16 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Gaziantep III)


14 Mayıs 2022, Cumartesi / Gaziantep III (19. gün)

 

Bugün 3’üncü ve son günüm Antep’te. Uykumu almış olarak 7’de uyandım. Biraz gazete okumaca. TCDD sayfasından Güney Ekspresine yer bakmaca. Açılmış ama yataklı yok. Garip! Müşteri İlişkilerini de arıyor, onlar da benim gördüklerimi görüyorlar. Ne yapayım? Çözüm Merkezine talebinizi yazın diyorlar. Hadi bakalım öyle olsun. Tren olayı bizde nasıl bir sıkıntılı hal aldı. Demiryolu ulaşımı hiç yurtdışı gibi değil. Ankara’da -TCDD’ye ait- bir telefonu arıyor, çıkan bana WA numarasını veriyor ve oradan yazmamı öneriyor. Hem mail hem WA’dan yazıyorum. Alındı diye mesaj geliyor. Çalışıyor galiba sistem bakalım sonuç verecek mi?  Telefondaki kişi bir turistik seferden söz etti. Aynen Kars treninde olduğu gibi. Gerçi şu an Kars treninin de yataklısı çalışmıyor. ETS’li bakan ne yapmaya çalışıyor anlamak mümkün değil!


Sağlam bir kahvaltı edip 09.55 otobüsüne binmek üzere yola çıkıyorum. Geçen bir arabaya el edince duruyor ve beni kavşağa kadar alıyor. Oradan tramvaya bineceğim. Kendisi de otelin lisesinde öğretmen galiba. Hava puslu ve kapalı. Yarın için meteo bazı bölgelere sağanak yağış uyarısı verdi. Öğleden sonra bulunduğum bölge de etkilenecek gibi. Bu hava onun hazırlığı sanki.

 

Tramvayla bir tur atmak istiyorum. Son durağına kadar gidip şöyle bir gözlemlemek Antep’i. Adliyeye değin gidiyor ve bir başkasıyla Demokrasi istasyonuna kadar geri geliyorum. Merkezdeki yapıların yerini bu yolda modern binalar almış. Günümüzün görünümü. Biri eski diğeri yeni Antep.


İlkin kaleye doğru çıkıyorum. Yaklaşık 25 metre yükseklikte bir tepe üzerinde. Hafiften yön duygusu oturmaya başladı. Gerçi soruyorum gene de. Hafta sonu kalabalığı var. Yani kalenin ziyaretçisi bol. 65’le giriş yapıyor, kaleyi çevreleyen hendek üzerindeki köprüyü geçerek önce Kurtuluş Savaşı sırasındaki kahramanların heykelleri ve kabartma resimleri karşıma çıkıyor;  Dokurcum Değirmeni’nde şehit düşen 14 çocuk, Şahin Bey ve Kartal Bey heykelleri, Şehit Kamil ve annesi... Taş merdivenleri çıkıp kalenin içinde, “Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi” olarak kullanılan tünele giriyorum. Ekranlarda dönen belgeseli izlerken duygulanmamak mümkün değil. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler, bütün halk omuz omuza mücadele etmiş ve Şahin Bey, Şehitkâmil, Yüzbaşı Kılıç Ali, Karayılan, Aslan Bey, Binbaşı Hamdi Bey ve daha nice gizli kahramanların destekleriyle yayılımcı ve işgalci Fransız güçlerine karşı direnmişler. Vatan uğruna verilen böylesine güçlü mücadele haklı olarak Antep’i Gazi yaptı.

 

Kale ilk olarak Roma Dönemi'nde höyük üzerinde bir gözetleme kulesi olarak yapılmış, bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde, MS 6. yüzyılda almış. Tarih boyunca birçok kez onarımdan geçen kalenin 12 adet burcu var. Ancak Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 36 burçtan söz etmiş. Herhalde geri kalan 24 burç kalenin dış surları üzerindeydi ve günümüze kadar gelemedi.

 

Tepesine çıktığınızda Antep’i panoramik izlemek mümkün. Yürüme yollarından giderek kazılar sonucu ortaya çıkmış bir hamam ile camiyi görebilirsiniz. Hamam mimari olarak pek gösterişli olmamakla birlikte banyo, buhar odası ve bacaları ilgi çekici. Cami ise Osmanlı mimarisi tarzında, dikdörtgen planlı.

KültürPortalı 


Kalenin etrafındaki tarihi mekanlar gezmekle bitmez. Merkez bellediğim Bakırcılar Çarşısı yönüne doğru yürümekteyim. İlk gün içtiğim Osmanlı Şerbeti’ni tekrar deniyorum. Çok hoş bir tadı var. Buz gibi de servis ediliyor. 


Antep kalabalık, yerli turistler çoğunlukta. Bugün de hafta sonu için gelenler olduğundan ekstra kalabalık. Bebeli gruplar, türbanlı kadınlar... Sırada Oyuncak Müzesi ve Atatürk Anı Evi var. Sokakta saklambaç oynayan çocuk heykelinin yanından geçerek Oyuncak Müzesine giriyorum. Türkiye’de bulunan dört Oyuncak Müzesi’nden birisiymiş. Birecik’te de bir tane görmüş, saatini kaçırdığımdan girememiştim. Bu durumda İstanbul’dakini görmek şart oldu. Buradaki Bey Mahallesi’nde tarihi bir Antep evinde. Geniş bir oyuncak koleksiyonuna sahip, 1700-1990 yıllarına ait el yapımı oyuncakların yanı sıra serilerinin ilk üretimi olan çizgi film, sinema filmi ve masal karakterlerinin bulunduğu 600 yakın oyuncak, 8 ayrı galeride teşhir edilmekte. Yanı sıra müzede çocuklar için oyuncak atölyeleri ve çeşitli etkinlikler düzenlenen bölüm bulunuyor. Bugün de bir etkinlik olsa ki hummalı hazırlıklar yapılmakta. Sanki mülki erkan gelecekmiş gibi de bir telaş var ortalıkta.


Oyuncaktan çıkıp yandaki Atatürk Anı Evi’ne giriyorum. Buranın hikayesi çok güzel: 26 Ocak 1933 tarihinde Gaziantep’i ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dönemin Valisi Lütfi Bey ve Belediye Başkanı Hamdi Kutlar’ın teklifi ve il meclisinin kararıyla tarihi “Bey Mahallesi” nüfusuna kayıt edilmiştir. O günden beri Gazianteplilerin fahri hemşehrisi olan Atatürk’ün hatıralarını yaşatmak üzere nüfusa kayıtlı olduğu tarihi Bey Mahallesi’nde, tarihi Antep evinde hizmete açılmış olan müzede Atatürk’ün Gaziantep’i ziyareti sırasında kullandığı eşyalar ile dönemin Gaziantep’i, Gaziantep Savunması, hem eserlerle, hem de görsel sunumlarla teşhir edilmekte. Bununla birlikte geniş araştırma olanağı sunan Atatürk Araştırma Kitaplığı, zengin içeriğiyle her türlü bilgiye ulaşım sağlamakta... Muhteşem fotoğraflar var. Bayılıyorum Atatürk’ün şıklığına. Bu kadar zevkli olabilir bir insan. Nasıl da yakıştırıyor her şeyi. Yaaa gerçekten böyle biri bu toplumdan nasıl çıkmış, hep soruyorum kendime. Uzaydan mı gelmiş sahiden dedikleri gibi. 100 yıl geçti zerre kadarı çık(a)madı. İnanılası gibi değil! 

GaziantepBelediyesi


Oyuncak ve Atatürk müzelerinin bulunduğu yer, yani Bey Mahallesi, Ermeni Evleri denilen bölge. Sözün kısası, zamanında Ermenilerin yoğun yaşadığı yerler. Okuduğum bir yüksek lisans tezind: XIX. yüzyılın ikinci yarısında mahallede yaşamakta olan Ermenilerin bölgenin kültürel dokusundaki etkisini mimari yapılarda da görmemiz mümkün. Zira evlerin tavanları, giriş kapıları gibi yerlerinde çeşitli kabartmalar mevcut, bunun yanı sıra bugüne gelememiş Protestan Kilisesi ise sinema olarak da işlev görmüş ve bu sinema da kentin ilk sineması... denilmiş ve tez sahibi devamında: Mahalle, 1536'da tahrir defteri kayıtlarına göre 40-50 haneden oluşan bir yerleşke. Mimari yapı olarak evlerin inşasında çevredeki ocaklardan çıkarılan Havara Taşı kullanılmış. Taşların genel yapısı itibariyle kolay işlenilir olmasının yanı sıra kışın soğuğa, yazın sıcağa karşı bir nevi izolasyon işlevi olması vesilesiyle mahalle mimarisine öncülük edenler tarafından tercih edilmiş. Evlerin 'süyük' denilen 4-5 metrelik yüksek bahçe duvarları ardına yapılmış olması, o zamanlar için aile mahremiyeti düşüncesinin ön planda tutulduğu fikrini veriyor. Yüksek duvarların ardındaki geniş avlularda gündelik yaşamın büyük kısmı geçirildiğinden olsa gerek ki, buralara da 'Hayat' denmekte. Yüksek bahçe duvarları, mahalle kültüründen kopuk bir hayat sürüldüğü fikri verebilir ama her evin altında yan eve geçiş yapılması mümkün geçitler bulunmakta... denilmiş. Dar sokaklardan geçmekteyim. 200-300 yıllık kesme taştan inşa edilen bu evler, daha doğrusu konaklar, sahip oldukları mimari özellikleriyle insanı hayran bırakıyor. Eskiye sadık kalınarak yenilenen çok sayıda yapı butik otel olarak kullanılmakta. Zeynep Hanım Konağı çoğunu kapatmış. Ancak gel gör ki böylesine hoş bir sokağın ortasında, yarıya kesilmiş bidonlarda çöpler üstü açık bir şekilde toplanıyor. Yani 2022’nin Türkiye’sine hiç mi hiç yakışmamış, hele Antep’e asla.

