19 Mayıs 2022

[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası (Birecik II)

 

17 Mayıs 2022, Salı / Birecik II (22. gün)

 

Sıcak Birecik. İlk defa kısa kollu t-shirt’le yattım. 4 gibi ibraz uyanır oldum, döndüm durdum yatakta. Aslında yastıklardan şikayetçiyim. Benim için çok yüksekler, boynum tutuluyor. Bugün 2’nci günüm. Sabah tembellik yapabilirim. Perdeleri kapatıp yatmama rağmen uyanışım gene 6 oluyor. İnternetim çok azaldı. Sıkıntılı bir durum. Otelde de olmaması çok fena. TCDD aranıp Kurtalan Eksprese yataklı koymayacaklarına kanaat getiriyorum. Dönüş bu durumda Siirt’ten otobüsle olacak. 20 saat. Vay anası!


Sabah Cumhuriyet’i okuyarak başlıyorum güne. Bugün Halfeti’yi görmeye gideceğim. Saat 8 gibi kahvaltı etmek üzere çıktım. Benim tarafta yokmuş pastane. Diğer tarafa yürüyor, tarif edilen pastaneden bir açma + bir peynirli büyük poğaça alıyorum (11-). Fırın çoğu malzemeyi yakmış, ateşte fazla tutmuş. Otelin arkasında, oto yıkamacının yanındaki çaycıda bir çay ısmarlıyorum. Kulplu çay bardağıyla getiriyor. Kaça bu? 5 TL. Yok ya! Nesi bunun 5 lira? Büyük diyor. Nesi büyük ki? 4 olsun diyor. Getir bir çay bardağı. Boşaltıyorum, çok az fazlası var. Yani iki katı değil. Normal bardakta istiyorum, 2,5 TL. Peynirli denilen poğaçaya peynir de konulmamış. Yani ayıp etmişler. Birecikliler uyanık vatandaşlarımızdan galiba. Peynirsiz poğaça, duble olmayan çaylar...

 

İlkin saat 9’da açıldığı söylenen eski belediye binasına, bugün kadınlara el işi eğitimi verilen, dün uğradığım İŞKUR çalışanı Halil Beye damlıyorum. Beni mekana götürüyor, hanımlarla tanışıyor, çalışmalarını görüyor, onları dinliyorum. Saat başına ücret alıyorlarmış. Çalışmadıkları zaman yok. Kurs boyunca para alıyorlar. El emeği göz nuru işler var. Hanımların evde oturmamaları, sosyal yaşama katılmaları ne de önemli toplumumuz adına. Hele de doğu illerimizde. Kutluyorum Birecik’i bu konuda. Ardından minibüs durağına gidiyor ve Yeni Halfeti’ye giden minibüsün ön koltuğuna oturuyor, 25 lira ödüyor ve hızlı-çılgın kaptan Ahmet’in yanında kemersiz olmanın tedirginliğini yaşıyorum. Buraları Allahlık bu konuda. Yani buraları görmeden, insanını tanımadan, mantalitesini anlamadan Türkiye hakkında fikir sahibi olunamaz.


Halfeti, 35 km.lik bir yol. Rampaları var, asfaltı yeni, güvenlik şeridi olan... Bisikletle gelecektim. Vaz geçmiştim. Birecik’te iki gün kalınca minibüsle geleyim dedim. Aslında, heyelan nedeniyle kapalı olmasa Fırat kenarından giden yol, hem kısaymış, hem düzmüş. Hem de eminim çok keyifli bir manzara eşliğindedir. İleri zamanlarda açıldığında pedallamak isterim. Yeni Halfeti’den bir bey ile -İzmir’de yaşayan Birecikli- bir özel araca biniyor -onlar tanıdık çıkıyor- Aşağı Halfeti’ye, su altında kalana gidiyoruz. Bizden para almıyor araç sahibi. Teşekkür ediyor, kıyıya doğru yürüyorum, fotolar çekerek.


 

Vodafone işini telefonla çözebilsem. Arkadaşım İhsan’dan rica ediyor, sim kartı teslim almasını istiyorum. Böylece vardığımda hemen hat değiştirip interneti aktif edebileceğim. Sonra Firu’yla konuşuyor ve otobüs bileti alıyoruz: SiirtPetrol, 11 Haziran 12.00’de hareket. Trende yataklı yok. TCDD tam anlamıyla rezil olmuş vaziyette. Bakan ne yapmaya çalışıyor anlamak mümkün değil!


Tekne turu için iskeleye gidip sıraya giriyorum. 35 TL kişi başı. Ve teknenin üst katında yerimi alıp kalkmasını beklemekteyim. Kaptanımız limandan ayrılır ayrılmaz ilk anonsunu yapıyor. Gemisine hoş geldiğimizi, bir saatlik bir tur sırasında birlikte olacağımızı, kendi çocukluğunun geçtiği yerleri bize anlatmaktan gurur duyacağını söylüyor. Ve ardından yöresel bir müzik bangır bangır hoparlörden yayılmaya başladı. Az önce sessiz ve yol boyunca karşısına neler çıkacağını düşünen yolcularda bir gevşeme hali, neşelenme, müziğe ayak uydurma durumu görülüyor. Sol kıyıdan seyretmekteyiz, yanı iskele tarafından. Göletin üstü tekne dolu. Biri gidiyor diğeri geliyor. Kiminde sonuna kadar açılmış müzik eşliğinde çığlık çığlığa göbek atan yolcular, bazılarında Karadeniz kemençe müziği eşliğinde horon tepenler. İki sene önce gazetede bir teknenin battığı, 26 yolcunun zar zor kurtarıldığı haberini okumuştum. Umarım benzerini yaşamam. Birazdan, mağaraları geçip dik kayalar üzerindeki Rumkale yakınlarına geliyoruz. Baraj nedeniyle tamamıyla bir yarımada haline gelmiş. Restorasyonda olduğundan girişine izin verilmiyor. O nedenle burasını, başkalarının gezi notlarından aktaracağım: Rumkale'nin adı önceleri Hromgla iken bozularak Rumkale denilmiştir. Fırat ve Merzimen'in kıyılarından itibaren dimdik yükselen yamaçlarda, bir diş sur ve kompleks odalardan oluşan kapı girişi ile içeri girilmektedir. Ayaktaki mimari kalıntılar Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır. Bunların en ilginci, geniş ve silindirik ve havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı giden ve Fırat seviyesinin altına kadar inen kuyudur... Burası için; Hz. İsa’nın havarilerinden Johannes’in İncil’i çoğalttığı yer olduğu, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut'a götürüldüğü anlatılıyor. 11. yy.da Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla'nın önemli bir merkez olduğu, kale-kentin 12. yy sonlarında Memlukların eline geçtiği, önceleri Kal-at el Rum, daha sonra ise Kal-at el Müslim adını aldığı ve 1516 Mercidâbık Savaşı'ndan sonra Osmanlıların eline geçen Rumkale, Halep eyaletinin Birecik sancağına bağlı bir kaza haline getirilmiş olup Rumkale'de halen ortaçağ ve Türk-İslam dönemine ait bazı yapılar ile harap vaziyette bir de mescit bulunmakta olduğu kaynaklarda yazılı. 18. yy.da, Rumkale'yi ziyaret eden Richart Pococke, tepe üzerinde birkaç görkemli bina ile Gotik tarzda küçük ama çok güzel bir kilisenin olduğundan söz etmekte. Samsat ile Rumkale arasındaki Fırat vadisinde çok sayıda kayadan oyulmuş mekanlar bulunmakta olup, bunların birçoğunun araları geçitlerde birleştirilerek, özellikle Haçlı seferleri sırasında, Fırat boylarını koruma amacıyla, savunma mekânları haline getirilmiş. Hristiyanlarca aziz olarak tanınan son patrik Aziz Nernes'in adına yapılmış bir de kilise ve mezara rastlanmış. 

NTO


Az sonra gelen anonsla suyun üstünde kalmış minaresiyle ünlenmiş Savaşan Köyü’ne geleceğimiz söyleniyor. Şöyle bir koya girip çıkıp batık evleri görüp dönüşe geçiyoruz. Yol boyunca teknedeki insanlar daha bir kaynaştı. Müzik eşliğinde tempo tutmalar, alkışla müziğe eşlik etmeler bizim teknede de başladı. Gerçekten bir saat süren yolculuk bir restorana yanaşarak sonlanıyor. Herhalde teknecinin iş ortaklığı var ki buraya çıkarttı bizi.

 

Yeniden Halfeti’deyim. Kuru bir yerli turist kalabalığı ortalıkta dolanıyor. Her yerde hediyelik eşya stantları, lokantalar ve tekneler… Lokantalar dolu ama. Kapısında bekleyen eleman müşteri kapma çabasında. Fiyatlar yüksek burada. Gözleme bile 20 TL. Öpmece durumları. Kalacak yer aradığımda oda olarak 300’den aşağısını bulamadım. Odayı ne yapayım, üç kişi değilim ki. 


Yurdumuzda sıkça rastlanan turizm krizi ve plansız yatırımlar Halfeti’yi, ciddi şekilde etkilemiş. Tepeye kondurulmuş o otel (Şitamrat) nedir öyle, 5 katlı yapı oraya dikilir mi? Buna kim izin verir? Halbuki bazı basit düzenlemeler ve planlı bir korumayla bu bölge Güneydoğu Anadolu’nun turizm cenneti olabilir-di!

 

Daha tenha, daha çok bura insanının bulunduğu, dükkanların olduğu bölgede bizi getiren beye rastlıyor, çay sipariş ediyor ve onları dinliyor-izliyorum. Öğle yemeği için -patlıcan kebabı mı diyorlar- 3-4 parmak genişliğinde kesilmiş patlıcanları, kenarına kıyma yapıştırıp birbirlerine ekleyip tepsiye yılan gibi diziyorlar. Üstüne diş sarımsak atıp fırına verecekler. Ayrı bir tepside de domatesleri doğrayıp, soğan kıyıp, biberleri bütün olarak ekleyip onu da fırına verecekler. Ben de belki malzeme alıp pide yaptırabilirim diye hevesleniyorum ama fırıncı tırnak pide yetiştirme derdinde, lokantalara. Bir saat sonra diyor. Açıktım bekleyemem. Domates-biber-peynir ve de iki tırnak pide alıp çayla götürüyorum (30-).


Tekrar sahilinde yürüyor, büyük asma köprüden karşıya geçiyor, su üzerinde yüzen köprüden geri dönüyor ve yeniden çay ocağına gelip dönüş için araba soruyorum. Otoparkta bekleyen iki minibüsten biri hemen hareket edecek. Onunla Yeni Halfeti’ye 10 TL’ye gelip Birecik minibüsü beklemekteyim. Yarım saat sonra gelen arabayla 25 TL’ye geri dönüyorum. Odada biraz ayakları uzatıp dinlenmece. Saat 5 gibi dolaşmaya çıkmaca. Küçük Çarşı tarafına yürürken Suriyelide bir espresso (3,5 TL) içip dünkü berber Müslüm Beye rastlayıp çağırmasıyla, önce zahter ile başlayan sohbetimize kunduracı Mehmet Bey de dahil olup, ısmarlanan çay ile devam ediyoruz. İstanbul’daki yerler, muhitler-yaşam şartları... Hepsi İstanbul’a gelmiş-kalmış-yaşamış-askerliğini yapmış olduklarından az çok biliyorlar. Benim gezi rotam, iş-emeklilik-öğretim üyeliği, onların yaşamları, Birecik’in durumu, gelen geçenle tanışma, İstanbullu misafir olarak itibar görmekteyim.

 

Müslüm Bey dükkanı kapatıp, Fırat’ın baraj duvarlarından kurtulup gerçek debisine kavuştuğu, Birecik kıyısında birlikte ÖE tarafına yürüyoruz. Bana çevreyi tanıtıyor, insanları tanıştırıyor. Konuşkan, bazı cümleleri tekrar tekrar söyleyen, konuşurken dürten samimi bir bey. Eve davet ediyor ama zaman kaybetmek istemiyorum. Girersem çıkışım geç olur. Tüm ısrarına direnip vedalaşıyoruz. İstanbul’a gelirsen ara, belki orada görüşürüz.

 

Otele doğru dönüşteyim. Hava akşam üstü kapadı, rüzgar çıktı. Hatta Müslüm Beyle yürürken damlacıklar bile düştü. Yani öğlen ateş gibi yanıyordu ortalık. 10 gün sonra cehennem olur burası diyorlar. Odada duş alıp yol hazırlığındayım. TV’deki dizilere de bakmak çok eğlenceli. Hiç yerli kanal izlemediğimden bir fikrim de yok, gırgır oluyor o nedenle. Konular, tipler, kadınlar erkekler vs. vs.

 

Otel Seyr-i Fırat; pencereden baktığımda manzaram

 Fırat nehri, geçtiğim köprü karşımda.


Saat 9’da açıldığı söylenen eski belediye binasına, bugün 

kadınlara el işi eğitimi verilen, dün uğradığım 

İŞKUR çalışanı Halil Beye uğruyorum.


Beni mekana götürüyor, hanımlarla 

tanışıyor, çalışmalarını görüyorum.


El emeği göz nuru işler var. 



Halfeti Ulu Camii; 1804-1807 yılları arasında 

Latifzâde Mehmed Efendi tarafından yaptırıldı;

 Ermeni ustaların taş işçiliğiyle inşa edildi. 


Dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış; taş süslemeler, minare 

ve yöresel Osmanlı tarzı taş işçiliğiyle dikkat çeker.


Birecik Baraj Göleti


Halfeti Ulu Camii


Halfeti; MÖ 855'te Asurlularca Şitamrat adıyla kurulan bölge, 

Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine 

ev sahipliği yaptı, 1954'te ilçe oldu.


Halfeti, Türkiye’deki az sayıdaki "Sakin Şehir"den biridir.






Tekne turu için iskeleye gidip sıraya giriyorum.


Halfeti'nin o masalsı atmosferini tam anlamıyla yaşamanın

 yolu, Fırat Nehri üzerinde yapılan tekne turlarına katılmaktır. 


Bu turlar, baraj suları altında kalmış hüzünlü köyleri ve

 görkemli kaleleri görmenizi sağlayan bir zaman yolculuğu gibidir.




Rumkale


Rumkale: Fırat Nehri ile Merzimen Çayı’nın birleştiği 

devasa bir kaya üzerine kurulu olan bu kale, 

Hristiyanlık tarihi için de çok kutsaldır.


Şu saçmalığa bakın. Böylesine tarihi ve güzel bir

 yere gel böylesine dev bir yapıya izin ver!


Ali Tekintüre'nin sözlü "Hangimiz Sevmedik", Müslüm Gürses, 

Koray Avcı gibi sanatçılarca seslendirildi. Müslüm

 Gürses, Halfeti’nin Fıstıközü köyünde doğmuştur.


Tekrar sahilinde yürüyor, büyük asma köprüden karşıya geçiyor,…


… su üzerinde yüzen köprüden geri dönüyor

 ve dönüş için araba bekliyorum.


Birecik; Küçük Çarşı tarafına yürürken…


… Suriyelide bir espresso çakıyorum.



Otel Seyr-i Fırat; pencereden günün sonuna bir bakış.


 

 

















 

23. gün (devamı) Birecik-Suruç / 21. gün (öncesi) Nizip-Birecik






[bisikletle]Türkiye: Göbeklitepe, Tarihin Sıfır Noktası


İstanbul-Tarsus


Tarsus II


Tarsus-Karataş, 96 km


Karataş-Yumurtalık, 55 km


Yumurtalık-Payas, 77 km


Payas-Arsuz, 60 km


Arsuz-Çevlik, 50 km


Arsuz II


Çevlik-Antakya, 37 km


Antakya II


Antakya III


Antakya-Reyhanlı, 63 km


Reyhanlı-Kırıkhan, 46 km


Kırıkhan-İslâhiye, 67 km


İslâhiye-Kilis, 81 km


Kilis II


Kilis-Gaziantep, 55 km


Gaziantep II


Gaziantep III


Gaziantep-Nizip, 59 km


Nizip-Birecik, 37 km


Birecik II


Birecik-Suruç, 51 km


Suruç-Harran, 71 km


Harran-Şanlıurfa, 46 km


Şanlıurfa II


Şanlıurfa III


Şanlıurfa-Viranşehir, 90 km


Viranşehir-Ceylanpınar, 53 km


Ceylanpınar-Kızıltepe, 75 km


Kızıltepe II


Kızıltepe III


Kızıltepe-Mardin, 23 km


Mardin-Nusaybin, 62 km


Nusaybin-Midyat, 51 km


Midyat II


Midyat III


Midyat-Dargeçit, 43 km


Dargeçit-İdil, 42 km


İdil-Cizre, 32 km


Cizre II


Cizre-Şırnak, 48 km


Şırnak-Eruh, 50 km


Eruh-Siirt, 56 km


Siirt II


Siirt III


Siirt-İstanbul