4 Haziran 2022, Cumartesi / İdil - Cizre, 32 km (40. gün)
Bölge çok sıcak. Ben de gecikmeden yola çıkayım istiyorum. Gerçi bugün yapacağım en kısa mesafe olacak, Cizre sadece 35 km uzakta, 1,5-2 saat gibi bir yolum var. Sırf göreyim diye gidiyorum. Yani İdil’i de pas geçebilirdim. Ama bir daha ne zaman buraya gelirim ki? 4,5 gibi gözlerimi açtım ama kalkışım 5 buçuğa doğru. 6’da başlıyorum toparlanmaya, 07.10’da da sele üzerindeyim. Hafif bir esinti var. Sabah serinliği. Yakındaki simitçi dükkanından alınan zeytinli ve otlu poğaça ve İpek Yolu olarak adlandırılan Irak-Türkiye bağlantısını sağlayan D380 kara yoluna bağlanıyorum. Buralarda şehir giriş ve çıkışlarında güvenlik kontrolü var. Tek şeritli bir yolda, bazı bölümleri aşınmış bir asfaltta yokuş aşağı sürüyorum. Biraz tedirgin edici bir asfalt. Nedense! Tabii karşı rüzgar da kuvvetli esiyor. Üzerine kapanıyorum. Ani bir rüzgar yönü değişikliğiyle yapışmayayım. Yandan geçen ağır vasıtalar zaten yeterince sarsmaktalar.
Yokuşu indim, ileride hafif bir tırmanış gözüktü. Solda bir kalekol, buralarda da bunlardan güvenlik nedeniyle var, doğuda olduğu gibi. %2 ile çıktım. Hafif tepeler çıkılıyor ama esas yol inecek, irtifa kaybedece’m. Cizre daha alçakta. Solumda, yani kuzeyimde sıra sıra dağlar var, sağım, yani güneyim ise düz ova, Mezopotamya, Suriye ovasına doğru gidiyor.
Çok hafif bir iki çıkış geçildi, ama gerisi düz veya -1 yüzdeyle iniş, bazen -3 oluyor ama asfaltın kabalığı nedeniyle hızım düşüyor. Sağda bir cami, çerçeve yok, minare yok. Hava çok sıcak bu bölgede. Böylesini hiç hatırlamıyorum. Fırının içinde gibiyim. Düzova’ya geldim. Büyük bir ağaç altında, gölgesinde kalabalık bir grup asker. Selamlaşıyoruz. Solumda geniş bir alan, duvar-tel vs. ile korunmuş bir bölge, askeriye kışlası sanırım. Bulvara girdik, bölünmüş yol. Burası neresi bilmiyorum. Havaalanıymış. Dikkat ettim de yolda km gösteren levha yok. Ne kadar kaldı şeklinde. Nedense! Dün anlatıldı, Kuzey Irak’ta kaza yaparsan seni kabahatli buluyorlarmış, her hâlükârda. Çünkü diyorlarmış ki; buraya gelmeseydin bu kaza olmazdı. Çok doğru bir düz mantık : )) Cizre yazısı önünde çekilen foto ve geldiğim göbekte, sağdan gidersen Nusaybin yoluna, düz ise Şehir Merkezine.
Polis noktasından geçiyorum. 5 km denmiş Cizre’ye. Gelen bir dik yokuşu iniyorum, kaba asfalt, uçuyorum adeta, öyle ki ağır giden TIR.lar geçiliyor. Düzlüğe geldiğimde yetişiyorlar ama : )) Cizre’ye girildi. Varışım 8 buçuk oldu, 1,5 saatte geldim, 30 km falandı. Daha dükkanlar açılmamış bile. Şimdi ÖE’yi arıyorum. Geldiğim meydanda dört yol ağzında Google’a fazla güvenme diyerek vatandaştan alınan bilgiyle düz devam, Diyar Künefeyi geçip sola sap yapıyor, ÖE’yi buluyor, bisikleti park edip resepsiyona çıkıyorum. Durum vahim; klimalı 12 oda dolu. Klimasız oda var o da bu sıcakta zor. Bekleyin saat 11’de çıkış var, belki oda açılır. Hadi hayırlısı. Kahvaltı salonundan alınan çay ile teftişe gelmiş iki MEB mensubuyla Ankara üzerinden başlayan sohbet, günün siyasi durumuna, çocukların eğitimi diye devam ediyor. Oda boşalmayacağı netleşiyor, şimdi otel aramak gerekiyor. Resepsiyon iki oteli arıyor; biri 200- (O.K.), diğeri 100- ama klima akşam 8’de açılıyor. İlki, Med Cızir seçiliyor. Tarif edilen yoldan varıyor, bisiklet çalışmayan havuz odasına bense 201 No.ya. Klimalı odada açılıp saçılıp yayılıp, banyo alarak üzerimdeki harareti hafifletiyorum. Keşfe çıkmadan ilçe tarihini kısaca okuyalım: Cizre ve çevresinin MÖ 3000’den beri yurtlanıldığı ve sırasıyla Akad, Babil, Asur hakimiyetine girdiği, Milattan sonra ise bölgenin Selevkoslar, Partlar ve Sasanilerin yönetimine geçtiği ifade edilmektedir. Cizre, MS 297 yılında Sasanileri yenen Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Hz. Ömer döneminden sonra Cizre ve çevresinde İslam Devleti hakim olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşında Safevileri yenmesi sonrasında Cizre ve etrafındaki bölge Osmanlı devletine katılmıştır.
Ve sahne alıyorum. Cizre tarihi açıdan pek çok eseri barındırmakta: Ulu Camii, Nuh Peygamber Türbe ve Camii, Mecidiyye Camii, Süleymaniye Camii, Kırmızı Medrese, Abdaliye Medresesi, Mem-u Zin Türbesi, Süleymaniye Medresesi, Mecidiyye Medresesi, Cizre Kale Surları, Babil Kalesi Surları ve Yafes Köprüsü başlıcaları. Tarif üzerine Kırmızı Medrese bulunuyor ama büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Tadilatta–kapalı! Bekçisi çalışanı da yok ki sorayım. Elimdeki bilgiyle kapısında kala kalıyorum. Cizre Beyliği döneminde II. Han Şeref Bey tarafından XIV. yy.da yaptırılmıştır. Kırmızı tuğlalardan yapıldığı için Medrasa Sur adını almıştır. Dönemin alimlerinin yetiştiği yüksek öğrenim kurumudur. Mihrabı beyaz taştan olup, medresenin güney cephesinin ortasında, ters kubbeli yapıda ünlü şair Molla Ahmed-i Ceziri’nin (*) türbesi bulunmaktadır.
(*) XVI. ve XVII. yy.da yaşamış olan Kürt alim, şair ve edebiyatçı.
Medreseye giremeyip Ulucami’ye yöneliyorum. Ama gel gör ki o da tadilatta-kapalı. Pes doğrusu! Sırf bunları görmek için Cizre’ye geldim. Olacak iş mi bu şimdi? Bayılırım Ulucamilere, sadeliğine, mimarisine. Anadolu'ya İslamiyet'in girdiği ilk yıllarda kiliseden camiye dönüştürülerek gerçekleştiği düşünülen Ulu Cami, birçok defa onarım görmüş, minaresi yapıdan ayrı olarak 1155 yılında inşa edilmiştir. Metal kapısı ve bunun üzerindeki, oymacılık sanatının önemli bir eseri olan ejder figürlü bronz kapı tokmakları yapının en önemli özelliklerindendir. XIII. yüzyıla tarihlenen anıtsal kapı ile tokmaklardan birisi günümüzde İstanbul'daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir. Diğer tokmak 1969'da yurtdışına kaçırılmıştır, Kopenhag’daki David Samling Müzesi'ndedir.
Yön sorarken buralı bir kaç bey ile tanışıyor, aralarından Süleyman Bey beni yakındaki yerlere götürüyor, rehberlik ediyor. Mehmet Ağa Kasrı; burada konserler verildiği anlatılıyor. Duvarlarda Cizreli sanatçıların fotoları asılı. 200 yıllık tarihe sahip olan ev, Cizre’nin eski sivil mimarisi ve sosyal yaşam tarzını yansıtan ve bugüne kadar gelebilmiş ender tescilli yapılardan biri olarak kabul edilmekte. İki katlı olup bir kısmı siyah bazalt taş, bir bölümü de beyaz kalker taştan Hamidiye Binbaşı Fettah Ağa tarafından yaptırılmış. Ardından Nuh Peygamber Türbesi denilen yere gidiyoruz. Nuh’un gemisinin Cudi Dağı’na indiğine inanılıyor. Bu inanışa göre Nuh, Tufan'dan sonra Cizre'ye yerleşmiş, Cizre'nin Dağkapı Mahallesi'nde ölmüş. Vefat ettiği yere önce bir havra, daha sonra da bir kilise inşa edilmiş. 639 yılında ise bu kilise camiye çevrilmiş. Bu caminin hemen yanında yer alan türbenin de Nuh'a ait olduğuna inanıyorlar. Beşgen kubbeli, üstü fayans kaplı çirkin yapının karşısında İsmail Ebul-iz El Cezerî’nin mezarı bulunuyor. Kapısında 1153-1233 yazıyor ama kaynaklar 1136-1206 demekte. Önemli bir şahsiyet. İslam'ın Altın Çağı döneminde çalışmalar yapan Cizreli Müslüman âlim, mucit ve mühendis. Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Cezerî'nin, Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülmekte. Sibernetik alanının en büyük dâhisi olarak kabul edilen Cezerî' hakkında daha fazla bilgi için Vikipedi.
Süleyman Bey, Mersin ve burada tadilat işleriyle uğraşmakta. Nalburiye dükkanına gidiyor, kuzeni İlyas Bey ile tanışıyor sohbet ediyorum. Ne istersen getirebilirim diyor. Sınıra yakın şehirlerimizde oturanların çoğu bu tür import-export işler yapmakta. Legal yoldan mı bilemiyorum. Ama Nusaybin’de de gördüm, kocaman çarşısı vardı. Kaçakçılar çarşısı deniliyordu. İstediğin telefona çakılan EMEI ile ucuza sahip olabiliyorsun. Ne gereği var 10 binlerce lira ödemeye! Laf lafı açıyor, Allah üzerine konuşmalar başlıyor. Belli ki dindar(lar). Ne söylesem anlamaz(lar), fazla da uzatmaya-üstelemeye gerek yok diyor ve öğle yemeği olarak fırına ısmarlanan peynirli pideyi afiyetle mideye indiriyorum.
Bir süre sonra ikramlarına teşekkür ederek yanlarından ayrılıp öğle tatili nedeniyle kaplı gördüğüm Kent Müzesi’ne (veya kapıda yazan adıyla; Cizre İsmail Ebul-İz El-Cezeri Müzesi) tekrar gidiyorum. Tarihi bir yapıda Cizreli araştırmacı Abdullah Yaşin’in çevreden topladığı arkeolojik ve etnografik eserler sergileniyor. Bunlar Babil tuğlaları, dinozorlara ait fosil dişleri, taş hayvan kabartmaları ve pişmiş topraktan kap kacaklar... Çalışan benimle birlikte dolaşarak kısa açıklamalar vermekte. Küçük bir mekan olduğundan fazla uzun sürmüyor gezmek, teşekkür edip ayrılırken bağış istiyor. Şaşırtıyor beni. 10 lira bırakıyorum. “Dernek olmalısınız böyle olmaz. Giriş şu kadar diye yazın ki insanlar bilsinler”.
Sıcakta daha fazla dolanmayayım, otele yürüyor, duş alıyor ve uzanıyorum. Cizre’nin adı acaba nereden gelmekte? En eski ismi Kardu Rahipliği anlamına gelen "Kardu Gazarta"dır. Modern Kürt kelimesinin en eski yazılış biçimi Kardu'dur. Şehre Persler Gazarta ve Bazibda, Abbasiler -onların devrinde şehrin yöneticisi Ömer olduğundan- Cezire-i İbn-i Ömer ve daha sonra Cizîra Botan demişlerdi. Akkoyunlular Cizre'ye Ceziretuşşeref derlerdi. Cezire Arapçada "ada" anlamına gelir, Dicle nehri burada kıvrılıp bir su adası gibi bir alan oluşturduğundan adaya benzetilmiştir. Şehir, XVI. yüzyıldan itibaren günümüzde olduğu Cizre adıyla anılmaya başlamıştır.
6 gibi çıkıyor, Mem û Zîn Türbesi’ne yürüyorum. Bu saatte bile halen sıcak esmekte rüzgar. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüksek sıcaklık değerleriyle Türkiye’nin en sıcak yeri olma özelliğini elinde tutuyor. Şu zamana kadar ölçülmüş en yüksek (rekor) sıcaklık 49 derece. Bu sıcaklık 27 Ağustos 1961 tarihinde Cizre’de kaydedilmiş. 49 dereceden daha yüksek bir sıcaklık şu ana kadar ülkemizde ölçülmemiş. Bugün bile, rekor olmasa da gene de 33 °C.
1437 yılında Cizre beylerinden Emir Abdullah (Abdal) İbn Abdillah İbn Seyfeddin Boti tarafından yaptırılan Abdaliye Medresesi’nde, Mem û Zîn'in (**) kahramanları olan Mem (Mehmet), Zîn (Zeynep) ve aşklarının engelleyicisi Beko (Bekir)'e ait olduğuna inanılan mezarlar bulunuyor. Türbeye bir kaç basamakla inilmekte. Dikdörtgen planlı olup yan yana yatan ve tekli bir mezar ve ışık girmesi için bir pencere açıklığı görülüyor.
(**) Mem û Zîn, Cizre'de 1450/1451 yılında yaşanan ve XVII. yüzyıl sonunda Ahmed-i Hani tarafından manzum bir eser olarak yazıya geçirilen destansı aşk öyküsü. Konusu, birbirine âşık olan ancak kavuşamayan iki gencin trajik öyküsüdür. Cizre beyi Mir Zeynuddin'in kız kardeşi Zin ile Divan kâtibinin oğlu olan Memo arasında yaşanan gerçek aşk öyküsüne dayanır. Ahmet Hani'nin bu öyküden ilham alarak Kürtçenin Kurmanci lehçesi ile yazdığı Mem û Mesnevisi, Kürtçedeki ilk aşk mesnevisi olarak kabul edilir. Yirmiden fazla dile çevrilen eser, ondan fazla kez Türkçeye çevrilmiştir.
Medreseye ilişkin bilgiler ise şöyle: Yapıdan günümüze mescit, türbe, bir medrese hücresi, avluya geçişi sağlayan giriş ünitesi ve bir eyvan gelebilmiştir. Medresenin doğu ve batı kanadındaki hücrelerin sadece temel kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir. Kuzey kanadında 80 hücre olup olmadığı belli değildir. Günümüzde bu tarafa sonradan namazgâh, cami ve şadırvan eklenmiştir. Bu hücrelerin altında girişi avludan sağlanan Mem û Zîn Türbesi bulunmaktadır.
Sokaklarda kara çarşaf giyen kadınların yoğunluğu dikkat çekici. Şöyle anlatılmıştı: Mem’den sonra Zîn’in de yaşamını yitirmesinin ardından kendilerine “aşık” denilen bir grup kadının, Zîn’in yasını tutmak için çarşaf giydikleri ve ömürlerinin sonuna kadar evlenmedikleri için halk arasında kendilerine “Zînêler” denildiği, bu yasın da o dönemden bugüne bir kültür olarak aktarıldığı, inançsal nedenlerden çok bir “Zîn” geleneği olarak karşımıza çıkan çarşafın Farsça “gece örtüsü” anlamına gelen “çâder-şeb” sözcüğünden geldiği, Kürtçe ise “çarik” adını aldığı, çarşafın kökeni binlerce yıl öncesine, Sümerlere kadar uzandığı...
Yürüyorum nehir kıyısına, ama öncesinde Diyar’da dondurmalı künefeyi büyük bir iştahla götürüyorum. Sakin akıyor Dicle. Kıyı çok pis ama. Tüm çöpü atmışlar çimlerin üzerine. Çekirdekler plastikler vs. Yazıklar olsun, böylesine bir nimete sahipler ve değerini bilmiyor çöplüğe dönüştürüyorlar. Nehir boyunca ilerliyor, kaleye doğru yürüyorum. O da restorasyonda, girilemiyor. Harabe durumunda olduğu söylenen, dış ve iç kaleden oluşan, kalıntılardan Roma ve Bizans döneminden itibaren yapım süreci takip edilebilen kale, 12. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar olan dönem, yani Musul Atabekleri ve Cizre Beyleri döneminde aldığı şekliyle günümüze gelebilmiş, ancak surlarının üçte ikisi tümüyle yok olmuş. Ayakta kalan güney bölümünün dış cephesindeki taşların bir kısmı sökülüp ev inşasında kullanıldığından bir bütünlük taşımadığını görmek mümkün.
Dönüşte marketlerden alış veriş yapıyor, Migros’a rastlamak akrabamı görmek gibi geliyor. Yayla’nın hazır yemeklerinden Meksika fasulyesini alıyorum. Pide yemekten içim kurudu. Burada tüm yemekler etli, olmadı et suyuyla. Yolda, kaldırım kenarlarında musluklar görüyorum. Plastik borulardan yapılmış. Oraya hortum takıp araba mı yıkıyorlar, etrafı mı suluyorlar? Bilemedim. Sokak aralarından gelirken, otele girmeden tekrar Süleyman Beye rastlıyorum. Evi otelin karşısındaki benzincinin arkasındaymış. Ne tesadüf. Ayak üstü bir iki laf edip otele geçiyor, elektriğin kesik olmasından dolayı klima çalışmıyor, sadece jeneratörle aydınlatmalar devrede. Bu durumda ben de yatakta uzanmış tabletten bir şeylere bakıyorum. Antakya’daki adaşım arıyor, nasılsın nereye vardın? Merak etmiş sağ olsun. İyi de oluyor böyle yalnızken aranmak. Hem konuşuyorsun ortak bir konu üzerine, hem de dostluğun arkadaşlığın verdiği sıcaklığı hissediyorsun.
- Cizre ÖE 0486 6161529-111 / 0486 6161145
- Otel Med Cızir 0486 6166969
İdil - Cizre
Tur tarihi: 4 Haziran 2022
Alınan yol: 29,36 km
Ortalama hız: 22,4 km/s
En yüksek hız: 62,8 km/s
Bisiklete biniş süresi 1 s 18 dk, dışarıda geçen süre 1 s 30 dk
En yüksek sıcaklık 36 ˚C, en düşük 29 ˚C, ortalama 33,5 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 148,4 m, kaybı (iniş) 538,5 m
En düşük yükselti 374 m, en yüksek 770,6 m
(ÖE’den otele olan yol hariç, +1,3 km)
Garmin yol bilgileri İdil-Cizre
Relive yol bilgileri İdil-Cizre
![]() |
Kale gibi evler. Bunların Süryanilere ait evler olduğunu öğrenmiştim. |
![]() |
İdil’den ayrılışım 07.01. |
![]() |
Dün espresso içtiğim büfe. |
![]() |
Hafif bir esinti var. Sabah serinliği. |
![]() |
İpek Yolu olarak adlandırılan Irak-Türkiye bağlantısını sağlayan D380 kara yoluna bağlanıyorum. |
![]() |
Siyah taş, mimari üslup camide de aynı. |
![]() |
Solumda Şerafettin Elçi havaalanı; 2013’de açılmış. |
![]() |
Yazsan da fark etmiyor, insanın içinde yoksa! |
![]() |
Hava çok sıcak bu bölgede. Fırının içinde gibiyim. |
![]() |
08.18, Cizre’ye giriş yapıyorum. |
![]() |
5 km denmiş Cizre’ye. Gelen bir dik yokuşu iniyorum, kaba asfalt, uçuyorum adeta. |
![]() |
Hotel Med Cızir |
![]() |
Ve sahne alıyorum. Cizre’ni sokaklarından, çarşılarından geçmekteyim. |
![]() |
Sokaklarda kara çarşaf giyen kadınların yoğunluğu dikkat çekici. |
![]() |
Ulu Camii, tadilatta ve kapalı! |
![]() |
Mehmet Ağa Kasrı |
![]() |
19. yy.da Hamidiye Binbaşısı Fettah Ağa (Mehmet Ağa) tarafından yaptırılmış geleneksel bir konaktır. |
![]() |
Avlulu, iki eyvanlı, iki katlı taş yapı; düz dam örtülü, düzgün kesme taştan inşa edilmiş, geleneksel konak planını sergiler. |
![]() |
Günümüzde bu tarihi bina "Cizre Dengbej Evi" olarak hizmet vermektedir. Kürt sözlü edebiyat geleneği olan dengbejliğin yaşatıldığı bu merkez, Türkiye'deki sınırlı sayıdaki dengbej evinden biridir. |
![]() |
Nuh Peygamber Türbesi; Nuh’a atfedilen tarihi bir cami ve türbe kompleksidir. Tufan sonrası Cizre'nin kurucusu olarak rivayet edilen Hz. Nuh'un kabri olduğuna inanılır,… |
![]() |
…önce havra/kilise olarak kullanıldığı, 639'da camiye dönüştürüldüğü ve Selçuklu/Artuklu onarımları gördüğü belirtilir. |
![]() |
İsmail Ebu’l İz El-Cezeri'nin kabri, Hz. Nuh Camii'nin avlusunda yer almaktadır. |
![]() |
Ne güzel bir derinlik katmış yola, değil mi? |
![]() |
Öğle yemeği olarak fırına ısmarlanan peynirli pideyi afiyetle mideye indiriyorum : )) |
![]() |
Cizre ve çevresinden toplanan; Asur, Babil, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramikler, sikkeler,… |
![]() |
… geleneksel kıyafetler ve eski silahlar müze envanterinde yer almaktadır. |
![]() |
Abdaliye Medresesi; 1437 yılında Cizre Azizan Beyi Emir Abdal (Abdullah) bin Seyfettin Bohti tarafından yaptırılmıştır. |
![]() |
Medrese, cami ve türbe kısımlarından oluşan bir külliye şeklindedir. |
![]() |
Medresenin güney tarafındaki bodrum katında üç adet kabir bulunur. |
![]() |
Bu kabirler; birbirine kavuşamayan aşıklar Mem ve Zîn ile bu aşkın arasına… |
![]() |
… giren ve kötülüğü simgeleyen Beko'ya aittir. |
![]() |
Ulu Camii |
![]() |
Ulu Camii |
![]() |
Diyar, dondurmalı künefe. |
![]() |
Dicle kıyısı çok pis ama. Tüm çöpü atmışlar çimlerin üzerine. |
![]() |
Dicle, Cizre için sadece bir su kaynağı değil, tarih boyunca ulaşım, tarım ve savunma hattı olmuştur. |
![]() |
Kaleye, o da restorasyonda, girilemiyor! |
![]() |
Dicle Nehri üzerinde bulunan Cizre Köprüsü, şehrin iki yakasını (Nur ve Yafes mahallelerini) birbirine bağlayan en önemli ve en hareketli geçiş noktasıdır. |
![]() |
İyi ki yazmışlar, bir de yazmasalardı acaba nasıl olurdu ortalık! |
![]() |
Bölgede (Cizre ve çevresinde) çok sevilen, baharın müjdecisi olan Işkın (ya da yerel adıyla Rêvas) bitkisi. |
41. gün (devamı) Cizre II / 39. gün (öncesi) Dargeçit-İdil
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km
İlginizi çekebilir [bisikletle]Türkiye: Friglerin İzinde (Bozüyük-İnhisar)








































































