27 Haziran 2017

[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde (Tunceli II)

1 Haziran 2017, Perşembe / Tunceli – II (26. gün)

Tunceli’de ikinci günüm. Yola çıkmadığımdan rahatım. Biraz yatakta tabletten haberlere baktıktan sonra 8 buçuk gibi yandaki salonda kahvaltıya gidiyorum. Bulunduğum odanın bir penceresi salona bakıyor. Yani camdan da geçebilirim ama kapıyı tercih ediyorum. Sıradan bir kahvaltı tabağı, yumurta bile yok. Çok da önemsemediğimden verileni yedikten sonra boşalan 1no’lu odaya transfer oluyorum, daha geniş ve iyi. Çiçek Hanım sayesinde.

Saat 10’a Ovacık minibüsüne yer ayırtmıştım, daha erken olduğundan biraz %85 H diyen ilde dolanıyorum. ÖE’nin arkaları, yan sokakları falan. Havana Çiçekçisi dikkatimi çekiyor. Minibüsü beklerken bir sade (burada 5 lira) ile oyalanıyorum. Falda hiç bir şey çıkmıyor, boşuna çabalıyorum. Şöyle bir dünya turu mesajı bekleyip duruyorum, her gün kahve içiyorum bunun için :))









Ovacık yolu Munzur Suyu kenarından sürmekte. 60 km’lik bir uzaklıkta ve herhalde 1 saat sürer. Arada tırmanışlar var, yol dar, tek şerit haliyle ama minibüs uçuyor. Yolu ezberlemiş herhalde, gözü kapalı gidiyor. Acaba bisikletliyi fark eder miydi diye de düşünmeden edemiyorum. 12 liraya gidiyorlar. Burası Munzur Milli Parkı, içinden geçtiğimiz. Dağlar, ağaçlar çok etkileyici. Bazıları öylesine yüksek ki. Özel bir güvenlik önlemi görünmüyor. Bir jandarma karakolu geçiyoruz, ciddi bir duvar dönüyor etrafında. Onun dışında her şey normal gözükmekte. Hani aman oralara gitme diye uyarmışlardı ancak sıkıntı çıkmadı şimdiye kadar.

Ovacık’ın kuzeyinde Munzur Dağlarının üzerindeki Ziyaret Tepenin eteklerinden doğan ve merkez ilçede Pülümür Çayı ile birleşerek Keban Baraj Gölüne dökülen Munzur Suyu, il sınırları içerisinde çok uzun bir yol kat etmektedir. Çok sayıda dere ile beslenen ve yer yer derin boğazlar içerisinde oldukça hızlı akan Munzur Suyunun Ovacık-Tunceli arasında kalan kısmı, akarsuyu doğuran gözelerden başlayarak, vadi boyunca gerek bitki örtüsü ve yabanıl yaşam, gerekse farklı doğa peyzajı açısından çok zengin veriler sunmaktadır.

Araçtaki iki genç hanımla gözelere gitmek için taksi paylaşımı ve belediye başkanı ziyareti nedeniyle tanışıyoruz. Başkan öğleden sonra geleceğinden önce gözelere gidelim diyoruz. Taksi 30 lira istiyor, adam başı 10’ardan. Pazarlık mazarlık indiremiyoruz. Bunun bir de dönüşü var.

Gözelerin yolu düz, uzaktaki dağların zirveleri karla kaplı. Bazılarının yeni yağdığını ifade ediyor Barış Bey (şoförümüz).












Gözeler denilen yer Munzur Suyu’nun doğduğu nokta. Dağlardan kayalardan sular fışkırıyor. Hanım arkadaşlarla önce birer gözleme ve çayla hafif karnımızı doyuruyoruz. Sonra etraftaki arazide dolaşıyoruz. Mum dikilip dilek tutulan bir köşe var, ateş de yanıyor. Bir yaşlı amcadan 3 tanesi 1 liraya balmumu mumlardan alıp biz de usule uyuyoruz. Yalnız değiliz, buralarda başkaları da var. Ot toplayanlar, piknik yapanlar, dolananlar... Ama her yerden sular akıyor, fışkırıyor, yürünecek yollar yapılmış. Yeni arkadaşlarım her noktada “selfie” çekmekteler. 2 kız kardeş, yaşça küçük olan Pülümür’deki 2 yıllık okuldan yeni mezun olmuş, diplomasını almaya gelmiş, Batmanlılar. Hoş insanlar, konuşkan, hiç çekingen değiller, Emel ve Zozan Hanımlar. Bu da çok hoş, kendilerine olan güvenleri. Herkesin de mutlaka İstanbul’la bir irtibatı oluyor.

Beraberlerinde getirdikleri meyveleri de yedikten sonra başkanla tanışmak için Ovacık’a dönüyoruz. Onlar 14’de ben 16’daki minibüsle döneceğim.

Belediye Başkanı Mehmet Bey samimi, dost ve cana yakın. Bize projelerini anlatıyor. Özellikle eğitime ağırlık vermişler. Bir de buradaki insanın ürünlerini değerlendirmişler. Satışını yapmaktalar. Çekilen hatıra fotosu sonrası ayrılıyoruz. Firuzan için burada dikilen ve giyilen şalvardan (güzel bir desenli kumaştan) alıyorum. Yazın çok rahat olduğunu söylüyor dükkan sahibesi.








Ovacık ilçe merkezi aynı zamanda ilin en büyük düzlüklerinden olan Ovacık Ovasına yerleşmiştir. Kuzeyi ve güneyi Munzur Sıra Dağlarıyla çevrili olan ova Munzur Suyu tarafından ikiye ayrılmıştır. Denizden yüksekliği 1300 m olup, en yüksek noktası (3071 m) Ziyaret Tepesidir.

Dönüşe daha çok vaktim var. Önce Cuba Cafe’de içilen bir filtre kahve, Havana-Cuba-Che haliyle sosyalizmin sembolleri oluyor ve burada kullanılıyor.. Sonra ilçenin 3 otelinden alınan fiyatlar, 30’dan başlayıp 50’ye kadar çıkıyor, 1 kişi geceleme, kahvaltısız. ÖE’ye uğrayıp oranın durumunu da soruyorum. Şimdilik bir katı kurum tarafından kapatılmış (nedense kurumun adını özellikle vermek istemediler). Alt kattaki odalarda WC dışarıda, ancak üsttekilerde varmış. Burası da öğretmene 19’dan başlayıp 34’e kadar çıkıyor (WC’li). Dolanıyorum %90 H diyen Ovacık’ın sokak aralarında.

1 kişi 50-, 2 kişi 80-, O.K.

1 kişi 30-, 2 kişi 50-


1 kişi 40-, 2 kişi 80-









Ovacık ÖE 0428-5112543 / 5113080







Dönüşüm başka bir arabayla aynı heyecan içinde gerçekleşiyor, uçuyorlar. Kim bilir günde kaç kere aynı yolu arşınlıyorlar?

Munzur Suyu yatağının ve vadinin genişlediği yerlerde doğal bitki örtüsüyle, vadinin dar ve derin olduğu yerlerde dik yamaçlardaki ilginç kaya oluşumları ve yer yer rastlanan kanyonları ve şelalelerle, değişik manzaralar sunmaktadır. Bu kanyonlar arasında özellikle Halbori Gözelerinin yaklaşık 3-4 km kuzeyinde Munzur Suyuna karışan Laç Deresinin oluşturduğu ve doğuda Pülümür Çayına kadar uzanan kanyon çok etkileyicidir.

Tunceli’de Sini Lokantası’na sabah uğramış ve zeytinyağlı yemekler görmüştüm. Oraya gidiyorum ve az merci ç+az sarma+az fasulye+cacık=10-TL ile güzelce doyuyorum. İşletme sahibi ve arkadaşlarıyla TR’nin durumu, Dersim isyanı, RTE, FETO, ABD, Suriye, E/H gibi güncel konuları değerlendiriyoruz. Burası 3 dönemdir HDP’li belediye tarafından yönetiliyormuş, ancak şu anda kayyum atanmış (çoğu yerde olduğu gibi). Sorunlar her yerde benzer. Ama belli ölçüde umutlular, başka türlü de yaşanmaz herhalde.








Dolaşırken sokaklarda yabani mantar satıcısıyla konuşuyorum. Acaba İstanbul’a nasıl götürebilirim, 60 lira kilosu.

Kahve Arası denilen mekanda bir duble espresso (7,5) eşliğinde tabletten son haberleri okuduktan sonra ÖE’ye dönmekteyim. Hava soğudu bayağı. Gündüz Tunceli’ye yağmur da yağmış, Ovacıkta yoktu bir şey.

Peki kimlerdir Hititler? (24)

Kaşkalar. Hititler'in başkenti Hattuşaş’ta bulunan tabletlerden öğrenildiğine üzere Son Tunç Çağı'nda MÖ 2000-1200 arası Hitit çekirdek ülkesinin kuzeyinde yabani bir kavim olan Kaşkalar'ın oturduğu belirtilmektedir.

Bu kavime ait günümüzde çok az bilgi bulunmaktadır. Kaşkalar ile ilgili tüm bilgiler, Hitit kaynaklarına dayanmaktadır.

Kaşkalar merkezi bir otoriteye sahip olmamış, bağımsız boylar halinde yaşamışlardır. Bağımsız boylar birleşik güçlü bir yağmacı topluluk oluşturup, Hitit başkenti Hattuşaş’ı tehdit edebilecek kadar güçlenmiştir. Hitit kralları bu yağmacı boylarla anlaşma yaptığı halde bir diğer boy anlaşmayı saymadığı için Hititler ile Kaşkalar arasında devamlı bir savaş hali sürmüştür.

Hitit kralları özellikle güneye büyük seferler düzenlediklerin, Kaşkalar çekirdek ülkedeki güvenlik boşluğunu yararlanarak buradaki şehirlere yağmalayıp bölgelerine geri dönmüşlerdir. II. Hantili döneminde Kaşkalar Hitit kutsal şehri Nerik’i işgal etmişlerdir. Hititler Şuppiluliuma ile birlikte Kaşkalar’ı hem güç kullanarak hem de anlaşma yaparak kontrol altında tutmayı başarmıştır. Şuppiluliuma’nın oğlu II. Murşili döneminde Kaşkalar kabile düzeninden sıyrılıp merkezi yönetime geçmişlerdir.

II. Murşili Kaşkaları yendi ve Kaşka kralı Pihhuniya'yı tutsak etti. II. Murşili krallığı boyunca Kaşkalara karşı yapılan 10 sefer kaydedilmiştir. Bu seferler başarılı olmasına karşın, düşmanın göçebe niteliğinden ötürü hiçbirinde kesin sonuç alınamamıştır. II. Murşili’den sonra sırasıyla tahta çıkan Muvatalli ve III. Hattuşili’de Kaşkalar’ı bozguna uğratmıştır. III. Hattuşili kutsal Nerik şehrini tekrar Hitit İmparatorluğu sınırları içerisine almıştır.

Yağmacı ve savaşçı bir halk olan Kaşkalar MÖ 1200 yılında Mezopotamya’nın kuzeyindeki dağlık bölgeye çekildiler. Hitit İmparatorluğu’nun yıkılışıyla birlikte Kaşkalar hakkındaki bilgiler de son bulmaktadır.



27. gün (devamı) Tunceli III