29 Nisan 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Tarsus II)

 

27 Nisan 2022, Çarşamba / Tarsus II (2. gün)

 

Otelin penceresi ana caddeye baktığından çok araç sesi geliyor. Gece geç yatıp sabah da erken uyanınca uykumu al(a)mamış oldum. Biraz yatakta tabletten gazete okumaktayım. Ne var ne yok durumları. 8 buçuk gibi kahvaltıya iniyorum. Açık büfe. İki çeşit peynir, ot çeşitleri (maydanoz-nane-roka), bal, zeytin gibi şeylerden kendime bir tabak hazırlayıp çayla karnımı doyurmaktayım. Ekmek çeşidi tek, beyaz undan sünger ekmek. Otel Turizm Lisesi’ne ait olduğundan çalışanların çoğu genç ve öğrenci.


10 buçuğa doğru hazırlanıp Tarsus’u gezmek üzere çıkıyorum. İlkin hemen yakındaki şelaleye. Muhteşem bir ses kaplamış ortalığı. Yaklaşık 3-5 metre yükseklikten dökülen sular her yerden gürül gürül akmakta, çok da keyifli bir serinlik var. Çevresinde lokantalar kafeler dizili. Tarsus için bir nimet burası. Yaz aylarında serinlemek için bundan daha iyisi olamaz. Bolca foto ve video çekiyor, eşe dosta yolluyorum. 

 

Şelaleyi oluşturan Berdan Irmağı, Orta Torosların güneydoğu yamaçlarından (Bolkar Dağları) doğan derelerden meydana gelmekte ve taşıdığı alüvyonlarla Çukurova Deltası'nın ortaya çıkışında önemli bir rolü var. Seyhan ve Ceyhan ırmaklarının aksine Çukurova'da kısa bir yol kat ederek Akdeniz'e dökülüyor. Antik Kydnos ırmağı, Bizans İmparatoru Jüstinyen (MS 527-565) tarafından -Tarsus şehrini su baskınlarından korumak için- yatağı değiştirilirken, aslında Roma Dönemi sonlarına dek kullanılmış nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüş. Bir çoğu suların altında kalan Roma mezarlarının epey hasar gördüğü söyleniyor. Abbasiler döneminde Tarsus’u fetheden Araplar, Toroslardan gelen bu akarsuya Arapçada soğuksu anlamına gelen “El Berridan” demişler, zamanla da bu isim Berdan halini almış.


Şelale bölgesinin içinde bir de Karacaoğlan heykeli görüyorum. Sonradan öğrendim ki burada her yıl Geleneksel Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları düzenleniyormuş. Karacaoğlan’ın

Çukurova Bölgesi‘nde doğduğu bilinse de günümüzdeki illerden hangisinde doğduğu ve yaşadığı kesin olarak bilinmemekte. Bu nedenle Çukurovalılar Karacaoğlan’ı kendi illerinden saymakta ve paylaşamamakta. Tarsus halkı da Karacaoğlan’ın Tarsuslu olduğuna inanmakta.

 

Şelale sonrası merkeze doğru yürümekteyim. Hafif yokuş aşağı giden bir yol. Hava çok sıcak, rüzgar da esmekte. Terledim. Zaten gelmeden başlayan soğuk algınlığı nedeniyle ilaç alıyorum. O da terletiyor olmalı, güneş de tepemde, soğuk rüzgar da üzerine vurunca pek iyi olmayacağını düşünüyorum. Buff’ı boğazıma geçirdim. En azından korur. Benim zayıf noktam. Oradan yakalanıyorum gribe.

 

Hem deftere yazdım hem de haritada işaretlediğim yerleri önüme çıktıkça gezeceğim. İlkin Eski Cami geliyor. 1102 tarihli yapı o zaman Aziz Paul kilisesi olarak adlandırılmış. 1359 yılında kent Ramazanoğlularının eline geçince kilise 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey (1383-1416) tarafından camiye çevrilmiş. Güney batısında minaresi, kuzey doğu köşesinde de kilise döneminden kalma bir çan kulesi bulunuyor. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekici. Tarsus’un Kilikya Ermeni Krallığına geçtiği 1198 yılında ilk kral I. Leon bu kilisede Papa adına piskopos Konrad von Wittelsbach tarafından kral ilan edildiği anlatılıyor.

TarsusKaymakamlığı


Hemen yanında Roma Hamamı. 2. veya 3. yüzyılda inşa edilmiş, Bizans döneminde de kullanılış, ancak 6. yüzyılda depremler sırasında büyük ölçüde yıkılmış. Günümüze gelebilmiş kalıntılar iki ana bloktan oluşmakta. Doğu-batı eksenli ve yine onu dik kesen güney-kuzey eksenli iki duvar, 3 metre kalınlığında ve yaklaşık 9 metre yüksekliğinde. Halk arasında, duvarların güvenliksiz görünümü nedeniyle "Altından Geçme" olarak adlandırılmış : ))

TarsusKaymakamlığı


Ardından Siptilli Çarşısına giriyorum. Yeni mi açılmış burası ki dükkanların çoğu kapalı? Güzel bir çarşı yaratmışlar, üstünü hasırla parça parça örtmüşler, bu da gölge vermiş yollara. Ne değişik bir isim, Siptilli ne demek acaba? Bir kaynakta Arapça ‘sebze hali’ anlamına geldiğini okuyorum. Ve Siptilli içinden geçerek müzeye doğru yönleniyorum, sokak aralarından yürüyerek. Eski yıkık evler ve restore edilmiş olanların bulunduğu bir mahalleden geçmekteyim... Bu şekilde Roma Yolu’na geldim. Telle çevrili bir alan. Bir miktar kazı yapılıp bir iki sütun ve duvar kalıntıları ile taş döşeli bir yol gözüküyor. Girilemiyor ama. Tarihçesi ise şöyle: Tarsus Roma Yolu, 1993 yılında bir inşaatın temel kazısı sırasında bulunmuş ve koruma altına alınmıştır. Yolun Roma İmparatorluğu döneminde MS I. veya II. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Yolun ortaya çıkartılan bölümünün uzunluğu 100 metreye yakın olup, genişliği de 6,5 metre kadardır. Yolda kullanılan malzeme bazalt parke taşıdır. Yolu ilginç kılan ise, yolun altında bir de kanalizasyon sisteminin oluşudur. Yolun iki tarafında stilobatlar

vardır.

Vikipedi


Google’a göre müzeye daha var ama ben gene de vatandaşa danışayım diyorum. Anlattığına göre taşınıp hemen yandaki binaya geçmiş. Bunu öğrenmem iyi oldu, boş yere yürümemiş oldum. Google’da halen eski yer gözükmekte. 65’le müzeye (beleş) giriş yapıp iki kattan oluşan Etnografik ve Arkeolojik eserlerin sergilendiği bölümleri gezmekteyim. Değerli eserler var. Güzel ve düzenli bir sergileme de yapılmış. Bolca foto alarak dolaşmaktayım. Müzede, Çukurova kültürünün önemli bir parçası olan Tarsus ve yöresinde yaşayan halkların toplumsal, dinsel, felsefi anlayışının yansıtıldığı dokuma, gümüş, bakır, ahşap vb. malzemeden üretilmiş etnografik eserler; Tarsus çevresi ve Doğu Anadolu kökenli Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağı, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Doğu Roma Dönemlerine ait 7 bin yıllık kültürü yansıtan arkeolojik eserler; MÖ 5. yüzyıla kadar uzanan Pers, Helenistik, Roma, Bizans ve İslami Dönemleri içine alan zengin bir sikke koleksiyonu yer almakta. Yanı sıra multivizyon gösterileri ile de tarihsel olgular anlatılmış. Büyük İskender, Kleopatra-Antonius aşkı vb. şeyler.

 

Müze sonrası, trafiğe kapalı olan Yarenlik Alanı denilen yola denk geliyorum. Hemen yakınında. Bir alış veriş caddesi. Oldukça geniş. Akşamları herhalde eğlenceli ve hareketli oluyordur. Anlaşılan yer döşemeleri yenilenecek ki sağda solda blok şeklinde taşlar yığılı. 

 

Buradan sonra Nusret Mayın Gemisi’ni görmek üzere, hem tarif hem Google yardımıyla yürüyerek geldiğim parkın içinde, havuzda sergilenen gemiye çıkıp üzerinde fotolar çekiyor, tarihçesini (*) okuyor, müzesindeki resimlere ve savaştan kalan askeri mühimmat-silah gibi eşyaların sergilendiği salona uğruyor ve artık iyicene ısınmış havada Kleopatra Kapısı’na yöneliyorum.

 

(*) Çanakkale Deniz Zaferinde önemli rolü olan Nusret Mayın gemisi 40 metre uzunluğunda ve 7,5 metre genişliğinde bir gemiydi. Türk Deniz Kuvvetlerindeki görevi 1955 yılında sona ermiş ve 1962 yılında özel bir gemicilik şirketine satılmıştı. Gemi kuru yük gemisi olarak hizmet görürken, 1989 yılında Mersin limanında batmıştı. 1999 yılında Mersin’deki bir gönüllü grubu batık gemiyi çıkarmış ve gemi 2002 yılında Tarsus Belediyesince satın alınmıştır. 

Vikipedi


Kötü bir restorasyondan geçmiş olan Kleopatra Kapısı, Anadolu topraklarında şehir merkezinde ayakta kalmayı başaran tek antik şehir kapısı olduğu söyleniyor. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilen kent surlarında Dağ Kapısı ve Adana Kapısı ile birlikte yer alan üçüncü kapı olan Kleopatra Kapısı, konumu nedeniyle Deniz Kapısı olarak da anılmakta. Antik dönemde Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra’nın MÖ 41 yılında sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus’ta buluşmaya geldiğinde, Deniz Kapısı’ndan kente girdiği için ismi Kleopatra olarak değiştirilmiş.

 

Sırada St. Paul Kilisesi, Kırkkaşık Bedesteni ve Ulucami var. Bunlar birbirine bitişik yerler. Ama öncesinde yakınındaki bir kahvede içilen çay (2,5) ile biraz nefesleniyor, okey oynayanları izliyorum. Buraları güzel, Tarsus da çok güzel. İlk görmenin keyfini ve heyecanını yaşamaktayım.

 

Dinler tarihine baktığımızda, MS 4. yüzyılda İmparator Konstantin tarafından Hristiyanlığın resmen tanınması sonucu dini baskılar kalkınca kiliseler yaygınlaşır ve MS 5. yüzyıldan itibaren de Aziz Paul (**) adına çok sayıda kilise inşa edilir. Bu kiliselerden birkaç tanesi de Aziz Paul'ün doğum yeri olan Tarsus'ta yer almakta. Günümüzde bu kiliselerden sadece bir tanesi korunabilmiş olup, St. Paul Anıt Müzesi bu yönü ile de büyük önem taşımakta. Bugün gördüğümüz 1862 tarihli yapıda halen Hristiyanlarca dini ayinler yapılıyor olması da ayrı bir önem. 

 

(**) Aziz Paulus, Hristiyanlık dininde çok önemli biridir. Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus MS 3 yılında Tarsus’ta doğmuştur (Hristiyan olmadan önceki ismiyle Tarsuslu Saul). Baba mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. 13 yaşına doğru hahamlıkla ilgili öğrenim görmesi için Kudüs'e gönderilmiştir. Doğduğu kent olan Tarsus'a döndüğünde çifte vatandaşlık hakkını elde etmiş, yani hem Tarsus hem de Roma vatandaşı olmuştur. MS 34 yılına doğru yeniden Kudüs'e gitmiştir. Hristiyanlık dinini yaymaya ve öğrenim görmeye devam etmiştir.

T.KültürPortalı


Yolumun üzerinde karşıma çıkan butik oteli (Elif Hatun Konağı) merak ediyor, girip hem mekanı görüyor, hem de fiyat alıyor, hem de tarihçesini dinliyorum. Viktorian tarzı yapı 1800’lü yılların sonunda ilk restorasyonunu görmüş, 1920’den sonra uzun bir süre Tarsus’a askerlik şubesi olarak hizmet vermiş ve sonra yıllarca kaderine terk edilmiş. Elif Hatun Konağı, tarihindeki uzun ve hüzünlü aradan sonra 2013 yılında şimdiki sahipleri tarafından harap bir halde iken, iki yıl süren meşakkatli bir restorasyon çalışması sonrasında hayata döndürülmüş. Eski konağın, dik bir merdivenden çıkılan odaları zevkle döşeli. Ancak yürümekte zorlananlar için pek de uygun değil bu kadar yüksek bir merdiven : )) Ardından geldiğim Tarsus Kırkkaşık Bedesteninde (***) bugün ufak tefek hediyelik eşyalar, takılar satılmakta. İstanbul’un Kapalı Çarşısı’nın minnacık hali diyebiliriz. 

 

(***) Ramazanoğulları Beyliği'nden Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılmış olan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (aşevi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, Cumhuriyet'ten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüştür. Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen plana sahiptir. Bedesten, adını yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden almaktadır. Kesme taştan inşa edilen binaya batı ve doğu yönündeki iki kapıdan girilebilmektedir. İçerisinde 21 oda bulunan yapı 7 kubbeden oluşmaktadır. Ayrıca, içeriden iki merdivenle çıkılan iki kule oda ve batı yönünde dış cephedeki iki oda ile birlikte oda sayısı 25’tir.

T.KültürPortalı


Ulucami’ye, kuzey yönünden abidevi bir portalle giriliyor. Kocaman asılı bir Türk bayrağının altında Memlük mimarı özelliklerini taşıyan siyah beyaz mermerleri görmek mümkün. Kuzeydoğu köşesinde bir saat kulesi bulunan, düzgün kesme taşlarla inşa edilmiş olan dikdörtgen planlı yapı her zamanki sadeliğinde. Bayılıyorum Ulucamilere. Nerede varsa girmeden-görmeden edemiyorum.

 

Okuduğuma göre cami aynı yerde bulunan bir kilisenin yerine yapılmış. İlki 9. yüzyılda Abbasi İmparatorluğu zamanında, bugünkü halini alan ikincisi ise 1579 yılında Ramazanoğlu İbrahim Bey tarafından. Aynı tarihte caminin giderlerinin karşılanması amacıyla da yandaki Kırkkaşık Bedesteni kurulmuş.

T.KültürPortalı


1857 yılında Danyal Peygamber’e (****) ait sembolik türbenin üzerine yapılan bir başka cami, türbenin kutsallığından dolayı Makam Camii olarak adlandırılmış. Alanda yapılan kazı sonucu mezar ortaya çıkarılmış ve çevre düzenlemesi yapılarak 2014 yılında Danyal Peygamberin Kabri olarak ziyarete açılmış. Cam yürüme yolları ile kazıda ortaya çıkan kalıntıları rahatça görebilmek mümkün.

 

(****) Danyal Peygamber, MÖ 605 yılında Kudüs’te doğmuştur. Rivayete göre; Babil Kralı II. Nabukadnaser (MÖ 605-562) rüyasında İsrailoğulları’ndan gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını öğrenince, İsrailoğulları’ndan doğan tüm erkek çocukların öldürülmesini emretmesiyle, ailesi onu dağ başında bir mağaraya bırakır ve burada biri erkek, diğeri dişi iki aslan tarafından büyütülür. Gençlik çağına gelince de tekrar kavmi arasına karışır ve Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehaneti ile kurtarır. Bereket dağıtan bir peygamber olarak anılır.

 

Başkenti Tarsus olan Kilikia Kralı Syenessis, bir kıtlık döneminde Danyal Peygamberi Tarsus’a davet eder, gelişiyle bolluk ve bereket gelir. Bunu gören halk Hz. Danyal’ın geri gitmesine izin vermez ve ölünceye kadar Tarsus’ta yaşar.

TarsusKaymakamlığı


Danyal Peygamberin Kabri’nin hemen yakınında, hatta karşısında Kubat Paşa Medresesi bulunuyor. Ramazanoğulları’ndan Piri Paşa'nın kardeşi Kubad Paşa tarafından 1553 tarihinde inşa edilmiş yapı dikdörtgen planlı olup, avlunun etrafında 16 oda bulunmakta. Orijinalinde iki katlı, tek eyvanlı, açık avlulu medreseler grubundan. Ancak 1970 yılında yapılan onarımla orijinal şeklini büyük ölçüde kaybettiği yazılı. Tamamen kesme taştan olan medresenin girişi batıdan. Görkemli, süslemeli, Selçuklu stilinde orijinal bir kapısı var. Odalarının tavanları tonozlu olup, odalarda birer ocak bulunmakta. Bugün belediyeye ait bir müze ve etnografik eserler sergileniyor; tarım, giyim ve günlük yaşama dair.


Tarsus’un sokaklarında turlamaya devam. Oldukça fazla erkek berberi dikkatimi çekmekte. Yan yana dizililer. Acaba en kolay meslek berberlik mi? Sabah geldiğim noktada, Eski Cami yakınlarında Kesmen Humus diye bir yazı acıkmış midemi harekete geçiriyor. Et veya kemik suyu katmadıklarını öğrenmemle dalıyor ve sipariş ediyorum. Üst katta genişçe bir mekanları var. Yanına turşu da ikram edilerek gelen humus sıcaktı, üzerinde biraz da nohut vardı. Lezzetli, ilk defa böylesini tadıyorum. Genelde soğuk yedim. 25 liramı ödüyor ve ayrılıyorum mekandan. Bu iş iyi denk geldi. Çok mutluyum : ))

 

Arkeoloji Müzesi yakınından tekrar geçerken tellerin arasından Roma Yolu’nun bir kaç fotosunu çekerek devam ediyorum keşfe. Tarsus Müzesi Başkanlığında, Selçuk Üniversitesi'nce 1993-2001 yılları arasında kazı çalışmaları yapılmış. Neden devamı gelmez ve burası ziyarete açılmaz ki?


St. Paul Kuyusu için biraz yürümem gerekti. Yapılan kazı çalışmalarında St. Paul'un doğduğu ev olarak tahmin edilen taş duvarlar cam ile koruma altında. Bir de kuyu var haliyle. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, gövdesi kare. Dörtgen kesme taşlarla yapılmış. Derinliğinin 38 metre olduğu ve suyunun yaz-kış hiç eksilmediği söyleniyor. Kudüs'e hacı olmaya giderken yöreden geçen Hristiyanlar, kutsal sayılan bu kuyu suyundan içerlermiş.

Vikipedi


Eski Tarsus Evleri hemen yanı başında. Sanırım burasını eğlence sokağına dönüştürecekler. Öyle bir havası var. Bazı yapılarda iskele kurulu, onarım çalışmaları sürmekte. Açık bir iki yer vardı, onlar da gıda satıcıları. Bir butik otel, pek çok da kafe-bar şiltleri/levhaları gözüme ilişiyor. İyi olur böyle bir mekana dönüşmesi. Canlılık katar. Pek çok yerde var bu gibi sokaklar.


Tren garına doğru yürümekteyim. Sabah 10 buçuktan beri sokaklardayım. Ayaklarıma kara sular indi. Kahve Durağı denilen kafede bir Americano (23-) ile dinlenerek etrafı kesiyorum. Bisiklet oldukça yaygın ulaşım aracı olarak kullanılmakta. Çoğu vitessiz 26 jant çelik kadro modellerden. Bayağı da genç nüfus görüyorum Tarsus’ta. Bu da elbette çok iyi.

 

Gar yakınında Atatürk Treni olarak adlandırılmış bir buharlı tren ile vagon çıkıyor karşıma. Ve üzerindeki yazıya göre vagon bir sergi mekanı, 17 Mart Atatürk Müzesi. Bugün kapalı ama. Tren Garı veya İstasyonu -gerçi iki kelime de yabancı, Fransızcadan geliyor- 1886 yılında hizmete girmiş. Bugün gördüğümüz yapı ise 1949 tarihli (eskisi yıkılmış). Simetrik tasarlanmış olan garın ortasında gişeler bulunuyor. Mersin-Adana, Mersin-İskenderun, Mersin-İslâhiye bölgesel trenleri buradan geçmekte. Girdiğimde Adana treni hareket ediyordu. Nedense tren yolculuğu çok hoşuma gider ama o kadar nadir kullanıyorum ki. Niye bisikletleri almazlar trenlere? Hele de YHT’lere!

 

Otele dönüşü yürüyerek yapmayacağım. Şelaleye giden dolmuşların Şahmeran heykelinden geçtiğini öğrendim. Bulmaya çalışırken öncesinde Şahmeran Hamamı’nı da tesadüf ediyorum. Dıştan fazla bir şeye benzemiyor. Ramazanoğulları tarafından daha eski bir Roma hamamının temelleri üzerine inşa edilmiş. 1873 yılında tadilat görmüş. Dikdörtgen planlı, dört eyvanlı, yapı malzemesi moloz taş olup, ana bölümleri kubbe ile örtülü. Ortak hamamın yanı sıra on adet ahşap hamamlı özel odası da var olduğu anlatılıyor. Girmedim, görmedim ama.


Şahmeran, yaşadığı yer olarak (efsanelerde) Tarsus ve Mardin’in ismi geçer. O nedenle Tarsus’ta son derece önemli bir simge haline gelmiş. Öyle ki, pek çok yerde şahmeranın resmini görebilirsiniz. Eminim efsanesini duymuşunuzdur. Meran yılan, Şah ise baş anlamına geliyor. İsim aslında tarihte “Şah-ı Meran” olarak geçmekte. Görünümü bakımından yılan kadına benzetilir. Pers/İran mitolojisinde de yeri vardır. Efsanenin çeşitli versiyonları anlatılır. Ama şu gerçek ki Şahmeren efsanesi bizde de halka renk katmuş durumda.


Otele dönmeden önce Tarsus ÖE’yi bulayım, yerini öğreneyim diye Google’la aramaktayım. Meğer gelirken önünden geçmişim. Merkezi bir konumda. Ama çay bahçesi kapalı. Oturamıyor, minibüs durağına yakın bir yerde bir soda (5-) ile biraz nefeslenip-oyalanıp artık saatlerin de 6’yı geçmiş olmasıyla 5,5 liraya otele ulaşıyorum.

 

Dün yarım bıraktığımız yazıyı okumaya devam edelim: Tarsus şehrinin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu da kesin olarak  bilinmemekle birlikte bu konuda da farklı görüşler mevcuttur. Tam manasıyla bir şark memleketi olup tamamen şark kültürü hâkim olan Tarsus, Helenistik dönemde ve özellikle de Romalılar döneminde Yunanlaştırılmıştır. Yunan araştırmacılar Yunancada bulunan Tarsos kelimesinden esinlenerek şehrin kuruluşunu kendi mitolojik unsurları içerisine dahil etmek çabasına girmişlerdir. Yunan efsanesine göre, şehrin kurucusu Kilikya Tanrısı Sandon ile bir tuttukları Herakles'tir. Herakles'in resimleri MÖ IV. yüzyıla ait Tarsus sikkeleri üzerinde Sandon (Baal Tarz) yani şehir tanrısı olarak görülmektedir. Sandon'un çok eski bir Kilikya tanrısı olduğu da genellikle kabul edilmektedir. Şehrin kuruluşunun böyle bir tanrıya atfedilmesi, onun tarihin eski devirlerinde meydana geldiğini anlatmaktadır. 1875 yılında Tarsus Eski Ömerli Mahallesi'nde bulunan ve şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki bronz Herakles heykeli bu tanrıya Tarsus'ta tapınıldığının bir kanıtıdır. Yine bu çaba içerisinde olan MÖ 64 yılında Amasya'da doğan antik çağ yazarlarından Strabon, Anadolu'nun Coğrafyası kitabında Tarsus’un Argoslular tarafından kurulduğunu belirtmektedir: “Tarsos'a gelince, o bir ovada uzanır. İo'yu araştırmak üzere Triptolemos'la bir­likte dolaşan Argoslular tarafından kurulmuştur.” Tarsus’un ismi önce Grekçe Tarsos, daha sonra Latince Tarsus olarak kullanılmıştır.

 

Yazılı kaynaklarda ise kentin adı ilk kez Hitit metinlerinde Tar-Şa (Uru-Tar-Sa) biçiminde yazılmıştır. Tarşa olasılıkla tüm Çukurova'yı içine alan ve Kuzey Mezopotamya'daki Hurrilerin kurduğu Kizuvatna krallığının merkezi olup, MÖ V. ve IV. yüzyıllarda Tarsus'un gerek kültürel gerekse etnolo­jik bakımdan tamamen doğu memleketi özelliği taşıdığını görürüz. Bu yüzyıllarda Tarsus halkı arasında bir kısım Yunanlıların varlığı belli ise de, bunlar ticaret amacıyla Tarsus'a gelip yerleşen ve azınlıkta olan kimselerdir. Tarsus’ta MÖ V. yüzyılın ikinci yarısından ve daha ziyade IV. yüzyıldan itibaren görülen Yunan sikkelerinin varlığı, eko­nomik amaçlarla büyük ticaret şirketleri ta­rafından bastırılmış olma ihtimali yüksektir. MÖ 401 yılında Ksenofon'un Anabasis isimli eserinde Tarsus ismi geçmekte ve kentin Kilikya Kralı Syennessis tarafından yönetim mer­kezi olarak kullanıldığı anlatılmaktadır. MÖ V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tarsus'a ait sikkeler üzerinde, kentin ismi gerek Aramice ve gerekse Grekçe yazı ile Tarz ve Tepei şekillerinde görülmektedir. Ama Tarsus ismine çok daha önce Asur kaynaklarında, Asur Kralı III. Salmannassar (MÖ 859-825) ve Sanherip (MÖ 704-681)'e ait bel­gelerde Tarzi şeklinde rastlanılmaktadır. Antik devir yazarlarından Abydenos ve Beresos'a göre Asur Kralı Sanherip, Tarsus'u MÖ 696 senesinde Babil şehrini örnek alarak inşa etmiştir. Aynı zamana ait bir başka Asur metninde ise kentin adı Tarsis biçiminde yazılmıştır. Demek oluyor ki MÖ IX. yüzyılın birinci yarısında, Tarsus ismi ve şehri Asur Kralı 3. Salmannassar'ın Kilikya'ya yaptığı seferlere ait resmi belgelerde, o zamanki Kilikya Prensliği'nin merkezi olarak anılmaktadır. Perslerin Tarsus’ta basılan sikkeleri üzerinde de Tarsus adına rastlanmaktadır.


Tarihçesi burada bitmiyor elbette. Daha fazla bilgiyi Ali İhsan Öktem’in Altınrota sitesinde okuyabilirsiniz.


Tarsus Anadolu Otelcilik ve

 Turizm Meslek Lisesi

 Uygulama Oteli 



10 buçuğa doğru hazırlanıp Tarsus’u gezmek üzere çıkıyorum. 


İlkin hemen yakındaki şelaleye.


Muhteşem bir ses kaplamış ortalığı. Sular her yerden 

gürül gürül akmakta, çok da keyifli bir serinlik var. 



Karacaoğlan Heykeli 



Şelale sonrası merkeze doğru yürümekteyim. Hafif

 yokuş aşağı giden bir yol.





İlkin Eski Cami geliyor. 1102 tarihli yapı o

 zaman Aziz Paul Kilisesi olarak adlandırılmış.



Roma Hamamı, 2. veya 3. yy.da inşa edilmiş.


Eski Cami / Aziz Paul Kilisesi 


Eski Cami / Aziz Paul Kilisesi içi



Siptilli Çarşısı


Siptilli ne demek acaba? Bir kaynakta Arapça

 ‘sebze hali’ anlamına geldiğini okuyorum. 
















Siptilli içinden geçerek müzeye doğru yönleniyorum…


… sokak aralarından yürüyerek.


 Eski yıkık evler ve restore edilmiş olanların…


… bulunduğu bir mahalleden geçmekteyim.



Mersin Tarsus Müzesi. İki kattan oluşan Etnografik ve Arkeolojik

 eserlerin sergilendiği bölümleri gezmekteyim. 


Çömlek (Pişmiş Toprak), Mühür (Taş) / Kalkolitik Çağ

İkili Birleşik Kap (Pişmiş Toprak) / Erken Tunç Çağı


Vazo, Testi, Buhurdanlık

 (Pişmiş Toprak) / İslami Dönem

Lekythos (Pişmiş Toprak)

 / Klasik Dönem


Bilezik (Gümüş) / Demir Çağı


Heykel Başı (Kireç Taşı) / Arkaik Dönem


Lekythos, Lagynos (Pişmiş Toprak)

 / Helenistik Dönem

Unguentarium (Pişmiş Toprak)

 / Helenistik Dönem


Kase (Pişmiş Toprak) / Helenistik Dönem


Unguentarium (Cam), Şişe (Cam), Bardak (Cam),

 Kase (Cam) / Helenistik Dönem


Figürin (Pişmiş Toprak) / Helenistik Dönem



Heykelcik (Pişmiş Toprak) / Roma Dönemi


Pipo (Pişmiş Toprak), Pipo (Bakır-Gümüş / Osmanlı Dönemi







Mersin Tarsus Müzesi (Giriş kapısı)



Müze sonrası, trafiğe kapalı olan Yarenlik Alanı denilen

 yola denk geliyorum. Hemen yakınında. 


Bir alış veriş caddesi. Oldukça geniş. Akşamları

 herhalde eğlenceli ve hareketli oluyordur.

r.




Nusret Mayın Gemisi



Parkın içinde, havuzda sergilenen gemiye

 çıkıp tarihçesini okuyor…






… müzesindeki resimlere ve savaştan kalan...

 ... askeri mühimmat-silah gibi eşyaların sergilendiği salonu geziyorum.



Kleopatra Kapısı, Anadolu topraklarında şehir merkezinde ayakta

 kalmayı başaran tek antik şehir kapısı olduğu söyleniyor. 



St. Paul Kilisesi


St. Paul Anıt Müzesi. Bugün gördüğümüz

 1862 tarihli yapıda…


… halen Hristiyanlarca dini ayinler yapılıyor.



St. Paul Kilisesi


Elif Hatun Konağı (Butik otel)


Tarsus Kırkkaşık Bedesteninde bugün ufak

 tefek hediyelik eşyalar, takılar satılmakta.


Ulucami’ye, kuzey yönünden abidevi bir portalle giriliyor. Kocaman

 asılı bir Türk bayrağının altında Memlük mimarı özelliklerini

 taşıyan siyah beyaz mermerleri görmek mümkün.



Caminin iç mekan sütunları "İran Kemeri" adı 

verilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır.


Kuzeydoğu köşesinde bir saat kulesi bulunan, düzgün kesme taşlarla

 inşa edilmiş olan dikdörtgen planlı yapı her zamanki sadeliğinde.


1857 yılında Danyal Peygamber’e ait sembolik

 türbenin üzerine yapılan bir başka cami…


… türbenin kutsallığından dolayı Makam Camii olarak adlandırılmış. 


Alanda yapılan kazı sonucu mezar ortaya çıkarılmış…


… ve çevre düzenlemesi yapılarak Danyal Peygamberin Kabri

 olarak ziyarete açılmış. 


Kubat Paşa Medresesi


Bugün belediyeye ait bir müze ve etnografik eserler 

sergileniyor; tarım, giyim ve günlük yaşama dair.


Kesmen Humus


Roma Yolu, telle çevrili bir alan. Bir miktar kazı

 yapılıp bir iki sütun ve duvar kalıntıları ile 

taş döşeli bir yol gözüküyor. Girilemiyor ama. 


St. Paul Kuyusu


Yapılan kazı çalışmalarında St. Paul'un doğduğu ev olarak 

tahmin edilen taş duvarlar cam ile koruma altında...


… düzenli bir bahçe içinde.


Eski Tarsus Evleri. Sanırım burasını eğlence sokağına…


… dönüştürecekler. Öyle bir havası var. 







Bazı yapılarda iskele kurulu, onarım çalışmaları…


… sürmekte. Açık bir iki yer vardı, onlar da…


… gıda satıcıları. 


Bir butik otel, pek çok da kafe-bar şiltleri/levhaları gözüme ilişiyor. 



Kahve Durağı denilen kafede bir Americano

 ile dinlenerek etrafı kesiyorum.


Gar yakınında Atatürk Treni olarak adlandırılmış

 bir buharlı tren ile vagon çıkıyor karşıma. 


Üzerindeki yazıya göre vagon bir 

sergi mekanı, 17 Mart Atatürk Müzesi


Tren Garı veya İstasyonu 1886 yılında hizmete girmiş. Bugün

 gördüğümüz yapı ise 1949 tarihli.


Simetrik tasarlanmış olan garın

 ortasında gişeler bulunuyor. 


Mersin-Adana, Mersin-İskenderun, Mersin-İslâhiye

 bölgesel trenleri buradan geçmekte. 


Şahmeran Hamamı






















3. gün (devamı) Tarsus-Karataş / 1. gün (öncesi) İstanbul-Tarsus






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul