29 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Kızıltepe III)

 

27 Mayıs 2022, Cuma / Kızıltepe III (32. gün)

 

Kızıltepe’de 3’üncü gündeyim. Bugün biraz daha erken hareket etmek istiyorum. Saat 5 gibi uyanıyorum artık. Biraz yatakta tabletle oyalanıp 8’i az geçe kahvaltıya iniyor, 08.35 gibi de ÖE’nin önünde otobüs beklemekteyim. 9 otobüsüne yetişsem iyi olur. Belediyeninki daha rahat ve daha hızlı. Her yerde durmuyor. Diğerleri dilenci postası gibi durak dışında da her yerde duruyor, ördek toplarcasına gidiyor. Ama nerede kaldı bu otobüs? Gelen geçenin yüzüne bakıyorum, alsalar otogara kadar diye. Dün ne güzel, hemen gelmişti. Bugün bekle bekle, neyse sonunda geliyor ve 3 dk. kala yetişiyorum.


Erken, 9 otobüsü olduğundan mıdır, bir doldu ki sormayın. 45 dk. sürüyor Kızıltepe Mardin arası. Bu yol nedense bana uyku vermekte. Dün de aynısı olmuştu. Gözlerim kapanıyor. Mışıl mışıl durumları şeklindeyim. Aslında bir durak var ki Mardin ÖE’ye de yakın. Orada inebilir ve M12 hattına binebilir(d)im. Ne var ki çok sonra öğreniyorum bu durumu. O duraktan geçiyormuş M12. Ama ben gene otogara kadar gidiyorum. Otobüs şoförünün de bu konuda bilgisi yoktu. Keşke yanımdaki yolcuya sorsaydım.

 

Bu sefer de M12’nin gelmesi uzun sürüyor. Bugün şansız günüm anlaşılan. Her yerde beklemedeyim. Dört araç varmış, ring şeklinde dönüyorlarmış. 5’inci araç yedekmiş. Şoför anlatıyor bunları ve gelen durakta bizi diğer araca aktarıyor. Kendisi çay içecek, kahvaltı edecekmiş.


Cumhuriyet Meydanına yakın iniyor, ilkin Kırklar Kilisesine giriyorum. Dün beklemiş, ama papaz ışıkları söndürüp gidince görememiştim. Tarihçesine baktığımızda; 569 yılında Süryaniler tarafından Mor Behnam ve kız kardeşi Saro adına inşa edilmiştir. XII. yüzyılda Mardin'deki asıl Kırklar Kilisesi camiye (Şehidiye Camii) dönüştürülünce Mor Behnam Kilisesi Kırklar Kilisesi olarak isim değişikliğine uğramış ve halen bu isimle anılmaktadır... denilmiş. Peki 40’lar ismi nereden geliyor? Üçüncü yüzyıl dolaylarında Kapadokya bölgesinde yaşayan Hristiyanlar, Roma İmparatoru Dokios tarafından uygulanan baskıya karşı isyan eden kırk asker tutuklanarak imparator tarafından Sivas’a sürgüne gönderilir ve bir buz göletinin içine atılırlar. Gece yarısında gölün üzerinde parlak bir ışık belirir ve kırk asker birer taçla ödüllendirilirler. Sabaha karşı donarak yaşamlarını yitiren bu askerler Hristiyanlık dünyasında evrensel olarak şehit kabul edilmektedirler ve onlar adına değişik yerlerde kiliseler ve manastırlar inşa edilmeye başlanır... Kilise içinde foto çekmek yasak. Şöyle bir tur atıp çıkıyorum. Ne de renkli ve yaldızlı görünüşleri var Hristiyanların. Rengarenk ortalık. Herhalde Müslümanlık bu nedenle tersini tercih etmiş olmalı.

Vikipedi


Ardından Bienali’n bir salonunu geziyorum. İşlerin çoğu kavramsal-dijital-video enstalasyonu şeklinde. Uzunca oturup izlemek gerek. Bu da evde daha rahat oluyor. O nedenle fazla kal(a)mıyorum. İlki 2010 yılında gerçekleşen Mardin Bienali’nin 2’ncisi 2012, 3’üncüsü 2015, 4’üncüsü 2018’de gerçekleşmiş. 5’incisi pandemi nedeniyle ancak bu yıl yapılmakta ve küratör Hintli olduğundan Bienal sanatçılarını daha çok kendi milletinden, coğrafyasından seçmiş. Bienale katılan 25 ülkeden 39 sanatçının 10’u Hintli. 


Mardin Müzesi var sırada. Bulunduğum yere çok yakın. Ama girmeden önce tarihçesinde okuduğum ilginç bilgileri paylaşayım. Ana cadde olarak bildiğim -trafiğin aktığı- 1. Cadde’yi 1914-15 yıllarında Almanlar açmış. 1958’de bizimkiler genişletmiş, 1964 yılında yapılan istimlak ile de Cumhuriyet Meydanı ortaya çıkmış ve 10 Kasım 1965’te de Atatürk heykelini dikmişler. Caddenin genişletilmesi sırasında, 1884’te yapılan Latin Katolik Kapusenler Kilisesi önce kısmen -geriye kalan manastır bölümleri ve okul yapıları bir süre askeri amaçlar için, sonrasında hastane olarak kullanılıp- meydanın yapımı sırasında tamamı yıkılmış. Üç katlı bir yapı olan Mardin Müzesi, 1895 yılında Antakya Patriği İgnatiyus Behnam Banni tarafından Meryem Ana Kilisesi’ne bağlı Süryani Katolik Patrikhanesi olarak inşa edilip, zengin taş işçiliği, İtalyan üslubundan esinlenilmiş revaklı ve teraslı avlusuyla dikkat çekici. 1978 yılında istimlak edilmiş olup; yapı askeri tugay binası, sağlık ocağı ve ofis binası olarak kullanıldıktan sonra 1995 yılında Mardin Müzesi olarak ziyarete açılmış.


65’le giriş yapıyorum. Üst kata çıkıyor ve başlıyorum salonları gezmeye. Gırnavaz Arkeolojik Salonu’nda Nusaybin’e yakın bir höyük olan ve MÖ 4000 sonlarına tarihlenen Gırnavaz yerleşmesinin arkeolojik kazı buluntuları sergilenmekte. Göz kamaştırıcı güzelim eserlere bakarken gene bebesiyle gelmiş bir çift gürültü yaparak dolanmakta. Gerçekten eğitim eksikliği nasıl da belli ediyor kendini. Müze adabı yok bu insanlarda.

 

Arkeolojik Eserler Salonu’nda ise Asur, Urartu, Pers, Helenistik, Grek, Roma, Selçuklu (Artuklu) ve Osmanlı’nın son dönemine ait olan eserler var. Burada da takım elbiseli 5 tip dolanmakta. Arlarında biri diğerlerine açıklamalarda bulunarak müzeyi gezdiriyor. Bir resmiyet söz konusu gibi. Kıyafetleri ve duruşları, el pençe durumları sırıtıyor.

 

Orta kata iniyor, Mardin belgeseli için saatini bekliyor, salona yerleşiyorum. Ama ekran kara, göstermiyor - hayrola durumları! Elektrik kesilmiş - hoppala durumları! Halen elektrik kesintileri mi var? Yok efendim idareden gelinmiş ölçüm yapılıyormuş... Siz pazartesi kapalı değil misiniz, neden o gün yapılmaz da ziyaretçi olduğunda kesersiniz? Yoook, illaki ters bir şey yapacaksın. Düzgün yaparsan önemin anlaşılmaz!

 

Orta kattaki Etnografik Eserler Salonu’nda bölge halkının gündelik yaşamında kullandığı, çoğunluğu Artuklu Osmanlı-dönemlerin ait eşyalar (objeler) görmekteyiz. Bu arada elektriğin gelmesiyle sunum odasına tekrar gidiyorum. Bu sefer sırtında güvenlik yazan zât saati geçti, öğleden sonra diyor. Kesinti mesinti vardı, şimdi olsun lafları boşa gidiyor. Kapı suratıma kapatılıyor. Bazıları gerçekten mankafa oluyor! 


Bu durumda Bienalin diğer salonlarını bulayım: Alman Karargahı - Marangozlar Kahvesi - Cumbalı Konak - Develi Han. Yönlendirmeler zayıf ve net değil. Çok arıyorsun bulmak için. Bulamıyor, boşuna yürüyor, tırmanıyorsun, geri dönüyorsun... Mardin de öyle düz ayak bir şehir değil ki! Sürekli in çık durumları. Sıcaklaşmaya da başladı hava. Güneş altında tırman merdivenleri, sonra olmadı in, zaten Bienal mekanları da genelde yıkık dökük alanlar, dar ve dik merdivenler, yüksek basamaklar! Yani bu evlerde de nasıl yaşanmış diye düşündürmüyor değil.


Gülsüm Karamustafa ve Selma Gürbüz tanıdığım bildiğim iki sanatçı. Selma Gürbüz ne yazık ki geçen sene aramızdan ayrıldı. Çalışmalarını görmek içimde bir hüzün oluşturuyor ve beni 30 yıl gerilere taşıyor. Anılar yaşamımızın derinliklerinde gömülü-saklı, bir dürtü ile bazen su yüzüne çıkıveriyorlar. Tamamı olmasa da bir kısmı bile sizi zaman tünelinde dolaşmanızı sağlıyor. O yıllarda ben de işimle ilgili harıl harıl bir faaliyetteydim. Sergiler, sanatçılar, portre çekimleri; 80’li 90’lı yıllarda İstanbul’un sanat yaşamı... Yaşlandık mı dersiniz?


Karnım acıkıyor. Gezinirken dar sokaklarda bir lokanta gözüme çarpıyor, Tülay. Ne var sulu yemek? Kurudiyor. Et var mı içinde? Yok, isteyene üzerine ilave ediyoruz. Güzel. Kemik suyu var mı içinde? Yok, etsiz bunlar. Daha da güzel. O zaman az az kuru ve bulgur, yanına cacık. Onlardan da acı biber ve soğan. Ohh be, nihayet yemek istediğim gibi (40-).


"Gece gerdanlık, gündüz mezarlık" derlermiş Mardin için. Neden acaba? Gerdanlığı anladım da, mezarlık neyin nesi? Neyse, Bienal mekanlarını arıyor-buluyor, çarşılarından tekrar geçiyor, Antep’ten 20 liraya aldığım tespihleri önce 15 sonra 10 liraya görmek biraz kudurtuyor, Protestan kilisesini geziyor, ayak üstü bilgi alıyor, sokak içindeki polis ve bekçilerden oluşan bir kalabalık dikkatimi çekiyor. Ne olmuş, olay mı var? Bıçaklanma. Kim kimi? İki Mardinli birbirini : ((

 

Aslında Mardin’de satılan hediyelik eşyaların büyük bir kısmını İstanbul’da bulabilirsin. Yani tahta oymalar, kaşıklar, eşarplar, poşular falan..., bunların büyük kısmı var. Çok özel şeyler değil, bir yerde bulamayacağın. Ama Bienal Shop’ta çok güzel Hindistan işleri vardı, ancak pahalıydı. Bir heybe çanta 1200 liraydı.

 

Hava çok ısındı. Ağırlaştım yürümekten. Çok da kalabalık, her yerde gruplar, selfiler... Buradaki ahali kendi aralarında Arapça konuşuyor. Çok Arap kökenli var demek ki. Zaten Antakya’dan başlayarak kademe kademe duymaya başladım. Harran bence doruktu.


Cercis Murat Konağına uğruyorum. Malumunuz öve öve bitirilemeyen, Mardin mutfağının temsilcisi denilen lokanta. Fiks menü yapmışlar, 400 TL. Peki vejetaryen ne var? İki şey sayıyor; sarma ve bir Süryani yemeği, adını yakalayamadım. Eee kaç para? O da 400. Nasıl, iki parça için de aynı fiyat mı? Böyle bizde diyor. Ehh ne diyelim? Başarısını okuduğumuz-dinlediğimiz bu hanımın Mardin mutfağında, vejetaryen bir menünün (seçeneğinin) olmaması, veya buna önem vermemiş olması, garip bir de fiyat politikası..., nasıl söyleyeyim, gözümden düşürdü. Hiç mi Mardin mutfağında veji yemek yok. İlla et mi olmalı yemeklerde? 

 

Öğleden sonra müzeye tekrar gidiyor ve Mardin belgeselini izliyorum. 15 dk.lık garip bir sunum. Ekran 2’ye bölünmüş dikine. Sağ ve solda aynı film oynuyor. Ne gereği var bunun? Saçmalık işte. Üç boyutlu ise gözlüğünü verin, ki değil. İzlerken uykum da geldi.


Sadık Künefe’de dondurmalı kadayıf yiyor (38-), dün dolaştığım bölgelere tekrar giriyor, sokakların içinden tekrar tekrar geçiyor, girmediğim varsa dalıyor, yüzyıllar öncesinin taş ustalarının oluşturduğu konakların eşsiz bir incelikle işlenmiş taş pencere detaylarını hayranlıkla inceliyor: “Kim bilir ne hikayeler, ne acılar ve sevinçler gördü bu pencereler?” diye de aklımdan geçiriyorum.

 

Tüm bunları yaparken sokakların birinde, merdivenlerin sonundaki, çay-meşrubat satılan işletmede reyhani içiyor-tadıyorum, 10 liraya. Ben de hazırlıyorum İstanbul’da. Adı üzerinde, mor reyhandan yapılan, soğuk içilen, yazın serinleten-rahatlatan bir meşrubat. Biraz daha az tatlı olabilirdi buradaki. Ekşiliği güzel ama. Tarçın karanfil anason kullanmamışlar ki ben ekliyorum.

 

Mor reyhan ve reyhani, Malatya’nın Arapgir ilçesinin has içeceği ve otu. Bölgede tamamen reyhan ekili. Zaten coğrafi işaret olarak da tescil edilmiş. Fesleğen ailesinden gelen reyhan, özellikle Osmanlı mutfağından günümüze kadar Türk mutfağının vazgeçilmez baharatıdır. Araştırmalara göre mutfağımızın amiral gemisi olan 421 yemekte kullanılan reyhan; onsuz hep bir tarafı eksik kalacak liste içermektedir. Reyhanın insan sağlığı için birçok faydası var. Üreme sağlığından, ağrı kesici özelliğe, depresyondan, böbrekteki taşın atılmasına kadar bir çok yararından söz edilmektedir.

TarımOrman


Bugün geçe kalmayayım. 19.20 Kızıltepe’den ÖE’ye son otobüs. Dün yürüdüm, tekrar yürümek istemem. Taksiler de çok pahalılandı. 6 otobüsüne binsem 7’de Kızıltepe’de olur diye hesapladım ve M12’yi güzergahı üzerinde beklerken, bir kıraathanede içilen sade (7,5) ve çaycıyla sohbetteyim. Konuşkan-cana yakın-samimi. M12 geliyor ama dolu olduğundan durmayıp pas geçiyor. Hoppala! Ne halt edeceğim şimdi? Yürü bakalım, belki yoldan yakalarsın. Zaten gelmesi çok gecikti. Trafiğe mi takıldı, bu kadar doluysa neden araç takviyesi yapmazsınız bu saatlerde?

 

Yürü yürü, yokuş aşağı bereket. Ama otogar uzakta, yürüyerek yetişemem. 10 dk. kaldı. Derken geçen bir araca el ediyor ve acaba bırakır mısınız diye rica ediyor, hop atladığım gibi hızla gidiyoruz ve 5 kala yetişiyorum. Şansız günüm şanslıya dönmüş oldu.

 

Hareket ettik tam saatinde. Ama bugün cuma, binen binene. Yolu izleyeyim diye önde sağ taraftayım. Güneş de buradan batıyor. Piştim, 1 saat boyunca. Cuma trafiği nedeni ile Kızıltepe’ye 7’de varıyoruz. ÖE otobüsü 7 dk. önce gitmiş. Son otobüs 7.20’de. Zamanım var. Etsiz çiğ köfteyle biraz mideyi rahatlatayım. Aramaktayım yakın çevrede. Döner döner döner, ne çok dönerci var. Dairenin sonunda birine rastlayıp bir çiğ köfte dürümle otogara geri dönmekteyim.

 

19.20 hareket. 15 dk. sonra çarşıda inip dünkü çaycıda içilen 3 çay (çayı çok lezzetli adamın, bardağı 2,5), yağda kızarıp şerbete batmış içinde ceviz kırıntısı olan D harfi şeklinde adedi 3 liradan iki tatlı, yolluk olarak da kuruyemişçiden (Haktan) alınan karışık kuruyemiş (72-) ve Bim’den alınan küçük su ile ÖE’ye dönüş. Yolda bir bisikletçi görüyorum, elinde teneke bir kova, içinde kömür ateşi yanıyor, hem pedallıyor hem taşıyor. Maharet mi desek, cesaret mi desek, ahmaklık mı desek?

 

Tarihte Bugün: 27 Mayıs

 

  • 1915 - Osmanlı Hükümeti tarafından Sevk ve İskan Kanunu (Tehcir) kabul edildi.
  • 1935 - Türkiye'de hafta tatili Cuma'dan Pazar'a alındı.
  • 1980 - Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara'da evinin önünde uğradığı suikast sonucu öldü.
  • 1995 - Bir grup kadın Cumartesi günü saat 12.00'de gözaltında kaybolanların bulunması ve sorumluların ortaya çıkarılarak yargılanması talebiyle İstanbul Galatasaray Lisesi önünde oturdu. Daha sonra Cumartesi Anneleri olarak anılan insan hakları savunucuları dört yıl boyunca her Cumartesi saat 12.00'de aynı yerde buluştu.

 

 

Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi. Korkulukların üzerindeki stilize

 çiçek ve yıldız motifleri, medresenin inşa edildiği

 14. yüzyılın sanat anlayışını yansıtır.


Bienal kapsamında bir çalışma.


Cumhuriyet Meydanı


Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Mezopotamya’nın binlerce

 yıllık hikayesini barındıran muazzam bir kompleks.


Kolyeler (Taş, Kemik, Bakır, Bakırtaşı) / Olta İğnesi (Kemik)


Vazo (Pişmiş Toprak)



Yüksek Kaide (Pişm. T.) / 

Çömlek (Pişm. T.) /

İçki Kadehleri (Pişm. T.)


Şişeler (Cam) / Bilezikler (Cam)


Mardin'in ünlü Ermeni mimarı Sarkis Lole tarafından 

tasarlanan yapı, sarı kalker taşından üç katlı olarak inşa edilmiştir. 


Bina; geniş avlusu, sütunlu revakları ve… 


… dış cephesindeki ince taş oymacılığıyla Mardin sivil

 mimarisinin zirve örneklerinden biridir.




Seramik Kalıpları (Pişm. T.)


Ölü Kültü Heykeli (Bazalt) MÖ 1600-900



Çiftli Libasyon Kabı (Pişm. T.) Selçuklu D. MS 1071-1300


İnsan Biçimli Sırlı Testi /

İnsan Biçimli Şişe 

(Pişm. T.) Selçuklu D. 

MS 1071-1300



Cumhuriyet Meydanı ve Mardin Kalesi


Bienal kapsamında; Dört Panter, İki Seccade, Bir İsa, Bebek 

Kemancı, Yıldızlar ve Tüller (Tekstil Kolajı) (1980-2022)



Melankolik Şahmeran (Tekstil Kolajı) (1980-2022)



Bienal kapsamında; Suyun Şekillendirdiği 

(Yerleştirme, Değişken boyutlar) 2022


Cafe De Papel


Tarihi Marangozlar Kahvesi. 

Marangozlar loncasının toplandığı tarihi bir 

mekan olarak bilinir ve ovaya bakan 

muhteşem manzarasıyla popülerdir.




Ulu Cami


Tülay Lokantası




Bienal mekanlarını arıyor-buluyor,…


… çarşılarından tekrar geçiyor,…


… sokak aralarına giriyor, merdivenleri çıkıyor…



Mezopotamya; aynı ovaya Sümer baktı, Asur baktı, Roma

 baktı, Artuklu baktı..., bugün biz bakıyoruz…





Merdin Monroe Sabun Dünyası. İşletmenin en çok ilgi gören

 ürünü eşek sütü sabunudur. Cildi gençleştirdiği, akne ve

 lekelere iyi geldiği belirtilen bu sabun, "sihirli 

sabun" olarak da adlandırılmaktadır.


Şahkulubey Konağı, 19. yüzyılın sonlarında – erken 20. yüzyıla

 uzanan dönemde, Mardin’in zengin taş konak geleneğini

 temsil eden büyük bir sivil yapı olarak…


… kurulmuş; Çermeyan ailesi üretimi olarak başlamış, sonradan

 Abdulaziz Şahkulubey’in konağı olarak anılmış ve 

restorasyonla günümüze taşınmıştır.


Sadık Künefe’de dondurmalı kadayıf.



Cumbalı Ev Restaurant & Cafe


Reyhani 


Protestan Kilisesi. Diğer tarihi kiliselerin aksine, Protestan 

geleneğine uygun olarak oldukça sade bir iç mekana sahiptir.

 Gösterişli ikonalar yerine, taşın kendi zarafeti ön plandadır.


Kilise, 19. yüzyılın ortalarında Amerikalı misyonerlerin

 öncülüğünde kurulmuştur. O dönemde Mardin'de yaşayan 

Protestan cemaatinin dini ihtiyaçlarını 

karşılamak üzere inşa edilmiştir.









“Mutluluk gözyaşı dökeceksin.”


Otobüsü güzergahı üzerinde beklerken, bir 

kıraathanede içilen sade ve çaycıyla sohbetteyim. 




 


















 

33. gün (devamı) Kızıltepe-Mardin / 31. gün (öncesi) Kızıltepe II






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul