26 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Viranşehir-Ceylanpınar)

 

24 Mayıs 2022, Salı / Viranşehir - Ceylanpınar, 53 km (29. gün)

 

Erken uyanıp erken hareket etmekteyim. Toplanıp çantaları indirip-bisikleti saklandığı köşeden alıp-yükleyip yola çıkmam 07.46. Hemen ÖE’nin yakınındaki kavşaktan sağ yapıp, sorarak gene de, hipotenüsten Ceylanpınar yoluna bağlanmak istiyorum. Bölünmüş yol, ortası ağaçlı. Sonra tek şeride dönecektir herhalde. Öyle demişlerdi. Yakında okul olmalı ki yığınla öğrenci kaldırımda benimle aynı yönde yürümekte. Hava açık, sabahın serinliği var, 22,3 °C. Artık ince yelekleyim. Ceylanpınar 50 km gibi uzakta. Dümdüz çekilmiş bir yol, asfalt 2’nci sınıf cinsinden, kaba, sürtünmesi çok olan. Güvenlik şeridi mevcut, bazı yerlerde toprak ve küçük taşlar var. O zaman çizgi üzerine çıkıyorum. 


Bulunduğum coğrafyanın tamamı, taaa Birecik’ten beri, büyük bir tarım alanı, bereketli, Yukarı Mezopotamya. Atatürk Barajı da sulama sorununu çözdü. O nedenle fazlasıyla tarım işletmeleri var. Her yer tarım, tarım, tarım ürünleri... Öte yandan bölge geniş çapta türbeler bölgesi. Orada burada türbe yazıları görüyorum. İslam’da türbe olayının olmaması, türbe ziyareti gibi, adak gibi uygulamalarının olmaması var aslında, ama uygulanmıyor. İnsanlar bu şekilde manevi destek arıyorlar. Hayatta bulamadıklarını Allahtan bekliyorlar.

 

Dev su kanalları ile barajdan suyu taşıyorlar bölgeye, oldukça geniş. Sonra oradan çekip, yeşil fıskiyelerle buğdaylar sulanıyor. Yol %-1 ile +2 arasında sürmekte. Ama genelde eğimsiz. Arazi zaten Suriye topraklarına doğru alçalıyor. Sadece su değil yüksek gerilim hatları da var. Tarlaların içinden giden, uzun uzadıya.

 

Sabah okudum, iki hafta önce Suriye tarafından atılan mermi Ceylanpınar’da 10 yaşındaki çocuğa isabet etmiş. Maalesef çocuk kurtulamamış, ölmüş. Özellikle bu şerit TSK tarafından kontrol ediliyor. Bir de ÖSO’yu konuşlandırdılar Suriye tarafında.


Sağımdaki topraklar, Kamu Arazisi denilmiş, yani TİGEM. İzlendiğini yazmışlar, kamerayla. Evet burası TİGEM arazisi, Ceylanpınar Tarım İşletmesi. Osmanlı Devletinin İbrahim Paşa’ya (dün anlattığım aşiret reisi) verdiği “Has” araziler üzerinde, Zirai Kombinalara bağlı “Şanlıurfa Grup Amirliği” olarak 1943’de kurulmuş olup, 1950’de Devlet Üretme Çiftliği adını alan, 1984’den buyana TİGEM bünyesinde faaliyetini sürdüren, Ceylanpınar ilçesi içerisinde, Suriye sınırı boyunca uzanan, TİGEM’in toplam arazi varlığının %50’sini oluşturan, bunun %62’sini tarla, %28’ini mera, %4’ünü bahçe, %4’ünü yem bitkileri ve %12’sini kültür dışı araziler olduğunu oku(muş)dum. Dev sulama sistemleri çalışmakta. Tekerlekli, ileri geri hareket eden 6 parçadan oluşan, her parça 17-18 m uzunluğunda olan. Ama TİGEM’in en önemli özelliği, 1950'li yıllarda Gaziantep'ten Mardin'e kadar uzanan sahada yaşam süren, ancak kaçak avcılık nedeniyle sayıları azalan, nesli yok olmaya yüz tutmuş ceylanların üretimi.


