21 Haziran 2017

[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde (Nurhak–Doğanşehir)

24 Mayıs 2017, Çarşamba / Nurhak – Doğanşehir, 58 km (18. gün)

Merakla sabah uyandığımda perdeyi aralıyorum. Dışarısı müthiş, güneş pırıl pırıl ortalığı aydınlatıyor. Off içim rahatlıyor. Demek ki bugün yola çıkabilirim. Fazla oyalanmadan eşyaları toparlıyorum. WC’nin dışarda olması işi biraz uzatıyor. Bir ayna koymuşlar ki yüzünü göremiyorsun. Bu nedenle tıraş da olmuyorum. 3 gündür olmuyordum zaten.

Kahvaltı sonrası hesabı kapatıp, 2 gün yemek dahil (yemek dediğin fazla bir şey değil ama) 56 lira tutuyor. ÖE’ye, çalışanlarına veda edip yola çıkıyorum (8.50). Hava berrak. Bu arada unuttum, dün aşçı ile sohbette, vaktinde İngiltere’de, sonra 5 yıldızlı otellerde çalıştığını öğreniyorum. Peki niye buradasın dediğimde memleketi Nurhak’mış, sıkılmış artık uzak olmaktan.

Hafif bir tırmanış sonrası yokuş aşağı inen yol Nurhak içinden geçiyor ve bu şekilde devam ediyor. Bugün Doğanşehir 50 km uzakta. Nurhak sonrası iniş olduğunu biliyorum. Ama dağ yoluna saptığımda tırmanışlar gelecek. Şimdiden hazırım.

Solumda, uzaktaki dağların zirveleri karla kaplı. Dün demişlerdi; buraya yağmur düşerse dağlara kar yağar. Coğrafya çok güzel. Fazla trafiği de yok yolun. Daha çok karşı yönden gelmekteler. Çayırdaki inekle selamlaşıyoruz.  Onun diliyle konuşuyorum, möööö... Sabah, inişle başlayan yol kadar güzel bir şey yok. Bırakıyorsun kendini yer çekimine... ohh. Çilek tarlası sağımda. Kocaman yazmışlar “Hormonsuz Çilek Bulunur”. Derenin üzerinden geçtim, Alabalık restoranı, iki tane peş peşe. Yolun durumu tek şerit, 2. sınıf asfalt. Yer yer yama üzeri yama yapılmış. Rüzgar karşıdan esmekte, bazen sertçe. Güney yönüne doğru pedallıyorum. Ama güneş bugünün her şeyi. Tepede öyle güzel parlıyor ki. Kaç gündür kapalı hava vardı. Yaklaştıkça beni fark edip havalanan kuşlar.

Bir alabalık tesisi daha. Hızla geçiyorum, neredeyse buraya kadar hep inişti. Buraya adını veren derenin üzerinden geçtim (22,3 km/9.50). Sağımdan tren yolu gitmekte. Kapıdere’ye geldim. Bir sorayım Doğanşehir sapağını. Anaokul öğretmeni geçince petrolden sapacaksın demişti. Ama meğerse petrol geride kalmış. Hoppala, dön şimdi geriye pedalla. Off, off, off...

Milangaz’ın yanından Doğanşehir diye minik bir levha koymuşlar. Sanki köye gidiyorsun. Halbuki ilçe orası. Neyse, şayet gelirseniz Gövdeli kasabasını gördüğünüzde dikkatlice levhalara bakın.

Peki kimlerdir Hititler? (16)

II. Tuthaliya, Muvatalli'nin oğlu Muva ile giriştiği taht kavgasında galip gelmiş ve Hitit Kralı olmuştur. Genç yaşta tahta geçmesi ile uzun süreli bir hükümdarlığın yolu açılmıştır.

II. Tuthaliya MÖ 1240-1400 yılları arasında tahta kalmıştır. Hükümdarlığının başladığı 1240 yılında, Hitit Ülkesi sadece başkent Hattuşaş ve çevresindeki topraklara sahip küçük bir krallık görünümündeydi. Ülkeye bağlı krallıklar ya bağımsızlıklarını kazanmış ya da düşman ülkelerin hakimiyetine girmiştir. Güneydoğu'da güçlenen Mitanni Krallığı ülke için büyük oluşturmaktaydı.

Tehdit sadece Mitanni'den gelmiyordu ayrıca Batı Anadolu'da yer alan şehirler kendi aralarında birlik oluşturmuşlardı. II. Tuthaliya ilk seferlerini bu birliğin üzerine gerçekleştirmiştir. Birliğin üzerine dört defa gitmiş ve her seferinde zaferle Hattuşaş'a geri dönmüştür.

Bu dört seferin ardından bu defa Kuzeybatı Anadolu'da Assuva Ülkesi önderliğinde bir birlik daha oluşmuş ve yine II. Tuthaliya tarafından bertaraf edilmiştir. Batı seferi sürerken Kuzey'de bulunan Kaşkalar çekirdek ülkedeki boşluğu değerlendirip ülkeyi yağmalamışlardır. Bu durum karşılıksız kalmayacak ve II. Tuthaliya Kaşkaları iki sene üst üste bozguna uğratmıştır.

Başkent ve çevresinin güvenliği sağlandıktan sonra II. Tuthaliya doğuya yönelmiştir. Hititler ile Mitanni Krallığı arasında tampon bölge görevini yapan İşuva ülkesi, Mitanni tarafından istila edilmiştir. II. Tuthaliya bu bölgede kendisine sadık şehirleri tekrardan Hitit Ülkesine katmıştır. Daha sonra güneye inerek Mitanni Krallığı ile Hititler arasındaki diğer tampon bölge olan Kizzuvatna'yı ve Suriye'de yer alan Halpa'yı ele geçirmiştir.
II. Tuthaliya sayesinde Hititler tekrardan Yakındoğu'da güçlü bir devlet haline gelmiştir.

II. Tuthaliya'nın ardından Hitit tahtına I. Arnuvanda geçmiştir.

Çift Sfenksli Sütün Kaidesi, Geç Hitit Dönemi 8. yy 
(İst. Arkeoloji M.)


















Ve dağ yoluna saptım. Bir iniş biri çıkış, deve sırtı gibi bir yol. Asfalt kaba ama toprak yoldan iyi. Ara sıra köyler geliyor. (29,7 km/10.20/%20’si tükendi). Gelen geçenle selamlaşıyoruz.  Ama çıktığımı iniyor ardından tekrar çıkıyorum, sanki duvara toslar gibi %9’a çarpıyorsun ve 10-11, hatta 13 bile gördüm. Bu şekilde sürüyor yol. Turun en güzel 2. parkuru oluyor. Daha önce Sarız’dan çıkmış dağ yoluna sapmıştım. Orası çıktıktan sonra uzunca bir inişle sürmüştü. Burası in-çık durumlarında. 1068 m’den başladım şimdi 1201 oldu. Küçükköy, deprem evleri bunlar. Tarlalar tütün ekimi için hazırlanmış.

Arada duruyor, fotoğraf çekiyorum. (37,5 km/10.50/%40’ı tükendi/23,6°C). İn-çık devam ediyor (%10’la). Yol kaba asfalt. Tren yolu tek şerit, sağımdan gidiyor. Arıcılık da yapılmakta buralarda. Güzel bir coğrafya. 1288 m oldu rakım (46,2 km/11.30/%60’ı tükendi).

Bir köye geldim, Günedoğru (53 km). Eski adı Harapşehir’miş. Girişte çeşme sorarken bir köylüyle neredensin ile başlayan sohbet E/H ile devam ediyor. İktidara, başındakine hepsine veriştiriyor. Bilinçli insanlar görmek, hele de buralarda çok hoşuma gidiyor. Köy kahvesine oturduğumda da köylüler son kaymakam toplantısını değerlendiriyorlardı. Tütün ekimine engel oluyormuş. Barajın suyunu salmıyormuş. Köylü de geçimini tütünden sağlıyor. Burada Roma Dönemine tarihlenen ve ince tesseralardan yapılmış renkli taban mozaiğinde bir ağaç ve otlayan bir ceylan ile geometrik bezemelerle süslü koridor mozaikleri görülmüştür. Taban mozaiklerinin ve alanın muhtelif yerlerinde kaçak kazılar neticesinde tahribat gözlenmiştir. Malatya Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılarak alınan mozaik Malatya Müzesine tasınmış olup, restorasyonu yapılarak sergilenmeye açılmıştır denilmekte.

Kuzeydoğu yönündeyim şimdi, rüzgar da kuzeyden esmekte. Doğanşehir’e 5 km kaldı. Yol da düzeldi, hatta hafif bayır aşağı gitmekte. Bir tren yolu üzerinden geçip ilçeye giriyorum (60,1 km/13.00/halen %20’si var bataryanın). Giriyorum ama ortalık toz toprak. Her yer kazılmış, ayağa kaldırılmış. Perişan bir görünüm. Tuhaf oluyor insan. Nereye geldim? %58 E’ye geldin.

ÖE biraz merkez dışında, öyle çok uzak değil. Eski jandarma karakol binasındalar. Mezarlık yanı, tarif bu şekilde veriliyor sorduğum vatandaş tarafından.

Kolayca bulunuyor. Önceden yer de ayırtmıştım. Tesadüf müdire hanım da burada, karşıma çıkıyor. Samimi, konuşkan, gayretli bir insan. Burada çok şeyler yapmak istiyor. Bana ÖE’nin mutfağını gezdiriyor, toplu yemek çıkartıyorlarmış. Güzel, temiz, büyükçe bir mutfakları var. Sonra lokanta kısmında diğer personelle tanışıyorum. Ayran ikramları oluyor ve gastronomi, tur, bisikletler gibi konuları konuşuyoruz.

WC dışarıda, odanın durumu pek parlak değil. Banyo “dökünmece” şeklinde. Ama su sıcak, güneş enerjisi. Güzelce bir yıkanıyorum. Sonra da üstümdekileri çamaşır makinesinde yıkıyorum, bu çok iyi oldu, hepsi temizlenmiş oluyor.

Çamaşırları astıktan sonra ilçeyi gezmek ve yemek için çıkıyorum. Bulduğum lokantada (Damak Restaurant) etsiz yemek sadece az bulgur+çoban s+ayran+(soğan+acı biber ikram)= 5 lira ile kalkıyorum. Sonra dolanarak, fotograf çekerek, parkta içilen pek matah olmayan bir sade kahve, biraz çikolata ve ÖE’ye dönüş.








İlçenin ilk yerleşiminin MÖ 66 yılında Romalılar tarafından Hıristiyanlığı Asya'ya yaymak amacıyla oluşturulduğu sanılmaktadır. Kısa el değiştirmelerle 758 yılma kadar Bizanslıların elinde kalan Zipetra adlı ilçe, bu tarihte Abbasi halifesi Harun Reşit tarafından ele geçirilmiş ve imar edilmiştir, 857 yılına kadar Arapların elinde kalan ilçe, daha sonra Bizanslıların eline geçmiş, 1399 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, 1401 yılında ise Timur tarafından yağmalanmıştır. 1515 yılında tekrar Osmanlı topraklarına katılan ilçe 1877'den önceki adı Viranşehir veya Harapşehir olan ilçe, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında doğudan getirilerek yöreye yerleştirilen halkından dolayı Muhacir Köyü diye adlandırıldı. Besni'ye bağlı bir köy iken aynı yılda nahiye merkezi, 1929'da bucak merkezi oldu. 1933'te Doğanşehir adını alan şehir, 1 Nisan 1946'da Akçadağ ilçesinden ayrılarak bağımsız bir ilçe durumuna getirilerek Malatya'ya bağlanmıştır.

ÖE’nin aşçısı da Pütürgeli çıkıyor. Onunla da Nemrut’u konuşuyoruz. Güneş alçalıyor, hava da serinlemekte. Burada internet yok. Notlarımı yazıp odaya çekileceğim.











Nurhak - Doğanşehir
Tur tarihi: 24 Mayıs 2017
Kat edilen mesafe: 58,78 km.
Ortalama hız: 16,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 3 sa. 30 dk., dışarıda geçen süre 4 sa. 12 dk. 
En yüksek sıcaklık 26 ˚C, en düşük 15 ˚C, ortalama 21 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 855 m, kaybı (iniş) 1034 m.
En düşük irtifa 1025 m., en yüksek 1419 m.

Garmin yol bilgisi Nurhak-Doğanşehir

Doğanşehir ÖE 0422-5171436 / 0536-3161814 Nurbaki Bey / 0531-9957635 Yüksel Hanım / 0536-7923638 Süleyman Bey


Yağmurdan eser yok





Coğrafya çok güzel, fazla trafiği de yok yolun



Yolun durumu tek şerit, 2. sınıf asfalt, 
yer yer yama üzeri yama yapılmış


Rüzgar karşıdan esmekte, bazen sertçe 






Sağımdan tren yolu gitmekte, Kapıdere’ye geldim


Doğanşehir; ilçe, köy adları gibi küçük yazılmış!


Asfalt kaba ama toprak yoldan iyi    



Bir iniş biri çıkış, deve sırtı gibi bir yol 




Çıktığımı iniyor ardından tekrar çıkıyorum, 
sanki duvara toslar gibi %9’a çarpıyorsun ve 10-11, 
hatta 13 bile gördüm


Güzel bir coğrafya, 1288 m oldu rakım



Bir de tren geçseydi




Güneş enerji panelleri


Doğanşehir    


Doğanşehir ÖE’ye mezarlığın yanından giriliyor


Yağmur sonrası toplanan mantarlar (Caşır)







Damak Restaurant


Tüm yollar kazılı














Eski jandarma binası ÖE olmuş


































19. gün (devamı) Doğanşehir–Malatya - 16. gün (öncesi) Elbistan-Nurhak