Haftalardır bu anı bekliyordum. Fikret Albayla Deniz Harp Okulu’nu ziyaret edecektik. Onun anılarını yerinde öğrenerek, hem de rahmetli dayımı anarak.
Okul komutanı bize Cumartesi günü (13.06.09) saat 11 için randevu verdi. Tuzla nereden baksan 40 km‘ydi. Bu nedenle zamanında varmak için sabah 7:45 gemisiyle Beşiktaş’tan Karaköy’e geçmek için sözleştik (belki bir öncekini seçmiş olsaydık daha rahat giderdik).
Hava kapalıydı (ilerleyen saatlerde açtı). İskeleye vardığımda Fikret Albay gelmişti bile. Fazla oyalanmadan turnikeden geçip kapıların açılmasını beklerken, birden Sarkis’i elinde 2 jantla görünce çok şaşırdım. Hayrola, sen nereye? Meğersem o da Velespit’e gidiyormuş erkenden, jantların akord ayarlarını yaptırmak için. Güzel bir tesadüf oldu ve birlikte geçtik karşıya. Karşılıklı sohbetle zaman çabucaçık geçiverdi ve gemi yanaşır yanaşmaz, zaten fazla yolcu olmadığından hemen indik.
Sarkis’le vedalaşıp sahilden Moda koyundan gidelim diye sarı balonun oraya gitmek istedik ama o bölgeyi içine alan geniş bir şantiye vardı ve geçmek mümkün değildi. Yolu biraz dolandırarak açmışlar, biz de kenarından geçerek sahilden Yelken Kulübü önünden Moda iskelesine ve oradan parkın kenarından FB stadına kadar geldik. Sonra gene Kalamış marinaya sapıp TCDD kampı önünden FB Orduevi yanından sahildeki bisiklet yoluna bağlandık. Sabah erken olmasına rağmen yollar kalabalıktı. Rahat gitme olanağı olmaması Fikret Albayı sıktı ve Caddebostan’da asfalta inerek devam ettik Maltepe’ye kadar.
Orada Kastamonulular Dayanışma Derneği (KasDer) Maltepe şubesinin kahvesinde bir kısa mola verip eşrafla sohbet edip tekrar asfalt yoldan Pendik’e devam ettik. Burada da bir mola verelim diye düşünmüştük ama bu durumda gecikebiliriz diye durmadan devam ettik ve tam zamanında lumbar ağzına geldik. Kimliklerimiz alınıp içeriye girmemize izin verildi.
Son günlerde bazı çekimler nedeniyle 2 kere gelmiştim Tevfik'le ama bisikletle girmek ve dolaşmanın ayrı bir keyifi olacaktı. Tertemiz ve düzenli bir alandan geçerek komutanlık binasının arkasına geçip bisikletlerimizi bisiklet parkına bıraktık. Okulun arazisi içinde o kadar çok bisiklet ve kullanan görmüştüm ki parkın olmasını hiç yadırgamadım. Emir subayı bizi karşılayıp Türker komutanın odasına götürdü. Soğuk içeceklerimiz geldi ve sohbet bisikletle başlayıp, okulla devam ederek çok samimi bir havada sürdü. Tanıdıklar çıktı, eski günler anlatıldı, bisiklet tutkusunun başlangıcı ve bugüne kadar olan yolu, Fikret Albayın beraberinde getirdiği belgelerle bir film şeridi gibi gözümüzün önünden aktı. Tabii iki denizcinin sadece konuştukları bisiklet değildi, eski günler ve anılar, bugünümüz ve yarınımız üzerine düşüncelerle 2,5 saatin nasıl geçtiğini anlayamadık. Tabii arada kahveler, sodalar içilerek, ve de fotoğraflar çekilerek. Artık gitme zamanımız gelmişti. Hediyelerle uğurlanarak kapıya kadar bize eşlik etti komutanımız. Bisikletlerimize atlayıp okulun güzel bahçesi içinden çıkışa doğru sürdük, kimliklerimizi alıp dönüş yoluna girdik.
Deniz Harp Okulu, 1773 yılında İstanbul Kasımpaşa'da kurulmuş olan ve halen İstanbul Tuzla'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'ne muharip subay yetiştiren eğitim kurumudur.
Heybeliada'daki tesislerin gelişen eğitim sistemlerinin gereklerini bina ve tesis yönünden karşılayamaması, ulaşım sorunları ve Türk Donanması'nın deniz subayı ihtiyacının artması; Deniz Harp Okulu'nun istenen özelliklere uygun, geniş bir alana taşınmasını gündeme getirmiştir. Bu maksatla, Tuzla'da hazine arazileri ile istimlak edilen parsellerle 750 dönüm tutan Tuz Burnu Yarımadası'nda yeni bir Deniz Harp Okulu'nun inşası için 28 Temmuz 1977 tarihinde merhum Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından temel atılmıştır. Tuzla'daki modern Deniz Harp Okulu tesisleri, 31 Temmuz 1985 tarihinde Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından hizmete açılmış ve Heybeliada'daki tesisler Deniz Lisesi Komutanlığı'na devredilmiştir.
Karnımız doyunca yola çıkmak için hazırlandık ve asfalttan devamla Kadıköy’e doğru pedallamaya başladık. Birden telefon çaldı ve hattın ucunda Mustafa (yelkenturizm). Ne yaptığımızı sorunca koordinatları verdim ve onu da çağırdım, tamam dedi Bostancı’da buluşmak üzere anlaştık. Biz devam ederken gene telefon çaldı, bu sefer de uzundur görmediğim arkadaşım Murat (Atmaca) aramaz mı. Neredesin ...şuradayım ...hadi gelsene ...tamam ...nereye ...Dragos Belediye Tesislerine ...tamam mı ...tamam dedik ve onu da bağlayıp yolumuza devam ederek Dragos’a vardık. Yolda Murat bizi, varmadan yakalamıştı bile. Son Amerika gezisi dönüşünde aldığı yeni Mtb ile gelmiş. Daha önce bu markayı görmemiştim: Klein. Güzel bir parça, Trek üretiyormuş. Haydi hep beraber devam diyerek tesislere girdik. Bisiklet için ayrılmış olan yere bisikletlerimizi bıraktık. Ancak burada öyle bir (sözüm ona) bisiklet taşıyıcısı yapmışlar ki, betondan. Tekerden çok çok küçük. Dayamaya çalıştığında jant tellerine dayanıyor tüm ağırlık ve rahatsız oluyorsun. Mecburen cama-duvara dayamak istiyorsun. Ona da personel engel olmaya çalışıyor ve o garip yerlere sokmaya zorluyor. Küçük bir tartışmayla durumu anlatıp gene doğru bildiğin yere koyuyorsun. Birşeyler yapmak istiyorlar ama normlarına uygun yapılmayınca işe yaramıyor ve amaçına ulaşmıyor. Halbuki Belediyenin Fen İşleri, mühendisleri var, var davar!!!
Bisikletleri görebileceğimiz bir acıya masa çekip soğuk bir soda eşliğinde sohbete daldık.







Tatlı anılarla ve dostluklarla bezenmis, sonunda iki arkadaşımı da görerek dopdolu bir gün oldu benim için.
Kaynakca:

























