6 Mayıs 2022, Perşembe / Antakya III (11. gün)
3’üncü günüm. Dünkü yağmurdan eser yok. Ancak akşam üstü için yağmur gösteriyor gene Meteo. 9’da kahvaltıya inip hızla ediyor, 10’a doğru misafirhaneden çıkıp dün yürüdüğüm yoldan önce Müze Oteli görmeye-gezmeye gidiyorum (dün yanlış sapmış, gereğinden fazla yürümüşüm). Otel resepsiyonu bugün için 230 avro fiyat veriyor, 2 kişi O.K. şeklinde. Sezonuna göre fiyatlar değişiyormuş. Şu sıra herhalde bayram fiyatı. Gerçi sanayinin ortasında bu otelde kalmak çok mu aranan bir şey-bilemiyorum! İnşaat sırasında arkeolojik eserler çıkınca çelik konstrüksiyon ve konteynırlardan oluşan bir otel inşa etmişler. Öyküsü çok ilginç. Şöyle ki: Antakya’nın Starius Dağı’nının eteklerinde, Saint Pierre Kilisesinin karşısında yer alan bir alanda başlıyor hikayemiz. Yıllar 2009’u gösterdiğinde, Necmi Asfuroğlu’nun zorlu bir hikaye sonucunda satın almış olduğu parselde Hilton ile birlikte otel inşa etmek isteğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Bu oteli özel kılacak olan ise, otelin inşası için yapılan çalışmalar sırasında arazinin her yanından tarihi eserler fışkırıyor olmasıydı... Tamamını buraya koymayayım, oldukça uzun ama bir o kadar da ilginç. Devamını okumak isterseniz > NAAM
Altında bulunan Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’ne 65’likle giriş yapıyorum. Merdiven yardımıyla bir kat aşağı indiğinizde şık bir alanda bulunan bazı eserler sergilenmekte. Bu eserlerin sunumu ve ışıklandırılması oldukça güzel ve dikkat çekici. Sonra otelin altında bulunan geniş alana girdiğinizde Roma Dönemi’ne ait, çeşitli büyüklükteki taban mozaikleri yerinde korunarak sergilendiğini görürsünüz. Bu özelliğiyle dünyadaki sayılı örneklerden biri olduğu anlatılıyor. Mozaikler arasında MS 2’nci yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi villasına ait taban mozaiği dikkat çekici. Dört panele ayrılan mozaiğin ana panelinde mitolojik kanatlı at Pegasus ve onu bir törene hazırlayan üç peri (nymphe), ana panelin altında yer alan ve daha küçük olan diğer üç panelde ise ilham perileri (muse’ler) ve onlardan biri olan Kalliope ile yazar Hesiodos’un karşılaşmasına yer verilmiş. “Dünyanın en büyük tek parça mozaiği” olarak kabul edilen, 1050 metrekare büyüklüğündeki mozaik de bir başka dikkat çekici eser. Yanı sıra 5’inci yüzyıldan kalan Roma Hamamı... Her eser bir diğerinden güzel ve anlamlı. Mozaikler ve yapı kalıntılarının kenarından-üzerinden yürüme bantlarıyla dolaşarak geziyorsun. Otelin altı kocaman bir Arkeopark.
Müzeden sonra Habib-i Neccar Dağı’nda bulunan St. Pierre Kilisesi’ne yürüyorum. Gene kalabalık var. Gruplar gelmiş. İnsanları kollayarak bir iki foto almaya çalışmaktayım. Burası doğal bir mağara olup kiliseye dönüştürülmüş. Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre’in Antakya’ya gelerek Hristiyanlık dinini yaymaya çalıştığı ve burayı bir kiliseye dönüştürerek ilk dini toplantılarını yaptığı, Hz. İsa’nın dinine inanan topluluğun kendisine ‘Hristiyan’ adının ilk kez burada verildiği bilinmekte. Kilise, Hristiyanlık açısından özel bir öneme sahip. Her yıl 29 Haziran tarihinde Katolikler burada ayin düzenlemekteler(-miş). Kilise tabanında, yan neflerde MS 4. ve 5. yüzyıllara ait bir kısmı tahrip olmuş mozaikler bulunuyor. Mağara Kilise, MS 11. ve 12. yüzyıllarda sütun ve kemer eklentileri yapılarak 3 nefli bir kiliseye dönüştürülmüş.
Kalabalığa fazla dayanamıyor ve ayrılıyorum. Bisikletçi Mustafa Bey arıyor ve öğleden sonra 2 gibi buluşmak üzere sözleşiyoruz. Merkeze doğru yürümekteyim. Hafiften yön bulmaya çalışıyorum. Kurtuluş Caddesindeyim. Burasını öğrendim. Affan Kafe’de içilen bir ada çayı (3-) ve Tıbbı Bitkiler Müzesini bulmak üzere devam. Kapanışa 15 dakika var diyor kapıdaki. Hızla geziyorum. 19. yy.da inşa edilen iki katlı eski bir Antakya Evi’nde 280 farklı tıbbi ve aromatik bitki sergileniyor(-muş). Dokunmadan koklamadan böyle şeyleri ayırt etmek-tanımak mümkün değil. Hele de yağlar ve kokular. Okuduğuma göre; ülkemizde bulunan yaklaşık 10 bin bitki türünün 3 bin 300 kadarı endemik, Hatay da ise 2 binden fazla tespit edilen bitki türünden 300 kadarı endemik bitkiden oluşuyor. Buna göre ülkemizde yetişen endemik bitkilerin %10’u Hatay’da yetişmektedir.
Suriyeli bir büfeden dürüm falafel alıp yiyorum (10-) ancak İstanbul’daki daha lezzetli. Bu adam önceden kızarmış olandan koydu. Pek sevmedim! Yol üzerinde ilginç güzel yapıların fotosunu çekerek Yahudilerin Havrasına geldim. 1700 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen binaya tek almıyorlar. Ben de bir grubun arasına karışarak Hahamdan Yahudilik dinine ait bilgiler dinliyorum. Anneden geçtiği, günde 3x dua ettikleri, ilkinin 1,5 saat sürdüğü vs. vs...
Katolik, Protestan ve Ortodoks kiliseleri Covid-19 nedeniyle ziyarete kapalı. Devam turlamaya. Hatay Gastronomi Evi’ni buluyor ‘öcce’ soruyor, bugün günü olmadığını öğreniyor ve sokak aralarında dolanarak geldiğim ana cadde üzerindeki el işi şal dokuyan dükkandaki şalların ipek olmasını öğrenmemle fazla kalmadan ayrılıyorum. Gerçi birini, kelebek çıktıktan sonra elde edilen ipekten dokunduğunu söylüyor satıcı hanım ama ne gereği var şimdi ipek böceklerini katletmeye destek olmak.
Dar sokak aralarında yürüyerek fotoğraflamaktayım Antakya’yı. Halen gruplar var dolanan. Mustafa Beyle buluşmadan önce Asi Nehri kenarında bulunan Ulucami’yi geziyor-resmediyorum. 16. yüzyılda yapılmış, Selçuklu tarzında. Döneminde bir kaç defa onarım gördüğü sanılmakta. Avlusu geniş, taş döşeli, şadırvanlı. Silindirik geniş gövdeli ve yüksek minaresi şerefeli ve sivri külahlı. Doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlı caminin içi, diğer tüm Ulucamilerde olduğu gibi çok sade. Halılarla kaplı caminin duvarlarında altın harflerle yazılmış ayetler var.