Uluslararası literatürdeki adı Gazella subgtturosa olan ceylanların nesli tehdit altında. Güzel gözlü bu hayvanların Ceylanpınar ve yöresinin dışında Moğolistan, Arabistan, Türkmenistan, Suriye ve İran’da yaşadıkları görülmüştür. Sürüler halinde dolaşan ceylanlar bir tehdit halinde 200-250 metre durmadan koşabiliyor. Tehdit durumunda koştuğunda saatte 60-70 kilometre hıza ulaşabiliyor. 8-10 yıl ömürleri bulunan ceylanlar 1 yaşından sonra üreyebiliyor. Kasım-aralık döneminde çiftleşen ceylanlar, 5-5,5 aylık gebelik döneminden sonra bahar aylarında doğum yapıyor. Her bir yetişkin birey bir yavru dünyaya getiriyor. 

ŞanlıurfaKültürTurizm


Saat 08.44 ve hava 24,1 derece sıcaklıkta. Ortalamam 23,3 km/s. 20 km.yi geride bırakmışım. 479 m rakımda güneydoğu yönünde devam ediyorum pedallamaya. Yolun başından beri aynı asfalt, kaba, güvenlik şeridi var ancak bazı yerleri gidilecek gibi değil. Çok yoğun trafiği olan bir yol sayılmaz. Araçlar geçiyor ama yol dar olmadığından rahat solluyorlar. Hafif bir esinti var, sağımdan geliyor. Yol genelde 0 (sıfır) eğimle gidiyor. Bazen -1 oluyor. Hafif kısa tepeler %1-2 gibi çıkılıyor. Dümdüz yol. Ha babam pedalla durumları. Hiç mola verecek yer yok. Ne bir benzinci, ne başka bir yer. Pusetli bir motosiklet yanaşıyor, nerelisin falan... Gezinin başındaki motor olayından sonra tırsar oldum, ne yapacakları belli değil. Sağımda 50 kadar arı kovanı. “5 km Çadır Kent” diye bir yazı görüyorum. Bu, mülteciler için herhalde. Yolun iki yani yüksek çamlarla kaplı. Yan rüzgarları engellemekte. Cumhuriyetin 60. yılında dikildiyse, yoldaki yazıya göre, bunlar yaklaşık 38-39 yıllık ağaçlar. Az bir zaman değil, ancak bu kadar mı büyüdüler? Aralarında kurumuş olanlar da göze çarpıyor. Ama çoğunun üzerine kuşlar yuva yapmışlar. Böyle top gibi yuvarlak, ot-saman benzeri malzemeden. Fakat öyle böyle değil. Her ağaçta birden fazla yuva var. Araç geçmediğinde sessizliğin içinde ortalığı güzel bir cıvıltı kaplıyor. Belli ki kalabalık bir topluluk var burada ikamet eden.


Buraları “Yukarı Mezopotamya” diye bilinen ve yaşamın MÖ 5000’e kadar geri gittiği, sırasıyla Asurlular, Hititler, Bizans İmparatorluğu, Abbasiler, Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içerisinde kalmış. Ceylanpınar, Asuriler döneminde Vaşşugar olarak bilinirdi ve Mitanni

Devleti'nin başkentiydi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde günümüzde

Suriye'de bulunan Resulayn ilçesine bağlıydı. Resulayn bucağı, köyü ve istasyonunun adı 1946'da Ceylanpınar olarak değişti. İlçenin Kürtçe

adı Serêkânî, Arapça adı ise Ras el-Ayn'dır. Her iki isim de Türkçede pınar başı anlamına gelmekte. İlçe ismini ceylanlardan ve bu ceylanların olduğu yerden geçen Habur Çayı'ndan almakta.

 

Ceylanpınar’a 5 km kala solda bir benzinci geliyor. Dalıyorum, gölgeye çekip kendime bir sandalye ayarlayıp az dinleniyorum. Zavallı bir köpek dolanıyor. Viyak diye sesi çıkıyor. Benzinci tekme mi attı? Soruyorum. Yok diyor. Vicdanım rahat diyor. Besliyorum diyor... Falan filan. Ama tipini sevmedim, vurabilecek tipten. Görmediğim için fazla yüklenemiyorum. Otururken adamın biri geldi, çat pat bir şeyler söyledi. İngliş, françis, cermani falan. Yok dedim, Türkçe konuştum. Türkçe biliyor musun dedi. Sen biliyor musun dedim. Ee ben Türküm dedi. Ben de Türküm dedim. Ben gazeteciyim dedi ve gitti. Sabah gazetesiymiş...


Çekilen foto sonrası Ceylanpınar’a giriş yapıyorum. Uzunca bir bulvar boyunca Devlet Hastanesi, dükkanlar, devlet kurumları, jandarma vs. geçilip alınan bilgi doğrultusunda ÖE geliyor. Şöyle bir dalıp erken olduğundan kısa bir şehir turu atmaya karar veriyorum.

 

Ceylanpınar küçük bir ilçe. Yol boyunca gidip, paralel diğer yoldan geri dönüyorum. Aradığım taburelerden burada da var, 50 liraya. Ama işçilik de 50 liralık. Viranşehir’dekiler çok güzeldi. Vidalı ve tutkallıydı, ama 125 lira da güzeldi. Alsa mıydım. Aslında alınmış alınmış oluyor, sonra bir daha nerede rastlar, nereden alırsın ki? Geçti artık, takma kafanı!

 

Biraz da farklı yöne gidip, rastladığım bir lokantada hazırlanmakta olan yemeklerine göz atıp, bir iki şeyin bana uyduğunu, öğleden sonra gelebileceğimi belirtip ÖE’ye dönüyorum. ÖE iki bölümden oluşmuş. Konaklama kısmı, otel dedikleri ve idari kısım. İki ayrı bina birbirlerine 50 m uzaklıkta. İlkin otele park edip bu durumu öğrenince diğerine gidiyorum. Telefonda konuştuğum Gani Beyi arıyor, olmadığını öğreniyor, Mehmet Beye kaydımı yaptırıyor, geceleme için 70 lira karttan çekiliyor ve 4 nolu odaya eşyaları taşıyorum. Mehmet Beyle sohbet sırasında fotografçı olduğunu öğreniyor, zamanında çok iyi para kazandığını, dijitalle birlikte işi bıraktığını dinliyorum. Biraz bana benzer bir durum yaşamış o da. Ben de dijital sonrası artık meselenin ucuzlamasıyla vaz geçtim bu işten.

 

Bisikleti idari binadaki mutfağın bir odasına koyuyoruz. Burası, bu mutfak aynı zamanda askere ve okullara yemek çıkartmakta. Benzer durumu Viranşehir’de de dinlemiştim. Devlet özel sektörden alıp kamu kurumlarına vermiş bu işi. Burada, Suriye topraklarında 530 askere her gün üç öğün yemek götürüldüğü anlatılıyor. Her işin sıkıntısı gibi bu işin de kendi derdi var. Bir de mülki amirin abartılı ‘özel’ talepleri, devlet-deniz-keriz hesapları.

 

Gani Beyin bir taziye için ilçe dışında olduğunu, kendisiyle yapılan telefon konuşmasında öğreniyorum. Müdür Mehmet Bey ile tanışıyor, gezi nedenim konuşuluyor, bir zabıta memuru (o da Mehmet) ve de bir beslenme uzmanı -askerliğini yapan- (o da Mehmet) ile çay eşliğinde sohbet ediyoruz. Dört kişinin de adı Mehmet şu anda. Türkiye’de her 35 kişiden birinin Mehmet olduğunu düşünürsek, bu durumda en azından bir buçuk milyon Mehmet’in varlığından söz edebiliriz : )) "Övülmüş" anlamına gelen bu isim, Muhammet isminin Türkçesi. İlk olarak Mehemmet şeklinde okunduğu, zaman içerisinde Mehmet haline geldiği söyleniyor.

 

Öğle yemeğine geçmeden odaya gidip duş alıp, üstümü başımı değiştirip tekrar yanlarına dönüyorum. Beslenme uzmanı Mehmet Bey benim için etsiz yemeklerden domates çorbası, erişte, söğüş domates+soğan ve yoğurt hazırlatmış. Çok teşekkürler bu düşüncesi için, gerçekten mutlu etti.


