nakit ve mal biriktirdiği yazılıdır. Yasal gasp izni verildiği için buraya kadar olanı normal sayılabilir. Ancak geniş coğrafyada halife adına dokunulmaksızın hüküm süren Hamidi Paşa İbrahim, firavunlar gibi ve aynı yöntemle hazinesi bulunmasın, yeri bilinmesin diye işlerini bitirip evlerinin yolunu tutan Ermeni yapı ustalarına yolda pusu kurdurarak katlettirdiğinin altı çizilir…
Camcının bisikletini görmeye gidiyorum. 26” Mtb, Ghost marka. Gayet iyi. Binmediğinden lastiği sönmüş veya patlamış. Biraz bisikleti ve sele yüksekliği konusunda bilgi veriyorum. Seleyi kocamanla değiştirmiş. Neredeyse bir koltuk kadar büyük. Bir müddet sonra yanından ayrılıp meydan dedikleri çarşıya yürürken Elazığ taburelerinden görüyor, alıp yollasam diye satıcısını soruyorum nalbura. Eski Sanayideki arkadaşının telefonunu veriyor. Kaç para tutar acaba? Yol üzerindeki Yurtiçi Kargo tanesi 60 lira tutar diyor. Zarf 50’ye gittiğine göre tabura 60’a giderse ucuz bile olacak ama bana pahalıya patlayacak. ÖE’ye dönüyor, Mehmet Beye aratıp fiyat ve adresini öğreniyorum üreticisinin. Ardından Eski Sanayiye yürüyüp, yoldan birilerine aratarak marangozu buluyorum. İşçilik güzel, ama fiyat da güzel. 4 tanesi 500. 240 da kargo olsa, 740 lira fazla geliyor. 400’e de inmiyor, ben de vaz geçiyorum.
Sokak aralarından Meydan’a yöneldim. Ortasında saati var, dört yol ağzı. Cevizli sucuk alıyor, fazla büyük olmayan çarşında bir yukarı bir aşağı yürüyor, giyim tarzımı beğenen çıkıyor, “iyi tarz yapmışın” diyor... Ne tarzı? Beni yukarıdan aşağı göstererek izah ediyor : )) Burada moda olmuş, her berberde bir maske uygulaması görüyorum. Yüze yani. Bir de erkeklerin hepsinin saç modeli aynı. Kulak üzeri kazınmış, tepede saç bırakılmış.
ÖE’ye dönüp biraz girişte Hünkar Sofrası’nın masasında çay içip odaya çıkıyorum. Yarın Ceylanpınar’a devam edeceğim.
Tarihte Bugün. 23 Mayıs 1982 - Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren Ankara'da konuştu: "Gönül arzu eder ki bütün gençler liseyi okusun, hatta bütün gençler üniversiteyi okusun. Bu, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Liseyi bitiren herkes üniversiteyi okuyamaz."
- Viranşehir ÖE 0414 5113189
Şanlıurfa - Viranşehir
Tur tarihi: 23 Mayıs 2022
Alınan yol: 89,54 km
Ortalama hız: 23,2 km/s
En yüksek hız: 49 km/s
Bisiklete biniş süresi 3 s 51 dk, dışarıda geçen süre 4 s 54 dk
En yüksek sıcaklık 34 ˚C, en düşük 20 ˚C, ortalama 25,8 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 606,9 m, kaybı (iniş) 547,4 m
En düşük yükselti 454 m, en yüksek 711,9 m
Garmin yol bilgileri Şanlıurfa-Viranşehir
Relive yol bilgileri Şanlıurfa-Viranşehir
![]() |
Şanlıurfa’dan ayrılışım 07.31. |
![]() |
Hemen sağ sol yapıp ana yola bağlanıyorum. Pazartesi ve sabah trafiği var. |
![]() |
Hava açık, sabahın serinliği var, rüzgar arkadan esmekte. |
![]() |
Şanlıurfa'nın köklü atçılık geleneğini simgeleyen "Kısrak ve Tayı" heykeli. |
![]() |
Bu rezidanslar herhalde öğrencilere yönelik olmalı. |
![]() |
Duble yol, sıcak asfalt, güvenlik şeridi de var. |
![]() |
Belli aralıklarla marketler-dinlenme tesisleri geçiliyor. |
![]() |
Dün de bazı bölümlerde gördüm, tırtıllı oluyor güvenlik şeridi. Son derece sıkıcı bir durum. |
![]() |
Mardin Ana Kanalı buradaki… |
![]() |
… tarlaları suluyor. Bereketli bu topraklar. |
![]() |
Bazı bağlantılarda kaçak var orada da su fıskiye gibi etrafa saçılıyor. |
![]() |
Tektek Dağları Milli Parkı bozkır ekosistemi, endemik bitkiler ile zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olup içinde "Uygarlığın Doğduğu Şehir" unvanını destekleyen çok sayıda antik yerleşim bulunur. |
![]() |
Karahantepe sapağı. |
![]() |
Bir taneyle yetinmemişler, olmuşken 2 olsun demişler : )) |
![]() |
Asfaltın yola serilmesi öncesinde yolu süpüren bir alet önümde gitmeye başladı. Nasıl bir toz kaldırıyor tahmin edemezsiniz. İyi ki rüzgar bana doğru esmiyor. |
![]() |
12.31, Viranşehir’e giriş yapıyorum. |
![]() |
Viranşehir ÖE |
![]() |
Hünkar Sofrası |
![]() |
Ortagonal Roma Tapınağı (Dikmeler) |
![]() |
Roma dönemine ait bu yapıdan günümüze sadece bir "dikme" (sütun) kalmıştır. Bazalt taşlardan inşa edilmiş olan bu yapı, Bizans döneminde kiliseye dönüştürülmüştür. |
![]() |
İbrahim Paşa Konağı |
![]() |
İbrahim Paşa Konağı; XIX. yüzyılın sonlarında (1890’lar civarı) inşa edilmiş, dönemin sivil mimarisine ait özellikler taşır. |
![]() |
Konak, zemin ve birinci kat olmak üzere iki katlı bir plana sahiptir. |
![]() |
Pencere kenarlarında ve kapı sövelerinde ince taş işçiliği görülür. Eyvan kemerlerini çevreleyen bordürlerde ise yerel motiflere yer verilmiştir. |
![]() |
Viranşehir; tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan, köklü geçmişi olup, tarihi boyunca birçok kez yıkılıp yeniden inşa edildiği için "viran" (harap) kökünden gelen bu adı almıştır. |
![]() |
Turluyorum ilçenin içinde. Sokak aralarından Meydan’a yöneldim. Ortasında saati var, dört yol ağzı. |
![]() |
Bayılıyorum bunlara, hepsi bujici… : )) |
![]() |
Kültür ve Sanat Merkezi... |
![]() |
… ve merkezin bahçesindeki heykel. |
29. gün (devamı) Viranşehir-Ceylanpınar / 27. gün (öncesi) Şanlıurfa III
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km















































































