22 Mayıs 2022, Pazar / Şanlıurfa III (27. gün)
Bugün 3’üncü ve son günüm olacak Urfa’da. İhsan’ın düzenlediği, Urfa Lisesi Mezunları Kültür Gezisine katılacağım. Kahvaltıya 8 buçukta iniyor güzelce karnımı doyurup 9 buçuğa az kala lobiye inip İhsan’ı bekliyorum. Tam 9 buçukta geliyor ve buluşma noktasına, otobüsün kalkacağı yere gidiyoruz. Hareket saati 10 denilmiş. Gelen bir kişi var. Belediye iki küçük otobüs yollamış. Biraz bekledikten sonra gelenler artıyor ve 10 buçuk gibi 23 kişi olarak iki otobüse dağılarak yola çıkıyoruz. Bir rehberimiz de var, bizim otobüste. İlkin Göbeklitepe, son yılların en gözde yeri. Bu turumun amaçlarından biri. Urfa’nın yaklaşık 25 kilometre kuzeydoğusunda bir dağ sırasının tepesinde bulunan ören yerine vardığımızda, belediyenin -isabetli bir kararla- özel araçları uzakta, otoparkta tutup, ziyaretçileri otobüslerle ören yerine taşıdığını görüyorum. Pazar olmasından dolayı çok fazla insan var. Gişe önünde sıralar. 65’likler beleş giriyoruz, kimlikleri göstererek. İlkin girilen mekanda bir multivizyon gösterisiyle konu anlatılmakta. İyi bir hazırlık yapılmış. Doğuş Grubu Şahenk İnisiyatifi’nin Göbeklitepe’ye sahip çıktığını, dünyaya tanıtılması amacıyla uluslararası ölçekte iletişim çalışmaları gerçekleştirdiklerini okumuştum.
Bu noktadan sonra gene otobüslerle kazı alanına taşınıyorsunuz. Ben yürümeyi yeğliyorum. Çevrenin havasını koklamak, tadına varmak için. Burası, bulunduğu yer itibarıyla “Bereketli Hilal” olarak bilinen Fırat ve Dicle Nehirleri ile filizlenen Mezopotamya’nın bir parçası. Bereketli Hilal, tarihteki ilk kentlerin, yazının, uygarlığın başlangıç noktası.
Fotoğraflardan gördüğüm gibi; üstü örtülü, hava şartlarına karşı korumaya alınmış Göbeklitepe, insanoğlunun birlikte inşa ettiği, bilinen en eski anıtı olması nedeniyle ilklerin ötesinde, bir anlamda tarihin sıfır noktasını oluşturuyor. Tapınak benzeri yapılar, üzerine vahşi hayvan resimlerinin kazılı olduğu T-biçimli sütunlar orta alanda görülüyor. Çevresini dönen ahşap bir balkon yolu var. Ama fazlasıyla kalabalık ve cümle âlem ‘selfie’ çekme derdinde. Bu cep telefonuyla herkes artık binlerce foto çekiyor, sosyal medyaya postalıyor, nerede-ne zaman-kiminle ne yaptığını anlatıyor-gösteriyor. Kendilerini teşhire bu denli meraklı oldu insanlar.
Dr. Schmidt, 2014 yılında hayatını kaybedene kadar, bin yılı aşkın bir süre boyunca birbirinin üzerine inşa edilmiş 6 yapıyı gün ışığına çıkarttı. Bugün ise, daha önceki kazı ekibinde yer alan uzmanlarla birlikte Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü kazılara devam etmekte.
2’nci noktamız Harran olacak. O da merkeze yaklaşık 50 km uzaklıkta. Üç gün önce oradaydım. Ayrıntılı anlatımıma bakabilirsiniz > XXX O zaman yanlışlıkla gittiğim Harran Evi’ne gidiliyor ve bir kümbet evin içinde oranın yerlisinden durumunu dinliyoruz: “Evlerinin kubbe kısımlarının tuğla ile örtülmesinin iki sebebi vardır. Biri, bölgenin çöl olmasından dolayı ağaç malzemenin bulunmayışı, diğeri ise, Harran'da bol miktarda bulunan tuğla malzemesidir. Evlerin yüksekliği içerden en çok 5 metreye varan kubbeler, 30-40 tuğla dizisi ile örülmüştür. Örgüleri balçık sıva ile bağlanan kubbe ve duvarlar, içerden ve dışarıdan yine bu harçla sıvanmıştır. Harran evleri bölge iklimine uyumlu olarak yazın serin kışın sıcaktır...”