İlçeyi biraz dolaşıyorum. Umut Otel’den fiyat alıyor (1 k. 130-/150- O.K, 2 k. 240-/250- O.K., aylık 2.250-, çamaşır ücretsiz), sahibi Ömer Bey’le sohbet ediyor, odalara bir göz atıyorum. Bim’den alınan dondurma ve bisküvi, sabah için meyveli yoğurt. Bazen hoşuma gidiyor böylesi bir değişiklik : )) Sokak aralarından geçip tekrar ÖE’ye dönüp bahçede oturmuş sabahki ekibin yanına ilişip onları dinlemekteyim. Müdür bazı çıkar uygulamalarından, mülki amirin tutumundan ve kişisel isteklerinden bezmiş, dert yanıp duruyor. Gidecem, ayrılacam, istifa edecem diye feryat ediyor. Dinledikçe aslında devlet-deniz-keriz meselesinin nasıl sömürüldüğü, nasıl kendine yontulduğu, buradaki mikro örneğinden görmek mümkün. Bunun makro örnekleri de gazetelerde çarşaf çarşaf yazılıyor-anlatılıyor. Öyle güzel bir düzen kurulmuş ki, kelimenin tam anlamıyla “düzen-düzülen”. Yani işlerin düzelmesini kimse istemiyor, terörden beslenen, savaştan beslenen, çıkar sağlayanlar olduğu sürece bu böyle devam edecek(tir). Konular örgütün işlerine, askerin köylerde yaptıklarına, iyinin yanında kötünün de olduğu bu dünya düzenine ayar vermenin nasıl olabileceğini düşündürüyor.


Yarın gideceğim yolu konuşuyoruz. Kızıltepe yolunun bozuk olduğu, yol çalışmasının ortalığı toza dumana boğduğu anlatılıyor ve alternatif güzergahlar gösteriliyor. Ama gene de bozuk bölümlerden geçmem gerekeceği söyleniyor. Dalgalı toprak yol. Bilirim, zıplayarak gidersin ve adamı tilt eder. Bir de yolu bulma meselesi var. İşte Google haritada noktalara işaret koyuyorum. Bulurum sanrım. O konuda kaygım yok. Sıkıntı evsafta.


ÖE hemen tren istasyonunun önünde. Odanın penceresinden baktığımda görülüyor. Suriye'nin Kobani kentinde yaşanan çatışmalardan bu yana, sınırdaki güvenlik sorunu nedeniyle Ceylanpınar tren seferleri iptal. Buradan, Halep-Karkamış-Şenyurt-Nusaybin arasında gidip gelen tren geçmekteydi. CFS ve TCDD'ye ait 447,6 km uzunluğundaki uluslararası Halep-Nusaybin demiryoludur bu. 


Tarihçesine bakacak olursak: Demiryolu hattı, 1912-18 yılları arasında Chemins du Fer Impérial Ottomans de Bagdad / Osmanlı İmparatorluk Bağdat Demiryolu (CIOB) Şirketi tarafından Bağdat Demiryolu hattı için inşa edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1918-21 yılları arasındaki Fransız işgali sırasında, Chemin de fer Damas-Hama et Prolongements / Şam-Hama Demiryolu ve Uzantıları (DHP) Şirketi tarafından işletilen demiryolu hattı, Fransızların Ankara Antlaşması ile bölgeden çekilmesinden sonra hem Türkiye hem de Suriye sınırlarında kalarak uluslararası demiryolu özelliği kazanmıştır. Demiryolu hattı, 1921-27 arasında Chemins de fer de Cilicie Nord-Syrie / Kilikya-Kuzey Suriye Demiryolu (CNS) Şirketi tarafından, 1927-32 yılları arasında da Chemins de fer Bozanti-Alep-Nissibine et Prolongements / Pozantı-Halep-Nusaybin Demiryolu ve Uzantıları (BANP) Şirketi tarafından işletilmiştir. 27 Ekim 1932'de Türkiye ile Fransa arasında yapılan anlaşma ile hattın Türkiye kısmı Chemins de fer du Sud de la Turquie / Cenup Demiryolları (CD) Şirketi'ne, Suriye kısmı ise DHP Şirketi'ne devredilmiştir. Demiryolu hattının CD Şirketi tarafından işletilen Türkiye kısmı 1948'de TCDD tarafından satın alınmış ve hattın Türkiye kısmı tamamen TCDD'nin denetimine girmiştir. Hattın bir kısmının Suriye sınırlarında kalması sebebiyle hattın devamı niteliğindeki -yine bir kısmı Suriye sınırlarında olan- Adana-Fevzipaşa-Halep demiryolu ile -dolayısıyla da Türkiye'deki diğer demiryolu hatlarıyla- kopan bağlantısı 1929-60 yılları arasında TCDD tarafından inşa edilen Fevzipaşa-Narlı ve Narlı-Karkamış demiryolları aracılığıyla yeniden sağlanmıştır. Hattın DHP Şirketi tarafından işletilen Suriye kısmı, 1956 yılında şirketin kamulaştırılmasından sonra Chemins de Fer Syriens / Suriye Demiryolları (CFS) tarafından işletilmeye başlanmıştır.

Vikipedi


- Ceylanpınar ÖE 0414 4714368 / 0505 2731907 Gani bey Md. Yrd.

 

















Viranşehir - Ceylanpınar 

Tur tarihi: 24 Mayıs 2022

Alınan yol: 53,44 km
Ortalama hız: 21,2 km/s

En yüksek hız: 37,7 km/s
Bisiklete biniş süresi 3 s 30 dk, dışarıda geçen süre 3 s 08 dk

En yüksek sıcaklık 34 ˚C, en düşük 21 ˚C, ortalama 26,4 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 159,6 m, kaybı (iniş) 352,6 m
En düşük yükselti 350 m, en yüksek 554,5 m

 

Garmin yol bilgileri Viranşehir-Ceylanpınar

 

Relive yol bilgileri Viranşehir-Ceylanpınar


Viranşehir’den ayrılışım 07.43.


ÖE’nin yakınındaki kavşaktan sağ yapıp 

Ceylanpınar yoluna bağlanmak istiyorum. 


Yakında okul olmalı ki yığınla öğrenci kaldırımda 

benimle aynı yönde yürümekte. 




Hava açık, sabahın serinliği var.



Dümdüz çekilmiş bir yol, asfalt 2’nci sınıf cinsinden, kaba,

 sürtünmesi çok olan. Güvenlik şeridi mevcut.



Dev su kanalları ile barajdan suyu taşıyorlar bölgeye, oldukça

 geniş. Sonra oradan çekip, yeşil fıskiyelerle buğdaylar sulanıyor. 








Yolun iki yani yüksek çamlarla kaplı. Cumhuriyetin 60. yılında 

dikildiyse, yoldaki yazıya göre, bunlar yaklaşık 38-39 yıllık 

ağaçlar. Az bir zaman değil, ancak bu kadar mı büyüdüler? 


Çoğunun üzerine kuşlar yuva yapmışlar. Böyle top gibi

 yuvarlak, ot-saman benzeri malzemeden. 


Fakat öyle böyle değil. Her ağaçta birden fazla yuva var.




11.59, Ceylanpınar’a giriş yapıyorum. 


Ceylanpınar küçük bir ilçe. Yol boyunca gidip, paralel

 diğer yoldan geri dönüyorum. 





Ceylanpınar ÖE



Kürt, Arap ve Türkmen nüfusun bir arada yaşadığı ilçede, bu

 çeşitlilik mutfağa ve sosyal yaşama zenginlik katar.


Karasal iklim hakim, yazlar çok sıcak (Türkiye'nin en

 sıcak yerlerinden), kışlar yağışlı.




Her gittiğim yerden kanalizasyon (rögar) kapağı topluyorum.


Sokak aralarından geçip tekrar ÖE’ye dönüyorum.


Beslenme uzmanı Mehmet Bey benim için etsiz yemeklerden

 domates çorbası, erişte, söğüş domates+soğan ve yoğurt

 hazırlatmış. Çok teşekkürler bu düşüncesi

 için, gerçekten mutlu etti.











































































30. gün (devamı) Ceylanpınar-Kızıltepe / 28. gün (öncesi) Şanlıurfa-Viranşehir






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul