15 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Gaziantep II)


13 Mayıs 2022, Cuma / Gaziantep II (18. gün)

 

Gece geçe kalarak tren bileti ayarlamaya çalıştım ama ol(a)madı. 12 Haziran halen kapalı. Niyetim Kurtalan’dan trenle dönmek Ankara’ya, sonra otobüsle İstanbul. Daha önce yaptığım gibi.


Geç yatıp erken uyanınca (5’te) uykumu alamamış olarak kalkıyorum. Akşam bir de Turkcell’den Vodafone’a nakil müracaatında bulundum. Vodafone daha cazip bir teklif yaptı. Bu işler de bu hale geldi. Numara taşırsan teklifler devam etmekten daha cazip oluyor. Böylece iki yılda bir operatör değişiyor. Üç yılda bir banka değiştirmek de benzeri bir numara. Emekli maaşını taşırsan verilen ikramiye.



Tabletten okunan gazete sonrası 9’u geçe kahvaltıya iniyorum. Nedense peynir çeşitleri zayıf. Tek fark patlıcan-biber-kabak kızartması koymuşlar, bu hoşuma gidiyor. Kahvaltı sonrası ikinci gün turunu atmak için resepsiyondan otobüs saatini öğrenip durakta beklemekteyim. Çalışanlar nedense bu konuda bilgisizler. Gelen otobüs (B74) Üniversite durağına kadar gidiyor. Oradan tramvaya binip Demokrasi durağında inip Arkeoloji Müzesine yürüyor, 65’le giriyorum. Alt Paleolitik dönemden Cumhuriyet dönemine kadar olan buluntular müzenin bahçesinde ve iç mekanda iki ayrı salonda sergilenmekte. Giriş katı; Geç Hitit Dönemi, Karkamış Antik Kenti, Klasik/Helenistik, Roma, Gaziantep İslami ve Osmanlı dönemleri buluntuları ile sikkeler görülebilir. Ayriyeten nesli tükenmiş olan Maraş Fili’nin iskeleti. Benzerini Maraş’ta da görmüştüm. Bunun dışında eski Tunç Çağına ait bir mezar canlandırılarak, buluntularla birlikte teşhir edilmiş.

 

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde görülen ortostların replikası yapılarak Geç Hitit Döneminin saray mimarisi ile Anadolu/Kuzey Suriye kökenli olan, Bit Hilani plan tipi yapı da sergileniyor. Birinci katta ise; Anadolu dönemine ait mühür, damga, taş eserler; Demir Çağı Kommagene Krallığı dönemine ait giyim-kuşam, Dülük Antik Kenti kalıntıları, Zeugma Antik Kenti kil mühür baskıları ve sikkeler bulunuyor.


Gaziantep Arkeoloji Müzesinin kuruluş tarihi 1944 yılına dayanmakta. Ama müze 2017 yılında tamamlanan yeni teşhir-tanzim çalışmaları ile tekrar ziyarete açılmış. Zengin bir müze ortaya çıkmış, iyi de düzenlenmiş. Bazı vitrinler yalnız karanlık kalmış. Işık var ama küçük objelere yetmiyor. Niye böyle yaparlar anlamak zor!

KültürPortalı


Müzeden ayrılmadan önce, kendime bulduğum rahat bir köşede, sonraki günlerin konaklamalarını ayarlamak için sağı solu arıyorum. Karkamış’la ilgili sabah gazetede okuduğum, Suriye tarafından atılan havan mermisi bir kişinin ölümüne, bir kişinin yaralanmasına neden olmuş. Telefonda tanıştığım ÖE’nin müdürünü arıyor ve başsağlığı diliyorum. Ancak bu durumda ören yeri, ki sınırın dibinde, ziyarete kapalı haliyle. Bu da gitme nedenimi ortadan kaldırıyor. Bir günüm açığa çıkıyor. Ne etsem diye düşünürken acaba Urfa’ya mı eklesem? Ama orada da zar zor yer bulmuştuk. İki gün daha bulamayabilirim. N’edcez? Urfa’daki arkadaşım İhsan’ı arıyor akıl soruyorum. Birecik’te kal diyor. Halfeti’ye de gider gelirsin. Ama bu araba değil ki git gel yapasın. Bir de aynı yolu pedallamak kadar sıkıcı ve sevmediğim bir şey yok. Antep’te mi kalsam yoksa Nizip’te mi? Ama Nizip’te de yer yok. Hoppala! Birecik o zaman. Orada da yer yok. ÖE dolu. Halbuki bana üç gün önce ara demiştiler. Söyledikleri yaptıklarına uymuyor!

 

Vodafone’un da internet sitesi garip çalışıyor. Çalışıp çalışmadığı belli değil. Hata uyarısı veriyor ama SMS ile olmuş gibi mesaj geliyor. Yani bu gibi aksaklıklar insanı deli eder. Hele de evinin dışındaysan, internetin zayıfsa.


Öğle tatili geldi. Arkeolojiden çıkıp Zeugma Müzesine gidiyorum. Durakta otobüs beklemekteyim. Uygulamasını indirmiştim ama bir değişik yapılmış. Anlayabilirsem Arap olayım durumları. Aynı yöne giden bir genç yardımcı oluyor ve ineceğim yeri gösteriyor. Üst geçitten karşıya geçip mimari olarak da etkili görünen, üç adet yapı topluluğundan oluşan müzeye giriyorum. Kompleksin girişindeki açıklamadan; A blokta Zeugma Antik Kenti’nden getirilen mozaikler, B blokta Gaziantep ve çevresinde yapılan kazılarda ele geçen Doğu Roma Dönemi’ne ait kiliselerin taban mozaikleri, C blokta ise idari kat, konferans ve fuaye alanlarının yer almakta olduğu öğreniliyor. Ve de, müzenin koleksiyonunda bulunan Roma ve Doğu Roma Dönemi’ne ait 3 bin metrekare mozaik, 140 metrekare duvar resmi, 4 adet Roma Çeşmesi, 20 adet sütun, 4 adet kireç taşından yapılmış heykel, bronz Mars heykeli, mezar stelleri, lahitler ve mimari parçaların sergilendiği yazılı. Son derece heyecan verici bir durum. İki üç gün sonra da baraj suları altında kalan Zeugma Antik Kenti’ne gideceğim-göreceğim. Daha ne olsun?

 

Müzenin en önemli özelliği, o dönemde kentte yaşayan insanların inançları kültürü ve günlük yaşantısını geçirdiği ortamı, birebir mimarisine uygun olarak sokağı, çeşmesi, duvarı ve tüm yapı taşları ile gerçek ölçüsünde ziyaretçilere sunulmaya çalışılmış olması. Yani deniliyor ki; en alt koddan başlayarak, Zeugma’daki teraslarda yükselerek müzeyi gezmektesiniz. Şöyle ki; Fırat Nehri’ne en yakın konumda bulunan mozaikler girişte yer alırken, kentin teraslarına doğru yükselen mozaikler sırası ile yerleştirilmiş. Zemin katta sergilenmekte olan Roma Hamamı’na ait mozaikler ise baraj gövdesinin altından çıkarılanlar.

 

Muhteşem mozaikler var. Çingene Kızı da bunların arasında. Nasıl söküp monte edebiliyorlar çok merak ediyorum. Minicik taşlar, yeniden dizmiyorlardır herhalde. Cevap: İki bin yıllık mozaiklerin yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle görüntü olarak tamamlanmaktadır. Zeugma’daki mozaikler on üç renk armonisinden oluşmakta olup metrekareye düşen tessera (her bir mozaik taşına verilen isim) sayısının fazlalığıyla dikkat çekmektedir.


Hayran kaldığım mozaikler bana çağdaş bir sanatçıyı akla getiriyor: Chuck Close (1940-2021). Büyük ölçekli portreleriyle figüratif sanatın ölü gibi göründüğü bir dönemde portre sanatının güvenilir bir konu olarak yeniden canlanmasında etkili olmuştur. Şöyle tanıtılır: Chuck Close'un yüzeyin genel bütünlüğü ile uğraşısı, tüm çalışmalarına damgasını vuran temel bir niteliktir. Kompozisyonun tüm alanlarına eşit vurgu yapılan 'bütünlük', Soyut Dışavurumculuk'ta, özellikle de Jackson Pollock ve Willem De Kooning'in çalışmalarında hayranlık duyduğu bir unsurdu. Modernist mirası Sürrealist otomatizm, Kübizm'in parçalı rekonstrüksiyonları, Pointilizm ve Divisionizm'in Neo-empresyonist stilleri ve Cézanne'ın birleşik fırça işçiliğinde bulunan bir kompozisyon tercihidir. Aynı zamanda antik Roma mozaikleri ve Aborijin nokta resimleri gibi çok çeşitli sanat dallarında da tarihsel ataları vardır.

 

Çıkışta tekrar yer durumları için telefona sarılıyorum müzenin avlusunda oturarak. Ama tatsız bir sürprizle karşılaşıyorum. Birecik’te iki otelde de yer yok. Zaten başka da otel yok herhalde. Yandı keten helva durumları. Yer sorunu hiç bu kadar sıkıntılı olmamıştı. Ne biçim tur bu? Çaresizlik içinde belediyeyi arıyor, Başkan Yardımcısı Adnan Bey derdime çare buluyor ve yer olmayan otelde (Seyr-i Fırat) iki gecelik yer buluyor. Bu durumda Halfeti’ye minibüsler kalkıyormuş, oraya da giderim. Ne mutlu bana : ))

 

Zeugma Müzesi sonrası uzun bir yürüyüşle Forum denilen bölgeye gelip kaleye doğru çıkıyorum. Yürüdükçe de bölgeleri hafiften tanımaktayım. Aslında bir daire içinde dolanıp duruyorum. Ve İstasyon Meydanı’na geldim. Tren garının önünde sergilen lokomotif ve çevrede konuya ilişkin heykeller var; yolcular, oynayan çocuklar, istasyon şefi vs... Hoş olmuş. Garın 1953’de inşasına başlandığı ve 1959’da tamamlandığını okuyorum. Halep ve Bağdat’a yönelik tren seferlerinin önemli bir merkeziymiş zamanında.


Kalenin batısından geçmekteyim. Önüme Şirvani Camii çıkıyor. Yapılış tarihinin 1677’den önce, yaptıranın Şirvani Mehmet Efendi olduğu ve bir efsaneye göre de, cami herhangi bir nedenle yıkılırsa onu yeniden yapacak kadar altın ve gümüşün temelinde gömülü olduğu söyleniyor. Girmiyor, dıştan fotoğraflayıp devam ediyorum. Sırada Hamam Müzesi var. Uzun yıllar Paşa Hamamı olarak hizmet veren yapı, 1577’de, Halep ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliyenin hamam bölümü, restore edilip müze olarak açılmış. Aslına sadık kalınarak teşhir edilen hamamda; soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri, Haluk Perk koleksiyonundan hamam araç ve gereçleri, hamam adetleri, bal mumu heykeller... Maketlerle canlandırılmış, adeta çalışmakta olan bir hamamı andırıyor. 


Şehrin belleğinde önemli yeri olan hamam kültürü eskiden Anteplilerin sosyalleşme mekanlarından. Hamam sefasına hazırlık birkaç gün önceden başlarmış. Bu hamamın bir özelliği Gulleytin havuzu. Burada görüp-okumadan önce hakkında bir bilgim yoktu. O nedenle ilgimi çok çekti. İki basamakla, alçak bir kapıdan eğilerek girdim. Yahudilerin kutsal saydığı Gulleytin’e girişin alçak bir kapıdan yapılmasının nedeni, tanrının huzuruna çıkarken eğilmek olduğu anlatılıyor. Tavan yüksek ve tepesinde yağmur suyunun içeri girmesi için bir açıklık var. Bu arınma suyunda bir miktar yağmur suyunun olması gerekiyormuş. Yahudi kadınlar adet gördükten sonra Gulleytin’e girerler ve yarı beline kadar suya üç kez dalıp çıkarak her seferinde, kapının yanındaki küçük delikten seslenen kadının “temizlendin mi?” sorusuna cevap verirlermiş: “temizlendim”. Üçüncüde Gulleytin’den çıkarlarmış.


Yaptıranı ve yapıldığı tarih hakkında kesin bilgiler olmayan ancak 1557 tarihli bir belgede adından söz edilen Çarşı Caddesi üzerindeki Tahtani Camii’yi de sadece dıştan fotoğraflıyor ve yan tarafındaki hana giriyorum. Dikkat ettim de, hanların çoğu yeme-içme mekanları olmuş. Burası da. Adı Millet Hanı, iki katlı, tek avlulu.Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa’nın Antep Beyliği zamanında Keçeciler Bedesteni olarak 1575 yılında yapılmış, sonradan ilaveler ile doğusu Pazar Hamamı, batısı Bıçakçı Çarşısı, güneyi Salaba ağzı, Kazaz Çarşısı ve kuzeyi kale olmak üzere kervansaray niteliği kazanmış. 1890’da üst katı ilave edilerek bugünkü halini alan hanın, Cumhuriyet döneminden önceki adı “Aziziye”. Atatürk’ün Gaziantep’i ziyareti sırasında Atatürk Hanı olarak değiştirilmek istenip, büyük önderin “Bu han benim değil milletin hanı olsun” sözlerinin ardından Millet Hanı ismini almış.

KültürPortalı 


Gümrük Hanı, Yaşayan Müze; Vakıflar kayıtlarına göre, Hacı Ömer Efendi tarafından 1873-78 yılları arasında yaptırıldığı, yolcu hanı olarak inşa edilip zemin katındaki mekanlar depo ve ahır, üst katta yer alan odalar ise yolcuların kalması için düşünülmüş. Bugün orta avlu yeme-içme, mekanlar ise kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarının üretim ve satış merkezi olarak “Yaşayan Müze” kimliği ile hizmet sunmakta.


Alaüddevle Camii, kapısında 1903 yazıyor ama araştırdığımda; caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber camiyi yaptıran Alaüddevle’nin 1515’de öldüğü düşünülürse bu tarihten önce yaptırıldığı ortaya çıkmaktadır. Sadece minaresi yıkılmadan günümüze ulaşabilen cami, 1901 yılında giriş yüzü siyah ve beyaz taşlardan tek kubbeli olarak yeniden yapılmıştır, mimarı Armenek, ustabaşısı da Kirkor’dur... denilmiş. Alaüddevle, Maraş’ta hakimiyet sürdüren Dulkadiroğlu Beyliği’nin son beyi. Neler öğreniyoruz değil mi bu turlarda. Çok hoşuma gidiyor, gezip görmek. Ama karnım da açıktı bu arada. Dünkü Yesemek Lokantasını buluyor, yayla çorbası, az kabaklama (nohut, kabak, sarımsak, soğan, nar ekşisi) ısmarlıyorum, üzerine etini koymadan servis ediyorlar. Çalışan Hakan Bey ile dostluk oluşuyor. İstanbul’da şube açmak istediklerini anlatıyor. Kartlaşıyoruz. Ardından güzel bir tatlı getiriyor. Üstü zerdeçal, altı sütlaç. Bu sefer 84 lira tutuyor yediklerim. Her şey çok garip pahalı oldu. 1970 yılında 1 dolar 15 lira olmuş. 52 sene önce. Bugün de 15. Bu durumda TL-USD karşısında 1 milyon kere değer kaybetmiş olmuyor mu (6 sıfırı attıklarına göre). Vah benim zavallı ülkem ve kafasız milletim. Ama önemli değil, iyi durumdayız, dünya bizi nasıl kıskanmasın? Avrupa’nın çöpünü alıyor, mültecisini alıkoyuyoruz…


Kare taş döşeli dar ara sokaklardan devam ediyorum yürümeye. Geldim Almacı Pazarı’na. İsmi, geçmişte bu pazarda elma satışı yapılmasından dolayı konulmuş. Eski insanların elmaya “alma” demeleri sonucunda günümüze kadar değişmeden bu isimle gelmiş. Şifalı bitkilerden tutun da, adını bile duymadığım onlarca ürün satılmakta. Kalabalık ortalık, insan kaynıyor. Bir çarşıdan çıkıyor diğerine giriyorum. Kemikli Bedesten; 1865’e tarihlenmekte. Müftü Hacı Osman Efendi tarafından yaptırılmış. Temel kazıları sırasında kemik bulunduğu için adına halk tarafından Kemikli Bedesten denmiş ise de asıl adı Mecidiye Bedesteni. Yan yana iki bölümden oluşuyor. Daha çok manifaturacılar bulunuyor. (Bilir misiniz manifatura sözcüğünün İtalyancadan geldiğini, manifattura)


Yürüdükçe her tarafta “metanet” lokantası, kahvesi, büfesi, katmeri görüyorum. Sanırsınız ki bu bir marka ve pek çok alanda faaliyet gösteriyor. Hayır değil. “Metin olma, dayanma, dayanıklılık, sağlamlık” demek olan bu kelimeyi hepsi kullanmış. Lokantasının karşısındaki çaycıda biraz nefeslenip her derde deva bir zahter çayı (2,5) içip kalkıyorum. Mevlevihane’nin saati geçmiş, kapalı, yarına kalıyor. Yanındaki Mevlevihane Camisi, halk tarafından Tekke Camii olarak da bilinir, 1638’de Mustafa Ağa adında bir Türkmen Ağası tarafından yaptırılmış. 1901-1903 yıllarında çıkan büyük yangınlarla gelir getiren yapıları tamamıyla yanıp, zamanın Mevlevi Şeyhi Mehmet Münip Efendi tarafından yanan yerler yeniden inşa ettirilmiş. Altından geçen yol nedeniyle kalın gövdeli kısa minaresine bakmanızı öneririm.

 

Minarenin altındaki kapıdan eski Buğday Arasası’na çıkıyorum. Buğday Arasası'nda Pürsefa Han, arkasında Kürkçü ve Tütün Han yan yana. Son yıllarda restore edilmiş bu hanların avlusuna girince geçmişe doğru bir yolculuğa çıktığınızı hissedersiniz. Her hanın farklı bir hikayesi, işlevi ve tarihçesi var. Güneş tepemde, hava sıcak. Her yerde aslında aynı şeyler satılıyor. Bakırcılar Çarşısında bakırdan kap kaçaklar, bir de şu çarık gibi ayakkabılar=yemeni (*), baharatçılarda kurutulmuş sebzeler, kuruyemişçilerin önlerinde farklı boylarda fıstıklar, sabuncularda kalıp kalıp, renk renk... ne olabilir? Sabun elbette : ))

 

(*) Yemenicilik Antep’te altı asırdır devam eden deri ayakkabı zanaatı.


Camileri dıştan fotoğrafladım, gördüğünüz gibi. Ayakkabıları çıkart giy yapmaktan sıkıldım. Terlikle dolaşmak lazım. Her seferinde çöz-bağla, çöz-bağla... Tahmis Kahvesinde sade (17-) ile etrafı kesmekteyim. Göz dolduran bir mekan. Tarihi için 1635 diyorlar. Kelime anlamı olarak tahmis, “kahvenin dövüldüğü yer” demek olup, eskiden kahve, ceviz ağacından yapılan büyük dibeklerde dövülürmüş. 

 

Türkmen Ağası ve Sancak Beyi Mustafa Ağa Bin Yusuf tarafından, Mevlevihane Tekkesi’ne gelir getirmesi amacıyla 1635-1638 yılları arasında yaptırılmış, 1901-1903 tarihinde iki büyük yangın geçirmiştir. Mevlevihane’nin postnişini Feyzullah oğlu Şeyh Münip Efendi, Tahmis Kahvesi ve 33 dükkanı yeniden yaptırmıştır... olarak yazmışlar tarihçesini.


Yürümeye devam. Daracık sokak aralarından, kemerlerin altından geçiyor,  1563 tarihli Şıh Camii veya diğer adıyla Şeyh Fettullah Camii ve Külliyesi’nin bulunduğu meydana geliyorum. Gelin–damat fotoları çekiliyor cami avlusunda. Kızımız lacivert bir gelinlik giymiş, türbanlı. Oğlumuz gri bir takım elbise. Oradan oraya geçiyor, fotografçıya poz veriyorlar. Yanlarında, herhalde kızın annesi ve kardeşi olsa, iki kişi kıyafetlerinin düzgünlüğünü kontrol etmekte, ara sıra düzeltmeler yapılmakta.

 

Antep Savunmasında şehit olan Lala Mustafa Paşa’ın mezarının da bulunduğu camini minaresi tek şerefeli ve bodur. Külliye içinde kasteli, medresesi ve hamamı da bulunmakta.

 

Sarıgüllük Mahallesinde şaşırtıcı bir şekilde karşıma Delta Bisiklet çıkıyor. Bunların İstanbul’a ilişkisi olabilir mi? Giriyor soruyorum. Varmış ama kalmamış. Ne ilginç. Delta Bisiklet Iğdırlıdır ve iyi tanırım. Hatta Iğdır’da bir lastik sorunu yaşamıştım fi tarihinde, çözümü onlar bulmuşlardı. Burası da işinin ehli görünüyor. Shimano ürünler de var raflarda. Kartları yoktu ama telefonu 0552-0237249 Muhammet Kaptan. Yanlarından ayrılıp yürürken başka bir bisikletçi daha görüyorum bu bölgede. Ve yürü yürü Atatürk’ün şaha kalkmış at üzerinde heykelinin olduğu bir meydan geliyor. Heykeli solumda bırakarak, Kırkayak Caddesi’nden devam ediyorum. Kendirli Katolik Kilisesi karşımda. Şimdilerde bir bölümü müze yapılmak için restorasyonda. ÖE de hemen yakınında. Böylece yerini de öğrenmiş oldum.


Bir “Nohutçu” var ama kemik suyuyla haşlıyorlar burada. Bana uymaz, halbuki dürüm olsaydı şimdi ne iyi giderdi. Onun yerine ayni çiğ köfteciden bir dürüm alıp yürümeğe devam. Taş döşeli dar ara sokaklarda eski evlerden devşirme butik oteller var, Zeynep Hanım Konakları denilip her bir eve ayrı isimler verilmiş. Birinden fiyat alıyorum; Hülya Hanım Konağı: tek 400-/çift 600- (O.K.) Hava hafiften kararmakta. Forum’un yakınındaki kuruyemişçiden 25 liralık Antepfıstığı (170- TL/kg) ve 3 liralık küçük bir fıstık ezmesini ağzıma atıyorum. Tramvayla Üniversite durağına gidip, benzinciden su ve çikolata alıp 40 liraya taksiyle otele dönmekteyim. Yarının görülecek yerlerini de bugünden öğrenmiş oldum. Çoğu 17.30’da kapanıyor. Ona göre!

 

Arkeoloji Müzesi

Mollusca, Gastropoda (Salyangoz-Karından Bacaklılar), 145 Mily. Yıl /

Mollusca, Gastropoda (Salyangoz-Karından Bacaklılar), 251 Mily. Y.


Coelenterata (Torba Vücutlular) Anthozoa (Mercanlar), 56 Mily. Y.


İnsan Heykeli (Kireç Taşı) Erken Neolitik Çağ


Vazo (Pişmiş Toprak) Erken Tunç Ç.


Çömlek (Pişmiş T.) Erken Tunç Ç.


Fırtına Tanrısı Steli, Bazalt MÖ 1500


Tek Kulplu Küp (Pişm. T.) Orta Tunç Ç.


Hayvan Başlı İğne (Tunç) Erken Tunç Ç.


Kuttamuwa Steli (Bazalt) Demir Ç. Zincirli Höyük


Hiyeroglif Yazıt Parçası (Bazalt) Geç Hititi D. MÖ 1. Bin


Sfenskli Ortostat (Bazalt) Geç Hitit D. MÖ 9.-8.yy


Stel (Bazalt) Geç Asur D. MÖ 8.yy Sonu


Teşup Steli (Bazalt) Geç Hitit D. MÖ 750-700




Yariri’nin Söylevi, Ortostat (Bazalt) MÖ 8.yy

Kral Burcu’ndan Karkamış’ın yöneticisi (tarwani) Yariri

 ve veliaht ülke beyi Kamani tasvir edilmiştir.

Boya Bezemeli Vazolar (Pişm. T.) Orta Tunç Ç.


Araba (Pişm. T.) Erken Tunç Ç.


Şişe (Cam) Roma D. / Parfüm Şişesi (Cam) Roma D.



Şişe (Cam) Roma D.

































Tanrı Tasvirli Stel (Bazalt) Roma D. 






Kommagene Kralı I. Antiokhos ile 

Apollo-Mithras-Helios’un Tokalaşma 

Steli (Bazalt) Helenistik D. (MÖ 69-36)


Heykel (Kireç T.) 

Pers D.


Testi (Pişm. T.) Roma D.


Silen Maskı (Taş) Roma D.


Demeter Heykelciği (Mermer) Roma D.


Erkek Heykeli (Kireç T.) Roma D.



Tykhe Heykeli (Kireç T.) Roma D.


Erkek Başı (Kireç T.) Roma D.



Arkeolojiden çıkıp Zeugma Müzesine 

gidiyorum. Üst geçitten karşıya… 


… geçip mimari olarak da etkili görünen…


… üç adet yapı topluluğundan oluşan müzeye giriyorum.



Okeanos ve Tethys Mozaiği MS 2.-3.yy, Okeanos Villası


Akratos ve Euprosyne Mozaiği 

MS 2.-3.yy, Menad Villası


Duvar Resimli Oda MS 2.-3.yy, Euphrates Villası, Zeugma Ant. Ken.









Çingene Kızı Mozaiği MS 2.-3.yy, Menad Villası





Çıkışta tekrar yer durumları için telefona sarılıyorum müzenin

 avlusunda oturarak. Ama tatsız bir sürprizle 

karşılaşıyorum. Birecik’te iki otelde de yer yok.






Zeugma Müzesi sonrası uzun bir yürüyüşle Forum 

denilen bölgeye gelip kaleye doğru çıkıyorum. 

Ve İstasyon Meydanı’na geldim.


Tren garının önünde sergilen lokomotif ve çevrede konuya 

ilişkin heykeller var; yolcular, oynayan çocuklar, istasyon şefi vs... 



Gaziantep Kalesi



Gaziantep’in en köklü el sanatlarından biri olan Yemeni, 

sadece bir ayakkabı değil, binlerce yıllık Mezopotamya 

kültürünün ayağa giyilmiş halidir. "Yemen" kökenli bir 

teknikten ilham aldığı için bu ismi almıştır ancak Gaziantep'teki

 ustalar bu sanatı kendilerine has bir seviyeye taşımışlardır.


Gaziantep mutfağının "kırmızı altın"ı olarak bilinen Antep 

kurutulmuş biberi (dolmalık kuru biber), sadece bir gıda maddesi 

değil; bölgenin güneşini, rüzgarını ve sabrını barındıran 

bir geleneksel sanat eseridir.


Şirvani Camii 


Gaziantep’in en eski ve en zarif yapılarından biri olan Şirvani Camii

 (veya halk arasındaki adıyla İki Şerefeli Cami), Gaziantep Kalesi’nin 

hemen güneybatısında yer alır. 14. veya 15. yüzyılda inşa edildiği 

tahmin edilmektedir. Seyyid Mehmet Şirvani tarafından 1681'de

 onarılmıştır. Antep mimarisinin imzası olan siyah bazalt ve kirli

 beyaz kalker taşları burada da çok şık bir şekilde kullanılmıştır.




Gaziantep Kalesi


Hamam Müzesi


Gaziantep’te hamamlar sadece temizlik değil, sosyal hayatın

 merkeziydi. Özellikle: Gelin hamamları…


… Lohusa hamamları, Bayram hamamları önemli gelenekler

 arasındaydı. Müze bu kültürü yaşatmayı amaçlar.


Tahtani Camii, 16.yy


Millet Hanı

İki katlı, tek avlulu tipik Osmanlı hanıdır; siyah-beyaz taş 

işlemeli gösterişli kapı kemeri ve güneş ışığı alan geniş avlusu…


… dikkat çeker. Zemin kat depolar-ahırlar,  üst 

kat odalar için ayrılmıştır.






Gümrük Hanı




Gaziantep'in 18 hanından biri olarak ticaret merkeziydi; gümrük

 işlevinden adını alır. Osmanlı’nın geç dönem han mimarisini yansıtır.


Alaüddevle Camii; Dulkadiroğulları Beyliği'nin son beyi

 Alaüddevle Bozkurt Bey tarafından 16. yüzyıl başında inşa

 ettirilmiştir. 1515'teki vefatından önce tamamlandığı düşünülür;

 1898'de harap halde yıkılarak 1903-1909'da yerine Tanzimat

 dönemi mimarisiyle yeni cami yapılmıştır.



Yesemek Lokantası


Almacı Pazarı (Elmacı Pazarı), şehrin merkezinde 

yer alan yaklaşık 250 yıllık tarihi bir çarşıdır.

 Elmanın nadir bulunup tane ile satıldığı 

dönemden adını alır; ahilik geleneğiyle kuşaktan

 kuşağa aktarılmış, Gaziantep'in

 en eski pazarlarından biridir.


Kemikli Bedesten, 1865'te Müftü Hacı Osman 

Efendi tarafından yaptırılmış tarihi bir çarşıdır. 

Temel kazısı sırasında bulunan kemiklerden…


… adını alır; asıl adı Mecidiye Bedesten olup iki bölümden

 (15x60 m) oluşur ve 72 dükkâna ev sahipliği yapar.




Metanet Lokantası; 1975’ten beri hizmet veriyor; Gaziantep’in 

klasik yemek kültürünü temsil eden mekânlardan biridir.


Tekke Camii, 1638.


Mevlevîhâne işlevi nedeniyle Tekke Camii adını alır; kaliteli

 taş işçiliğiyle Güneydoğu Anadolu Osmanlı üslubunu yansıtır.





Tahmis Kahvesi


Osmanlı döneminde, Gaziantep’te kahve kültürünün yayılmaya

 başladığı dönemde açılmıştır, 1638 civarı. 


Tarih boyunca hem kahvehane hem de sosyal

 buluşma noktası olarak kullanılmıştır.






Şıh Meydanı 


Şıh Camii, 1563.


16. yüzyılın ortalarında Hz. Ebubekir soyundan Şeyh Fethullah 

tarafından yaptırılmış Osmanlı külliye camisidir; cami,

 zaviye, hamam ve medreseden oluşur.




Doğrusu: Motosiklet!






Sarıgüllük Mahallesinde şaşırtıcı bir şekilde karşıma Delta Bisiklet

 çıkıyor. Bunların İstanbul’a ilişkisi olabilir mi? Giriyor

 soruyorum. Varmış ama kalmamış.





Demokrasi Meydanı


Utkubey Hotel


Yürümeye devam. Daracık sokak

 aralarından, kemerlerin altından geçiyorum.



Taş döşeli dar ara sokaklarda eski evlerden devşirme 

butik oteller var, Zeynep Hanım Konakları 

denilip her bir eve ayrı isimler verilmiş. 


Hülya Hanım Konağı


Kendirli Katolik Kilisesi (Fransisken Latin 

Kilisesi veya Terra Santa Kilisesi). İlk kilise 

1860'ta Katolik Ermeni cemaati tarafından inşa 

edilmiş, maddi zorluk nedeniyle Fransa 

Kralı III. Napolyon ve Fransız misyonerlerden 

destek alınmıştır; 1898'de yıkılarak 1900'de 

mimar Sarkis Usta Karayan tarafından

 bugünkü haliyle tamamlanmıştır. 


Gaziantep Savunması; 1 Nisan 1920 - 9 Şubat 1921 tarihleri 

arasında Gaziantep halkının Fransız işgal kuvvetlerine

 karşı 10 ay 8 gün süren direnişidir. 



 




19. gün (devamı) Gaziantep III / 17. gün (öncesi) Kilis-Gaziantep






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul