11 Haziran 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Siirt II)

 

9 Haziran 2022, Perşembe / Siirt II (45. gün)

 

İkinci günüm Siirt’te. Gece rahat uyudum. Pencere açıktı ama oda sıcaktı. Pike bile gerekmeden sızmışım. Gece geç saate kadar ÖE’nin bahçesinde oturarak yazımı yazdım, tabletten bir şeyler izledim. Güzel bir bahçesi var. Hem havadar serin, hem de fiyatlar dışarıyla aynı, çay 2-, soda 3- lira. Sabah tembelliği sonrası kahvaltıya 9 buçuk gibi iniyorum. Hatırlıyorum, kahvaltısında iş yoktu. Aynen, değişiklik olmamış. Bir tabakta bazı şeyler, ayrı bir yerde iki çeşit peynir ve domates-hıyar. Ancak kurtarıyorlar sanırım. Her şey pahalılaşınca. Özellikle elektrik. Klimalar ne biçim yakıyordur?


Öğle sıcağı bastırmadan biraz dolanayım diye çıkıyorum. Ulucami, güzel bir minaresi vardı, kare bir kaide üzerinde silindirik gövdeli, çiniyle süslü. Bir de Cumhuriyet Camisi varmış. Evvelki gelişimde haberdar değildim, görmemiştim. Ama öncesinde Turizm Ofisine uğrayıp acaba okuduğum Etnografya Müzesi gerçekten var mı? Saat Kulesinin yakınındaki ofisin güvenliğinden geçip üst katta müdürün yanına çıkıyorum. Yokmuş tabii. Bir müze kurulma planı varmış ama ne zaman olur bilinemiyor. Salonda bir cam masada bazı objeler sergilenmiş, ama kayda değer şeyler değil. Bugüne kadar Siirt’in müzesinin olmaması, biraz değil fazlasıyla eksik kalmış.


Bu coğrafyada herkesin elinde bir tespih, çeke çeke dolaşıyorlar, adamların aksesuarları. İşbank’ın arkasındaki Osman Lokantasını buluyor, seyyar satıcıların tezgahlarına bakıyor, tütün kutularını inceliyor ve çarşı sokağına dalıyorum. Her türlü esnaf var. Baharat satanlar, kap kaçak satanlar, marangozlar, kasaplar, plastikçiler, çaycılar. Birinin dükkanına giriyor ve çay üzerinden başlayan sohbetimiz, fıstık, bal, nar ekşisi… şeklinde devam ediyor. Benim çay aldığım Abdurrahman Beyi de tanıyor. Zilzal Çay onun markası. Zaten bu markayı, poşeti görünce daldım dükkana. 80 liraya aldığım çay 170 lira olmuş. Satıcı da diyor ki, 10 dolar bu çay. O zaman 8 liraydı şimdi 17 lira dolar. Haklı, ne demeli? Çaylar içiliyor sohbet tatlanıyor, neticede 2 bin liralık alış veriş yapılıyor. Çeşit çeşit çaylar, kestane balı, nar ekşisi ve de Siirt fıstığı. Öğrendiğime göre fıstıklar ağacında açması başka, tıklanarak açılması başka, iki çeşidi karıştırarak başka, boyuna göre başka... başka da başka. Salih Bey pazartesi kargolayacak, çarşamba varmış olur. Gezilerde bir şeyler alıp yollamak hoşuma gidiyor. Yerel malzemeler.


Sokak aralarında dolanıyor, oldukça pis olan bölümlerden geçiyorum. Etler açıkta satılıyor. Dükkanın önünde asılı hayvanlar. Bu durum eskiden İstanbul’daki Siirt Pazarında da vardı. Sonra kaldırıldı. Pek İstanbul’a yakışır bir durum değildi. Orada kurban kesildiğini de görmüşümdür. Üstelik bebelere de seyrettirirler. Gel şimdi insanı nasıl öldürüyor, neden şiddet uyguluyor sorgula. Siirt’te bütün motosikletlerin yanında puset var, kaynatılmış. Yük taşıyorlar, yolcu taşıyorlar. Şöyle bir yeşil alan, park içinde bir kahve bulamadım. Her taraf işgal, bina, bina, bina... Her köşede kıraathane var, her tarafta, hepsinin önünde adamlar oturuyor, dolu. Hala milyarla konuşanlar duyuyorum, bu kadar yıldan sonra. Belki gene aynı yere döneceğiz, milyarlar gelecek. Bu gidişat onu gösteriyor.


Ulucami’ye yürüyorum. Az bir yokuşu var. Hava sıcak, gölgeleri kollamaktayım. İçini dışını fotoluyorum. Büyük Selçuklu döneminin emirlerinden Muguziddin Mahmud tarafından 1129 tarihinde inşa edildiği bilinen cami daha sonraları 1260 yılında Cizre kadısı Selçuklu Atabeylerinden El-Mücahit İshak tarafından onarım görmüş. Bu onarım sırasında yapıya bazı bölümler ilave edilmiş. Önceki gelişimde uzunca oturmuştum bahçesinde ama şimdi uzatmayıp Cumhuriyet Camisine yöneliyorum. Yapım tarihi bilinmiyor, 1929 yılında onarım görmüş. Önceki adı, yeşilin yeşili anlamına gelen Hıdr-ul Ahdar. Kesme taştan, tek kubbeli bir yapı olan bu caminin doğusuna Selçuklu döneminden sonra iki kubbeli bir mekân eklenmiş ve yapının planı dikdörtgene dönüşmüş. Biraz mahalle arasına sıkışmış vaziyette. Dar sokakların fotosunu çekiyor, bebeler bizi de çek deyince onları da çekiyor. Anaları niye çekiyorsun diyor, haklı olarak. Kendileri istedi diyorum.


Mahalle aralarında, daha fakir kesimin oturduğu bölgede dolaşarak dar sokaklardan geçerek gene ana caddeye varıyorum. Burada bir kapalı çarşı içine dalıyor -daha çok giyim, tuhafiye, ayakkabı terlik gibi şeylerin satıldığı- sıcağa daha fazla maruz kalmamak için odaya dönüyor, biraz uzanarak gazetelere haberlere göz atıyor, hafif kestiriyorum. Odada internetin olması en keyifli olay. Başka türlü vakit geçmezdi. Benim de kotam sınırlı. Zaten video seyredemiyorsun, hemen eriyor. Sörf yaparken 150’liklere rastlıyorum.


Yüzellilikler; Türk Kurtuluş Savaşı sonrası düşman iş birlikçisi olarak görülen ve Türkiye'den sürgün edilen, hepsi üst düzey makamlarda yer alan TC vatandaşlarına verilen isimdir. Meclis'e göre hainler on binleri buluyordu. Ancak Lozan Antlaşması'nın bir maddesinde sürgün edilecek insanların sayısının 150'yi geçmeyecek şeklinde öngörmesi üzerine ilk önce TC İçişleri Bakanlığı tarafından oluşturulan listede başlangıçta 600 kişiden oluşmakta iken alevli tartışmalar sonucu önce 300, ardından da 149 kişiye indirilmiştir. 150’likler adı verilen ve 23 Nisan 1924 tarihinde TC Bakanlar Kurulu ve TBMM’nin oturumunda saptanan bu listeye 1 Haziran 1924 tarihindeki kararla Köylü gazetesi sahibi de eklenerek nihai şekliyle 150 kişi olarak kabul edilmiştir ve bu kişiler 28 Mayıs 1927'de kabul edilen 1064 sayılı yasa ile yurttaşlıktan çıkarılmışlardır. 29 Haziran 1938 tarihli 3527 sayılı yasa ile, Yüzellilikler'in yurda girmelerini engelleyen 1064 sayılı kanun kaldırılsa da, pek çok muhalif ve saltanat taraftarı geri dönmemiştir. Bu listenin 600 kişilik ilk hali açıklanmamıştır.

Vikipedi


5 buçuk gibi hem karın doyurmak hem de dolanmak üzere çıkıyorum. İlkin önceki gelişimde yediğim Osman Lokantasına gidiyorum, dün gittiğim değil.  Burada zaten yiyebileceğim tek şey var, dünkünün aynısı. Sade pilav ve cacık. Onlar da yanına ezme ve salata veriyorlar. Salatayı pek sevmiyor, bitiremiyorum. İrmik helvası da yokmuş burada. 24 TL tutuyor. Dün irmikle 25 tutmuştu. Nasıl iş bu diyorum. Helva 1 lira mı? Muhtemel ikram etmişlerdir diyor. Ama orası daha güzelmiş. Hem daha serin ve geniş. Bir daha buraya gelmem!


Yürümeye devam. Dondurmacıdan fıstıklı ve bademli alıyorum, birer top.  Dünkü limonda iş yoktu ama bunlar güzel. Topu 5 lira. Trafiğe kapalı cadde de yürüyor, sokak aralarına girip bakıyor, bankta oturup etrafı kesiyor,  yerden fışkıran fıskiyelerde bebelerin keyifle oynamalarını izliyorum. Dikkatimi çeken, sandaleti çorapla giyenler, hem erkek hem kadınlar ortalıkta. Hatırladığım pilavcıyı buluyor, nohutta da tavuk suyu olmadığını söylüyor. Pizzacıda 40 liraya vejetaryen görüyorum. İdil’deki Pasaport Pizza’da 70 idi, hatta 79 da çocuk indirim yapmıştı. Haklı olarak itiraz ediyordu sahibine. Derken Kızlar Tepesi Parkı diye bir yer çıkıyor karşıma. Hiç bilmediğim görmediğim. Çıkıyorum merdivenlerinden ve kocaman yeşil bir alan, ortasında fıskiyeli havuz. Vatandaşlar da çimlere yayılmış, kimi çekirdek çitliyor kimi piknik yapıyor. Bebeler de ortalıkta koşturup duruyorlar. Sabah diyordum, neden burada yeşil olan yok, havadar, içinde oturabileceğin. İşte varmış, buna çok sevindim.


Macera Tırmanma konstrüksiyonu olan bir tırmanma teşkilatı da var. Paralıymış. Daha çok akşam 8’den sonra gelirlermiş. Bu TV’de gördüğümüz yarışmalarda, oradan oraya sallanarak dolandığın şeylerden. Sadece daha basiti gibi. Düşerken yere çakılmayasın diye seni çengelle bağlıyorlar. Yani havada sallanıyorsun. Tümünü yapmak istersen 55 lira. Parkın bir ucundan girip diğer ucundan çıkıyorum. Bir bisikletçi dükkanı karşımda. Hoppala. Cizre’deki gibi değilse de yoğun olarak bebelerin bisikletleri tamir ediliyor. Hani pek bize uyan bir yer olmasa da Shimano’nun bazı kutularını görüyorum. Lastik soruyorum CST’nin zırhlısını gösteriyor. Bu bile iyi bir durum.

 

Kocaman bebeler için bir oyun alanı da ayriyeten yanı başındaki başka bir parkta görülüyor. Ama öyle böyle değil. Bir hayli oyuncak var. Belediyenin bir de lokantası bulunuyor burada, Kızlar Tepesinde. Makarna, pizza, salata gibi şeyler var bana göre. Herhalde yarın buraya gelir yerim, Osman Lokantasına gitmek yerine. Kafeteryası da varmış. Oraya yürüyor ve trileçe + sade kahve (35-) ile etrafı kesiyorum. Hava kararmaya başladığında da ayrılıyorum. Güzel bir park. Üzerinde bulunan amfi tiyatro, yürüyüş parkurları, dinlenme tesisleri, lokanta, gölet ve sosyal tesis alanlarıyla gerçekten görülmeye, gezilmeye değer bir yer. Hoşuma gitti.

 

Geldiğim trafiğe kapalı cadde parka göre daha sıcak. En az 1-2 derece vardır. ÖE’ye dönüp bir duş alıp bahçeye geçiyor, yazımı yazıyor, internette geziniyorum.

 


Saat Kulesinin yakınındaki Turizm Ofisine uğrayıp…


…. Etnografya Müzesi hakkında bilgi almak 

için müdürün yanına çıkıyorum.


Salonda bir cam masada bazı objeler 

sergilenmiş, ama kayda değer şeyler değil. 



Salih Akbur; İstanbul için yapılmış alış-veriş : ))


Helvacılar Çarşısı’nın o dar ve lezzet dolu 

sokaklarından geçip Ulucami’ye geliyorum.


12. yy.da Büyük Selçuklu döneminde inşa edilmiştir.


Eyvanlı mihrap önü kubbeli plan şemasını

 yansıtan kare planlı bir yapıdır. 


Minaresi silindirik gövdeli olup tuğla işçiliği ve üzerindeki

 firuze renkli çini süslemeleri, bölgedeki diğer

 yapılar arasında onu eşsiz kılar.



 Cumhuriyet Camisine yöneliyorum.



Sarımsı kesme taşlardan inşa edilen cami,

 başlangıçta tek kubbeli kare bir yapı iken, 

Selçuklu sonrası eklenen bölümlerle 

dikdörtgen bir plana kavuşmuştur.





Caminin orijinal ismi "yeşilin yeşili" veya "yemyeşil" anlamında;

 Hıdr-ul Ahdar. 1926-29 yılları arasında geçirdiği büyük onarımdan

 sonra Cumhuriyet'in ilanına atfen "Cumhuriyet Camii" adını almıştır.


Dar ve gölgelikli sokaklar, taş yapılar ve 

eski evlerin arasından geçerek,…


… iş kollarına göre ayrılmış geleneksel 

çarşılarıyla, küçük esnaf dükkânları, baharat,...


… kuruyemiş ve yöresel ürün satan işletmeler;...


… ”Eski Siirt" olarak bilinen bölgeyi dolaşmaktayım.



Slogan nasıl ama?


Osman Lokantası



İşte apt. dediğin budur!


Bir ‘e’ eksik olsa da…


Ağzının tadı mı yoksa soyadı mı? 


Kızlar Tepesi Parkı diye bir yer çıkıyor 

karşıma. Çıkıyorum merdivenlerinden ve…


… kocaman yeşil bir alan, ortasında fıskiyeli havuz. 




Adrenalin sevenler için bir macera parkuru da bulunmakta.




Eğil Bisiklet


Siirt Doğa Pedalcıları isimli grupları

 da var İnstagram’da.





Parkta sosyal tesisler de mevcut, lokanta 

ve kafeterya. Oraya yürüyor…



… ve trileçe + sade kahve ile etrafı kesiyorum.



Siirt by Night




 



 

 

46. gün (devamı) Siirt III / 44. gün (öncesi) Eruh-Siirt






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul