Güzel bir tur ismi değil mi? Severim. İsim babası Varujan’dır. Anadolu kıyısından gidip, Anadolukavağı’na kadar, oradan karşıya Sarıyer’e geçip Avrupa kıyısından Beşiktaş’a. (*) Bu pazar aynen bunu yaptım. Hava da başta, acaba bulutlu mu olacak derken süper güneşli oldu. O da ayrı bir keyifti. Hatta üzerimdekiler fazla bile geldi. Nedense geçen haftadan kalan, üzerime fosforlu montu giymiştim. Haliyle fazla geldi bir noktada, çıkartıp yelekle devam ettim.
(*) İki Yaka Bir Rota; Kavaklar
Sabah evden ayrılışım 09.32, hava 15,3 °C. Hemen önümüzdeki yokuştan inip Finans Merkezi dedikleri, Çakmak Polis Karakolu’nun da bulunduğu bölgeye doğru sürüyorum. Etrafla karşılaştırdığınızda böyle tepeden düşmüş gibi yüksek binaların yan yana dizildiği, önündeki yolun halen düzelemediği bir yer. Beklenen hızda uluslararası yatırımı çekemediği yönünde eleştiriler de var. Hukuki ve ekonomik öngörülebilirlik konularında güven vermeyen bir ülkeye neden gelmek isteyebilirler ki? Aklamak için mi? Yani ‘Off-shore’ durumları! Cayman Adaları, Panama, Bahamalar, İsviçre ve Seyşeller gibi yerler!
Altunizade üzerinden Beylerbeyi’ne inip sahilde sürmekteyim. Kuleli önü oltacılarla dolu, her zaman olduğu gibi. Olta sallamak, bir balıkçının tabiriyle "denizi dinlemek, şehri susturmaktır." Her atışta umut, her çekişte heyecan vardır; ve bazen en büyük balık, aslında hiç tutulmayan ama o kıyıda kazanılan iç huzurdur. Ben meraklısı değilim bu işin. Çok küçük çocukken hatırlıyorum bir oltam olmuştu. Ama o zaman böyle çubuklar falan yoktu, avuç büyüklüğünde bir mantar parçası etrafına sarılmış misina ve mantara saplanmış iğneler. Ama balık tuttuğumu/tutabildiğimi hiç hatırlamıyorum.
Bugün trafik oldukça fazla. Araçlar peş peşe geçmekte. Boğazın bu kısmı, yolun durumu içler acısı. Sarsılmadan gidilemiyor; ya çukur ya tümsek, ya asfalt kalıntıları, ya yamanmış bölümler…, ne ararsan var. Nedense bu denli kıymetli ve önemli bir kıyının bu şekilde bırakılması, anlaşılır gibi değil!
Çubuklu’ya vardım. Devam ederken, dur ya, şu silolara (**) bir gir-bak diye feribot iskelesine doğru ayrılıyorum yoldan. Ne yazık ki artık buradan İstinye’ye geçiş yok. Çok da iyi oluyordu, çabucak geçebiliyorduk. Siloların dibinde Beltur’un kafeteryası var. Dışa da masa konulmuş. Güzel bir mekan çıkmış ortaya. Silolara çıkmıyorum, ama başka bir gün, belki bisikletsiz gelip gezmek isterim. Kültür ve Yaşam Merkezi adıyla içinde Dijital Sanatlar Müzesi, Doğa ve Bilim Müzesi, atölyeler, sahne, kütüphane, kafe ve çocuk parkı bulunduğunu okumuştum.
(**) Uzun yıllar Beykoz Çubuklu mevkiinde akaryakıt depoları olarak kullanılan, işlevlerini kaybettikten sonra ise kaderine terk edilen Çubuklu Silolar, İBB Miras’ın kapsamlı restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla yepyeni bir çehreye kavuştu. Zaman içinde Boğaz peyzajı ve kent hafızasıyla bütünleşen tarihî alan, evrensel koruma ilkeleri çerçevesinde İBB Miras farkıyla çağdaş bir yorumla yeniden işlevlendirildi.
Bakıyorum, kıyıdan devam ediyor yol. Hatta maviye boyalı bir bisiklet yolu da görüyorum. Girmemle ne göreyim, kıyı düzenlemesi yapılmış, yan yana dizili oltacılar gene doldurmuş alanı (bunların da yakınından geçmemek lazım, oltayı savururken sana da takabiliyorlar!). Çubuklu 29 olduğunu sandığım (vakt-i zamanında da geldiğimiz) şık/gösterişli bir mekan sonrası belediyenin sosyal tesisleri geliyor. Her yer dolu, hıncahınç gelmişler. Arabaları da doldurmuş ortalığı. Büyük bir kalabalık var. Hava da güzel, gel keyfim gel durumları : )) Burunbahçe imiş buranın adı. Ve ben kıyı yolunun sonuna kadar gidiyor, devam etmediği noktada “çıkış” olarak gösterilmiş yol yerine inen yola sapıyor, bariyere kadar çıkıp diğer yolla birleşen noktada sıra sıra dizili, girebilmek için bekleyen araçların arasından iterek geçip ana yola ulaşabiliyorum.
İlginç bir yazı okudum geçenlerde: İşgal İstanbul’unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918–1923. Özetleyecek olursam: Siyasi Atmosfer; İstanbul bu dönemde hem Osmanlı Devleti’nin başkentidir hem de İtilaf Devletleri’nin (İngiltere, Fransa, İtalya) fiili yönetimi altındadır. Şehri yönetenler, İtilaf Devletleri’nin atadığı Yüksek Komiserlerdir. Polis, gümrük, liman ve sansür onların kontrolündedir. Saray, varlığını sürdürebilmek için işgalcilerle uzlaşmacı bir politika izlerken; halkın ve aydınların büyük bir kısmı gözünü Ankara’ya dikmiştir.
Gündelik Hayatta Kontrastlar; İşgal İstanbul’u, bir yanda derin sefaletin, diğer yanda ise şatafatlı bir eğlence hayatının yaşandığı uçların şehridir. İşgal subayları, azınlıklar ve "Beyaz Ruslar" (Bolşevik Devrimi’nden kaçanlar) sayesinde Beyoğlu’nda gece hayatı, caz barları ve pastaneler (Pera Palas, Tokatlıyan) altın çağını yaşar. Rusya'dan kaçan yaklaşık 150 bin "Beyaz Rus" İstanbul’un sosyal dokusunu değiştirmiştir. Şehre çiçeği, baleyi ve modern plaj kültürünü (Florya) getirmişlerdir. Halkın geri kalanı için hayat; ekmek kuyrukları, yüksek enflasyon, tifo salgınları ve şehri mahveden büyük yangınlarla (Cibali, Fatih) geçmektedir.
Beykoz’a gelip Yuşa tepesi üzerinden geçeceğim. Evde farklı yollara bakmış, bir yerleri işaretlemiştim haritada. Bazı noktalar ki navigasyona kolaylık olsun, bulayım diye. Ama nasıl olduysa 10 GB internet paketim bu sefer çabuk tükendi, kapattım, ihtiyaç halinde açıyorum, sıfırlanmasın diye. İşte oraları bulmak üzere/bularak kundura fabrikasına doğru sapıyor, biraz küçük/fakir kalmış evlerin arasından geçip Yuşa’ya tırmanan yola bağlanıyorum.
Solumda askeriyenin alanı, tellerle çevrili. Ancak nöbetçi kuleleri, bazı binalar terkedilmiş, kullanılmıyor gibi. Ama drone uçurmak foto/film çekmenin yasak olduğu belirtilmiş. Bir iki giriş/nizamiye kapısı geçiliyor. Burada nöbetçi var. Girişe de kocaman yazılmış; foto/video kamera, cep telefonu, usb bellek vb şeylerin alınmadığı, girişe teslim edilmesi gerektiği. Ama halen böyle casusluk mu yapılıyor ki? Adam uzaydan gözlüyor nokta atışıyla vuruyor. Baksanıza İran’da olanlara! Hepsinin yerini belirleyip imha ettiler.
Askeriye sayesinde bölge yeşilliğini korumuş, el atamamışlar. Sağımda muhteşem ve de yüksek çam ağaçları. Yuşa’ya yaklaştıkça kahvaltılık yerler sıralanmaya başladı. Hepsi de ya Abla’nın yeri, ya Abi’nin, ya da Dayı’nın.
Tepe noktası 163 m.de. Türbeye girmiyorum. Şöyle anlatılmış: Hz. Yuşa’nın, Hz. Musa’nın yardımcısı olduğu ve onunla birlikte seyahat ettiği rivayet edilir. Türbe içindeki kabir yaklaşık 17 metre uzunluğundadır. Bu uzunluğun sebebi, Hz. Yuşa’nın fiziksel boyundan ziyade, naaşın tam olarak nerede olduğunun bilinmemesi nedeniyle duyulan saygı veya manevi bir yücelik sembolü olarak o alanı koruma altına alma isteğidir. Bu bölge sadece İslamiyet dönemi için değil, antik çağlardan beri kutsal kabul edilmiş. Antik dönemde bir tapınak, Bizans döneminde kilise, Osmanlı'da da, 1755 yılında Sadrazam Yirmisekizçelebizade Mehmed Said Paşa tarafından tepeye bir cami yaptırılmış. Zaten hep öyle oluyor. Kutsal sayılan mekana sonradan hakim olanlar da aynı işlevi sürdürüyorlar.
Tepeyi aştıktan sonra Anadolukavağı’na kadar iniş, dimdik. Kah frenleyerek kah salarak kıyıya/denize ulaştım, saat 12.04. 15 dakika daha erken çıkmış olsaydım evden 12 gemisine yetişebilirmişim. Bundan sonraki 14’de.
Merkeze gidene kadar kıyıdaki dar şeridi piknikçiler mekan seçmiş. Mevcut masalar herhalde erkenden kapıldı. Gene de gelen/park etmeye çalışanlar var. Ve yolun parke taşa döndüğü noktada Anadolukavağı başlıyor. Burada ise, gelen araçlara park yeri göstererek lokantasına müşteri kapma peşinde olanlar ortalıkta.
2 saatim var, bir kahve bulup yanımdaki sandviçleri yemek istiyorum. Şöyle bir turlayayım, ama önce iskelede gene vapur saatlerini teyit etmem lazım. Ne göreyim 14 gemisi Rumelikavağı-Sarıyer yapıyor ama bir de 14.15 var ki Sarıyer’e geçip Avrupa kıyısı boyunca iskele iskele devam edip Eminönü’ne gidiyor. Bitmedi; 14.30’da da Anadolu kıyısından giden Üsküdar’a kadar uzanıyor. Süper, acaba böyle mi dönsem? Ama o zaman bisiklete çok az binmiş olurum. Burası 37 km gibi tuttu.
İçerlere doğru pedallıyor, dar sokaklar minik evlerin arasından geçiyor, çok güzel bir Blues’un yankılandığı açık hava mekanın önünde biraz müziğe kulak verip iskele tarafına geri dönüyor, ilk bulduğum kıraathanede çay 25’miş, tam otururken vatandaşdan diğer çay ocağında 20 olduğunu öğrenmemle oraya yerleşiyorum. 3 çay eşliğinde 2 sandviçi mideye indiriyor, gölge biraz soğuk gelmeye başlayınca da bankların birine devroluyor, Kavaklı vatandaşların muhabbetine kulak veriyorum. Tekne alım satımı, piston-pervane, hız-mil derken birileri mabet mi cami mi tartışmasına girişiyor. Biri camiye mabet denilmesine bozuluyor, hatta dine hakaret kabul ediyor. Diğeri ise, yani Fransız dua ederken Arapça söylemedi diye bozulacak mısın diyerek üzerine gidiyor.
15 dk. kala iskeleye gidip gemiyi bekliyorum. Gemi dediğim aslında motor. Güneş tepede, güzel ısıtıyor. Özlemişiz vallahi. Bu sene geç geldi güzel havalar. Öyle böyle derken birazdan da yolcuların gelmesiyle iskele dolmaya başlıyor. Yerli yabancı bir yığın insan, bebeler falan ortalıkta…
14’e binmedim, 14.15’le Sarıyer’e geçtim ve 14.36’da başladım Beşiktaş’a pedallamaya (15.02, Yeniköy’de fosforlu montu çıkartıyorum, çok sıcaklaştı hava, 19,3 °C). Sahil yolu feci kalabalıktı. Yer yer sıkışan, vale manevralarıyla duran trafik, aralardan, ortalardan geçerek/yararak ulaşabildim Beşiktaş’a (16.00). Kadıköy’den pedallamaya devam ederim demiştim ama kalabalık çaydırdı ve Üsküdar’a geçip metroyla İmam Hatip durağına gelip eve vardım, 62 kameyi geride bırakmışım : ))
2 Yaka 1 Rota: Dudullu-Beylerbeyi-Beykoz-Anadolukavağı-(gemi) Sarıyer-İstinye-Beşiktaş-(gemi) Üsküdar-(metro) İmam Hatip-Dudullu
Tur tarihi: 19 Nisan 2026
Alınan yol: 62,34 km
Ortalama hız: 15,4 km/s
En yüksek hız: 54,6 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 02 dk, dışarıda geçen süre 7 s 39 dk
En yüksek sıcaklık 28 ˚C, en düşük 14 ˚C, ortalama 18,3 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 564 m, kaybı (iniş) 696 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 157 m
Garmin yol bilgileri 2 Yaka 1 Rota
Relive yol bilgileri 2 Yaka 1 Rota
Bölgeye yapılmış geziler Korona günlerinde bisikletle kaçamak; Anadolufeneri, bisikletle Poyraz-Anadolufeneri II
İlginizi çekebilir SİT: DYPBD, Keşif Turları; Ballıkayalar, “Bisiklet Sergisi”, Büyükada











































