25 Mayıs 2022, Çarşamba / Ceylanpınar - Kızıltepe, 75 km (30. gün)
Uyanışım 5. Dışarıda silah sesleri duyuluyor. Pat pat peş peşe (bu tabanca olmalı), arada daha kalın bir güm sesi (bu top olmalı diye düşünüyorum). İnsan alışık olmayınca tedirgin ediyor. Hani iki hafta önce karşı taraftan atılan bir kurşununun öldürdüğü çocuk aklıma geliyor. Durduk yerde Niyazi olmayalım.
Biraz internette gazete haberlerine bakıyor ve hazırlanıyorum. Sabah sabah yürek yakan bir haber: Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde çıkan çatışmada beş askerimiz şehit. Dün aldığım meyveli yoğurdu yedikten sonra toparlanma işini tamamlayıp çantaları dış kapının önüne taşımaktayım. Giriş katı olduğundan en rahat ÖE’lerden. Ayriyeten en büyük banyosu ve de dışarıya penceresi olan, temiz hava giren. Diğerlerinin banyo pencereleri hep aydınlığa açılıyor (hatta pencere bile yok) ve rutubet kokusu ağır basıyor. En rahatsız edici durum.
Bisiklet diğer binada. Mutfakta bir odada. Onu da oradan alıp çantaları yüklüyor ve ayrılışım 07.36 oluyor. Sabahın serinliğinde dün geldiğim ana caddeyi geri pedallıyorum. Soldaki bir fırından alınan zeytinli poğaça ve simit, Devlet Hastanesi geçilip gelen ilk kavşaktan sağ, Akrepli yönüne. Şimdi köy yolundayım, tek şerit, 2’nci sınıf kaba asfalt, az dalgalı. Hopluyoruz zıplıyoruz. Gidiliyor neticede, 16-17 km hızla. Gelen giden çok, hızlılar üstelik. Saat 07.48, hava 21,9 °C, 372 m rakımdayım. Bugün yolum Kızıltepe’ye, 63 falan gibi gösteriyordu ama o yolu kullanmayaca’m. Çalışma varmış büyük kısmında. Köy içlerinden git dediler. Oralarda da çalışma varmış ama daha azla karşılaşacakmışım.
Buraları sanırım her yer TİGEM’e ait. Nitekim Akrepli TİGEM diye bir giriş de çıkıveriyor karşıma. TİGEM sonrası yol beton oldu. Çevrem çok güzel ama. Ekili biçili. Genelde buğday. Şimdi beton yol bozuldu. Yer yer çatlamış, çimentoyla doldurmuşlar-yamamışlar, kapatmaya çalışmışlar, oraları tümsek olmuş. Bazı yerler yapılamamış, yarıklar çukurlar kalmış. Buna rağmen gidiyoruz ama. Bu yamama işine Türkiye’ye gelen Japon heyetinin çok şaşırdığını, hiç akıllarına gelmediğini söylerler hep. Yolu yamamak bize mahsus bir buluş diyebilir miyiz?
Dün alınan tarif üzerine bu yolu kullanıyorum, anayolda çalışma olduğunu söylediklerinden. Sanırım o nedenle bu kadar araç vızır vızır bu yoldan geçmekte. Git git geldiğim kavşakta araçlar hep sola dönüyor, ama benim hep düz gitmem gerekiyordu, Doruklu’ya kadar denilmişti. Oradan Kızıltepe yoluna bağlanacağım. Geçen arabayı durduruyor ve bilgi alıyorum. Her iki yön de bozukmuş. Yani düz de gitsem, soldan da sapsam bozuk yola girecekmişim. Ama sürücü bisiklet için düz gitmenin daha uygun olduğunu söylemesiyle düz devam ediyorum.
Evet 10’uncu kilometrede başlayan bozuk yoldayım halen. Sertleşmiş toprak, yer yer asfalt parçaları, yer yer stabilize taşlar şeklinde sürmekte. Araç geçtiğinde haliyle toz kalkıyor. Hele de hızlıysa çok kalkıyor, ortalık toz duman oluyor. Rüzgar soldan estiğinden fazla toz yememek için ben de soldan, tersten gidiyorum. Çocuklar okullarına gitmekteler. Beni ve de bisikleti görünce pür dikkat kesiliyorlar, soru soruyor, selam veriyorlar. Ben de laf atıyorum ara sıra. Borudan taşan su yolun bir bölümü çamura dönüştürmüş. Hiç de sevmem vıcık vıcık çamurdan geçmeyi. İnmemek için dikkatlice, kuru bölümleri kollayarak içinden geçip pedallamayı sürdürmekteyim. Dümdüz devam. 10 km.dir bozuk yoldan gide gide geldiğim bir köyde, sağda ağaç dibinde oturana sor bakalım “burası Doruklu mu?” diye. Demez mi Doruklu çok geride kaldı, burası Yeşiltepe. Hoppala şimdi! Geçtiğim köylerde nedense girişlerinde hiç isme rastlamadım. Niye yazmazlar ki? Kürtçe isimler değiştirildiğinden bir tepki midir? Peki şimdi ne’dcez? Der ki, “şu ileride gördüğün Han köyüdür, oradan devam et Kızıltepe yoluna çıkarsın”. Evet Han ismini dün yol tarifi verenler de söylemişlerdi. Ama karıştırsın falan da denilmişti. Yani karıştırmış oldum, besbelli. Kendime de kızıyorum neden Google’ı açmadım diye.
Navigasyonu da devreye sokarak, verilen tarifi de göz önünde bulundurarak, feci berbat bir yola girerek pedallamaya çalışmaktayım. Kocaman taşlar, yumruk büyüklüğünde toprakla karıştırılıp serilmiş, üzerinden belki bir kere silindir geçmiş, arabaların geçmesiyle de taşlar yerinden oynamış, kimi dışarıda, kimi gömülü. Üzerinden geçerken denk gelirse tekere, kaydıran, dengeni bozan, bisikleti oynatan, tedirgin eden bir sürüş. Yol arıyorum. Ne yapacağımı şaşırdım. Tam macera. Böyle bir yola ilk giriyorum. Öfkemden küfürler ediyor, bağırıyor (nasılsa etrafta kimsecikler yok) çağırıyor, içimi boşaltıyorum. Zaten benden başka enayi yok buraya girmiş olan. Bir iki seyyar satıcı dışında. Han sonrası aynı yoldan devam, dangıl dungul...
Dün arka balatayı değiştirecektim unuttum. Sağ fren artık dibe dayanmak üzere. Önceki bölüm 10, bu bölüm de 5 km, toplam 15 km off road sonrası asfalt yola ulaşabiliyorum. Köşede bir otobüs durağının gölgesinde zeytinli poğaçayı mideye indiriyor, pili biten ses kayıt cihazının pillerini değiştiriyor ve yola devam. Off canım asfalt durumları. Sözü edilen köprü sonrası Mardin ili başlıyor. Kısa ama dik bir tırmanış ve devamında, biraz gittikten sonra benim soldan ayrılmam gereken yol da geliyor. Düz gidersen, haritada Karayollarının gösterdiği yol var. Ama burada çalışma olduğundan bana soldan ayrıl demişlerdi. Sapmamla kuzey yönüne döndüğümden, rüzgar karşımdan esmekte. Asfalt da kaba ve kısa aralılarla gelen hız kesici kasisler sıkıntı vermekte. Bu kadar peş peşe gelenleri de bir tek bu bölgede görüyorum. Hızlı sürücüleri başka türlü durdurmanın yolu yok demek ki.
Coğrafya harika, sağda solda ekinler sulanmakta, fıskiyeler dönmekte. Bazılarının ayarı kaçmış veya rüzgar nedeniyle küçük duşlar da alıyorsun yanından geçerken. Çobanlar keçilerini koyunlarını otlatmakta, inek sürülerini gütmekteler. Gelip geçen araçlar. TIR’ların rüzgarı çok fena sarsıyor ama. Esen rüzgarı kesiyor, kendi vakumu da eklenip aniden geçince 140 kiloyu sağlam sallıyor. Tek bir benzinci gördüm tüm yol boyunca o da iptal olmuştu. Bölgede Arap giysileriyle dolaşanlar bolca. Hani entari gibi yerlere kadar uzanan, Harran’da gördüğüm cinsten. Ve nihayet İpek Yolu denilen, Viranşehir-Kızıltepe yolu görünüyor uzakta. Üzerinde hızla sağa sola giden araçlar var. Bağlanıp kaymak asfalt ve güvenlik şeridinden sürmekteyim. Ne kadar rahatmış meğer bu yol. Bir müddet sonra gelen ilçe yazısı önünde çekilen foto sırasında yanımdan geçen TIR’lar öyle bir rüzgar savuruyorlar ki duran bisikleti devirecekler. Ve gelen benzincide bir mola. İçilen çay ve oturan genç ile sohbet. Kıbrıs’ta okumuş, orada askerlik yapmış-evlenmiş-boşanmış ve buraya dönmüş. 1000 pişman. Umutsuzluk içinde. Nasıl bir ülke olduk ki kimsenin gelecekten umudu kalmamış? Gitmeyi kaçmayı istiyor herkes. Dünkü astsubay genç de aynı planları yapıyordu. Kanada veya başka bir ülkeye göç etmek. Türkiye bu iktidar sayesinde çok büyük bir bedel ödemekte. Umarım ders alınmış, Siyasi İslam’ın ne olduğu anlaşılmıştır, ve bir daha geçit verilmez.
Google yardımıyla ÖE’nin önüne kadar geliyorum. Gelmişim ama görememiş, sorduğumda karşımda olduğunu gösteriyorlar. Merdiven yanındaki rampadan zar zor çıkarabiliyorum gülle gibi ağır bisikleti. Kilitli ayakkabılar da granit zeminde kayıyor. “Walk asist” de pek yeterli olmuyor itmede. Parasını üç gece için ödemiştim. 120- TL gecesi, zam görmüş 140 olmuş. Bana yansımıyor ama. Asansör var ancak çalışmayan cinsten. Bu durum ikidir başıma geliyor. Nerede, bir başka ÖE’de de aynı sıkıntı söz konusuydu. Üç postada kat 2’deki 104 No.ya taşıyorum eşyaları. Bisiklet de girişteki koridorun dibine çekiliyor. Sorunsuz olması çok iyi benim için. Bir de o konuda laf anlatmak zorunda kalmak ayrı bir sıkıntı.
Kızıltepe yerleşiminin kuruluşu milattan önceki yıllara dayanır. Bu tarih, bugün harabe haline gelmiş eski yerleşim merkezlerinde bulunan kalıntılara ve eserlere dayanır. Yapılan araştırmalara göre şehir birçok kez savaşlar sonucunda harabeye dönüşüp yer değiştirmiştir. Buna göre ilk yerleşim alanı, bugünkü şehir merkezinin 10 km güneyinde bir köy yerleşmesi olan Haramhattat’tır. Kızıltepe'nin tarihinde bilinen ilk isimleri ‘Qoser’, ‘Dunaysır’ ve ‘Tel Ermen’dir. ‘Tel Ermen’ Ermeni tepesi anlamına gelmektedir. 1915’e kadar Ermenilerin çoğunlukta yaşadığı bir bölgedir.
Artuklular döneminde Urfa ve Diyarbakır’ı Musul’a bağlayan yollar üzerinde canlı bir konaklama ve ticaret merkeziydi. XIII. yüzyılın başlarında birkaç kez Eyyubiler tarafından yağmalanmış, daha sonra Selçuklu, İlhanlı, Memluk, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Timur yönetimlerinde kalmıştır. Dunaysır yerine Koçhisar adıyla anılan yerleşim bölgesi, Koçhisar adlı diğer yerleşim yerlerinden ayırmak için “Mardin Koçhisarı” olarak adlandırılmıştır. XV. yüzyılda Karakoyunlularla Akkoyunlular arasında el değiştirmiş, XVI. yüzyılda Safevilerin egemenliğine girmiştir. Mayıs 1515'te Bıyıklı Mehmet Paşa Komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından zapt edildiği tarihte ilçe İran hakimiyetinde olup, Şah İsmail’in kayınbiraderi Karahan Bey’in yönetimindeydi.
Koçhisar olan eski adı, Cumhuriyet döneminde, 1931 yılında Kızıltepe olarak değiştirilerek Mardin'e bağlı bir ilçe merkezi olmuştur.
Açıl saçıl, duş sonrası az uzanmaca-kestirmece ve 16 gibi sahne almaca. Görülecek üç yer var; cami-türbe-köprü. Resepsiyonistten alınan çarşı bilgisi ve yürümeye başlamaca. İlkin karşıma 12. yüzyılda Artuklu Beyliği tarafından yaptırılan Şahkulubey Kümbeti çıkıyor. Ardından Cumhuriyet Meydanı, trafiğe kapalı bir yol boyunca dönerci ciğerci kebapçı : (( Bir yer, Simitçi ve Dünya Mutfağı demiş. Hadi bakalım, deneyelim. Üst salona çıkıyor ve listeden “Penne Arabiata” ısmarlıyorum, ancak aşçı olmadığının haberini yolluyor. O zaman vejetaryen pizza’ya kalıyorum. Gelen pizza malzeme açısından zengin sayılmaz. Ama iyi pişmiş, doğru kesilip servis edilmiş. Lokantanın interneti var, kullanabiliyorum. Pizza + su için 40 lira ödeyip Ulucami’ye doğru yürümekteyim. Sora sora Bağdat durumları ile geldiğim yapı dıştan çok güzel. Kesme taş ve tuğladan yapılmış. Doğusunda bulunan bahçe duvarından avlusuna geçilmekte. Artuklu Sultanı Yavlak Aslan zamanında yapımına başlanıp kardeşi Artuk Aslan tarafından 1204’de tamamlanmış. Cami giriş kapısının iki renkli taştan yapılmış dilimli kemerlerinde Zengi mimarisinin (*) özelliklerini görmekteyiz. Kapı nişi dilimli bir çerçeve içerisine alınmış. Aynı zamanda burada zengin bordürler, iki taraftaki yan portallerde de tekrarlanmış. Bunların aralarına zincir motifleri, şamdanlar, çeşitli yıldız şekilleri kabartma olarak işlenmiş. Çok çok güzel görünüyor. Kapısı kilitli, içeri giremiyor dıştan fotoluyorum. Avluda tanıştığım top oynayan gençler imamı arıyor ve çağırıyorlar. Ben de bu arada yakında bulunan taş köprüyü görmeye gideyim.
(*) Türk Sanatı Tarihi için önem arz eden Atabeklerden Zengiler (1127-1262), Suriye ve Irak çevresinde hüküm sürdüler. Zengilerin mimarisi, Selçuklu mimarisinin formlarını Suriye-Irak bölgesine getirmiştir. Çok ayaklı cami şemasının etkili olduğu bir mimari anlayışı benimsemişlerdir. Bu devirden günümüze gelen camiler, diğer Atabekler, Eyyubî ve Memlûk devirlerinde değişikliğe uğramışlardır. Bu yapılar arasında en önemlileri Rak’a, Hama ve Halep Ulu Camileridir. Özellikle yuvarlak formlu Orta Asya kökenli Türk tipi minare, cami mimarisinde Türk unsurlarının da yer aldığını gösteriyor. Camilerde olduğu gibi, medreselerde de birçok mimari şema ve unsurlar da Türkler tarafından geliştirilmiş ve böylece bu bölgelerde yeni bir sentez oluşturulmuştur.
A101’den alınan küçük bir çikolata ile yürümekteyim. 13. yüzyılda Artuklular tarafından yapıldığı tahmin edilen tarihi Dunaysır Köprüsü’nün çevresi öylesine kirli ki. Yazık! İsmini Kızıltepe’nin eski ismi olan Dunaysır’dan alan, Zergan Deresinin üzerinde kurulan beş gözlü köprü, sarı renkli kesme kireç taşı ve molozlardan yapılmış ve halen kullanılmakta. Ama çevresinin bu durumda-bakımsız bırakılması kabul edilir gibi değil.
Camiye geri yürürken alınan iki top dondurma (3-), keçi sütünden, ve avluda gençlerle sohbete devam. İmamın gelip camiyi açmasıyla içini de görüyor ve hayrette kalıyorum yalınlığı karşısında. Mihrabın taş işçiliği son derece zengin. Yıldız ve geçmelerin oluşturduğu geniş bordür etrafını çerçevelemekte. İki kademe halindeki mihrap nişinde de Zengi mimarisinin izleri görülüyor. Çok güzel bir camii, içi de dışı da görülesi bir yapı.
Trafiğe kapalı yola tekrar dönüyor, biraz daha ileriye, sağına soluna gidiyor, 10 liralık yeşil erik, karışık kuruyemiş (39-), içilen iki çay ki nefis demlenmiş, Bim’den alınan su ve kefir ile ÖE’ye dönüyorum.
Çok sever ve merak ederim; Tarihte Bugün ne olmuştur: 25 Mayıs 1954 - Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), 1881-1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun iç ve dış borçlarını denetleyen kurumdur. II. Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Sözcük, "Genel Borçlar" anlamına gelir. Düyun-u Umumiye kurulduğu yıldan itibaren, Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik ve mali yaşamı üzerinde etkili bir rol oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu 1854 yılında dış borçlanmalara başlamış ve 1874 yılına kadar 15 ayrı dış borçlanma yapılmıştır. Bu dönem içinde 239 milyon lira borçlanıldığı halde, hükümetin eline yalnızca 127 milyon lira geçmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borçlanmasını Kırım Savaşı sırasında, savaş maliyetlerini karşılamak için gerçekleştirdi. Ancak mali durumu düzelmeyen devlet, savaştan sonra da borç almayı sürdürdü. Bundan sonra da borçlanmayı neredeyse alışkanlık haline getiren Osmanlı İmparatorluğu, yaşadığı her ekonomik sıkıntıda dış borç almaya başladı. Bu borçların verimli kullanılamaması sonucu kısa sürede değil borçlar, faizleri bile ödenemez hale gelindi. 1874'te devlet mali iflasın eşiğine geldi ve bir kararname çıkardı. Bu kararnamede Osmanlı İmparatorluğu, vadesi gelen borç taksitinin ancak yarısını ödeyeceğini açıklıyordu. Ancak açıklanan bu söz de yerine getirilemedi. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Osmanlı yönetimi yeni bir mali bunalıma sürüklendi ve Osmanlı Bankası ile Galata Bankerleri’nden almış olduğu iç borçlarını da ödeyemeyeceğini açıkladı.
Hiçbir borç ödemesini yapamayan Osmanlı İmparatorluğu, sonunda alacaklılarla anlaşma yoluna gitti. Alacaklılarla masaya oturan imparatorluk, 1879'da damga, alkollü içki, balık avı, tuz ve tütünden alınan vergi gelirlerini 10 yıl boyunca iç borçlar karşılığı olarak alacaklılara bıraktı. Ancak alacaklı Avrupa devletleri buna tepki gösterdi ve 1881'de damga, alkollü içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerin tüm geliri iç ve dış borçlara ayrıldı. Bu vergileri toplama ve alacaklılara ödeme görevi de yeni kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi’ne verildi. Bu kurum kurulduktan sonra da Osmanlı İmparatorluğu mali sıkıntılar nedeniyle dış borç almak zorunda kaldı.
Lozan Antlaşması ile, Osmanlı İmparatorluğu'nu yarı sömürge seviyesine indiren bu kurumun vergi gelirlerini denetlemesi sona erdirildi. Sadece borçların alacaklılara paylaştırılması görevini sürdürmeye devam etti. Bu borçlar, İmparatorluk çöktükten sonra, İmparatorluk topraklarında kurulan devletler ve Türkiye arasında paylaştırıldıysa da en büyük borç yükü Türkiye'ye verilmiştir.
Türkiye Düyun-u Umumiye'ye olan borcunun son taksitini, ilk dış borcun alınmasından tam bir yüzyıl sonra, 1954'te kapattı.
- Kızıltepe ÖE 0482 3125227 / 0534 5211550
Ceylanpınar - Kızıltepe
Tur tarihi: 25 Mayıs 2022
Alınan yol: 74,54 km
Ortalama hız: 17,2 km/s
En yüksek hız: 36 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 20 dk, dışarıda geçen süre 6 s 09 dk
En yüksek sıcaklık 32 ˚C, en düşük 20 ˚C, ortalama 26,4 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 501,6 m, kaybı (iniş) 380,8 m
En düşük yükselti 358 m, en yüksek 481 m
Garmin yol bilgileri Ceylanpınar-Kızıltepe
Relive yol bilgileri Ceylanpınar-Kızıltepe
![]() |
Ceylanpınar’dan ayrılışım 07.36. |
![]() |
Sabahın serinliğinde dün geldiğim ana caddeyi geri pedallıyorum. |
![]() |
Devlet Hastanesi geçilip gelen ilk kavşaktan sağ, Akrepli yönüne. Şimdi köy yolundayım, tek şerit, 2’nci sınıf kaba asfalt, az dalgalı. |
![]() |
Çevrem çok güzel ama. Ekili biçili. Genelde buğday. |
![]() |
10’uncu km.de başlayan bozuk yoldayım. Sertleşmiş toprak ama araçlar hızla geçtiklerinde ortalık toz duman oluyor. |
![]() |
Feci berbat bir yola girerek pedallamaya çalışmaktayım. Kocaman taşlar, yumruk büyüklüğünde toprakla karıştırılıp serilmiş. |
![]() |
Her evin tepesinde böyle balon şeklinde su deposu var. |
![]() |
Nihayetinde asfalt yola çıkıyorum. |
![]() |
Coğrafya harika, sağda solda ekinler sulanmakta, fıskiyeler dönmekte. |
![]() |
Bu camileri kim tasarlıyor? Diyanetin elinde plan mı var, seçim yapabileceğin? Genelde 1990’lar sonrası çok yaygın olan “Büyük olsun, görünsün” anlayışı ile Osmanlı estetiğini kopyalama versiyonu… |
![]() |
12.37, Kızıltepe’ye giriş yapıyorum. |
![]() |
Beleş. Karşılığında ne istenir acaba? |
![]() |
Kızıltepe ÖE |
![]() |
Şahkulubey Kümbeti |
![]() |
Kesme taştan örülmüş gövde, yalın ama dengeli taş işçiliğiyle dikkat çeker; derin giriş holü güvenlik sağlar. |
![]() |
Cumhuriyet Meydanı, trafiğe kapalı bir yol. |
![]() |
Simitçi ve Dünya Mutfağı |
![]() |
Simitçi ve Dünya Mutfağı |
![]() |
Ulucami |
![]() |
12. yüzyıl Artuklu dönemi eseri. |
![]() |
Anadolu’daki birçok Selçuklu minaresi gibi silindirik değil, köşeli/prizmatik. Bu, erken dönem İslam mimarisinin karakteristik bir özelliği. |
![]() |
Avlunun kuzeyinde bulunan ve suyun akışıyla insan ömrünü (doğum, çocukluk, yetişkinlik, ölüm) simgeleyen Artuklu çeşmesi. |
![]() |
Ulu Cami Artuklu devri taş işçiliğinin ve mimari üslubunun Güneydoğu Anadolu’daki en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir. |
![]() |
Dunaysır Köprüsü; 51 m uzunluk, 5,4 m genişlik ve 5 m yükseklikte beş sivri kemerli (orta kemer sel için daha büyük/yüksek); sarı kesme taştan örülü, yalın ama dayanıklı Artuklu stiliyle yapılmış. |
![]() |
Ulu Cami; Artuklu dönemi mimari üslubu taşır ve zengin süslemelere… |
![]() |
… sahiptir. Üç nefli (içeride üç bölümlü) bir plan dahilindedir. |
![]() |
Mihrap ve kapı süslemelerinde dönemin taş işçiliği açıkça görülebilir. |
![]() |
Mihrap nişi yedi dilimli bir kuşatma kemeriyle çevrelenmiş olup geometrik ve bitkisel bezemelerle (zincir motifleri, şamdanlar, yıldız şekilleri) bezenmiştir. |
![]() |
Cami, dışarıdan bakıldığında yüksek destek payandalarıyla bir kale görünümü verir. |
![]() |
Bayılıyorum şehirlerdeki bu saat kulesi uygulamalarına. |
![]() |
Alın size bir bujici daha : )) Sorduğumda da bizde bulunmaz diyorlar… : )) |
31. gün (devamı) Kızıltepe II / 29. gün (öncesi) Viranşehir-Ceylanpınar
[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası
Tarsus-Karataş, 96 km
Karataş-Yumurtalık, 55 km
Yumurtalık-Payas, 77 km
Payas-Arsuz, 60 km
Arsuz-Çevlik, 50 km
Çevlik-Antakya, 37 km
Antakya-Reyhanlı, 63 km
Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km
Kırıkhan-İslâhiye, 67 km
İslâhiye-Kilis, 81 km
Kilis-Gaziantep, 55 km
Gaziantep-Nizip, 59 km
Nizip-Birecik, 37 km
Birecik-Suruç, 51 km
Suruç-Harran, 71 km
Harran-Şanlıurfa, 46 km
Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km
Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km
Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km
Kızıltepe-Mardin, 23 km
Mardin-Nusaybin, 62 km
Nusaybin-Midyat, 51 km
Midyat-Dargeçit, 43 km
Dargeçit-İdil, 42 km
İdil-Cizre, 32 km
Cizre-Şırnak, 48 km
Şırnak-Eruh, 50 km
Eruh-Siirt, 56 km
İlginizi çekebilir [bisikletle]Türkiye: İç Anadolu, Türkiye’nin Tahıl Ambarı (Çubuk-Şabanözü)












































































