28 Ekim 2024

bisikletle Bathonea

Al İdrisi 1154 tarihli Tabula 

Rogeriana adlı haritasında “Batira”. 


Nedir bu dediğinizi duyar gibiyim. Ben de çok merak ediyorum. O nedenle bu pazar oraya gidip görmek istedim. Nerede mi? Küçükçekmece Gölü'nün kuzeybatısında, uzun süredir kayıp olan bir Antik Yunan ve Bizans yerleşimi. Görünür durumda olan bu yerleşim İsviçreli arkeolog Ernest Mamboury tarafından 1930 yılında Rhegion kasabası olarak tanımlanmış ve kapsamlı bir şekilde incelenmiş. 2009 yılında Bathonea için Helenistik-Roma kenti olarak yeni bir kimlik önerilmiş ve bugün halen kazılar sürmekte. Bu beni çok heyecanlandırdı ve sabah 9’a doğru evden yola koyuldum. Hava serin, 16,1 °C. Üzerimde windstopper yelek ve altımda uzun ince tayt. Halkalı trenine binmek üzere Bostancı istasyonuna pedallayıp 1 saatlik yolculuk sonrası, 10.24’de Mustafa Kemal tren istasyonunda iniyor, göl kıyısı boyunca giden yürüme yolundayım. Gelmeyeli değişiklikler var. Bir kere o kocaman sitede (Blue Lake) artık oturulmakta. Önü ve girişi bir düzenleme görmüş. Jimnastik aletlerinden oluşan bir alan ve Beltur açılmış hemen yakınında. 


Sabah yürüyüşüne çıkmış insanların arasından geçerek polis karakolu yanından başlayan, Osmanlı dönemine ait tarihi köprüye kolayca ulaşıyorum. Büyükçekmece Köprüsü ile kıyaslandığında kaynaklarda "Ponte Piccolo" (Küçük Köprü) olarak da adlandırılır. Roma döneminde kâgir ve ahşap olup, İstanbul'un fethi sırasında stratejik önemi nedeniyle II. Mehmed tarafından onarıldığı, günümüze ulaşan köprünün yapımına I. Süleyman döneminde başlandığı ve II. Selim döneminde tamamlandığı bilinmekte. I. Dünya Savaşı sırasında ekleme yapıldığı ve köprü eğiminin düzleştirildiği, bu haliyle orijinal mimari yapısını kaybettiği de ayrıca belirtiliyor.

Vikipedi


Üzerinden geçip otoyola paralel alt yolda ilerlemekteyim. Her zaman Avcılar için ayrıldığımız noktada bu sefer sağdan devam ediyorum. Google, işaretlediğim antik kente ne yazık ki yol olmadığını söylüyor. Ben de yakınlarda başka bir yeri işaretleyip, ama araç yerine yaya olarak sürdürüyorum ilerlemeyi. Araç olarak beni otoyola çıkartmaya çalıştığından.

 

Göle paralel giden yolumun üzerinde düğün salonları, kafeler, lokantalar yan yana dizili bir vaziyette sıralanmışlar. Saat daha erken olsa ki pek bir faaliyet göze çarpmıyor. Ardından kısa ama dik çıkılan, 200-300 metrelik, %14’ü de gördüğüm bir yokuşun sağında Avcılar Belediyesi’ne ait Paşaeli Kent Parkı geliyor. Acaba buradan da gidebilir miyim diyor ama sonra gene Google’a sadık kalıp devlet hastanesi inşaatı kenarından dönen yolum daha da dik bir kısa rampayı, bu sefer %17’yi görüyorum, tırmanıp gelen düzlük sonrası beni gene otoyolun yanındaki yan yola ulaştırıyor.

 

Üniversite içinden gösterse de güvenlik izin vermiyor ve yan yoldan devam edip Esenyurt diye ayrılıyorum. Oldukça kalabalık buraları. İETT otobüs terminali geçiliyor ve geldiğim cadde (Fevzi Çakmak Cd.) bir sanayi içinden geçmekte; tekstilciler, keresteciler, reklam ajansı, metal yazan, baskı yapan yerler, hatta Gelik 1972 restoranı bile var... İ.Ü. Cerrahpaşa Yerleşkesi kenarından sürmekte olan yolum beni Firuzköy’e getiriyor. Tek yön, girişi olmayan bir yola giriyorum ama araçlar da giriyor arkamdan. Anlam veremedim, nasıl oluyor? Gerçi olmaz olur bizim memlekette. Bir de batı ülkeleriyle karşılaştırmazlar mı? Şu son köpek katliamı kararı mesela. Yok orada varmış da bizde neden olmazmış? Sanki her şeyimiz benziyor da bir bu eksikti!

 

İlk defa geçtiğim bir bölge, Firuzköy. Tabi hemen isminin nereden geldiğini merak etmez miyim? Şöyle bir bilgiye rastladım: Bulgar eşkıyalarının aman vermediği Balcıbük köyü sakinleri köylerini komşu köye satıp Türkiye'ye yerleşmeyi kararlaştırırlar ve Avcılar köyü yakınlarındaki Firuz'un satılık olan çiftliğini almaya karar verirler ve 60 hane olarak Firuz'un çiftliğine yerleşip buraya Firuzköy derler.

İstanbulOlalı


Google’ı takip ederek devam. Gene küçük sanayi gibi yerlerin içinden geçiriyor, İstanbul’un hiç bilmediğim semtlerini gezdiriyor. Acaba ne zaman antik kente geleceğim merakı içinde yokuşları iniyor ve 24’üncü kilometrede karşıma büyük bir inşaat sahası çıkıyor. Giren çıkan kamyonlar ortalığı toz dumana boğmuşlar. Girişi kapalı, Emlakbank gibi isimler yazıyor tabelasında. Haliyle geçmeme izin verilmiyor. Ama Google da yolu buradan gösteriyor. Ne var ki güvenlikçinin verdiği bilgiler moralimi bozuyor. Kazı yeri hem başka tarafta, hem de çevresi telle sarılı ve girişine izin verilmediği, güvenlikçilerin olduğu yönünde. Yani buraya kadar boşuna mı geldim?! Üzülüyorum bu duruma. Göremeden mi gidece’m. İnternette bulduğum fotoları ve bilgileri paylaşayım bari: Bathonea kazıları ile Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen "Büyük" ve "Küçük" olarak adlandırılan iki antik liman yapıları ve göl içinde kalmış bir antik deniz fenerinin izleri, İmparator Büyük Konstantin tarafından yaptırıldığı düşünülen dev bir açık sarnıç, bir kale kalıntısı ve mozaik zeminli büyük bir saray-manastır kompleksi, yeraltı su kanalları ve antik yollar gün ışığına çıkarıldı... Daha fazla bilgiyi bakanlığın sayfasında okuyabilirsiniz > KTB


Hevesim kursağımda kalarak ayrılıyorum inşaat kapısından ve göl kıyısına paralel olarak içerilerden giden, halen bazı ahır ve ağılların olduğu, kurbanlık satışların yapıldığı, hurdacı gibi yerlerin dibinden devamla geldiğim bölge artık bildiğim yerler. Altınşehir, Halkalı tren istasyonu, Menekşe plajı, Florya şeklinde. Trenle dönmek yerine Sirkeci’ye kadar pedallayayım bari. Uzundur gitmediğim geçmediğim bölgeleri görürüm.

 

Florya sahil yolu kalabalık. Öyle ki önüne bakmayan bir bisikletli gençle az kalsın çarpışıyordum. Yani herhalde en trajik durum olurdu. Bu yolun vaziyeti de can sıkıcı. Zemine döşenmiş betonun ek yerleri sürekli tak tak vurur. Ayriyeten dolanan çok olduğundan -bebesini gezdiren, avare avare yürüyenler- son derece dikkatli ve yavaş geçmek lazım.

 

12-13 kişiden oluşan bir bisiklet grubu önümde. Disiplinli bir şekilde peş peşe pedallıyorlar. Aralarına karışmamak için bir müddet sonra sağda bulduğum geniş alandan geçip, balıkçı barınağı sonrası biraz rahatlayan Yeşilköy sahil yolunun sonuna dek gidiyorum. Tarihi fenerde (*) kesiliyor bisiklet yolu. Mecburen geri dönüyor, ilk çıkıştan ana caddeye çıkamıyorum. Daracık bir rampa yapılmış, pedallayarak mümkün değil, dikliğinden dolayı da ağır bisikleti itemiyorum. Ayakkabıların altındaki metal kilitler kaymaya neden oluyor. Ancak bayağı geri dönerek bulduğum bir aralıktan Röne Park’a çıkıyorum. 


Uzun yıllar yediden yetmişe tüm Yeşilköylülerin uğrak yeri olmuş, Bakırköylü Rumlardan Mösyö Röne’nin işletmiş olduğu deniz kıyısındaki Röne Park, değil yalnız Yeşilköy’ün, tüm İstanbul’un en şık gazino ve çay bahçelerinden birine ev sahipliği yapmış. Bir zamanlar Bakırköy ve çevresindeki okulların balolarını, mezuniyet kutlamalarını yaptıkları Röne Park bugün de kalabalık. Pusetli anneler, koşan bebeler, boncuklu işlerin satıldığı kermes vari tezgahlar, kafe/çayevi ve İHE büfesi...


(*) 1856 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında Fransızlar tarafından taş kule olarak inşa edilen bu fener, ilk önce Ayastefanos olarak adlandırılmış. Yeşilköy Burnu'nda bulunan fenerin ismi daha sonra bulunduğu semte uygun olarak değiştirilip Yeşilköy Feneri adını almıştır. 23 metre yüksekliğindeki taş kulenin yanı sıra, bir de lojmanı bulunan Yeşilköy Feneri, 1945-1988 yılları arasında 3 kez restore edilmiştir.

Vikipedi


Zamanında deniz kıyısında küçük bir Rum köyü olan, o zamanki adıyla Ayios Stefanos zengin tarihiyle çok güzel bir yer. 19. ve erken 20. yüzyılda Ayastefanos İstanbul'un üst sınıfının favori dinlenme sahili, avlanma yeri ve karışık bir nüfusa sahip. Nüfusunu Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Levant denilen, İstanbul'un İtalyan ve Fransız halkı oluşturmaktaymış. Cumhuriyet’in ilanından sonra yerleşim adlarının Türkçe olarak değiştirilmesi kararıyla Yeşilköy’e dönüşmüş. Kimi kaynaklarda bu yeni adın semt sakinlerinden yazar Halit Ziya Uşaklıgil tarafından verildiği ileri sürülür. Kendisi 1905’den ölümü 1945’e kadar Yeşilköy’deki köşkünde yaşamıştır.

İstDergi


İstanbul'un batı yakasında MS 384 yılında Konstantin tarafından bir eğlence ve sayfiye yeri olarak kurulmuş olan, Latinlerin Septimum'u, Bizanslıların Hebdomon'u, Rumların Makrihori’si 1925’de Türkçeleşip Bakırköy olur. Ve bugün, buradan başlayıp Yedikule’ye kadar iç kesimden giden bir bisiklet yolu bulunur. Son derece keyifli ve rahat bir şekilde pedallayarak sürdüm. 70,8 km.de 2’nci bataryaya geçiyorum, biraz boşaltmak düşüncesiyle. Saat 14.09, hava 24,6 °C, ortalamam 18,3 km/s. Yanımdaki 3 sandviçi burada mideye indiriyor, sonrasında yer yer yoldan yer yer kaldırımdan sürerek Sirkeci’ye ulaşıyorum. Bu sefer bir değişiklik yapayım, Harem’e arabalıyla geçip Üsküdar’dan metroyla döneyim diyor ve kendimi, nasıl olduysa gişelerden geçmeden tesadüf bulduğum yoldan gemiye çıkarıyorum. (...) Harem-Üsküdar arası öyle kalabalık ki, sormayın. Sıkışık trafik, aralardan geçen yayalar, bulduğu park yerine hızlı bir manevra ile girmeye çalışan, aniden kapısını açan, zart diye yanından geçen motosikletler...

 

Bu yeni metroların arkadaki boşlukları çok rahat bisiklet için. Kolayca yerleştirebiliyorsun. 35 dakikalık bir yolculuk sonrası İmam Hatip durağında inip evin yolunu tutuyorum. 

 

Size yeni keşfettiğim bir müzisyeni tanıtmak isterim; Enzo Carniel & House of Echo. Şöyle ki: Kategorize edilmesi gerçekten imkansız bir Fransız müzisyen olan Enzo Carniel ve House of Echo, henüz var olmayan başka bir dünyadan bir müzik hayal ediyor... Elektronik ve doğanın ham seslerine dalmış olan bu caz, manyetizmasıyla bizi çevreleyen -görünür ve görünmez- duvarlardan kendini kurtarıyor. Hem ruhsal hem de sonik (ses dalgası) deneyim biçimini alan bir dünyaya götürüyor... Tatmanız için Wallsdown. 

 



















bisikletle Bathonea: Dudullu-Bostancı-(tren) Mustafa Kemal-K.Çekmece-Firuzköy-Altınşehir-Halkalı-Florya-Bakırköy-Sirkeci-(gemi) Harem-Üsküdar-(metro) İmam Hatip-Dudullu

 

Tur tarihi: 27 Ekim 2024

Alınan yol: 77,76 km
Ortalama hız: 17,8 km/s

En yüksek hız: 53,2 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 22 dk, dışarıda geçen süre 7 s 

En yüksek sıcaklık 31 ˚C, en düşük 13 ˚C, ortalama 20,6 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 454 m, kaybı (iniş) 546 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 276,8 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Bathonea

 

Relive yol bilgileri bisikletle Bathonea























7 Ekim 2024

bisikletle Aydos Kalesi


Teknik sıkıntılar yaşayan velespitim hafta içinde komple bakımdan geçti, çoğu aksam yenilendi, bayağı da para tuttu. Ama çok mutluyum, yepyeni oldu diyebilirim. Bunu kutlamak için, havaların da halen elverişli olmasından faydalanıp pazar günü bisikleti ve de kendimi test etmek üzere Yakacık tarafına doğru yola çıktım. Bu rota benim test parkurumdur. Rampaları nasıl çıktığımı bildiğimden performans düşüklüğü yaşıyor muyum, bisikletin gücü gibi meseleleri rahatlıkla ölçebiliyorum.

 

Geceden hazırlanmadığımdan her şeyi sabah toparlıyor, o nedenle evden ayrılışım 10.22 oluyor. Dünkü güneşli hava yerini bugün puslu bir havaya bırakmış, ama soğuk değil. Gerçi ince yelek gene üzerimde. İnişlerde fermuarı çekerek göğsümü korumak için.

 

İlk iki yokuşta her şey eskisi gibi, performansımı korumuşum. Bu sene teknik nedenlerle iki turumu da erken kesmek durumunda kalıp geri döndüm. Genelde en az 4-5 hafta turlarken 2 haftada bitirmek hiç işime gelmedi.


Kayışdağı eteklerinden devam ediyorum. Bir kaktüs dükkanı var bu yolun üzerinde. Her geçişimde merak edip bakıyorum. Demir kapısı açık ama kimsecikler yok. Bir tel. no yazılı camda. Herhalde üstte oturuyor olmalı. Çağırınca geliyordur. Ama satın almayacağımdan aramak istemiyorum. İBB, Ediz Hun Kaktüs Evi diye bir yer açmış, Bostancı yakınlarında. Çok merak ediyorum neler var? 100’den fazla örnek olduğu haber edilmişti. Duymuştum Ediz Hun’un kaktüslere olan ilgisini, Büyükada’daki evinin terasında yetiştirdiğini. Ben de çok estetik bulurum bu bitkileri, çok da muhteşem. Eski günlerde Sarıyer’den tepelere pedallarken, yolun üzerindeki serada, bugün yok artık, İzmir tarafına taşındı, en muhteşem kaktüsleri orada görmüştüm. Her geçişimde mutlaka uğrar dev kaktüslere bakardım. Son turlarımın birinde Köyceğiz tarafında da büyükçe bir seranın olduğunu duymuş, ancak gidememiştim. Adı Antik Yunancadan gelmekte olup, botaniğin kurucusu olarak kabul edilen, MÖ 371-287 yılları arasında Atina’da yaşamış bilim insanı ve düşünür Theophrastus tarafından verilmiş. Bugün 1750 kadar tür ve yaklaşık 127 cinsinin olduğunu biliyoruz.

 

Ortalık sakin, köpekler olurdu ama son iki geçişimde de göremiyorum. Gerçi bir keresinde aniden kenardan fırlayınca epey koşturmuşlardı beni. Yakacık Caddesi üzerinde önüme çıkan fırınlara tuzsuz ekmek soruyorum ama nedense hiçbiri çıkartmıyor. Sadece İHE’de mi var? Biraz fazla tuzlu yemiş olmalıyım ki ayak bileklerinde ödem toplandı. Tansiyon da yüksek seyretmekte. Dr. Yağız bir hafta tuzsuz yememi tembih edince, sonra tekrar kontrol edecek, ben de buna uygun besleniyorum.

 

Yakacık; dev Çınarların altındaki masaların çoğu dolu. Her zaman mola verdiğim çayevinin yakınındaki, boş yer kalmış birine, oturanlardan izin alıp konuşlanıyorum. Yanımdaki sandviçi bir büyük çayla mideye indirirken yandakilerin konuşmaları da kulağıma geliyor. Sağ eğilimli oldukları verdikleri örneklerden belli. Bolca “Müslümansan...” kelimeleri, İsrail laneti, Filistin kutsalı, Amerika, Çin... Lafa girece’m ama dur diyorum, sana ne onların dedikleri, sen misin akıl verecek? ... Bir de küçük çay içip ayrılıyorum. 30 yerine Filiz Hanım indirim yapıp 25 alıyor, çaylar 10 lira olmuş. Pahalılık durmuyor, her gün bir şeyin fiyatı artmakta. Ekmek %50 zamlandı. Yılmaz Özdil güzel dalgasını geçiyor, “ithal ineği ithal samanla besliyoruz”. 

 

Aydos tepesine doğru çıkıyor, sebze-meyve-yumurta satışı yapılan tezgahların, kahvaltı veren mekanların önlerinden geçerek, Kartal ilçesinden çıkıp Pendik ilçesine geçip, Maltepe’ye tepeden bakarak, Aydos ormanının eteklerinden dönerek sürdürüyorum ilerlemeyi, her zamanki rotada. Bugüne kadar neden ziyaret etmediğimi bilemediğim, her geçişimde buraya çık dediğim Aydos Kalesi’ni bugün görmek istiyorum. Soldan gidildiği gösterilmiş. Hemen sapıp kapısı önünde, araçlara girişin 30 lira olduğu yazılı kulübeden, bariyerin kalkmasıyla dimdik kilitli taş bir yoldan başladım tırmanmaya, 325 m yükseklikte olduğu söylenen kaleye. Gelen otopark sonrası devam ediyor bu tırmanış. Yürüyerek inenler olduğu gibi tek tük sevgililerin de el ele tutuşup tırmandıkları bu yolda araç yok, sadece ziyaretçileri taşıyan bir servis aracına izin verilmiş. Fazla uzak değil, şöyle 650 metre gibi ama yol yer yer %16 gibi bir eğimi gösteriyor.


Bisikletle gezebilir miyim? “Olmaz, Açık Hava Müzesi” deniliyor. Peki iterek gitsem? “Olmaz, kenara koy öyle gir.” Yürüyerek, adını Yunancada "kartal" anlamına gelen "Aetos"dan alan kaleyi dolaşmadan önce girişte yazılı bilgilerden öğrendiklerim; yapımına 11-12. yy’da başlanan, sonraki süreçteki ilavelerle 13-14. yy’da son halini alan Aydos Kalesi’nin tarihi Doğu Roma Dönemi’ne uzanmakta. Savunmayı daha güçlü kılmak amacıyla kademeli bir şekilde inşa edilen kale, iç ve dış olmak üzere iki sura sahip. Türklerin Bizans topraklarına yönelik akınlarını önlemek için yapılmış. Aydos Kalesi, Orhan Gazi döneminde ünlü Osmanlı kumandanı Abdurrahman Gazi tarafından 1328 yılında alınmış. Prof. Halil İnalcık, İstanbul'un fethine açılan kapıdır diyor.


Çevresini dönen toprak yoldan kale içine girmek üzere hazırlanmış gezi yolunu çıkıyorum. Yönlendirmeler nerede neyin görüleceğini net bir şekilde belirtmiş. İlkin kalenin kuzeyinde bulunan “I” numaralı sarnıç geliyor. Tuğla ve taş kullanılarak almaşık sistemde inşa edildiği, 300 m3 su depolama kapasitesine sahip olduğu yazılı. Horasan harcının bağlayıcı olarak kullanıldığı sarnıçta iç duvar yüzeyleri su sızdırmazlığını sağlamak için özel bir harç ile sıvanmıştır... denilmekte. Birkaç foto çekip devam ediyorum yürümeye, Tahıl Deposu geliyor. Şöyle ki; Birbiri ardına bitişik, dikdörtgen planlı dört ayrı bölümden oluşmaktadır. Bu alan Aydos Kalesi gibi askeri yapıdaki bir yerde gıda stokunun saklanması açısından kritik bir öneme sahip olmuştur. Yapı içerisinde, dönemine ait karbonlaşmış buğday ve bakla kalıntıları tespit edilmiştir. 

AydosKalesi


Güneş ara sıra yüzünü gösteriyor, bulutların arkasından çıkıp bize gülümsüyor. Hava bu iş için çok uygun. Ne fazla ne de az bir sıcaklık. Keşfe devam. Tepeyi çıkıp kilisenin bulunduğu alandayım. Okuyacak olursak: Kilise üç nefte sahiptir. Kuzey kısmında bitişik bir şapel yer almaktadır. Apsis kısmında din görevlilerinin oturmaları için yapılmış Synthronon bulunmaktadır. Apsisin iç yüzeyinin duvar resimleriyle süslenmiş olduğu kazılar sırasında bulunan fresk kalıntılarından anlaşılmaktadır. Kilisenin naosunun orta kısmında sütun, sütun kaideleri ile impost sütun başlığı bulunmuştur. Kilisede kullanılan mermerlerin Marmara Adası (Prokonnisos) mermeri olduğu görülmektedir.


Bebeleriyle gelmiş aileler var, benim gibi dolanıyorlar. Selamlaşıyor ve yürüyüş patikasından devam ediyorum dönmeye. Geldim kalenin doğusunda bulunan “II” numaralı sarnıca. Bu da dikdörtgen planlı ama diğerinden daha büyük, 450 m3. Gene tuğla ve taş kullanılarak almaşık sistemde inşa edilmiş. Her ikisin de üstleri ağ ile kapalı, düşen olursa kurtarmak için. 

 

Aydos Kalesi; altısı iç savunma duvarına bağlı, altısı dış savunma duvarına bağlı olmak üzere mevcut on iki adet burca sahiptir. “1” numaralı burç olarak isimlendirilen, özgün kale kapısının da bulunduğu burç, yapım tekniği itibari ile diğer burç ve kale duvarlarından farklı özellikler taşımaktadır... Buranın da fotosunu çekip bisiklete doğru ilerlemekteyim. Saklandığı yerden alıp geldiğim yokuşu iniyorum şimdi, sürekli frenleyerek. Restorasyonu 12 yıl sürmüş olan kaleyi pazartesi hariç her gün 9-17 arası ücretsiz gezebilirsiniz.

 

Kale sonrası Sultanbeyli’ye doğru iniyor yolum. Merkez kalabalık, ortada yürüyenlerin çokça olduğu bir bölüm geçilip navigasyon cihazı yardımıyla Sancaktepe metro istasyonuna doğru devam ediyorum. Metroya binip İmam Hatip durağında inip evin yolunu tutmak artık çok kolay oldu.

 

Bu keyifli geziyi tamamlarken Norveçli bir caz trompetçisi, besteci ve plak yapımcısını tanıtmak isterim; Nils Petter Molvær (NPM olarak da bilinir). Caz ve elektronik müziği birleştiren bir tür olan geleceğin cazının (future jazz) öncüsü olarak kabul edilir. Sanatçıyı, besteci, programcı ve yapımcı Fransız müzisyen, caz perküsyoncusu Mino Cinélu ile birlikte imza attıkları SulaMadiana adlı parçada dinleyelim.



















bisikletle Aydos Kalesi: Dudullu-Yakacık-Aydos-Sultanbeyli-Samandıra-(metro) İmam Hatip-Dudullu

 

Tur tarihi: 6 Ekim 2024

Alınan yol: 35 km
Ortalama hız: 16,1 km/s

En yüksek hız: 55,5 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 10 dk, dışarıda geçen süre 3 s 52 dk

En yüksek sıcaklık 28 ˚C, en düşük 25 ˚C, ortalama 27 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 571 m, kaybı (iniş) 588 m
En düşük yükselti 101,4 m, en yüksek 300,6 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Aydos Kalesi

 

Relive yol bilgileri bisikletle Aydos Kalesi