7 Mayıs 2022, Cumartesi / Antakya - Reyhanlı, 63 km (12. gün)
Nedense erken uyandım bu sabah. 5 gibi ama biraz oyalandım, sonra tablette gazete okudum ve hazırlanarak kahvaltıya erken inip az karnımı doyurup misafirhaneden ayrılışım 08.07 gibi. Bugün Reyhanlı, 45 km kadar bir yol. 8 buçukta Mustafa Bey ile Köprü Başında buluşup birlikte pedallayacağız. Daha doğrusu bana refakat edecek, sonra da Kırıkhan’a sürecek.
Çarşı içinden geçerek Mustafa Bey kendine yolluk kuruyemiş alıyor ve Reyhanlı yoluna çıkıyoruz. Bölünmüş yol. Güvenlik şeridi var. Asfalt kaymak, eğim yok. O önde ben peşinde gidiyoruz, ara sıra yan yana gelip sohbet ederek sürmekteyiz. Yolun trafiği var ancak öyle fazla değil. Hava açık ama bulutlar da var, 23,3 °C. Reyhanlı’ya doğru da ısınacak. Daha sıcak oraları. Bugün için yağmur göstermiyordu. Doğu yönünde 91 m rakımda 19,6 km/s ortalama ile sürüyorum. Sağ taraf Suriye dağları diyor adaşım. 21 km gelmişiz. Her iki yanım tarla. Yağmur bazı başakları yatırmış, ancak nasıl oluyor böyle hedeflenmiş gibi yerlerin seçilmesi? Yağmur tamamını etkilemez mi ki? Bazı yerler dik, bazıları yatık! Gelen yol inşaatı nedeniyle tek şeride düşüyoruz. Burası, bu bölgenin tümü Amik Gölü’nün kurutulması ile oluşan Amik Ovası. Başlıca pamuk ve buğday ekiliyor. Ancak, kurutmanın yarattığı ekolojik yıkım kazanımdan çok daha fazla ve vahim. Bir de havaalanı yapılması üzerine tuz ekmiş. Ne amaçla kurutulmuştu burası? Sıtma ile mücadele, tarım alanlarını taşkınlardan koruma ve tarımsal alan kazanma. Ancak mera ve göl tarıma açıldığında ilk dönemler bakir topraklar işlendiği için ürün alınabilse de sonrasında giderek verim azalmaları olmuş ve bugünkü sorunlar ortaya çıkmış. Beslenemeyip, giderek azalan yer altı sularının çekilmeleri zeminde kayma, itme hareketleri ve çökmelere neden olduğu, değişen iklim şartları, kuraklık, oluşan sellerin arazileri kaplaması ve zarar vermesi köylüyü de zora soktuğundan, bugün artık yana yakıla gölünü geri istediği, hatta kurutulduktan sonra Amik Gölü’ne şiirler yazdığı anlatılıyor.
Avrupa ve Sibirya üzerinden Anadolu’ya gelen göçmen kuşların önemli bir bölümü Hatay üzerinden Afrika’ya göç ettiği, göçmen kuşların göç sırasında atmosferdeki hava akımlarından yararlandığı ve Belen geçidine geldiklerinde bu hava akımının bittiği, Amik Gölü’nde konaklayarak göçlerine devam ettikleri bilindiği halde, gölün kurutulması bu göç yolunda ve beraberinde yaşamın bütününde, suda yaşayan canlılar ve bitkilerin üzerinde kalıcı yıkıma neden olmuş. Türkiye'deki insan eliyle yapılmış en büyük çevre facialarından biri olarak kabul edilmekte. ‘Dokuzuncu’ Cumhurbaşkanı Demirel, DSİ'nin başında olduğu dönemde gerçekleşen Hatay'daki Amik Gölü’nün kurutulmasını “en büyük hatası” olduğunu ifade etmişti. Demirel'in “en büyük hatası”nın bu olup olmadığı tartışılır ancak Amik Gölü'nün kurutulmasının büyük bir hata olduğuna kuşku yok.
25. km.de sağdan, bir höyük görmek için giriyoruz. MÖ 1300’lerden Aççana, Mukiş Krallığının başkenti. Kazı çalışmaları sürmekte sanırım. Bazı bölümler örtüyle kapatılmış. İlk kazıların 1930'lu yıllarda İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından yapılan höyükte, 2021 sezon kazıları Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Akar başkanlığında sürüyor. Değerlendirme yazısın ilk paragrafından alıntılayarak: Alalah (Aççana Höyük) Hatay ili sınırları içerisinde, Asi nehrinin kenarında, 22 hektarlık boyutuyla Amik Ovası sınırları içerisindeki en büyük Tunç Çağı yerleşimlerinden biridir. Geç Tunç Çağı içinde (MÖ 1600-1300) bölgesel Mukiš Krallığı’nın başkenti olma rolünü korumuş, Doğu Akdeniz ticaret ağı içerisindeki stratejik ve politik önemi nedeniyle sırasıyla Yamhad, Mitanni ve Hitit İmparatorluklarına vasallık olarak hizmet etmiştir. Aççana Höyük, açığa çıkarılan Geç Tunç Çağı tabakalarıyla arkeolojide bir sorunsal olma niteliğini koruyan Mitanni İmparatorluğu hakkında maddi kalıntılar ve yazılı belgeler sağlayan sınırlı sayıdaki yerleşimlerden biri olarak tanımlanabilir. Yazının tamamını okumak için > DergiPark
26. km.de eski asfalt çıkıyor karşımıza. Aşınmış, yer yer dökülmüş, arada dalgalanıyor. Sağdaki tepelerin arkası Suriye diyor Mustafa Bey. Sınır duvarını görebiliyorsunuz. Askeri kule de var. Reyhanlı’ya yaklaştıkça hava da ısınıyor. Adidas’ı çıkartıyor ince yeleği giyiyorum. İlçe girişinde, polis noktasında Mustafa Beyin arkadaşı Abdullah Bey ve Reyhanlılı 13 bisikletçi bizleri karşılıyorlar. Ne güzel, formaları üzerlerinde karşılamaya gelmişler. Çok hoş bir duygu. Tek tek tanışıyorum ve grup halinde Suriye sınırına yakın Yenişehir Gölü’ne pedallıyoruz.
Grup sürüşleri beni tedirgin eder. Her tarafından bisikletçi geçer. Çarpışma-takılma ihtimali yüksektir. Bu nedenle arkada kalmayı tercih ediyorum. Yumurtalıkta ucuz atlattım, burada sakatlanmayayım.
Çevresindeki okaliptüs, Çınar ve Selvi ağaçlarıyla gölet (burada göl deniliyor) güzel bir yer. Derenin önüne set çekilerek oluşmuş. Sözü edilen köprüsü ve sandallarını göremiyorum. Bolca foto çekiliyor, video da. 11 Mayıs Şehitleri için saygı duruşunda bulunuyoruz.
Hatırlayalım: Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te Reyhanlı Belediyesi yanı ile PTT binası önünde gerçekleşen, 53 kişinin hayatını kaybettiği ve çok sayıda kişinin yaralandığı, konut, işyeri ve araçların hasar gördüğü iki ayrı bombalı terör saldırısı gerçekleşmişti.
Yenişehir Gölü’nde belediye yolları bitirememiş, ortalık bir inşaat alanı, çay için uğranılan yer kapalı. Cilvegözü’ne bakmak üzere devam ediyor, öncesinde yeni adıyla Kavalcık eski ismiyle Harran köyündeki Fatih Aliye Müderris Konağı'na uğruyoruz. Burası, başrolünü Kemal Sunal'ın oynadığı, Şener Şen, İlyas Salman, Müjde Ar ve Adile Naşit’in de rol aldığı Kibar Feyzo filminde kurgusal karakter Maho Ağa'nın evi olarak kullanılmış(-tı). Yanı sıra Adak, Ezo Gelin, Kaçak, Asi, Kasaba ve Sultan Gelin gibi birçok film ve dizi de çekilmiş. Hatay Valiliği’nce restore edilip sinema müzesi olacağı anlatıldı.
Bolca foto çekildikten sonra sınır kapısına yöneliyoruz. Kapı sadece özel izinlerle açılıyormuş. Yani normal giriş çıkış yok artık. Ne güzeldi her şey 12 sene önce. Suriye meselesi yoktu. El ele tutuşup Bodrum’da tatil yapıyorlardı. Karşılıklı gidip geliniyordu. Biz de 2010’da üç hafta boyunca pedallamış, çok güzel anılarla dönmüştük. Ama bugün? Yürek yakan bir savaş, perişan olmuş insanlar ve yaşamını kaybedenler!
Grup içinde belediyede çalışanlar, emekli polisler de var. Samimiler, konuşkanlar, farklı yaş grubundalar. Sonuçta hepsi bisiklet tutkunu. Çok güzel böyle grupların oluşması, hele de Türkiye’nin uzak köşelerinde.
Kapı sonrası Reyhanlı’ya dönülüyor. Mustafa Bey Kırıkhan’a devam ediyor. Aslen oralı olduğundan kalacak yeri de var. Bense gruptan Ahmet Bey ile önce ofisine uğruyorum. Kablosuz internet pazarlıyor. Böyle bir şeyin olduğunu yeni öğrendim. T.Telekom’dan bir paket kiralıyoruz ve onu bölüştürerek pazarlıyoruz. Alt yapının olmadığı bölgelere internet götürebiliyorsunuz böylecene diyor. İndirme ve yükleme hızları aynı. Yani bilirsiniz bizim indirme hızımız yüksek olsa bile yükleme hızı son derece düşüktür.
İçilen bir soda sonrası Ahmet Beyin çalışanı bana ÖE’ye kadar eşlik ediyor-yolu gösteriyor. Reyhanlı kazılı vaziyette, sürmek zor. Toz da kalkıyor araçlardan. ÖE’de yerim ayrılmış olmalıydı ama çalışan hanım göremiyor. Neyse oda var ve No 1 benim oluyor 115 liraya. Ancak 4. katta. Yandık mı yandık! Bisiklet bodrumda kilitli bir odaya alınıyor çaycı Adnan Bey tarafından, ben de iki postada çantaları çıkartıyorum. Dizden dolayı boy yıkanamıyor sadece siliniyorum. Bu insanlık dışı yaratıklar benim tüm yaşamımı alt üst ettiler. Suyun altına şöyle bir girip ferahlamak olamıyor. Biraz ayakları uzatıp tablet okurken Ahmet Bey aramasıyla; humus için kapanmadan çıkalım diyor ve 15 dakika sonra ÖE önünde buluşuyoruz.
Hacıoğlu kapalı yanındakine giriyoruz. Güzel bir tabak geliyor. Fotosunu çekmeyi unutuyorum heyecandan. Pideyi koparıp koparıp humusu yiyoruz. Yanında da taze acı biber. En sevdiğim şeyler. Bolca sohbet ediyoruz yemek sırasında. Reyhanlı’nın bisiklete bakışını anlatıyor. Çocuk gibi bisiklete bineceğine motor alsana durumları. Ardından Cemil Meriç Kültür Evi’ne gidiyor, müdürü Ahmet Bey ve Tayfur Bey ile tanışıyor ve Cemil Meriç hakkında bilgi ediniyorum: Yazar ve mütercim. 12 Aralık 1916’da Hatay Reyhanlı’da doğdu. Türk edebiyatının kalemi en güçlü deneme yazarlarından biridir. 1940’da İstanbul Üniversitesi’ne girip Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. 1941’den başlayarak İnsan, Yücel, Gün, Ayın Bibliyografyası dergilerinde yazmaya başladı. 1942-45 yılları arasında Elazığ lisesinde, 1952-54 yılları arasında ise İstanbul’da Fransızca öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde yabancı diller okutmanlığı görevinde bulundu, Sosyoloji bölümünde dersler verdi. Mükemmel düzeyde Fransızca okuyup yazan Meriç, İngilizceyi anlıyor, Arapçayı -kendi ifadesiyle- söküyordu. Cemil Meriç’in ilk yazısı Hatay’da Yeni Gün Gazetesi’nde çıktı (1928). Hisar dergisinde “Fildişi Kuleden” başlığıyla sürekli denemeler yazdı. Meriç, gençlik yıllarında Fransızcadan tercümeye başladı. Hanore de Balzac ve Victor Hugo’dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi. Bati medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu ve sansüre, anarşik edebiyata şiddetle çattı. 13 Haziran 1987’de vefat etti.
Ama beni esas etkileyen yanı, görme yetisini kaybetmiş olmasına karşın, bir daha okuyup yazamayacağını düşünerek girdiği bunalımdan çıkmasını bilip, göremeyen bir insan olarak, okuma yazmayı yeniden öğrenmesi ve en üretken döneminin başlaması. Çevresindekilere Fransızca ve İngilizce metinleri okutup sözlü olarak yaptığı çevirileri de yardımcılarına yazdırması, Edebiyat Fakültesi’nin Sosyoloji Bölümü’nde emekliliğine kadar sürdürdüğü, Sosyoloji ve Kültür Tarihi dersleri vermesi.
Tayfur Bey de hukukçu ve Boğaziçi Üniversitesine müracaat etmiş. doktorasını tamamlamak üzere. Bilgili bir genç arkadaş. Çaylar kahveler eşliğinde oturduğumuz masada keyifli bir sohbet dönüyor. Günün siyaseti, Suriyeliler, dönüşleri, kalmaları, nasıl olmalıydı… gibi konular sonrası 6 gibi ayrılıyoruz yanlarından. Ahmet Bey beni çarşıya yakın bir yerde bırakıyor ve devam ediyor. Bense sokak aralarında dolanmaktayım.
Sınıra bu kadar yakın olması kültürün ve dilin Arapça olması, Suriyeli mi yoksa TC vatandaşı mı bunlar, ayırt edemiyorum. Entari giysili olan da var, kafasında kırmızı beyaz kareli başlığı olan, Arapça konuşan, Arapça yazan iş yerleri… Sınırların olmadığı eski zamanlarda bu insanlar birlikte yaşamışlar, sonra sınırlar onları ayırmış ama dil din kültür birliği sürmekte. Bim’den alınan bir meyveli kefir ile yürümeye-fotoğraflamaya devam. Türkiye’ye İstanbul’dan bakarsan yanılırsın. Buraları da görmek lazım. Bu bisiklet gezileri sayesinde ülkenin değişik coğrafyalarını-insanlarını-gelenek göreneklerine tanık olmak çok şey kazandırıyor, öğretiyor. Yolda yürürken harika bir ev görüyorum. Şahsa aitmiş. Kaymakam lojmanı falan sandım. Benzeri bir yer burada hiç yok. Bu nasıl olmuş anlayamadım? Sorduğum kişi, sahiplerinin varlıklı olduğunu ve yeni zamanda tadilat gördüğünü söylüyor. ÖE’de çay bir saat sonra çıkacakmış. Odada tablet okuyorum, hafif uykum geliyor. Çaya inmeyeceğim. ÖE’de düğün var, gürültüsü patırtısı odaya kadar geliyor.
Reyhanlı, genelde birkaç Arap aşiretinin yaşadığı yer olarak bilinen İrtah adında küçük bir kasaba idi. XVI. yüzyıldan itibaren yoğunlukla Rey (*) bölgesinden göçebe olarak gelen Türkler (Türkmen aşiretleri) bu kasabaya yerleşmişlerdir. 1855 yılında Rumeli’den Kafkas ve Kıbrıs göçmenleri getirilerek kasabaya yerleştirilmiştir. Daha sonra Reyhanlı ismini alan kasaba 1918 yılında Fransızlar tarafından ele geçirilmiş, bucak statüsü ile yönetilmiştir. 8 Temmuz 1938 yılında Fransız işgalinden kurtarılıp, Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katıldığı yıl olan 1939 yılında ilçe olmuştur.
(*) Rey veya Şehr-i Rey, İran'ın Tahran Eyaleti'nde şehir. Tahran kent sınırları içindedir ve Tahran şehrinin ilk kurulduğu yerdir.
- Reyhanlı ÖE 0326 4133961
Antakya - Reyhanlı
Tur tarihi: 7 Mayıs 2022
Alınan yol: 62,68 km
Ortalama hız: 17 km/s
En yüksek hız: 32 km/s
Bisiklete biniş süresi 3 s 41 dk, dışarıda geçen süre 5 s 53 dk
En yüksek sıcaklık 37 ˚C, en düşük 17 ˚C, ortalama 25,9 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 361,3 m, kaybı (iniş) 294,8 m
En düşük yükselti 82,2 m, en yüksek 272,2 m
Garmin yol bilgileri Antakya-Reyhanlı
Relive yol bilgileri Antakya-Reyhanlı
![]() |
Antakya’dan ayrılışım 08.03. |
![]() |
8 buçukta Mustafa Bey ile Köprü Başında buluşup birlikte pedallayacağız. |
![]() |
Antakya güzel bir ilimiz. |
![]() |
08.26, yola çıkış saatimiz. |
![]() |
Çarşı içinden geçerek Mustafa Bey kendine yolluk kuruyemiş alıyor ve Reyhanlı yoluna çıkıyoruz. |
![]() |
Bölünmüş yol. Güvenlik şeridi var. Asfalt kaymak, eğim yok. |
![]() |
Sağ taraf Suriye dağları diyor adaşım. Her iki yanım tarla. |
![]() |
Bu bölgenin tümü Amik Gölü’nün kurutulması ile oluşan Amik Ovası. Başlıca pamuk ve buğday ekiliyor. |
![]() |
25. km.de sağdan, bir höyük görmek için giriyoruz. |
![]() |
Aççana Höyüğü (diğer adıyla Tel Aççana), önemli bir arkeolojik sit alanıdır ve bölgenin tarih öncesi ve tarihî geçmişine ışık tutar. |
![]() |
Aççana, tarihsel kaynaklarda Eski Alalah kenti olarak bilinen büyük bir yerleşimin bulunduğu alandır. |
![]() |
Höyükte bulunan yüzlerce çivi yazılı tablet; o dönemin ticari sözleşmeleri, saray envanterleri ve diplomatik yazışmaları hakkında paha biçilemez bilgiler sunar. |
![]() |
Tayfursökmen Mahallesi; adını Hatay'ın anavatana katılması sürecinde büyük liderlik sergileyen Tayfur Sökmen’den alır. Tayfur Sökmen aslen Reyhanlılı bir aileye (Mursaloğulları) mensuptur. |
![]() |
Buradan Suriye sınır duvarını görebiliyorsunuz. Askeri kule de var. |
![]() |
11.01, Reyhanlı’ya geldik. İlçe girişinde, polis noktasında Mustafa Beyin arkadaşı Abdullah Bey ve Reyhanlılı 13 bisikletçi bizleri karşılıyorlar. |
![]() |
MMT Amerikan Hastanesi |
![]() |
Yenişehir Gölü yapay bir göldür. Eosen karstik kaynaklardan beslenen göl, okaliptüs, çınar ve selvi ağaçlarıyla çevrili olup piknik, sandal gezintisi ve dinlenme alanı sunar. |
![]() |
Yeni adıyla Kavalcık eski ismiyle Harran köyündeki Fatih Aliye Müderris Konağı'nı görmeye gidiyoruz. |
![]() |
1950’li yıllarda Müderrisoğlu ailesi tarafından inşa edilmiştir. Geniş bir avluya, meşhur bir havuza ve taş işçiliğine sahip olan konak, tipik bir çiftlik evi/konak mimarisi sergiler. |
![]() |
Mustafa Bey ve Abdullah Bey ile. |
![]() |
Cilvegözü Sınır Kapısı |
![]() |
Kapı sonrası Reyhanlı’ya dönülüyor. |
![]() |
Reyhanlı ÖE |
![]() |
Selçuk Şahin Reyhanlı’nın Meşhur Humusu |
![]() |
Cemil Meriç Kültür Evi |
![]() |
Sokak aralarında dolanmaktayım. |
![]() |
11 Mayıs Şehitler Anıtı |
![]() |
Sınıra bu kadar yakın olması kültürün ve dilin Arapça olması, Suriyeli mi yoksa TC vatandaşı mı bunlar, ayırt edemiyorum. |
![]() |
Bu ‘Üç Tekerlekli Kargo Araçları’ndan çok görüyorum. İyi iş görüyor olmalı. |
![]() |
Yolda yürürken harika bir ev görüyorum. Şahsa aitmiş. Kaymakam lojmanı falan sandım. |
![]() |
Ticaret Borsası / Ticaret ve Sanayi Odası |
13. gün (devamı) Reyhanlı-Kırıkhan / 11. gün (öncesi) Antakya III
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km













































