GazeteDuvar


Unesco tarafından dünyanın en yaşlı şehirleri arasında gösterilen Antep aynı zamanda Unesco’nun “Yaratıcı Şehirler” listesinde yer almakta. Dolaştığım caddeler, içinde kaybolduğum her sokak beni zaman içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bolca fotograf çekiyorum. Aslında yürüdükçe-döndükçe de aynı yerlere çıkıyorum.


Antep’in Ermeni meselesi; 1895 olayları, 1915 tehciri. Bunların yorumları haliyle yapanın bakış açısına göre değişiyor. Herkes kendini haklı görüyor. Ama kabahati tek tarafta aramak sonucu değiştirmiyor. Bir yanda dış güçlerin kışkırtmasıyla galeyana gelenler, diğer yanda imparatorluğun bir köşesinde çıkan isyan ve düşmanla işbirliği içinde olanlara karşı alınan önlemler. 1895 Antep Ermeni Olayları: 1895 yılı içinde, Ermeni komiteleri tarafından organize bir şekilde, Anadolu'nun birçok yerinde Ermeni isyanları hazırlanmıştı. 16 Kasım 1895 günü Antep'te de Hınçak komitesinin organize ettiği bir isyan meydana geldi. Antep'te Türklerle Ermeniler arasında bir süredir baş gösteren huzursuzluklar ilk defa bu olayla silahlı çatışmaya dönüştü. Küçük bir Müslüman çocuğunun katledilmesiyle başlayan isyan kısa sürede yayıldı. İsyancılara karşı askerî birliklerle beraber Müslüman halkın da karşı koymasıyla bir Müslüman-Hristiyan çatışmasına dönüşme tehlikesi gösteren olaylar, bu duruma fırsat verilmeden askerî birlikler tarafından kısa sürede yatıştırıldı. Ancak bu isyanın ardından, Antep'te Türk-Ermeni ilişkileri sürekli olumsuz bir seyir takip edecektir. İsyanın bastırılmasının ardından, isyanı organize eden 65 önde gelen Antepli Ermeni tutuklanarak Halep cezaevine gönderildiler. Kısa süre sonra serbest bırakılmalarının ardından, bu kararın Temyiz Mahkemesi tarafından bozulmasıyla tekrar tutuklanan bu kişiler, uzun süre cezaevinde tutulamayarak, 1896 yılı Aralık ayı içinde İngiliz Sefaretinin şikâyeti göz önüne alınarak tamamen serbest bırakılacaklardır. Bu olay Osmanlı Devleti'nin bu dönemde içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından da oldukça dikkat çekicidir.

TRDizin


Tarihi sıralamasına göre Ermeni İsyanları: İlk isyan 1890’daki Erzurum İsyanıdır. Bunu yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı Gösterisi, 1892-93’te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon Olayları, 1894’te Sasun İsyanı, 1894’te Babıali Gösterisi ve Zeytun İsyanı, 1896’da Van İsyanı ve Osmanlı Bankası’nın İşgali, 1903’te ikinci Sasun İsyanı, 1905’te Sultan Hâmid’e suikast girişimi, 1909’da Adana İsyanı.

 

Karnımın açlığını, tesadüfen rastladığım Suriyeli büfeden alınan falafel dürüm (10-) ve yandaki çaycıda içilen 2 çayla (3-) gideriyorum. Buradan yola devam edersem karşıma Medusa Arkeolojik Cam Eserler Müzesi çıkacak, ama kapalı olduğunu öğrenince geri dönüyor ve Suriyelinin büfesinde espresso içiyorum. Burada 4 lira, Kilis’te 2,5’du.


Mevlevi Müzesini gezmekteyim. Tekke Camii Külliyesi'nde yer alan kesme taştan inşa edilen dört asırlık tarihi yapı iki bölümden oluşmakta. Cami avlusundan girildiğinde solda yer alan binada Mevlevilik Kültürü ile Vakıf Kültür Varlıklarından seçilen Maden Eserleri, El Yazması Kur’an-ı Kerimler, Türk Hat Sanatı'ndan örnekler, avlunun sağında yer alan mekanda ise kilim ve halılar sergilenmekte. Ardından iki Kastel’e giriyorum, Kozluca ve Pişirici. “Kastel” kelimesinin dilimize Arapçadan geçtiği tahmin edilmekte ve suyun yer altında bölümlere ayrıldığı yer anlamına gelmekte. Kilis’te de çokça vardı. Bence dönemin WC’leri.


Kozluca Kasteli 16. yüzyıla, Pişirici Kastel ve Mescidi ise 13. yüzyıla tarihlenmekte. Her iki kastelin de yapılış amacı evlerin su ihtiyacını gidermek. Temiz su ile kirli su birbirinden ayrı haznelerden akmakta. Pişirici Kasteli daha büyük ölçüde planlanmış. Yapıda kesme taş kullanılmış. Sivri kemerli açıklıklara hela bölümü yerleştirilmiş. Kozluca Kasteli havuzu tek, Pişirici Kasteli havuzu çift hazneli. Her iki yapının da kitabesinin mevcut olmadığını öğreniyorum.


Antep fıstığı alıyor (20-), dükkan sahibinden konuya ilişkin bilgiler ediniyorum. Soyulması-çıtlatılması-kavrulması-boylarına ayrılması, bu iş için makinelerin olduğu, baklavalık için -yeşil olması gerektiğinden- kavrulmadan kullanıldığı... Konuşkan samimi bir bey. Daha sonra yolum üzerinde gördüğüm, 15 liralık kömbe aldığım satıcı Kilis’in katmerini beğenmiyor. Kilis Antep’in ilçesiydi diye laf sokuşturuyor. O zaman kömbe de aslında Antakya’ya ait bir kurabiye. N’aber?


Yürü yürü aynı yerler. Kalan zamanımda tramvayla biraz gezeyim, oturarak izlerim etrafı. Binmeden yarım porsiyon dondurmalı kadayıf yiyorum ama (25-). Ve ardından İbn-i Sina tramvayına binip son durağa kadar gidiyorum. 45 dk sürüyor. Bu bölge de günümüz yapılarıyla kaplı. B74 otobüsüne bugün yetişeceğim. 18.10 olmalı saati. Uygulamadan bir bakayım cumartesi saatlerine. Görünmüyor. Oteli arıyorum. Onlar ise cumartesi çalışmadığını söylüyorlar. Gene taksiye kaldım. Atomcu’da bir bardak taze portakal suyu (8-) içiyor ve taksiyle dönüyor, yarınki yolumu da şoförden öğreniyorum. Ben şehir içine girecektim halbuki yakında bağlantı yolu varmış. Bu iyi oldu. Binmeseydim taksiye demek bunu öğrenemeyecek, gereksiz uzatacaktım yolumu.


Sabah kahvaltı ettiğim salonda yazıyı yazarken Antepfıstığını, ardından odada da kömbeleri tadıyorum. Süryani Çöreği de denilen, içinde hurma olan müthiş bir lezzet. Sonra odaya çıkıyor ve müzik dinlemekteyim; Portico Quartet2005’te Londra’da, aynı okulda müzik eğitimi alan dört arkadaş tarafından kurulan grup; caz, elektronika, ambiyans ve klasik müzik türlerinin etkisinde farklı ses (sound) kimliğine bürünen, kabuk değiştiren, melodik perküsyon hang drum’ı karakteristik bir yaklaşımla ses paletine yerleştiren dörtlü, yenilikçi ve sürükleyici enstrümantal kompozisyonlarının her biriyle farklı bir heyecan yaşatıyorlar. Onlardan keyifli bir parça: Ruins



Tramvayla bir tur atmak istiyorum. Son durağına 

kadar gidip şöyle bir gözlemlemek Antep’i.



İlkin kaleye doğru çıkıyorum. Yaklaşık 25 m 

yükseklikte bir tepe üzerinde.





Kaleyi çevreleyen hendek üzerindeki köprüyü geçerek önce 

Kurtuluş Savaşı sırasındaki kahramanların heykelleri

 ve kabartma resimleri karşıma çıkıyor.


Tepesine çıktığınızda Antep’i panoramik izlemek mümkün. 



Yürüme yollarından giderek kazılar sonucu ortaya çıkmış

 bir hamam ile camiyi görebilirsiniz. 



Kale Hamamı


Kale Camii




Her köşesinden Antep’e tepeden bakmak çok keyifli.


Şerbet, satıcının sırtındaki genellikle metalden

 yapılmış büyük bir "tuluk" içerisinde taşınır.

 Satıcılar, ellerindeki metal iki tası birbirine

 vurarak kendilerine has bir ritim oluştururlar.


Sırada Oyuncak Müzesi ve Atatürk Anı Evi var. 


Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi, tarihi bir Antep evinde 

1700'lerden 1990'lara uzanan el yapımı ve seri 

üretim oyuncak koleksiyonunu sergiler.



9 temalı bölümde Türk oyuncakları, peluşlar, bebek evleri…


… Mickey Mouse, Pinokyo gibi ikonik 

figürler ile Laterna Magica sergilenir.





Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Japonya, İngiltere, Fransa,

 Çin, ABD gibi ülkelerden oyuncak örnekleri de var.








Türkiye'nin dördüncü oyun ve oyuncak müzesi olma özelliğini taşır.


Atatürk Anı Evi




Atatürk Anı Evi; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kente 

26 Ocak 1933’teki ziyaretini ve burada bıraktığı hatıraları

 yaşatan önemli bir kültür merkezidir.



Müze, iki binadan oluşan kapalı alanda Atatürk'ün kaldığı 

odayı orijinal eşyalarla canlandırır; Gaziantep Savunması'na 

dair fotoğraflar, belgeler ve dijital ekranlar içerir. 



Atatürk Anı Evi, Oyuncak Müzesi ve… 


… Ali İhsan Göğüş Müzesi yan yana.


Şehrin en eski ve tarihi yerleşim 

yerlerinden biri olan Bey Mahallesi...


… 13.-16. yüzyıllarda (Memlükler ve Osmanlı erken dönemi)

 Türkmenler tarafından kurulmuştur. Geleneksel taş

 işçiliğiyle (havara taşı) örülmüş dar sokakları,…


… konakları ve Ermeni-Türk

 komşuluğunun simgesi

 yapılarla kültürel

 mozaiği yansıtır.





1536 tahrir defterlerinde 40-50 haneden

 oluşan mahalle, 19. yüzyılda…


… Ermeni nüfusun yoğunlaştığı

 zengin konaklara ev sahipliği yapmış,…


… 1921 Anteb Harbi sonrası dönüşüm yaşamıştır.



Son yıllarda yapılan kapsamlı restorasyonlarla (Sokak 

Sağlıklaştırma Projesi) mahalledeki 200'e yakın ev yenilenmiştir. 


Tarihi konaklar bugün şık kafelere, butik 

otellere ve sanat atölyelerine dönüşmüştür.


Karnımın açlığını, tesadüfen rastladığım Suriyeli büfeden alınan

 falafel dürüm ve yandaki çaycıda içilen 2 çayla gideriyorum. 



Suriyelinin büfesinde espresso

 içiyorum. Burada 4 lira, Kilis’te 2,5’du.


Mevlevi Müzesini gezmekteyim.


Mevlevilik kültürü canlandırmaları, hat levhaları,

 mihrap şamdanları, kandiller sergilenir,…


… diğer bölümde Vakıflar'a ait halı-kilim koleksiyonu, 

el yazması Kur'an'lar ve maden eserleri bulunur. 


Kesme taştan örülmüş avlulu plan tipinde; üç katlı selamlık (1886), 

iki katlı revaklı bina, semahane (1675), mescit ve derviş hücreleri 

içerir. Güneydoğu Anadolu Osmanlı mimarisini yansıtan basık 

kemerli pencereler ve taş işçiliği dikkat çeker.





Kozluca Kasteli, 16. yüzyıl başlarında inşa edilmiş

 Gaziantep'e özgü yeraltı su mimarisi örneğidir. 



Livas adı verilen yer altı kanallarıyla Alleben Deresi'nden 

gelen suyu depolayan ve dağıtan, merdivenle

 inilen mağara benzeri bir yapıdır.



Kesme taştan örülmüş, 30-40 basamaklı girişi

 olan kastel; içme suyu havuzu, çamaşırhane 

(çimeceklik), tuvalet ve dinlenme alanları içerir.



Yarım porsiyon dondurmalı kadayıfı afiyetle götürüyorum.










































20. gün (devamı) Gaziantep-Nizip / 18. gün (öncesi) Gaziantep II






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul