4 Mayıs 2022, Çarşamba / Çevlik - Antakya, 37 km (9. gün)
Rahat uyudum odada. Yolum uzak olmadığından hazırlanmakta acele etmiyorum. Hüseyin Bey ile çekilen foto sonrası Çevlik’ten 08.55 ayrılış saatim. Antakya 35 km gibi. Arsuz’da iki gün kalınca Yayladağı pas geçiliyor. Diğer yerlerde yapmış olduğum bazı rezervasyonlar olduğundan. Hava bulutlu, güneş bulutların arkasında. Hafif bir serinlik var. Akşamki kalabalıktan eser kalmamış. Kumsal sakin. Bir iki çadır kurulu sadece. Burası, 14 km boyu ile Türkiye’nin en uzun sahili, halka açık plaj şeklinde Samandağ’a kadar gidiyor. Aynı zamanda nesli tehlikede olan Chelonia Mydas ve Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının dünyadaki sayılı yumurtlama-üreme alanlarından biri.
Güzel bir tempoyla sabahın serinliğinde pedallıyorum. Bayramın son günü. Defne ağaçlarının saldığı koku insanı eski çağlara götürüyor. Bu baş döndüren, büyüleyen kokunun sebebi genç ve güzel bir kadın olan Dafne, bir gün Apollon’la karşılaşır. Daha ilk bakışta ona aşık olan Apollon’dan kaçmaya başlayan genç kadın çaresiz kalınca ağaca dönüşmek için yalvarır. İşte bu ağacın kokusunu, gençliği ve güzelliği dillere destan Dafne’den aldığına inanılır. (İsterseniz inanmayın : ))
Soldan Vakıflı Köyü çıkışı geliyor. 7 km denmiş. Ne edeyim, yolum uzak değil çıkayım diye dalıyorum. Başta düzgün olan yol yer yer bozuluyor toprak oluyor. Sıkı bir rampa geliyor, %17. Duvara tırmanır gibisin. High ile ancak sağ-sol yaparak çıkılıyor. Ara sıra gelen araçlar, bir minibüs, bir Taktak işi daha da zorlaştırıyor. Çıkıyorum ama daha 1 km olmadı ve bu 7x tekrarlanacak. Çok fena bir tırmanışı var Vakıflı’nın. Ara sıra sert eğim kalksa da çık çık bir süre sonra pes ettiriyor. Vaz geçip dönüyorum. Fi tarihinde gelmiştim, pek bir şey kalmamış olsa da kafamda, zaten sırf tekrar göreyim diye çıkacaktım, kalacak değilim. Gerçi burada konaklama imkanı da varmış. 2013 yılında Konukevi açılmış. Başka bir zaman belki.
Musa Dağı'na sırtını, Akdeniz'e yüzünü dönen, serin, bol oksijenli, kendine has özellikleri olan Vakıflı köyü, Hatay'ın Samandağ ilçesine uzaklığı 5 kilometredir. Türkiye'nin, bütün nüfusu Ermenilerden oluşan tek köyüdür. Homojen bir yapı içinde tarihteki serüvenini devam ettiren köyde, gelenekler de yüzyıllardır bozulmadan süregelmektedir. Her yıl ağustos ayının ikinci pazar günü kutlanan ve Hristiyan âlemince kutsal kabul edilen Meryem Ana Yortusu, dinsel bir şölen olmanın yanı sıra farklı din ve mezhepleri bir araya getiren, kaynaştıran bir zemine de ev sahipliği yapar.
Vakıflı’dan dönüş bile ayrı bir heyecan. Sık sık frenleyerek (zorunlu olarak), toprak-kumlu bölümleri dikkatli geçerek -karşıdan gelen olursa istediğin yerden bile gidemiyorsun- tekrar ana yola inip Samandağ yönüne sapıyorum. (Not: Samandağ tarafından gelinirse daha az dik ve kısa olduğu söylendi.) Yol yeni döşenmiş, rahat bir şekilde pedallayarak; fırınlardan ekmek alanlar, köşe başında sohbet edenler, dükkan açanlar, tezgah kuranlar şeklinde 12 km sonra Samandağ’a gelmişim bile.
Dün dinlemiştim, bölgenin lezzetli bir suyu varmış içilen, Çamlıbel. Çevlik’in arkalarında, sırtlarında dolduruluyormuş. Aynı isimle İstanbul’da da bir su var, Kayışdağı’ndadır kaynağı. Çam ve bel sözcüğü her ikisini de etkilemiş anlaşılan : ))
Samandağ içinde sürerken bir aracın aniden önüme sapıp içinden çıkan iki kişinin bana doğru yürümesiyle, hoppala bir şey mi oldu, gene ne ettik tedirginliği içerisinde kalıp (son motosiklet hadisesinden-tereddütle); arabadakilerin bisikletçi olduğu, beni görünce tanışmak istemeleri ile sele üstü sohbete başlıyoruz, nerden-nereye gibi konularla... Yok mu bir kahve oturalım orada devam edelim diyor ve merkezdeki parkta buluşuyoruz. Mustafa Bey ve Abdülhak Bey Antakyalı bisikletçilerden. Oktay Bey Bursalı ve misafirleri. Onu gezdiriyorlar. Dün mavi yolda karşıma çıkan, 360° ile çekim yapan kendisiymiş. Hemencecik samimiyet kuruluyor, çaylar börekler eşliğinde hem kahvaltı ediliyor hem de bisiklet bisiklet bisiklet, başka konu konuşulmuyor. Daha sonra Antakya’da buluşmak ve ful yemek üzere sözleşiyoruz. Onlar Harbiye’ye devam ediyorlar ben de Antakya’ya. Saat 10.45, hava 25,5 °C, 22 m rakımdan başladım tekrar pedallamaya. Kuzeydoğu yönündeyim. Yer yer güvenlik şeridinden, olmadığı yerde çizgi üzerinden 144 metreye yükselen ve inen dalgalı bir yoldayım. Hava 27,2 °C oldu, ortalamam 16,2 km/s ve 19,59 km geride bırakmışım. Kısa olmayan çıkışlar ve inişler sonunda, 31’inci kilometrede Antakya’ya giriyorum. Yokuş indiğim için duramadım, kamerayı da çıkartamadım. Fotosuz devam ediyorum. Navigasyon arka kapısına çıkartsa da MK Üniversitesi Misafirhanesini bulmakta zorlanmıyorum. Bahçe sonrası binaya ulaşmak için beş basamak taşımak gerekti bisikleti. Rampa koymamışlar merdivene (tekerlekli sandalye ile gelen müşteriyi herhalde altı okka karga tulumba edip taşıyorlardır). Burada çantaları sök sonra tek tek taşı işime gelmiyor. Zorlanarak çıkartmaya çalıştığım bisiklete bir beyin arkadan destek vermesiyle merdiveni geçip resepsiyona varıyorum. Yerim 3 gece için ayrılmıştı (3x120- O.K.) Bisiklet nereye? Çardak altı - Olmaz! Kapı önü - Olmaz! İçeride bir yer olmalı. Arka girişin orası - Tamam. Ve çantalar bir kat üste, 207’ye taşınıyor. Açılıp saçılıp yayılmaca. Dizden dolayı suya giremediğimden silinerek temizlenmek ve ayakları uzatıp dinlenmekteyim.
Hatay ve Antakya bölgesi, MÖ 333 yılında Büyük İskender ile Pers İmparatoru III. Dareios’un ordularının İssos kenti civarında yaptığı savaşla Makedon hakimiyetine girmiş olup, Büyük İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Seleucus I. Nikator tarafından MÖ 300’lü yıllarda Antakya kenti kurulmuştur.
MÖ 64 yılında Antakya Roma İmparatorluğuna katılmış, MS I. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hristiyanlık, Kudüs dışında ilk defa Antakya’da yayılmıştır. Hz. İsa’ya inananlara ilk defa Antakya’da “Hristiyan” adı verilmiştir. Antakya MS I. yüzyılda Roma ve İskenderiye’den sonra dünyanın üçüncü büyük kenti olmuştur.
Antakya 638 yılında Ebu Ubeyde Bin Cerrah tarafından fethedilmiş olup, uzun süre Haçlı orduları ile Müslüman ordularının mücadelesine ve sık sık el değiştirmesine sahne olmuştur. Antakya ve çevresi sonuçta 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı hakimiyetine girmiş, I. Dünya Savaşı’nı Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında bitiren Mondros Antlaşmasından sonra Kasım 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Uzun mücadele ve uğraşlar sonucunda 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulmuş, 29 Haziran 1939’da Hatay Millet Meclisi son toplantısını yaparak kendini feshetmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almıştır. 23 Temmuz 1939’da da son Fransız askeri Antakya’yı terk ederek Hatay’ın (Antakya) kurtuluşu gerçekleşmiştir.
Saat 1 gibi Mustafa Bey arıyor ve 3 buçuk gibi sözleşiyoruz. Hafif kestiriyorum. Oda rahat, dar değil. 3 gibi de Abdulhak Bey arıyor ve 20 dk. sonra buluşmak üzere anlaşıyoruz. (...) Birlikte yürümekteyiz. DSİ geçiliyor, büyük bir park geçiliyor, Hatay Cumhuriyetinin o zamanki meclis binası geçiliyor, Mustafa ve Oktay beylerle buluşuluyor ve Mustafa Bey bisikletine park yeri ararken biz de Uzun Çarşı içinde ful yiyeceğimiz yere doğru yürümeye devam ediyoruz.
Uzun Çarşı’nın geçmişi Antakya kadar eski olduğu söylendi. Çarşı yiyecek içecek ve giyim kuşam satıcılarıyla dolu. Bayramın getirdiği aşırı bir kalabalık var. İlk yer kapalı, şubesine yöneliyoruz. Osmanlı dönemi lonca örgütlenmesini hatırlatan bir iş bölümü var çarşıda. Her ara sokak ve cadde farklı bir meslek grubuna ayrılmış. Kunduracılar çarşısından çıkıp, el işi çarşısına giriyor, oradan tüccarlar çarşısına ve dokumacılar çarşısına geçiyoruz.
Hatay’da baklaya Arapça ‘Ful’ deniliyor. Salata şeklinde değil -benim bildiğim gibi- köz ateşinde 14 saat pişiyormuş. Sonra servis sırasında eziyorlar, kimyon ve pul biberle karıştırıp zeytinyağı ile servis ediyorlar. Yanında turşu ve taze biber+nane getirdiler. Tırnak pide ile yedik, ayran beraberinde. Çok lezzetli ve değişik geldi bana. Bilmiyordum böylesini. Gelirseniz Çayırcı Hasan Usta’nın yerini sorun Uzun Çarşı’da. 1953’den beri dört kuşaktır bu lezzeti pişirmekteler.
Ful sonrası gezmeye devam. Habib-i Neccar Camii geliyor. Arkadaşlar namaz kılarken ben de tarihçesini okuyorum: Antakya’nın 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde inşa edilmiştir. Bugünkü Türkiye sınırları içerisinde inşa edilen ilk cami olduğu kabul edilmektedir. Cami, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalının adını taşımaktadır (Marangozlukla uğraştığı için kendisine En-Neccar denilmiştir). Bu olay Kur’an-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde geçmektedir.
Kurtuluş Caddesinde yürünüyor –Dünyanın ilk aydınlatılmış caddesi olduğu söylendi-, buraya ilişkin çokça öykü-bilgi dinliyor-öğreniyorum arkadaşlardan... Kurtuluş Caddesi, Antakya’nın Asi (Orontes) Nehri ile Habib Neccar (Siipius) Dağı arasında kalan kısmında, Kışla binası ile Dörtayak Mahallesi arasında yer alır. Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan cadde, kentin bu bölümünü adeta ikiye böler. Güneybatıdan esen hakim rüzgarı alan cadde, bu konumuyla, kentin nefes almasını sağlayan bir ana arterdir. Antakya’nın kurulduğu tarihten (MÖ 300) itibaren eski haritalarına bakıldığında, hepsinde de aynı yerde ve doğrultuda boydan boya uzanan bir aksın varlığı dikkati çeker. Bu aks, yüzyılımıza kadar birtakım değişikliklere uğramış olsa da varlığını sürekli korumuştur. Roma Dönemi Antakya’sının, uzunluğu 2 Roma mili (1 Roma mili=1478 m) olan “Büyük Sütunlu Cadde”si (Herod Caddesi) ile çakışmaktadır.
Antik Çağ’ın Sütunlu Caddesi, zaman içinde yer yer toprağın altında kalıp asıl doğrultusunu kaybetse de kenti boydan boya geçen bir aks olarak Osmanlı’nın son dönemlerine kadar ulaşmıştır. Bu dönemde, Osmanlı kentinin kendiliğinden oluşmuş dokusuna uygun olarak biçimlenmiştir. Kimi evler yolun ortasına kadar sokulmuş, yol güzergahı, girintili çıkıntılı bir hal almıştır. Bazı yerlerde son derece daralmış ve yoldan geçmek çok zorlaşmıştır. Harbiye tarafından gelen yol ile Halep yolunu birleştirerek sağlıklı bir ulaşım sağlayacak geniş bir caddeye ihtiyaç vardır. Kentin Fransız işgal ve yönetimi altında bulunduğu dönemde, Halefzade Süreyya Bey’in Belediye Başkanlığı sırasında, bunun için girişimde bulunulmuş, gerekli planlamalar yapılmış, 1928 yılında hazırlıklar tamamlanmıştır. Caddenin açılması altı yıl, tamamlanması dokuz yıl sürmüştür. O zamanki adı “Kışla-Dörtayak Caddesi”dir. Fransızlar tarafından hazırlanan haritalarda “Rue Jadid” adı ile ifade edilmiştir.
Kurşunlu Han’da kahvemizi içiyor ve sokak aralarında yürüyerek buluşma noktamıza dönmüş oluyoruz. Oktay Bey akşam uçağıyla Bursa’ya dönecek olduğundan Abdulhak Bey onu alana bırakacak. Oktay Bey katlanır bisikletle gelmiş, uçağa binerken kılıfına sokuyormuş. Aslında bu katlanırlar ne de pratik. Her yere sığıyor ve kabul görüyor. Biz de mi katlansak? Yok ya, bu kadar küçük tekerle yol almayı düşünemiyorum doğrusu.
Kurşunlu Han, 1660 yıllarında Köprülü Mehmet Paşa tarafından, her yıl Recep ayının on ikisinde Hicaz’a gitmek üzere törenle yola çıkarılan ve padişahların armağanlarını taşıyan Surre Alayının ağırlanması için inşa ettirildi. Kente gelen yabancılar, o zamanın ulaşım araçlarından at, deve ve eşekleriyle geldikleri Kurşunlu Han’da, o çağ için oldukça lüks sayılacak bir hizmet anlayışı ile ağırlandı. Hayvanların dinlendiği, yem verildiği, insanların tüm ihtiyaçlarını giderdiği handa, konukların, havuz başında nargile sefası, Yemen kahvesi ve hamamda terleyerek yorgunluklarını attıkları, ertesi gün de sabah kahvaltısıyla dinç bir şekilde yolculuklarına devam etmesinin sağlandığı belirtiliyor.
Mustafa Beyin misafiri var, evine gidiyor. Ben de dolanmaya çıkıyorum. Affan Kahvesinin yerini buluyor, Cumhuriyet Oteli’nin önünden geçiyor, sokak aralarında bolca butik otel ve restoran görüyorum. Çoğu dolu, millet yemekte. Sarı sokak lambaları bana Halep’i hatırlatıyor. Şimdi geriye dönüp baktığımda o tur ne de müthişmiş. Tekrarlan(a)mayacağını hiç düşünmemiştik. Bkz. > Suriye: Kilis-Halep Tabii orası Arap’tı, burada binalar seyrekleşmiş, yeni yapılar araya girmiş, otantikliği bozulmuş olsa da gene de hoşuma gidiyor Antakya. Şimdi senesini hatırlamıyorum, çok oldu buraya ilk gelişim. Arkadaşlarla taksi kiralayıp dolaşmıştık bugün gördüğüm yerleri. En hoşuma giden yani, lokantalarda sofraya bolca yeşillik getirmeleri olmuştu.
Misafirhaneye dönüş yolundayım. Marketten alınan üç portakal, Firu’nun araması ve odada gezi notlarının yazılması şeklinde gün sonlanıyor.
- Mustafa Kemal Üniversitesi Misafirhanesi 0326 2218539
- Antakya ÖE 0326 2161156-57
- Antakya DSİ Misafirhanesi 0326 2144040
- Antakya Karayolu Misafirhanesi 0326 2210704
- Antakya Polisevi 0326 2210978
Çevlik - Antakya
Tur tarihi: 4 Mayıs 2022
Alınan yol: 36,86 km
Ortalama hız: 18,3 km/s
En yüksek hız: 62,4 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 02 dk, dışarıda geçen süre 3 s 17 dk
En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 23 ˚C, ortalama 26,2 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 640,2 m, kaybı (iniş) 562,5 m
En düşük yükselti 1,8 m, en yüksek 162,4 m
Garmin yol bilgileri Çevlik-Antakya
Relive yol bilgileri Çevlik-Antakya
![]() |
Hüseyin Bey ile çekilen foto sonrası Çevlik’ten 08.51 ayrılış saatim. |
![]() |
Hava bulutlu, güneş bulutların arkasında. Hafif bir serinlik var. Akşamki kalabalıktan eser kalmamış. |
![]() |
| Kumsal sakin. Bir iki çadır kurulu sadece. |
![]() |
Güzel bir tempoyla sabahın serinliğinde pedallıyorum. Defne ağaçlarının saldığı koku insanı eski çağlara götürüyor. |
![]() |
Mustafa Bey, Abdülhak Bey ve Oktay Bey ile. |
![]() |
Dile dile benden ne dilersin? Buji : )) |
![]() |
Başladım tekrar pedallamaya. Kuzeydoğu yönündeyim… |
![]() |
… yer yer güvenlik şeridinden, olmadığı yerde çizgi üzerinden... |
![]() |
… yükselen ve inen dalgalı bir yoldayım. |
![]() |
MK Üniversitesi Misafirhanesi |
![]() |
Antakya Konağı |
![]() |
Hatay Valiliği Meclis Kültür ve Sanat Merkezi (Hatay Cumhuriyetinin o zamanki meclis binası) |
![]() |
Asi Nehri; halk arasında nehrin "ters aktığına" inanıldığı için bu isim verilmiş. |
![]() |
Çayırcı Hasan Usta |
![]() |
Habib-i Neccar Camii içi. |
![]() |
Cami; medrese odaları, bir şadırvan ve barok tarzda… |
![]() |
… inşa edilmiş minaresiyle bir külliye şeklindedir. |
![]() |
Kurşunlu Han’da... |
![]() |
… kahvemizi içiyor ve sokak aralarında… |
![]() |
… yürüyerek buluşma noktamıza dönmüş oluyoruz. |
![]() |
Sam Franss Boutique Hotel / Malicups Coffee |
![]() |
Affan Kahvesi (İnci Kıraathanesi) |
![]() |
Luwi Hotel |
![]() |
Latife Hanım Anaokulu |
![]() |
Dondurmalı Künefe |
10. gün (devamı) Antakya II / 8. gün (öncesi) Arsuz-Çevlik
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km














































