Neresi olsun diye düşünürken aklım uzun zamandır gitmediğim Poyrazköy–Anadolufeneri yoluna kaydı. Eski notlarımı karıştırınca her şey yeniden canlandı: 10.35'te Sarıyer'den Poyraz'a kalkan motor... Ben de yıllar önce olduğu gibi 08.45 Kadıköy–Beşiktaş vapuruyla yetişebilirdim. Plan hazırdı.
Evden 08.03'te çıktım. Fakat küçük aksilikler peşimi bırakmadı. Daha apartmandan ayrılmadan geri dönüp son bir kez eve çıkmam gerekti, tuvalet ihtiyacı. Ardından Garmin'i garaj penceresinde unuttuğumu fark edip bir kez daha geri döndüm. Yolculuk, daha başlamadan küçük gecikmelerle açılışını yapmıştı.
Hava pırıl pırıldı. Bulutsuz gökyüzü, 22-23 derecelik sıcaklık ve esmesi beklenen rüzgar... Pedallarımın altında yazın en güzel sabahlarından biri uzanıyordu. Ümraniye'den Ataşehir'e geçtim. Metropol AVM'nin altından ilerleyip Vedat Günyol Caddesi'nin uzun inişine bıraktım kendimi. Çevre yolunun altına doğru akarken evden yalnızca dört-beş kilometre uzaklaşmıştım…
Ve her şey bir anda oldu.
Sağımdaki yoldan gelen bir otomobil sola dönmek için önüme kırdı. Frenlere tüm gücümle asıldım ama mesafe çok kısaydı. Aracın arka tamponuna sertçe çarptım. Çarpmanın etkisiyle bisikletten savrulmuş, asfaltın üzerinde sol omzum, kolum, kalçam ve başımla yere düşmüştüm.
İlk his korkuydu. Ardından şaşkınlık...
Arabadan telaş içinde bir hanım indi. Sürekli aynı cümleleri kuruyordu: "İyi misiniz? Sizi görmedim... İnanın fark etmedim…" Ben ise olan biteni anlamaya çalışıyordum. Yavaşça kalkıp yol kenarına geçip taş duvara oturdum. Vücudumun verdiği ilk raporu dinliyordum. İnsan düşer düşmez ağrısını tam anlayamıyor; önce sadece ne kadar sağlam kaldığını kontrol ediyor.
Kaskımı elime alınca ilk hasarı gördüm. Darbeyi emmiş, çatlamıştı. Sonradan gidon süngerinin de yırtıldığını fark edecektim. Bisikleti çevirdim; ön teker dönüyordu, gözle görülür bir eğrilik yoktu. Gidon ise yere çarpmanın etkisiyle hafifçe sağa dönmüştü.
Dakikalar geçerken ikimiz de yaşadığımız şoku üzerimizden atmaya çalışıyorduk. "Sağ salim kurtuldum" dedim kendi kendime. "Çok daha kötüsü olabilirdi.” Ama "görmedim" demek, trafikte hiçbir zaman yeterli bir açıklama değildir. Hak verdi, defalarca özür diledi. Kartını uzattı, "Ne zararınız varsa karşılayacağım," dedi. Sesindeki pişmanlık samimiydi. Kızgınlığım ile onun yaşadığı korku arasında garip bir denge kurulmuştu. Ama artık Poyraz turuna devam etmenin anlamı kalmamıştı. Moralimi de, hevesimi de asfaltın üzerinde bırakmış gibiydim. Eve dönmek üzere yeniden bisiklete bindim. Fakat her kasisten geçişimde kuyruk sokumum ince ama inatçı bir sızıyla kendini hatırlatıyordu.
İlginçtir, tam bu noktaya yaklaşık yüz metre geride beş yıl önce de düşmüştüm. O zaman yola dökülen yağ nedeniyle ön teker kaymış, çok daha sert bir şekilde sol tarafıma çakılmıştım. Kaskım yarılmış, omzum haftalarca ağrımıştı.
Demek ki bu yolun benimle eski bir hesabı vardı. Belki de gerçekten nazar… Şakayla karışık düşündüm: "Galiba bir kurşun döktürmenin zamanı geldi.” : ))
Ataşehir'de oturup bir çay içecek, biraz soluklanacak bir yer aradım. Bulamayınca doğruca eve döndüm. Firuzan'ı aradım. "Mutlaka hastaneye git," dedi.
Haklıydı.
Duşumu alıp otobüsle Fatih Sultan Mehmet Hastanesi Acil Servisi'nin yolunu tuttum. Beklediğim kadar kalabalık değildi. Muayenenin ardından tomografi istendi. O da kısa sürede çekildi. Doktor ekrana bakarken, "Sanki uçta hafif bir çatlak var gibi," dedi. "Ama rapor gelsin, öyle karar verelim."
Rapor için yaklaşık iki saat beklemem gerekiyordu.
Bu iki saat boyunca kazaya sebep olan hanım birkaç kez aradı. Sonucu merak ediyor, hatta hastane yakınındaki evine davet edip bekleme süresini orada geçirebileceğimi söylüyordu. İnsan böyle bir ilgi karşısında öfkesini uzun süre taşıyamıyor.
Beklerken zaman geçirmek için Metropol AVM'deki Decathlon'a uğrayıp uzun zamandır aradığım ince yeleğe bakmaya karar verdim. Otobüse yetişmek için biraz hızlanınca kuyruk sokumumdaki ağrı bu kez gerçek yüzünü gösterdi. Dururken başka, yürürken başka, merdiven çıkarken bambaşka hissediliyordu. Bir de sol omzumun altında morluk ve giderek belirginleşen bir ağrı ortaya çıkmıştı.
Tam mağazada dolaşırken telefonuma raporun hazır olduğuna dair mesaj düştü. Hastaneye geri döndüm. Doktor raporu inceledi. Neyse ki tomografi temizdi. İlk bakışta şüphe edilen çatlağa raporda rastlanmamıştı. Ağrı kesici yazdı. "On gün kadar bisiklete binmeyin. Yürüyüş ve yüzme serbest. Koşmak yok. Bir de otururken kullanmak için simit minder alın."
Pazar günü medikal simit bulmak ise başlı başına bir maceraya dönüştü. Ertesi gün tatile çıkacağım için Fındıkzade'deki medikal çarşının yolunu tuttum. Otobüs, tren, tramvay derken vardığımda pazar günü olmasından dolayı çarşı tamamen kapalıydı. Neyse ki dışarıda açık olan dükkanların birinde aradığımı bulabildim.
Hazır oralara kadar gitmişken daha önce uğradığım Uygur Lokantası'na girdim. Karnımı doyururken işletme sahipleri ve Türkmen garsonla koyu bir sohbete daldık. Günün bütün telaşı arasında en huzurlu an belki de buydu.
Şimdi yürürken, otururken, merdiven çıkarken kendini hatırlatan bir ağrı var. Umarım uzun sürmez.
Sabah evden çıkarken aklımda yalnızca Poyrazköy’ün denizi, Anadolufeneri ve güzel bir bisiklet günü vardı. Yaşam ise o gün bana bambaşka bir rota çizdi. Bazen bir gezi, gidilen yerlerle değil, insanın başına gelenlerle hatırlanıyor...
bisikletle Kaza: Dudullu-Ataşehir-Dudullu
Tur tarihi: 12 Temmuz 2026
Alınan yol: 10,81 km
Ortalama hız: 13,2 km/s
En yüksek hız: 49,9 km/s
Bisiklete biniş süresi 49 dk, dışarıda geçen süre 1 s 15 dk
En yüksek sıcaklık 27 ˚C, en düşük 23 ˚C, ortalama 24,8 ˚C
Yükselti kazancı (çıkış) 194 m, kaybı (iniş) 185 m
En düşük yükselti 52 m, en yüksek 120 m
Garmin yol bilgileri bisikletle Kaza
Relive yol bilgileri bisikletle Kaza