Buradaki olay fazla turistik olmuş. Dozu biraz azaltmalılar. Adam kapmaca işi pek bir na:hoş. Ardından gelen İlk İslam Üniversitesine girmiyor dıştan bakıyoruz, diğer yerlere zaman kalması için. Ulucami de burada, kale de. “İslami kaynaklarda kalenin yerinde bir Sabii tapınağının bulunduğundan bahsedilir. Emevî halifesi II. Mervan'ın 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı sarayın, kalenin esasını oluşturduğu tahmin edilmektedir. 90x130 m boyutlarındaki düzensiz dikdörtgen planındaki kalenin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmaktadır...” Rehberimizin anlattıklarından öğrendiğimize göre 3 katlı sanılırmış, 4. kat da çıkmış son kazılarda. Ve açıklamalarını sürdürüyor; kültürel zenginliği ve arazilerinin verimliliği, Doğu ve Batı Dünyası arasındaki ticari yolların kesişme noktasında olması sebebiyle Harran bölgesi tarih boyunca çevresinde yaşayan ve büyük devletler kuran savaşçı milletlerin hırslarını kamçılamış ve dikkatlerini üzerinde toplamıştır diyor ve devam ediyoruz yolumuza.
3. nokta Bazda Mağaraları oluyor. Otobüsümüz kamyon gibi her yola giriyor çıkıyor. Geldiğimiz köyde bebeler hemen etrafını çeviriyorlar insanın. Mağara ziyarete kapalı ama. Demir parmaklıkların arasından görebildiğimiz kadarıyla yetiniyoruz. Bunlar aslında taş ocakları, doğal mağaralar değil. Harran’daki yapılar için gereken taşların kesilmesiyle oluşmuş, çok sayıda meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiş. Diğer bir mağaranın kapısına kadar ilerleyebiliyoruz. Haliyle burada yaşayanlar tarafından mekanlar kullanılıyor. Burası daha büyük ve yüksek. Yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye varan ayaklar bırakılarak ortada meydanlar oluşmuş.
Han El-Bar’ur’un uzağından geçmekteyiz, ziyarete kapalı olduğundan. Burası bir kervansaray. Eyyubiler dönemine tarihlendiği anlatılıyor. Ve Harran’dan uzaklaşalı 38 km sonra Şuayb Antik Şehri’ne varıyoruz. Geç Roma dönemine (MS 4.-5. yy) tarihlenen bir yerleşim yeri. Efes'i andıran mimarisinden dolayı Güneydoğu'nun Efesi olarak tanımlanmakta. İsmini Şuayb Peygamberin buradaki bir mağarayı ev ve ibadethane olarak kullandığı rivayetinden almakta. Halen bölgedeki bir mağara Şuayb Peygamberin makamı olarak ziyaret ediliyormuş. Bugüne kadar kapsamlı bir arkeolojik araştırma yapılmadığından gördüklerimiz tipik Roma evlerine benziyor. Üçgen alınlık, etrafı duvarla çevrili bir avlu, evin altında kayaya oyulmuş bir kiler, avlu duvarlarında yer alan kapılar, ızgara planlı sokaklar...
Köyün çocukları nerelisin, adın ne gibi sorular soruyor, etraftaki bazı şeylere işaret ederek bir harçlık bekliyor veya istiyorlar. Ama bir grup var ki otobüsün peşinden koşup kaportayı yumrukluyor, sonra da taş atıyorlar. Bu taş atma durumunu fi tarihinde gittiğimiz Suriye’de de yaşamıştık Firuzan’la. Sonra ebeveynlerinin yanına gidip şikayet etmiş “terbiye-terbiye” diye uyarmıştık. Arapça bir kelime olduğundan lafı anlamışlardı.
Kumanyalarımızı rehberimiz Mehmet Beyin kardeşinin köyünde, Gürgelen’de, ev sahiplerinin çay ikramıyla yapıyoruz. İhsan beni düşünerek kumanyayı peynirli sebzeli sandviç olarak istemiş. Arkadaşım çok düşüncelidir, eksik olmasın. Ev sahipleri misafirperverler, hemen ikramda bulunuyor, yemeğe davet ediyorlar. İnsanımız eli açık, cömert. Ne güzel bir adet.
Soğmatar var sırada. Araçlardan inip Kutsal Tepeye doğru tırmanıyor, yamaçlarda kayaya işlenmiş iki tanrı kabartmaları çıkıyor karşımıza. Tepenin üstüne çıktığımızda kuvvetli bir rüzgarla karşılaşıyoruz. Burada taşa oyulmuş yazılar, semboller ve kurban için çukurlar görülüyor. Roma dönemine (MS 2. yy) tarihlenen bölge, Abgar Krallığı döneminde Harranlıların Tektek Dağları bölgesinde; ay ve gezegen tanrıları için tapındıkları bir kült merkezi olduğu bilimsel olarak tespit edilmiş.
Soğmatar, özellikle MS 165 yıllarında Partların (İranlılar) Urfa bölgesine yaptıkları yoğun saldırılardan dolayı, bölgeden kaçan halk tarafından kurulmuş ve İslam Dönemi'ne kadar kült merkezi özelliğini korumuş. Şuayb Şehri yerleşimindeki insanların Soğmatar'ı mezarlık ve ibadet yeri olarak kullandıkları, Sogmatar'da bulunan bazı dinsel motiflerin bulunmasından anlaşıldığını açıklıyor rehberimiz.
Harran’ın bereketli toprakları yerini kıraç bir bölgeye bıraktı. Evler birbirinden mesafeli. Devşirme malzeme kullanılmış. Antik taşlar kendini belli ediyor. İri iri ve düzgün kesilmiş. Her yerde çocuklar etrafınızı sarıyorlar. Yanımızda onlara verecek bir şey de yok. Beraberinizde yürüyerek sizi inceliyor, iletişime geçmeye çalışıyorlar. Yol gösteriyor, görülmesi gerekenleri işaret ediyor, bir şey elde edebilmek için çabalıyorlar.
Gidelim mi gitmeyelim mi, geç mi kalırız lafları arasında gidilmesine karar veriliyor. Çok seviniyorum. Görmeden ayrılsaydım üzülürdüm doğrusu. Neresi mi? Karahantepe... Uzunca bir yoldan ulaşıyoruz. 1997’de keşfedilip 2019’da başlanmış kazılmaya. Neolitik dönemden kaldığı düşünülen 250 dikilitaşın arasında bulunan, sırtında leopar taşıyan insan heykelini Arkeoloji Müzesinde dün görmüştüm.
Karahantepe, tıpkı Göbeklitepe gibi Harran Ovası çevresinde benzer özelliklere sahip olan yerleşimlerden biri. Birbirlerine uzak değiller. Tarih öncesi zamanlarda buraları, bugün olduğu gibi herhalde kıraç değildi. Bölgede çok sayıda av hayvanı olmalıydı. Burada yaşamın yaklaşık 1500 yıl boyunca devam ettiği düşünülüyor.
Kazı alanına inilemiyor, çevresi bantla sınırlandırılmış. Kısa bir yürüme platformu üzerinden izleyebiliyorsun alanı. Büyükçe bir çukur, içinde fallus biçimli dikilitaşlar yerleştirilmiş. Tepeye doğru yürüyerek devam ediyorum. Üst üste taşların konulmasıyla oluşmuş, insan boyuna yakın iki konik kule çıkıyor karşıma. Yerde ise, zemin kayalarına oyulmuş, yan yana farklı boyda delikler ve çukurlar dikkat çekici.
Buradaki kazıyı yürüten başkanının açıklamaları bize keyifli ve heyecan verici bilgiler vermekte: Günümüzün iklim koşulları 12 bin yıl önce son buzul çağının bitmesiyle oluşmaya başlamıştır. Bu yeni koşullar özellikle Anadolu’da daha önce hiç olmadığı kadar bereketli bir ortam sağlamıştır. Bunun sonucunda milyonlarca yıldır devam eden avcı toplayıcılığın yerini yavaş yavaş yerleşik yaşam almıştır. İlginçtir ki yakın zaman kadar ilk yerleşik toplumlarının ilkel ve zor koşullarda yaşadığı düşünülürdü. Ama artık onların oldukça gelişmiş ve karmaşık sosyal yapılara sahip olduklarını biliyoruz... Haberlerden öğrendiğimize göre, Göbeklitepe ve Karahantepe ile benzerlik gösteren 10 tepe daha tespit edilmiş: Harbetsuvan, Gürcütepe, Kurttepesi, Taşlıtepe, Sefertepe, Ayanlar, Yoğunburç, Sayburç, Çakmaktepe ve Yenimahalle. Taş Tepeler olarak adlandırılan ve 2024’e kadar yürütülmesi beklenen kazılarda elde edilecek bulgular, günlük yaşamdan inanç dünyasına kadar pek çok alanda bilgi sunacağı ve böylece insanlık tarihinin yeniden yazılacağı... Vayst durumları. Burası da UNESCO listesine girer artık.
Hava bugün tam kültür gezisine uygun oldu. Puslu ve kapalıydı, cayır cayır güneş yoktu. Çok rahat gezildi yüründü tırmanıldı. Urfa’ya dönüşümüz 8’de oluyor. 200 km.lik bir daire çizdik. Çok önemli ve heyecan verici yerler gördük. Bunu bisikletle yapmayı düşünmüştüm ama bir günde olamayacaktı. Kalacak yer de bilmiyordum. Ama bugünkü turda gördüm ki, hangi köye gitsen seni yatırırlar. Bebeler biraz bisikleti sarsalar, orasına burasına dokunsalar da. Benzer durum Suriye’deyken olmuştu. Sadece dokunmak değil, çanta üzerindeki haritayı kapmışlardı. Ama fark edip, harita diye bağırdığımda, bu da Arapçaymış, geri gelmişti : ))
Üç günümü birlikte geçirdiğim sınıf arkadaşım İhsan ile vedalaşıyoruz. 40 sene sonra tekrar görüşmek ve de Urfa’nın güzelliklerini paylaşmak çok değerli oldu benim için. Sağ ol var ol...
Urfa’da iyice dinlenmiş oldum. Yarın tekrar yola koyulacağım; Viranşehir, eski kadim kentlerin izlerini günümüze taşıyan, ender kentlerden biri. Yedi kez viran olan, ama her seferinde yaşamı yeniden inşa eden güçlü bir mirası özünde taşıyan mistik bir yerleşim yeri... Görece'z!
![]() |
Göbeklitepe; ilkin girilen mekanda bir multivizyon gösterisiyle konu anlatılmakta. |
![]() |
Bu noktadan sonra gene otobüslerle kazı alanına taşınıyorsunuz. |
![]() |
Ben yürümeyi yeğliyorum. Çevrenin havasını koklamak, tadına varmak için. |
![]() |
Neolitik Çağ'a ait (MÖ 9600-8200) dünyanın bilinen en eski anıtsal tapınak kompleksi. |
![]() |
1963'te keşfedildi, 1995'ten beri Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi kazılarıyla açığa çıkarıldı; 2018'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. |
![]() |
Bu dikilitaşların aslında stilize edilmiş insan figürleri olduğu kabul edilir. Sütunların yan yüzlerinde belirgin bir şekilde işlenmiş insan kolları, elleri ve hatta parmak kabartmaları görülebilir. |
![]() |
Sütunlar: 3–6 metre yüksekliğinde, 40–60 ton ağırlığında. |
![]() |
Harran Evi |
![]() |
Konik (arı kovanı) biçimli kubbeli evler. Her kubbe bir oda. |
![]() |
Odalar avlu etrafında dizilir. Aile büyüdükçe yeni kubbe eklenir. Yani ev “yaşayarak büyür”. |
![]() |
Bazda Mağaraları, Han el-Ba'rür yolunda yer alan antik taş ocaklarıdır ve Roma döneminden beri (yaklaşık MÖ 1. yüzyıl) kireçtaşı çıkarılan devasa oyulmuş alanlardır. |
![]() |
İçeride tüneller, galeriler, 10-15 m yüksekliğinde destek sütunları ve iki katlı meydanlar bulunur; Harran surları ile Şuayb Antik Kenti taşları buradan sağlanmıştır. |
![]() |
İhsan bizlere bölgeye ilişkin bilgi veriyor: “Özellikle… |
![]() |
... tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağı.” |
![]() |
“Taş ve kerpiç ağırlıklı yapı geleneği.” |
![]() |
Bazda Mağaraları şunu söyler: “Bu yapılar… |
![]() |
… tesadüf değil, planlı bir medeniyet işidir.” |
![]() |
Şuayb Peygamber Mağara Evi, Hz. Şuayb'ın (Hz. Musa'nın kayınpederi) ev ve… |
![]() |
… ibadethane olarak kullandığına inanılır. |
![]() |
Ev, depo, ahır gibi bölümler iç içedir. |
![]() |
Şuayb Peygamber mağara ev kutsal makam olarak ziyaret edilir. |
![]() |
Mağara evin etrafını saran antik kent, aslında devasa bir Roma yerleşimidir (MS 4-5. yüzyıl). |
![]() |
Şuayb Şehri Roma İmparatorluğu'nun önemli bir sınır yerleşimi ve tarım merkeziydi. |
![]() |
Şehrin en dikkat çekici özelliği, evlerin temellerinin ve alt katlarının doğrudan ana kaya kütlesine oyulmuş olmasıdır. Üst kısımlar ise bölgenin meşhur kesme taşlarıyla inşa edilmiştir. |
![]() |
Yüzlerce evin kalıntısı, surlar, geniş caddeler ve sarnıçlar hala belirgindir. |
![]() |
Soğmatar, Roma dönemi (MS 2. yüzyıl) antik kült merkezidir ve "Kutsal Tepe" olarak adlandırılan yüksek bir tepe bulunur. |
![]() |
| Kutsal Tepe’nin zirvesinde kayaya oyulmuş muazzam kabartmalar ve Süryanice yazıtlar vardır. |
![]() |
Yazıtlarda, o dönemde bölgede hüküm süren yerel yöneticilerin (maralaha) isimleri ve "Ay Tanrısı Sin" başta olmak… |
![]() |
… üzere gezegen tanrılarına hitaben yazılmış dualar veya anıt dikme kayıtları yer alır. |
![]() |
Bu yazılar doğrudan ana kaya kütlesine derinlemesine oyulmuştur. |

![]() |
Pognon Mağarası, Ay tanrısı Sin'e adanmış kayaya oyulmuş bir tapınak mağaradır. Fransız araştırmacı H. Pognon tarafından 1900'lerin başında keşfedilen mağara, güney, kuzey ve… |
![]() |
… batı duvarlarında boynuzlu başlıklı insan kabartmaları, hilal sembolleri ve Aramice yazıtlar barındırır. Roma dönemi (MS 2. yy) Abgar Krallığı'na ait kült alanıdır. |
![]() |
Mağara içinde kayalara oyulmuş çok sayıda heykel ve büst bulunur. Bu büstlerin, gezegenleri veya o dönemin önemli din adamlarını temsil ettiği düşünülmektedir. |
![]() |
Pognon Mağarası bize şunu gösterir: Şanlıurfa sadece Neolitik (Göbeklitepe), Roma–İslam değil, aynı zamanda Asur–Mezopotamya dünyasının da parçasıdır. |
![]() |
Karahantepe; 250+ T-biçimli dikilitaş, dairesel yapılar, insan başlı heykel (Neolitik ilk), hayvan kabartmaları (yaban eşeği figürü) ve konut kalıntıları içerir. |
![]() |
Kazılar, Karahantepe’nin bir yerleşim yeri değil, dini ve ritüel amaçlı bir merkez olduğunu gösteriyor. |
![]() |
Bazı taş sütunlar ve oyma figürler, sembolik veya ritüel amaçlı yorumlanıyor. |
![]() |
Tarım başlamadan önce, insanlar dini ve toplumsal ritüeller için bir araya gelmiş olabilir. |
![]() |
Bu çukurların, o dönemin dini veya sosyal ritüelleri için kullanıldığı düşünülüyor. Örneğin, sıvı dökme, küçük nesnelerin yerleştirilmesi ya da sembolik anlamlar taşıyan bir düzen olabilir. |
![]() |
Karahantepe'deki yapılar, avcı-toplayıcı toplulukların karmaşık mühendislik yeteneklerini sergiler. Yapılar birbirine koridorlarla bağlanmış ve ana kayanın içine özenle oyulmuştur. |
![]() |
Bazı bölümlerde suyun ritüelistik amaçlarla kullanıldığını gösteren kaya oyma kanallar ve havuz benzeri yapılar mevcuttur. |
28. gün (devamı) Şanlıurfa-Viranşehir / 26. gün (öncesi) Şanlıurfa II
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km









































