Atatürk Parkı’na doğru yürüyerek adaşımla buluşup şelalelere çıkmadan park içinde, onların tur sonrası mola verdikleri kahvede iki çay içiyor -güzeldi çaylar (2,5)- arabayla 8 km uzaktaki Harbiye’ye gidiyor, önce tepeden bir genel bakış atıyoruz. Burası Harbiye Defne. Şelaleye inmeden kısaca tarihine bakalım: Vadinin güneyinden çıkan kaynaklar şelaleler oluşturduktan sonra Asi Nehri’ne kavuşur. Helenistik ve Roma dönemlerinde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir sayfiye yeri olarak kullanılan Daphne, zengin halk kesimi tarafından yapılan çok sayıda köşkleri, tapınakları ve eğlence yerleriyle ünlüydü. İmparator Gallus döneminde Daphne eski ihtişamını kaybetmeye başlamıştır. Arap istilasından sonra da bir daha parlak günlerine dönememiştir. Günümüzde antik dönemden ayakta herhangi bir yapı kalmamıştır. Antakya’da ilk su getirilmesi İmparator Galigula’nın yardımı ile gerçekleşir. Asıl suyolu inşası MS 81-96 yılları arasında Antakya’da ikamet eden İmparator Trajan devrinde olur. MS 115 yılında meydana gelen büyük depremden sonra imparator, şehirde evler, halk hamamları; Daphne’de ise Diana tapınağını yaptırır ve tahrip olan Antakya şehir sularını tamir ettirir. Bu zaman içerisinde de, Antik çağdaki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna kaynaklarından çoğu zaman doğal kayaları oyarak, dere yatakları ve kot farkı olan yerlerde su kemerleri (Aquaduct) inşa ederek Daphne’den Antakya’ya su getirir. İmparator Trajan’dan sonra imparator olan Hadrian (129-131) suyollarının tamirini yaptırır. MS 525-526 yıllarında meydana gelen büyük deprem sonrası yollar İmparator Jüstinyen tarafından tamir ettirilir. Bu suyolları MS XII. yüzyıla kadar aktif halde işlevini sürdürür.
Şelale kalabalık, insan kaynıyor. Salaş bir durumda; su içine masalar konulmuş, bira-kola kasaları atılmış. Uzunca bir yoldan dolanarak iniyorsunuz. İşletme çalışanları sizi kapmak için çeşitli balonlar uçuruyorlar: “Suyun kaynağı”, “Büyük şelale”... Besbelli ki önce küçük bir yer işgal edilip sonra yayılmış-genişletmiş alanını. Çökmüş bir başka ifadeyle. Doğa harikası olan bu yer çok daha şık olabilirmiş, her yerden sular fışkırmakta akmakta. Güzel bir yer alaturka zevklerle tahrip edilmiş.
Dönüşte yağmur bastırıyor. Saat 4. Gene Atatürk Parkının yakınına park edip yemek için Köprü Başına yürüyoruz; ağaçların altından, damlalardan kaçarak. Abdulhak Beyi beklerken sokak aralarında dolanıyor, yeniden bastıran yağmur karşısında dam altlarına sığınıyor ve yemek için seçtiğimiz Nedim Usta’nın Yeri'nde bakla ezmesi (ful) ısmarlıyoruz, yanına turşu = 60-. Mustafa Bey çok buluyor, Antakyalı olarak. 23 liraydı porsiyonu, turşuya para almasına kızıyor. Burada her yerde yanına getiriyorlar para almadan. Nane yeşillik biber vs. ikram. Burası bizi yabancı sandı herhalde diye çıkışıyor adaşım.
Kabak tatlısı arıyoruz ama mevsimi geçmiş-yok. Yarın yol için bana şekerlemeci-kuruyemişçi karışımı dükkandan alınan cevizli sucuk, kahvede içilen çaylar ve ayrılış. Biz Abdulhak Beyle aynı yerde oturduğumuzdan geri yürüyoruz. Mustafa Bey arabasına binip evine gidiyor. Üç gündür caddeleri sokakları aşındırmaktayım. Dikkatimi çeken, burada araçların yayalara karşı saygılı olmaları, yaya çizgisine indiğin anda durmaları. Bu olabilecek en güzel şey. Hiçbir yerde rastlamadım. Isparta’da rastladım, evet orada da vardı ama burası daha belirgin, kendini gösteren. Bir de, 20 cm çapında kocaman simitler, yanında küçük kese kağıdında tuz ve kimyon veriliyor. Simidi koparıp batırarak yiyorsun. Tuzu çok seviyor olmalı Antakyalılar. Tuzlu yoğurtları da var. Üzerine zeytinyağı ve kimyon ile kahvaltıda yiyorlar. Yarın tekrar yola koyulaca’m. Mustafa Bey de benimle Reyhanlı’ya pedallayacak sonra Kırıkhan’a devam edecek.
![]() |
Asi Nehri, güneyden (Lübnan'dan) doğup kuzeye doğru akar ve Türkiye'de bir kavis çizerek Akdeniz'e dökülür. Bu "aykırı" yönü nedeniyle "isyankâr" anlamına gelen Asi adını almıştır. |
![]() |
The Museum Hotel |
![]() |
İnşaat sırasında arkeolojik eserler çıkınca çelik konstrüksiyon ve konteynırlardan oluşan bir otel inşa etmişler. |
![]() |
Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi |
![]() |
Kürevî Konik Kap (Pişmiş Toprak) Orta Çağ |
![]() |
Eros Kabartması (Mermer) Roma Dönemi MS 3.yy sonu |
![]() |
Kâse (pişmiş T.) MS 9.-10.yy |
![]() |
Bilezik (Tunç) MS 10.-12.yy / Bilezik (Tunç) Erken Doğu Roma D. MS 6.-7.yy / Bilezik (Tunç) Erken Doğu Roma D. |
![]() |
Müze, Antakya'nın 2300 yıllık katmanlı tarihini sergiler; Helenistik'ten Bizans'a uzanan eserler iç içe geçmiş halde korunur… |
![]() |
… Roma dönemi taban mozaikleri yerinde sergilenir… |
![]() |
… bunlar arasında MS 2. yüzyıla ait Pegasus ve periler mozaiği ile… |
![]() |
… dünyanın en büyük tek parça mozaiği (1050 m²) bulunur. |
![]() |
162 renk tonu içeren bu mozaikler, mitolojik sahneler ve… |
![]() |
… geometrik desenlerle dikkat çeker… |
![]() |
… ayrıca Eros heykeli gibi son buluntular da vardır. |
![]() |
St. Pierre Kilisesi |
![]() |
Doğal mağara yapısı 13 m derinlik, 9,5 m genişlik ve 7 m yüksekliğe sahiptir; Roma ve erken Hristiyan etkileri taşır. |
![]() |
4.-5. yüzyıla ait mozaik taban kalıntıları, taş altar ve mermer Aziz Petrus heykeli gibi eserler barındırır; nişler erken ibadet ritüellerini yansıtır. |
![]() |
Mağaranın duvarlarından sızan su, inananlar tarafından vaftiz suyu ve şifa kaynağı olarak kabul edilir. |
![]() |
Haçlılar döneminde (12.-13. yy) ön cephesi gotik tarzda uzatılarak iki kemer eklenmiş, Kapusen rahipleri tarafından restore edilmiştir. |
![]() |
The Museum Hotel |
![]() |
The Liwan Deluxe Hotel |
![]() |
Habib-i Neccar Camii |
![]() |
Çankaya Konakları Otel |
![]() |
Kurtuluş Caddesi |
![]() |
Affan Kahvesi (İnci Kıraathanesi) |
![]() |
Türk Katolik Kilisesi |
![]() |
Antakya'nın dar sokakları, Bizans döneminden Osmanlı'ya evrilen organik kent dokusunun sonucudur ve iklimsel uyum ile sosyal mahremiyeti sağlar. |
![]() |
Hatay Gastronomi Evi |
![]() |
Ulucami |
![]() |
Ulucami içi. |
![]() |
Ulucami; 1705, 1791, 1834, 1849 ve 1876 yıllarında onarılmış, 1986 ve 2002'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. |
![]() |
Atatürk Parkı |
![]() |
Harbiye Defne |
![]() |
Antioch Protestant Church |
![]() |
The Liwan Butik Hotel |
![]() |
Antakya’nın 18-19. yüzyıl konaklarında taş bezemeler (kuş fanusu, sebil takası), barok ve rokoko unsurları görülür. |
![]() |
Yerel halkın "zokak" dediği dar sokaklar, rüzgarı bir vakum gibi içine çeker. Şehir dışındaki hafif bir esinti, bu dar koridorlarda hızlanarak ferahlatıcı bir hava akımına dönüşür. |
![]() |
Nedim Usta’nın Yeri |
12. gün (devamı) Antakya-Reyhanlı / 10. gün (öncesi) Antakya II
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km
İlginizi çekebilir [bisikletle]Türkiye: Marmara (Manyas–Gönen)




































































