8 Haziran 2017

[bisikletle]Türkiye: Hititlerin İzinde (Alaca–Boğazkale)

10 Mayıs 2017, Çarşamba / Alaca – Boğazkale, 49 km (4. gün)

ÖE deposunda 7 gibi uyandım. 8’i az geçe karşıdaki fırından 2 poğaça alıp yola çıkmam 8.20. Hava kapalı, rüzgar var. Önce Adidas ceketi giymiştim ama sıcak gelince gene ince yeleğe döndüm. Ancak bacaklarıma ısıtıcıları geçirdim. İyi geldi. Gerçi hareket edip de rüzgar çarpınca üstüm serinledi ama terlemekten daha iyi. Üşüyünce biraz daha kuvvetli basar, ısınırsın.

Peki kimlerdir Hititler? (4)

Hitit Dini, Hitit Uygarlığı’nın kurulu olduğu coğrafyadan ve etrafındaki diğer uygarlıklardan etkilenerek şekillenmiştir. Kuruluşlarından itibaren birçok tanrıyı benimsemiş olan Hititler, ilk dönemlerinde Hatti-Avrupa tanrıları benimsemiş, daha sonra bu tanrılara Mezopotamya tanrıları da eklenmiştir. Su Tanrısı, Güneş Tanrısı, Ay Tanrısı gibi tanrılar Hitit inancında yer almıştır.

Hititler tanrılarını insan gibi görmüş, onlara insani özellikler yüklemiştir. Tanrılarını insan gibi gördüklerinden dolayı, tapınaklarına özel bir önem verirlerdi. Dinsel merkez oldukları kadar, ekonomik merkezler olarak da kullanılan tapınaklarda hediyeler, bağışlar ve tahıllar da saklanmıştır.

Hitit dinindeki en önemli tanrı, sembolü boğa olan Gök Tanrı’ydı. Tanrı kadar tanrıçaya da önem veren Hititler’de Arinna Güneş Tanrısı’ydı. Yerel tanrıları da olan Hititler’in, hayvan biçiminde tanrıları da vardı. Doğanın şekillendirdiği bir yaşam biçimine sahip olan Hititler, dağları da kutsal kabul etmiştir. Hititler’in yıkılmasının ardından oluşan “Geç Hitit Devleti” için önemli olan bir tanrıça ise, Anadolu’da yıllar boyunca hatırlanacaktır; Kubaba. İlerleyen zamanlarda Kybele adıyla bilinecek olan tanrıça, Anadolu’da halen bilinmekte olan bir Hitit tanrıçasıdır.
AnadoluUygarlıkları

Ana yol bağlanana kadar köy yolu gibi bir yoldan gidiyorum. Ama böylesi daha güzel. Trafik daha az. Bugün de müthiş bir rüzgar esmekte. Üstelik de karşıdan, batıdan geliyor. İlerlemek çok zor. Eco ile 15 km/sa olan hızım Normal’e geçince 20-21 oluyor. Bir de yağmur telaşı var gene bugün. Kimi tahmin yağacak diyor. 11 gibi saat veren de var. Acaba çıkmadan yağmurlukları taksa mıydım? Soruyorum kendime yağmuru mu rüzgarı mı tercih edersin? Galiba rüzgarı. En azından ıslanmıyorsun.

5 km sonra Eskiyapar Kazı Evi geçilmekte. Bu bölgede çok yerde mi yapılıyor? Aslında Hititlerin egemen olduğu topraklar burası.

Eskiyapar. Ortasında Eskiyapar deresinin aktığı bereketli ova, günümüzde yerleşimler için yine uygun koşullara sahiptir. Buradaki yol doğuya Alaca üzerinden Tokat’a doğru devam eder. Geçmişten günümüze değin kullanılan bu yolun çevresinde höyükler, düz yerleşim yerleri ve tümülüsler yer almaktadır. Höyük üzerindeki eski köy 1983-84 yıllarında bugünkü yerine taşınmıştır. Köy yerleşimi, höyüğün kuzeyinde kalan karayolu boyunca ve daha kuzeydeki yamaçlara doğru genişlemesini sürdürmüştür. Eskiyapar, bereketli toprakları, doğal yapısı ve sıcak insanlarıyla güzel bir Anadolu köyüdür. Köyde geleneksel yapının güçlü olduğu görülmektedir. Köyün “Kadın Ana”sı 104 yaşına rağmen geçmişle ilgili adetleri anlatarak, yerel yaşama ait ayrıntılı bilgiler verebilmektedir. Köy nüfusu ağırlıklı olarak orta yaş ve üstünden oluşmaktadır.

Eskiyapar ovadan yüksekliği fazla olmayan tipik bir Orta Anadolu höyüğüdür. Ankara ve Çorum Müzeleri tarafından sürdürülen kazılar sırasında höyüğün stratigrafisi genel hatlarıyla belirlenmiştir. Ancak bu çalışmalar höyüğün üzerindeki köy yerleşimi nedeniyle kısıtlı alanlarda sürdürülebilmiştir. Söz konusu çalışmalarda Eski Tunç Çağı’ndan itibaren günümüze kadar kesintisiz yerleşim sıralaması belirlenmiştir. W. Orthmann 1964 yılında höyükte bulduğu bir parçaya dayanarak Kalkolitik Çağ’ın varlığını vurgulamıştır. Kazılar sırasında Eski Tunç Çağı, Hitit’in tüm safhaları, Demir Çağı tabakaları tespit edilmiştir. 2014 kazısı itibariyle KD sektöründe 7 seviye netleşmiştir. Bunlardan en alttaki 7 seviye Eski Tunç Çağı’nın son safhasına; 6. seviye MÖ II. bin yıla geçiş ve ilk aşamalarına; 5, 4 ve 3, Eski Hitit Çağı’na; 2. seviye Orta Hitit Çağı’na; 1. seviye ise Demir Çağı’na aittir. Bu kesimde Hitit İmparatorluk Çağı seviyesi büyük ölçüde tahrip olmuş durumdadır. Bu sıralama höyüğün her yerinde aynı değildir. 

Kacılı köyüne bakınıyorum. Kahvaltıyı burada ederim demiştim kendi kendime, ama levha mevha görünmüyor. 8 km sonra otoyoldayım, kaba asfalt bir duble yol. Arada geçen araçlar. Bir müddet sonra tek şeride düşüyor ve hafiften tırmanış başlıyor. Tırmanış sıkıntı değil de rüzgar ilerlememe izin vermiyor ki. Artık 2 tercihim var. Ya desteği yükselteceğim ve bir an bu rüzgarın döndüğü noktaya kadar gideceğim veya ağır ağır çıkacağım. Aç gücü Mustafa, nasılsa yedeğin var. İlk %20’yi bu şekilde tüketiyorum (9,5 km/8.55). Tahmin edemezsiniz, çok kuvvetli rüzgar var. Normal’le gitmek zorundayım. O nedenle %40 14,7’nci kilometrede tükeniyor (9.15).

Alacahöyük ayrımı sandığımdan önce geldi (17. km). Höyük buradan 9 km içeride. 1149 m’deyim. Yol düzeldi ama şimdi inmeye başlıyor. Neyse az da olsa rüzgar önden değil de çapraz yandan esmekte. Hiç olmazsa frenlemiyor o kadar. Hava sıcaklığının 15°C olduğunu okuyorum Garmin’den.

20 km’dir pedallıyorum, tek poğaça ile. Çay da içmedim. Bir benzinci sağda, amanim. Buralarda fazla benzinci yok öyle alıştığımız gibi. “Çayın var mı birader?” “Gel abi” diyor. Ohh be, park edip hemen dalıyorum yazıhaneye. Biraz sohbetle bir bardak iyi geliyor. Fazla da oyalanma, yağmur ihtimali tutarsa yandın. 10 dakika sonra ayrılıyorum yanlarından.

%0,-1,-2 gibi eğimle sürüyor yol, yani iniş, biraz rahatım, ama pedal çevirmezsen gidemiyorsun. Rüzgar çapraz karşımda halen. Ta ki Sungurlu’dan gelen yolla birleşene kadar (29,4 km/10.05). Burada sola dönmemle rüzgar yanıma geçiyor. Asfalt biraz daha iyileşti, az kaba durumları. Yağmur ihtimali de kalktı. Kara bulutlar gitti. Güneş de yüzünü gösterince içim de ısınıyor. Yol kenarındaki çeşmeden de suyumu doldurup 14 kilometre ötedeki Boğazkale’ye ağır ağır yaklaşmaktayım (Hattuşaş’a 18 km).

37. km’de bataryanın %60’ı tükeniyor (10.15). Hedefime 3 km kala solda bir benzinci. Saat 11, erken otele gitmek için. Biraz oturmak istiyorum, 40 km’dir pedallıyorum. Kaidem sızlıyor. Pompacıya, “biraz girip oturacağım” diyorum. Sonra onlar ve diğerleri de gelince, ölen turizmin, boş otellerin derdini paylaşıyoruz. İnsanlar memnun değiller hallerinden. Benzin alan köylüler yazdırıyorlar. Ellerine para geçince ödüyorlarmış.

Sohbete doyum olmaz, ayrılıyorum. %1-2 gibi hafif bir tırmanış, Boğazkale fazla uzak değil. 200 m kadar yükselmem gerek, 904 m rakımdayım şu an. Ve Boğazkale’ye giriş yapıyorum. Başkent Otel’den bir fiyat almışlardı benim için. O.K, 60-70 TL gibi. Hattuşaş’ı gezeyim öyle giderim.

Önce müze. Teşhir salonlarında yapılan tematik ve kronolojik sergilemede Kalkolitik, Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit Çağı, Demir Çağı (Frig), Galat, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almakta. Güzel hazırlanmış, etkileyici. Açıklayıcı yazıları tek tek okuyorum. Ören yerine girmeden bilgileri tazelemek iyi oluyor.

Hattuşaş. Hitit İmparatorluğu'nun milattan önce 17 ile 13'üncü yüzyıllar arasında başkenti olan Hattuşaş, Çorum'un 82 kilometre güneybatısındaki Boğazköy'de kurulmuştur. Hattuşaş Antik Kenti, UNESCO tarafından 1986 yılında Dünya Mirasları listesine eklenmiştir.

Hattuşaş sözcüğü, Hatti insanlarının verdiği orijinal ad olan Hattus'tan gelmiştir. Hitit İmparatoru I. Hattuşili'nin ismi, devletin başkentinden gelmektedir ve anlamı "Hattuşaş'lı Adam"dır.

Hattuşaş antik kentini, ilk olarak Fransız Arkeolog Charles Texier bulmuş ve 1893 yılında araştırmalar başlamıştır. Daha sonra Alman Hugo Winckler ile Thedor Makridi, 1906 yılında büyük bir Hitit arşivi bulmuşlardır. Çok geniş bir alana yayılan Hattuşaş'ta yapılan kazılarda, 5 kültür katı gün ışığına çıkmıştır. Hattuşaş'tan günümüze gelen kalıntıları Yukarı Şehir, Aşağı Şehir, Büyük Kale ve Yazılıkaya'dır. Başkent Hattuşaş, mimari ve sanat alanında gelişmeler göstermiştir.

Milattan önce üç bin yılından başlayarak, Hattuşaş'ta yerleşim vardır. Bu zamandaki yaşam alanları, genel olarak Büyük Kale civarında olmuştur. Büyük Kale, 250 metrelik bir kayalık üzerine kurulmuş ve üstünde Kraliyet Sarayı ve imparatorluğun yönetim merkezi bulunmaktadır.

Milattan önce 19. ve 18. yüzyıllarda Asur Ticaret Kolonilerinin yerleşmeleri, Aşağı Şehir'de görülmektedir. Bu dönemde tutulan ticaret kayıtlarında, ilk kez Hattuşaş ismi görülmektedir. Ayrıca ele geçen bilgilerde,
Hattuşaş Şehri'nin milattan önce 18. yüzyılda, Kuşşara'nın Kralı Anitta tarafından yakılıp yıkılmıştır.

Milattan önce 1700 yıllarında, yıkıntılardan kalanlar yeniden inşa edilerek, Hattuşaş'ta tekrardan yaşam başlamıştır ve milattan önce 1600 yıllarında, I. Hattuşili tarafından Hitit İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur.

Eğimli bir araziye sahip olan ve güneyde bulunan Yukarı Şehir, 1 kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Güneyde bir surla çevrilen Yukarı Şehir'de, genellikle kutsal alanlar ve tapınaklar vardır. Güneydeki sur üzerinde, 5 tane kapı bulunmaktadır. Bunlar, kentin en yüksek noktasında bulunan Sfenksli Kapı ve surun doğu ve batı ucunda, karşılıklı olarak bulunan Aslanlı Kapı ve Kral Kapısı'dır. Burada bulan tapınaklarda Seramikler, Silahlar, Yazılı belgeler, Aletler ve Kült objeleri bulunmuştur.

Yapılan araştırmalar, en yüksek zamanında 40 bin ila 50 bin kişilik bir nüfusu olan Hattuşaş, Hitit Devleti'nin yıkılması ile birlikte, milattan önce 1200 yılı gibi yıkılmış ve milattan önce 800 yılındaki Frig yerleşimine kadar ıssız kalmıştır.

Hattuşaş













Hattuşaş (havadan)

































Ören yerine yaklaştığımda iki kule ve üç sur duvarından oluşan, o zamanki ustaların kullandığı malzeme ve yöntemlerle yeniden inşa edilmiş 60-70 metre genişliğinde dev bir bölümle karşılaşıyorum.

Müze kartımla giriş yaptıktan sonra bisikletle dolaşıyorum Hattuşaş’ı. İnsanlar arabayla dolanıyorlar. Çok geniş bir alana yayılı. Kilit taşından bir yol yapılmış. Oldukça yüksek bir tepede kurulu, 1200 metrelerde. Sıkı rampalar var, %16’yı gördüm. Yani destekle bile bazı yerlerde S çizdim.

Gri ve yeşilin, sert ve bereketli bir coğrafyada yarattığı ıssız bir güzellik. Tunç Çağı’nın büyük başkenti Hattuşaş, tüm heybetiyle karşımda duruyor. Bir zamanların yüksek sur duvarları, tapınakları, sarayları artık ayakta olmamasına rağmen, önümde uzayıp giden kalıntılar, geçmişin ihtişamını hayal edebilmeme yetiyor.

Aşağı Şehir, Yukarı Şehir, Büyük Kale (Kral Kalesi), Kraliyet Sarayı’nı gezdim. Dev kapılardan, karanlık tünellerden geçtim. Fotograflar çektim. Saatlerimi geçiriyorum. Havası, rüzgarı, taşı, toprağı... hep gelmek istemişimdir. Hiç ayrılmak istemiyorum Hattuşaş’tan.

Benim gibi gezen bir beyler grubuyla bisikletin yaydığı ilgi üzerinden tanışıyoruz. Sanırım emekli asker ve bürokratlar. Haliyle nasıl bir şey olduğunu merak ediyorlar. Keyifle özelliklerini anlatıyorum.

Sonunda ayrılma vakti geliyor. Tanrı Teşup’tan izin istiyorum. Ve Hattuşaş’ı geride bırakarak çıktığım yokuşu iniyorum.

Dönüşte ilçede bir şeyler yiyebilir-içebilir miyim? Burası ilçeymiş, biliyor muydunuz?. Sungurlu İlçesi’ne bağlı bir bucak merkezi iken; 1987 yılında yörenin turistik durumu dikkate alınarak ilçeye dönüştürülmüş ve Çorum’a bağlanmış. İlçe olmadan önce ismi Boğazköy. Küçücük bir yer. Çarşısı da minnacık. Tek bir sulu yemek veren lokantası var, ona da yerli turistler üşüşmüş, fazla da yemek çeşidi yok. Bulduklarını almışlar. Bana bir şey kalmamış. Zaten tek taze fasulye vardı, rengi iştahımı kaçırdı.

Çay evine oturup çaycıyla sohbetteyken lokantadaki hanımlı beyli grup da geliyor. Onları dinliyor-izliyorum. 50-70 yaşlarındalar. Kendileriyle ilgili güzel hikayeler anlatmaktalar. Hafif nükteli ve sataşmalı sözlerle.

Otele gitmeden meyveli yoğurt alayım da akşam yerim derken bakkalın birinde bir beyle, nasıl olduysa, sohbete giriyoruz. Aşıkoğlu Tesisleri’nin sahibi çıkıyor Cengiz Bey. 40 TL’ye (O.K) pansiyonda bana bir odayı bırakıyor. Harika. 20 lira kazandım :))








Çay eşliğinde (ve de bir fırın sütlaç ikramında) Cengiz Bey’le tanışma-sohbet faslındayız. Buradaki tek Atatürkçü benim diyor. Gerisi akepeli. Zaten %83 E çıkmış. Vay yandaşlar vay! Günlük siyasetten başlıyor, turizmin bittiğini, Japonların hiç gelmediğini (bir otelci tecavüze kalkmış Japon kadına), mayıs ayında buraların dolu olması gerektiği halde 20 kişilik personelini azaltıp 3 kişiyle götürmeye çalıştığını anlatıyor. İçler acısı bir durum. Sen ülkelere meydan oku, hakaret yağdır, eyy... diye bağır, kim gelir ki? Gitmeyin TR’ye diye uyarıyorlar Avrupa’da.

TOKİ buraya da el atmış. 80 konutluk bir inşaatı var. Bakalım bölgenin dokusuna nasıl uyum gösterecekler?

Duş falan sonrası yazıları, fotoları yüklemek için aşağıya iniyorum. Hava soğuk, üstüme daha sıcak şeyler geçirdim. Akşam yemeğini domates çorbası+çoban salata+pilav+yoğurtlu patlıcan kızartması ile hallediyorum.

Yan masadaki, burada kalan, Almanya’da yaşayan Türk bir genç beyle sohbet başlıyor ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam ediyor. Her konuda konuştuk desem abartmış olmam. Ama o da yarın Trabzon yolcusu, ben de Yozgat. Hava da iyicene soğudu. Oturulacak gibi değil, odalarımıza çekiliyoruz.









Alaca - Boğazkale
Tur tarihi: 10 Mayıs 2017
Kat edilen mesafe: 49,23 km.
Ortalama hız: 14,8 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 3 sa. 20 dk., dışarıda geçen süre 6 sa. 45 dk. 
En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 18 ˚C, ortalama 23,3 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 636 m, kaybı (iniş) 560 m.
En düşük irtifa 855 m., en yüksek 1265 m.

Garmin yol bilgisi Alaca-Boğazkale

Aşıkoğlu Tesisleri 0364-4522004 / 4522999 / 0532-3564301



Alaca ÖE


Çok kuvvetli karşı rüzgar esmekte











Demir (Frig) Çağı, MÖ 1150-500


Demir (Frig) Çağı, MÖ 1150-500


Eski Hitit Dönemi, MÖ 1650-1450





Hitit Dönemi, MÖ 1650-1200


Hitit Dönemi, MÖ 1650-1200


Naptera’dan Puduhepa’ya...



Boğazkale


Sur, Hattuşaş



Büyükmabet




Büyükmabet ve depo odaları




Aslanlı Kapı



Yerkapı (Tünel)


Yerkapı




Kral Kapısı


Büyük Kale




Güzel ve Çirkin



Boğazkale



Aşıkoğlu Restoran




































5. gün (devamı) Boğazkale–Yozgat - 3. gün (öncesi) Sungurlu-Alaca