19 Haziran 2017

[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde (Afşin–Elbistan)

21 Mayıs 2017, Pazar / Afşin – Elbistan, 45 km (15. gün)

Bu sabah uyanmam daha geç oldu. Herhalde sessizlik ve perdelerin kapalı oluşundan. Fakat Elbistan çok uzakta olmadığından acele etmiyorum.

Kahvaltı salonu bir üst kata. 8 buçuk gibi çıkıp açık(ımsı) büfeden kendime bir tabak hazırlıyorum. Sonrasında başkaları da geliyor. Pazar olmasından dolayı herhalde kalanlar da (sanırım daimi kalıcı bunlar) bugün ağırdan alıyorlar. Dikkatimi çekiyor, nedense giren günaydın demiyor. Sanki salonda kimsecikler yok!

Dün, akşam görevlisi bey yakındaki Yedi Uyurlar (Eshab-ı Kehf) denilen yerden söz etmişti. Bugün de yolum kısa bari orayı da görüp gideyim diyorum. Çaycı Yakup Bey bana yardımcı oluyor, bisikleti yüklerken laflıyoruz. Bu Eshab-ı Kehf bayağı rampadır diyor. Nasıl çıkacaksın, merak ediyor. Beni destekleyenler var diyorum ve bisikletin özelliklerini anlatmaya başlıyorum. Hayran kalıyor.

9.30. Otogarın önünden devam ediyorum. Eshab-ı Kehf için 5 km diyor. Yol durumu pek parlak değil, asfalt ama yama-çatlak-dalga falan. Bir de kaldırım çalışması var. Anlaşılan belediye yolunu düzeltmek istiyor. Bir başka kısa bölümde mıcır dökülmüş, kenarından sıyırarak geçiyorum.

Ve tırmanış başlıyor. Sıkıymış ama. Fakat destekçilerim hemen yardıma koşuyorlar, beni yalnız bırakmıyorlar. %15 bile vardı. High kullandığım bölümler oldu. Genelde Normal’le çıktım.

Ashâb-ı Kehf ya da Yedi Uyurlar, dünyanın değişik kültürlerinde izlerine rastlanan halkını terk eden bir topluluğun hikâyesidir. Bütün versiyonların ortak yanını, halkından yüz çeviren ve onları terk eden bir grup oluşturmaktadır. Bu hikâyelerin en eski örneği Mahabharata destanındadır (17. kitap olan Mahaprasthanika Parva'da geçmektedir). Destanda anlatıldığına göre, yedi kişi, peşlerinde bir köpek olduğu hâlde riyâzet için krallığa ve dünyâya yüz çevirirler. Hristiyanlığın ilk devirlerinde önemli bir hikâye olan Yedi Uyurlar daha sonra Hristiyan dünyâsında önemini yitirdi (Roma Katolik Kilisesi olayı insanları etkilemeye yönelik bir romantizm olarak itibarsızlaştırdı). İslâm'da ise Ashab-ı Kehf (Mağara Yârânı) adıyla Kehf sûresinde kıssası zikredilmekte ve İslâm kültüründe önemli bir yer tutmaya devâm etmektedir. Hristiyanlıkta yedi kişi olarak tasvir edilmektedirler, bu yüzden de Yedi Uyurlar olarak bilinirler.

Hikâyede sözü edilen altı genç insan, hükümdara olan yakınlıkları ile bilinirler. Bu gençlerin isimleri Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş ve Sazenuş’tur. Hükümdar putperesttir ve herkesin putperest olmasını istemektedir. Altı genç ise tek Tanrıya inanmaktadır. Bunu öğrenen hükümdar gençleri yanına çağırır ve inandıkları dinden vazgeçmelerini ister ama gençler bu çağrıya kulak asmaz ve hükümdarı kendi dinlerine davet ederler. Bunun üzerine hükümdar gençlere zaman tanır. Gençler en doğrusunun hükümdardan uzaklaşmak olduğunu düşünür ve saraydan ayrılırlar. Şehre yakın bir dağ yönüne giden gençler yolda bir çobanla karşılaşırlar. Çobanın bir de köpeği vardır, adı da Kıtmir’dir. Çoban gençlere bir mağara gösterir ve gençler bu mağaraya sığınırlar. Çoban da köpeğiyle birlikte mağarada gençlerin yanında kalır. Gençler burada dua eder ve merhamet dilerler.

Gençlerin kaçtığını öğrenen hükümdar, gençlerin saklandıkları mağarayı bulur ve mağaranın girişini gençler oradan çıkamasınlar diye ördürür. İnanca göre gençler ölmez ve yüzyıllar süren bir uykuya dalarlar.
Gençler yüzyıllar sonra uyanır. Zamanın farkında değillerdir. Gençlerden Yemliha, şehre gidip yiyecek alacaktır ama hükümdara yakalanmamak için kılık değiştirir. Şehre ulaştığında şehri çok değişmiş bulan Yemliha, bir şeyler almak için para çıkarır. Oysa para yüzyıllar öncesine aittir. Bu durumdan şüphelenen satıcı Yemliha’yı yeni hükümdara götürür. Yeni hükümdarda Yemliha ve arkadaşlarıyla aynı dine mensuptur. Bu nedenle Yemliha’yı bırakır. Arkadaşlarının yanına dönen Yemliha durumu arkadaşlarına anlatır. Bu olaydan sonra mağarada kayboldukları ya da yeniden uykuya daldıkları söylenir.

Ashab-ı Kehf mağaraları dünyanın değişik ülkelerinde kendilerine mal edilen makam ve anlamları ile farklı dinlerden insanların inandığı ve ziyaret ettiği önemli inanç merkezleri haline gelmiş. Dünyada bu mağaraların kendi sınırları içinde olduğunu iddia eden (İspanya, Cezayir, Mısır, Ürdün, Suriye,
Afganistan, Doğu Türkistan) 33 kentin dördü Türkiye'de; Afşin, Selçuk
(Efes), Lice ve Tarsus. Bunlardan hangisinin onların mağarası olduğu konusunda İslami ilim dünyasında da bir fikir birliği yok.

Ashâb-ı Kehf'in yaşadığı şehir, bir rivâyete göre, adı önceleri Efesos olan Tarsus'tu. Adı geçen Tarsus'un, günümüzde Türkiye'nin Mersin ilinin ilçesi olan Tarsus olduğu konusunda genel bir kabûl vardır. Ancak, 
Kahramanmaraş ilinin bir ilçesi olan Afşin kentinin halkı, Ashab-ı Kehf'in yaşadığı şehrin Afşin olduğunu savunurlar. Bunun bir sebebi, şehrin adının eskiden Efesos (veyâ Efsus) olmasıdır. Türkiye'deki Müslümanlar nezdinde mağaranın yeri hakkındaki tartışma daha çok Afşin ve Tarsus ilçeleri arasında olmaktadır. Ashab-ı Kehf mağarasının Afşin'de olduğunu kanıtlamak için Afşin Eshâb-ı Kehf Derneği, bilim adamlarından oluşan bir heyete rapor hazırlattı ve bunu yerel mahkemede açtıkları keşif davası ile karara bağlattı. Tarsuslular da, Tarsus şehrine iki saat uzaklıktaki Bencilüs (veya Encilüs) denilen dağdaki mağarayı tefsirler, tarihi kaynaklar ve arşiv belgelerine dayanarak Ashâb-ı Kehf Mağarası olarak göstermektedir.

Diyarbakır Lice’de bulunan mağaranınsa son yıllarda yapılan çalışmalarla akademisyenler tarafından gerçek Ashab-ı Kehf olduğu yönünde açıklamalar yapılmıştır. Bunun nedeniyse Kuranda tarif edilen mağaraya birebir benzemesidir. Özellikle güneş ışığının mağaraya yansıma açısı tıpatıp Kuran’daki tarife uymaktadır. 

Güzel bir mekan, restorasyon görmüş ama. “Ashab/Eshab” Arapça bir sözcük, “Sahip” sözcüğünün çoğulu. Eshab; yaranlar, arkadaşlar, dostlar anlamında. Kehf ise mağara demek. Dolayısıyla “Mağara Arkadaşları” anlamına geliyormuş. Sabah sabah benim dışımda da gelenler olmuş. Güzelce dolaşıyorum. Afşin buradan kuş bakışı seyrediliyor. Yarım saatimi geçirdikten sonra hızla iniyorum.

Dünden yolumu öğrenmiştim. Şaşırmadan Elbistan yolundayım. Afşin çıkışı sanayi kesimi ve meslek okulu içinde veya yakınında Elit Pansiyon var. Trafik polisleri kontrol hazırlığındalar. Karşılıklı iyi dileklerde bulunuyoruz. 10,9 km’de de ilk %20’yi kullanmış oldum.

Bugün hava güzel, güneşli. İçime mutluluk geliyor. Neydi o son 3 gün, sürekli yağmur kaygısı, kara bulutlar, geldi gelecek...

Afşin’den bir inişle ayrılıp Maraş’tan gelen yola bağlandım. Tek şerit, biraz araçlara yakınım. Bazıları da yakın olmayı seviyorlar herhalde.

Yol düz, sıkıntısız ilerliyorum. Uzaktaki dağların zirvelerinde halen karlar var. Ne muhteşem duruyorlar, etrafımız onlarla çevrili. Kabaağaç Çayı’nı geçmekteyim. Üzerinde kapaklar var, demek su tutuyorlar burada.

Bir soda molası, Lukoil’de. Vatandaşlarla yapılan sohbet, biraz espri ile karışık. Sonra zaten Elbistan geliyor. Ancak şehre giriş için daha 5 km gitmek gerekiyor. (41,5 km/12.20/%40 tükendi).

ÖE’nin yerini öğrendikten sonra daha erken olduğundan şehirde biraz bisikletle turluyorum. Güzel bir yere benziyor Elbistan, Ceyhan Nehri ortasından geçmekte. Kıyısına masalar, oturma yerleri, kafeler serpiştirilmiş... Ve %62 ile E demiş.

1563 tarihli Elbistan haritası binlerce yıl öncesine baktığımızda, Anadolu’yu Güney’e oradan da Arabistan’a bağlayan en kısa yolun Elbistan’dan geçtiğini görürüz. Bu yol, aynı zamanda Elbistan Bölgesi’ne girerken ve çıkarken dar boğazları ve geçitleri takip etmek zorunda olduğundan, geçenler için fazla güvenli de değildir. Çünkü bu geçitlere ve vadilere sahip olan güçler, geçenlere istediği kötülüğü yapabilme fırsatını, hücumda üstünlük ve tuzağa düşürüp imha etme imkânını yakalamış olurdu.
    
Ayrıca Elbistan, üç büyük nehir ve onların birçok kolları ile sulanan geniş ve Türkiye’nin 4. büyük ovasının içindedir. Etrafı dağlarla çevrilidir ki, bu yüzden alınacak tedbirlerle güvenliği sağlanmış bir şehir haline gelebilirdi.

Bu sebepler yüzünden, tarih boyunca birçok ülkeler, komutanlar, bey ya da hükümdarlar buraya sahip olmak istemişler; bu uğurda, sayısız savaş ve baskın yapmaktan kaçınmamışlardır. Dolayısıyla Elbistan’ın bir türlü belini doğrultmasına fırsat vermemişlerdir. Sekiz, on bin yıllık tarihe sahip olmasına rağmen, ayaktaki eserler incelendiğinde sanki üç-beş yüz yıllık bir şehir görünümünde kalmıştır. Tüm ovasında tarih boyunca kurulmuş sayısız site devletlerinden ve büyük medeniyetlerden de çok az sayıda eser ayakta kalabilmiştir.

Birçok medeniyetlere yataklık etmiştir Elbistan. Hititler en uzun zaman yerleşik kalanların başında gelmektedir. Binboğa dağlarından bol miktarda gümüş madeni çıkardıkları ve bunlarla kap-kacak yaptıkları bilinmektedir. Sonra Akadlar, Sümerler, Asurîler, (kısa dönem) İranlılar, Makedonyalılar (Elbistan ovasındaki eski eserlerin çoğu Makedonlara aittir) hâkim olmuşlardır. Sonra, bir ara Ermeni Selefkiyan devleti kurulmuş ve Romalıların egemenliğine girmiş, daha sonra da sırayla Bizanslılar, Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar tarafından sahip olunan ve hep stratejik önemi yüksek bir şehir olarak kendini göstermiştir.

ÖE’de ayrılan oda yerine bir başka odaya geçiyorum. Diğeri daha temizlenmediğinden. 3 yataklı bir oda. Ama yıpranmış fazlasıyla. Oda kapatmaca 33-TL oluyor. Duş, biraz dinlenmece ve sonra hem karın doyurmak hem de dolanmak üzere çıkıyorum. Resepsiyondaki genç Ömer Bey bana pazar günü sulu yemeği bulabileceğim bir lokanta (Altınşiş) tarif ediyor. Kuruda bile et var, mercimek çorbasında da kemik suyu. Ne kaldı geriye, az pilav+cacık=6-, ancak yanına, burada adettenmiş çoban salata+acılı ezme+kuru soğan+acı biber ikramları oluyor. Hatta ayran bile burada ikram edilirmiş (sonradan öğreniyorum).








Ulu Camii’yi geziyorum, sokaklarında fotoğraf çekiyorum, yakında kurulu olan sebze-meyve pazarını geziyorum. Görünüşlerine bakılırsa yerli ürünler, öyle gösterişli değiller ama bu bölgenin olmalı, veya çok yakınların.

Ulu Camii (Cami-i Kebir). II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Elbistan valisi olan Mübarezeddin Çavlı tarafından inşa ettirilmiştir. Ancak zamanla çeşitli nedenlerden dolayı tahrip olan caminin yerine daha sonra Dulkadirlilerin son beyi Şehsüvar Bey tarafından şimdiki camii inşa edilmiştir. Ancak caminin kitabesi yeni yapılan caminin taç kapısında (portalında) muhafaza edilmiştir. Selçuklar tarafından inşa edilen Ulu Camii’nin 1507’de şehri işgal eden Safevi Türk devleti Hükümdarı Şah İsmail tarafından yıkıldığı söylenmektedir. Bu iki minareli olan Camii’nin diğer minaresinin nasıl yıkıldığı tam olarak bilinmemektedir.

Belediye Evi’nde, Ceyhan kıyısında kahve içiyorum, eş dostla telefonda konuşuyorum. Kemal arıyor, Ömer arıyor, yolculuğu merak etmişler.

Ceyhan, Türkiye'nin en önemli akarsularından birisidir. Çukurova'nın iki ana hayat kaynağından birisidir (diğeri Seyhan Nehri'dir). Uzunluğu 509 km’dir.
Elbistan'ın 3 km güneydoğusunda, Pınarbaşı Mevkii'nden doğan ve Elbistan'ın ortasından geçen Ceyhan Irmağı şehrin can damarıdır. Akdeniz Bölgesi'nin en büyük akarsularındandır. Çukurova'da geniş bir delta oluşturarak Akdeniz'de İskenderun Körfezi'ne dökülür. Ceyhan vadisi barajlar için son derece elverişli olması nedeniyle üzerinde birçok baraj kurulmuştur.

Akşam FB’nin basket maçı var, şimdi ona gidiyorum.










Afşin - Elbistan
Tur tarihi: 21 Mayıs 2017
Kat edilen mesafe: 45,39 km.
Ortalama hız: 16,6 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 2 sa. 44 dk., dışarıda geçen süre 3 sa. 20 dk. 
En yüksek sıcaklık 28 ˚C, en düşük 16 ˚C, ortalama 22,7 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 376 m, kaybı (iniş) 449 m.
En düşük irtifa 1117 m., en yüksek 1456 m.

Garmin yol bilgisi Afşin-Elbistan

Elbistan ÖE 0344-4153025



Yedi Uyurlar’a tırmanılıyor



Eshab-ı Kehf
















Ufukta Elbistan




Bugün hava güzel, güneşli, içime mutluluk geliyor





Kabaağaç Çayı’nı geçmekteyim





Elbistan    



Ulu Camii


Ceyhan




Altınşiş Lokantası



Ulu Camii



Ulu Camii içi




Ceyhan





Devlet kapısındaki işlerin hallolacak
















Ceyhan



Kalabalık bir ortamda bulunacaksın;
düğün mü desem, cenaze mi desem
    


Yazım hatası


















16. gün (devamı) Elbistan–Nurhak - 14. gün (öncesi) Sarız-Afşin