31 Ağustos 2026

Zafere Doğru


30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü gururla ve coşkuyla kutluyor, Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bu zaferi kazandıran kahramanlarımızı saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.


Atatürk’ün 30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer’in 2. yıldönümünde, 1924 yılında Dumlupınar’da yaptığı konuşmadan alıntı:


“Gençler! Geleceğe güvenimizi güçlendiren ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitimle, bilgi ile, insanlıkta üstünlüğün, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Cumhuriyeti biz kurduk, O’nu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz.”


6 hafta önceki kazadan (1) sonra bugün siftah ediyor, selenin üzerine oturuyorum nihayet. Tembellikten sıkıldım, otur otur… Nereye kadar? Oturdukça oturuyor insan. Gerçi ben de tam oturamıyordum. Düşüş sırasında ezilen kuyruksokumu acı veriyordu. Mecburen simit kullanmaktaydım.


(1) bisikletle Kaza


Ama bugünün gezisine geçmeden önce, 30 Ağustos’un önemini hepimiz biliyoruzdur:


  • Milli Bağımsızlığın İlanı
  • Cumhuriyet'in Temeli
  • Askeri Deha ve Strateji
  • Siyasi Başarıların Önünü Açması


2 sene önceki turumda (2) Dumlupınar’a, o tepeye çıktım. Savaşı yönettiği tepe… Kimsecikler yoktu, öylesine derin bir duygu veriyordu ki… Gitmediyseniz mutlaka ziyaret edin.


(2) [bisikletle]Türkiye: Batı Anadolu Arkeolojisi’nin izinde... (Altıntaş-Dumlupınar)


Hava raporu öğleden sonra için sağanak gösteriyordu. Gerçi kimi kanalsa hiç söz bile etmiyor. Anlamıyorum, bunlar aynı gökyüzüne bakmıyorlar mı? Niye farklı ölçümler çıkıyor. Bunu YZ’ye sorduğumda: “Hava tahmin şirketlerinin aynı gün için farklı sonuçlar göstermesinin temel nedeni, farklı bilgisayar modellerini (algoritmaları), veri kaynaklarını ve güncelleme sıklıklarını kullanmalarıdır. Atmosfer sürekli değişen, kaotik bir yapıya sahip olduğu için her şirketin bu yapıyı dijital ortama aktarma ve yorumlama biçimi değişiklik gösterir.” demekte. 


Kim haklı görece’z diyerek sabah 9’u az geçe ayrıldım evden, fazla uzağa gitmeyen, Yakacık rotamı pedallamak üzere. Genelde ilk başladığımda (verilmiş ara sonrası) bu rotayı seviyorum. Başında, Yedpa’ya çıkan yolun üzerinde 2 rampası vardır. İlki kısa ama dik, diğeri daha uzun. Bunları nasıl çıktığım benim için hep ölçektir. Ne durumda olduğumu gösterir.


Hava 25,6 °C, bulutlu bir gün. Çıkmadan eve dönüp yeleği giymem iyi oldu. Hareket halinde rüzgar serin geliyor. 


09.38, 4. km’de gelen Yedpa yokuşunu çıktım. Her zamanki gibi sınavı geçtim : ))


Rotayı defalarca anlattığımdan bugün uzatmayacağım, önceki yazıları ekliyorum, okuyabilirsiniz. Firuzan’la binerken -once upon a time diyorlar değil mi? (3)- bir hurda araç deposu önünden geçen yolda durur, anı resmi çekerdik. Bugün o günkü araçlar gitmiş, başkaları gelmiş. Aslında mekanı ilginç buluyorum. Fotograflık bir yer. Çok hoş araçlar oluyor (altta fotolarda görülüyor).


(3) İngiliz hikâye anlatıcıları, en azından 14. yüzyılın sonlarından beri bu deyimin çeşitli versiyonlarını kullanmışlardır.


Uzundur gelmeyince bölgeye, değişiklikler hemen fark ediliyor. Yakacık tarafına giden yol asfaltlanmış. Elbette keyifli bir durum. Hele de bisiklet için, yağ gibi kayıyorsun derler, değil mi? Bir cami (4) inşaatı vardı, tamamlanmış. Öyle Sinan kopyası tarz olmaması iyi olmuş bence.


(4) Mehmet Akif Ersoy Cami; 2016 yılında tamamlanarak ibadete açılmıştır.


Gerçi bu haberden anlıyorum ki, ben inşaat sürecinde sandığım cami ibadete açıkmış bile. Dışardan farklı görünüyordu.


Yakacık Çınaraltı muhteşem keyifli bir yer. Her gelişimde oturduğum, çayı servis eden hanımla bir iki laf edip (her zaman Firuzan’ı sorar, niye gelmedi der, selam yollar), yanımdaki sandviçin tekini 1 büyük 1 küçük çayla indiriyorum mideye (50-).


Siirtliler dernek kurmuşlar, yeni olsa ki üye kaydı beklediklerini asılı bir bez afişle duyurmaktalar. 80’li yıllarda oradan gelip buraya yerleşmişler. Kürt gettosu da deniliyor, kimi gazetede. Ama buraya ilişkin yazılanlar: Eski Yakacık’ta Yahudiler Ermeniler, Rumlar hep birlikte yaşar, Ayazma’da Şekersuyu'nda yaz akşamlarında birlikte eğlenirmiş. Ayazma’daki eğlence yerlerinde saksafonla caz çalınırmış. Tabii artık ne o eski insanlar, ne de eski yaşam tarzı kaldı. Burası İstanbul’un balkonu hala, ama manzarayı beton binalar doldurmuş durumda… Evet, gerçekten bu yükseklikte bir yere 15+ katlı binaya izin veren aklı anlayabilmiş değilim! (5)


(5) Kentsel Dönüşüm kapsamında, hak sahiplerine ve müteahhitlere dönüşümü ekonomik olarak cazip kılmak amacıyla kat sınırları serbest bırakılmış veya yüksek kat adetlerine onay verilmiştir.


11.08, Çınaraltı’ndan ayrılıyorum. Ayazma’dan Kartal’a inece’m.

İstanbul’un Balkonu denilen yerden geçip dimdik bir yokuştan sahile doğru uçuyorum. Bir kere daha geçmiştim bu yoldan, ara ara hatırlamaktayım etrafı. Trenle Kartal’a yüzmeye giderken tren yolunun kenarındaki yollara bakmış-incelemiştim. Bugün bunları kullanmak istiyorum. O nedenle Kartal’a indiğimde sahil yoluna değil, içe doğru sapıyor ve hep duyduğum Organik Pazar’a denk geliyorum.


Şöyle tezgahların arasında dolaşmaktayım; mevsimsel taze sebze ve meyveler, bakliyatlar, zeytinyağı, makarna ve ekmek çeşitleri, organik kozmetik, şampuan ve doğal temizlik ürünleri… Süper.


Bu alanda ilk olarak bildiğim Buğday ve Türkiye’de organik tarım, ekolojik yaşam ve çevre bilincinin yerleşmesini sağlayan Victor Ananias’dir (6). Maalesef genç yaşta aramızdan ayrıldı. Kendisini ve annesi Gülben Hanım’ı tanıma fırsatım olmuştu.


(6) Türk bir anne ve Şilili bir babanın oğlu olarak 1971 Zürih doğumlu Victor, ailesinin Bodrum Yalıkavak'a taşınmasıyla elektrik ve suyun bulunmadığı bir köy evinde, doğayla iç içe büyüdü.


Ekolojik yaşama 1990'da Bodrum pazarında organik tezgah açarak başladı. 1993'te Türkiye'nin ilk doğal ürün dükkanını açtı; 2002'de ise Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'ni kurdu. Şişli ve Kartal %100 Ekolojik Pazarları ile ekolojik çiftliklerde gönüllü çalışmayı sağlayan TaTuTa (Tarım-Turizm-Takas) projesini hayata geçirdi.


2 Mart 2011'de 40 yaşındayken Fethiye'deki annesinin evinde kaldığı odada ölü bulundu. Ölümü ilk olarak doğadan topladığı mantarlardan zehirlenme şüphesi uyandırsa da, otopside kaldığı odadaki mangal kömüründen sızan karbonmonoksit gazından zehirlendiği belirlendi.


Ara sokaklardan, tren yoluna paralel sürdürüyorum pedallamayı ve Orhantepe’ye geldim. Marmara Ü. Mehmet Genç Külliyesi Cevizli Kapısı karşısında minik bir park içinde bir kafe, Pigro Coffee Shop denilmiş. Bir filtre kahve içmek fena olmaz. Biraz kafein iyi gelir. Park edip, mümkünatı var mı soruma, 15-20 dk içinde hazır ederim demesiyle bahçedeki bir masaya yerleşiyor, biraz WA mesajlarına bakıyorum. 


Nefis demlenmiş bir fincan kahveyi zevkle yudumlamaktayım. Gelen bir müşteri Türk Kahvesi soruyor. Hanım kahveleri sıralarken Americano demesiyle adamdan bir tepki, “Hayır Amerikan istemiyorum Türk istiyorum”. Yani buradaki Türk ve Amerikan kelimeleri milliyeti değil, pişiriliş/hazırlanış tarzını ifade eder. İthal edilen bir kahve çekirdeğini alıp espresso makinesinde çekerseniz espresso; aynı çekirdeği pudra gibi öğütüp cezvede suyla kaynatırsanız Türk kahvesi yapmış olursunuz.


Café Americano, İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya’daki Amerikalı askerlerin geleneksel İtalyan espressosunu sert bulmasıyla doğmuştur. Askerler, kahveyi kendi ülkelerindeki hafif filtre kahveye benzetmek için espressoya sıcak su ekletmişlerdir. İtalyanlar ise bu alışkanlıkla dalga geçmek için kahveye "Amerikan tarzı" anlamına gelen Americano adını vermiştir.


Kahve ilk olarak Etiyopya’da (Habeşistan) keşfedilmiş (özellikle Kaffa bölgesi) ve bugünkü gibi bir içecek olarak değil, bir yiyecek ya da tıbbi kür olarak tüketilmiştir. 


Yerli kabileler, yabani kahve bitkisinin kırmızı meyvelerini toplayıp eziyor ve un haline getirerek bir çeşit ekmek yapıyorlardı. Bazen de ezilmiş çekirdekleri hayvansal yağlarla (tereyağı gibi) karıştırarak savaşçıların dinç kalmasını sağlayan enerji topları veya püreler haline getiriyorlardı. Veya kahve meyveleri bütün olarak kaynar suya atılıyor, tıbbi amaçlarla ya da uyanık kalmak için şifalı bir çay/çorba gibi suyu içiliyordu.


Yemenliler ve Araplar bu bitkiyi işleyip içecek haline getirdiklerinde ona "Qahwah" (Kahve) adını verdiler. Bu kelime o dönem Arapçada iştah kesen, keyif veren veya "koyu renkli şarap/içecek" anlamlarına geliyordu. Kelime Osmanlı'ya "Kahve", oradan da Avrupa'ya "Coffee/Café" olarak geçmiştir.


Kafein takviyesi sonrası işletmeci hanımdan kısa bir yol tarifi alıp ara yollardan devam ederek, Dragos’un eteklerinden geçip sonunda sahil yoluna çıkmam gerekiyor. Burada bisiklet yolundan Maltepe’ye, oradan gene içlere girerek Beşçeşmeler denilen, lokantaların/kıraathanelerin bulunduğu çarşıyı turlayıp (önceki gelişimde bir çay molası da vermiştim) gene sahil bisiklet yolundayım.


Küçükyalı sahilde bir park, ortasında güzel bir fıskiye. Son derece davet edici. Gölgede bir bank da var. Gireyim diyorum ama nedense bisiklet için kaldırımda alçaltılmış bölüm yok. Boş ver bisikleti de, buraya tekerlekli sandalye nasıl çıkar?! Şöyle etrafında bir tur atıp diğer ucunda bulduğum uygun bir girişle bankların birine yerleşip su sesini dinlemekteyim. Eşe dosta çekilen/yollanan video ve bir süre sonra fıskiyeler susuyor ve ben de Bostancı’dan metroya binmek üzere ayrılıyorum mekandan (13.57 / 39,67 km / 15 km/s ort. / 29 °C). 


Telefonu demek doğru oturtup tutturamamışım ki, kaldırıma çıkarken hoplayınca üzerinden uçtu. Bereket kılıfını sağlam almıştım, hani köşeleri destekli vs., bir şey olmadı. Ama kendime kızdım, nasıl böyle bir ihmalde bulunursun!


Metro sonrası ev çok yakın. Sal kendini Hatboyu’na ve 14.40'da evin önündeyim. 42 km pedallamış oldum. Rayına oturdu bu iş : ))




























Zafere Doğru: Dudullu-Yakacık-Kartal-Orhantepe-Maltepe-Küçükyalı-Bostancı-(metro) İMES-Dudullu


Tur tarihi: 30 Temmuz 2026

Alınan yol: 42,71 km
Ortalama hız: 15,3 km/s

En yüksek hız: 50,3 km/s
Bisiklete biniş süresi 2 s 47 dk, dışarıda geçen süre 5 s 31 dk

En yüksek sıcaklık 34 ˚C, en düşük 24 ˚C, ortalama 27,7 ˚C
Yükselti kazancı
(çıkış) 447 m, kaybı (iniş) 567 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 226 m

 

Garmin yol bilgileri Zafere Doğru


Relive yol bilgileri Zafere Doğru




















































28 Ağustos 2026

Accell Group İflas Etti


Raleigh, Lapierre, Haibike ve diğer markaların sahibi olan Hollanda merkezli Accell Group, Amsterdam'daki bir mahkeme tarafından iflası ilan edildi. Grup ayrıca bu yılın başlarında sırasıyla bir İtalyan ve bir Türk şirketine sattığı titanyum bisiklet markası Van Nicholas ve Nishiki'nin de sahibiydi.


Sorunlar, bir özel sermaye grubunun 2022'de Accell'i satın almasının ardından başladı. Pandemi dönemindeki satış patlaması sona erdiğinde satışlar düştü ve şirket, satılmamış stok yığınıyla karşı karşıya kaldı; ayrıca Babboe kargo bisikletlerini geri çağırmak zorunda kaldı. Accell geçen yıl yaklaşık 400 milyon euro zarar bildirdi. Özel sermaye grubu şubat ayında kontrolü Accell'in alacaklılarına devretti, şirket tedarikçilere ödeme yapmayı durdurdu ve bu ay iflas ilanı yapıldı. Hollanda'daki bir fabrika geçen yıl kapandı ve NLtimes'ın haberine göre grubun Macaristan'daki fabrikası da şimdi kapandı.


Raleigh ve Lapierre bu durumdan kurtulmaya çalışıyor. Raleigh, yeniden yapılandırma veya alıcı bulma için kısa bir süre yasal koruma sağlayan bir kayyum atama niyetini bildirdi. Lapierre, yatırımcı ararken Fransız ticaret mahkemesi aracılığıyla adli yeniden yapılanma başvurusunda bulundu. DuTech Group'un devralma girişimi yaz başlarında başarısızlıkla sonuçlandı.


İleriye dönük bir yol olabilir. İrlandalı bir yatırım firması olan Quanta Capital, Accell'i satın almakla ilgilendiğini belirtti. Quanta'nın CEO'su Mel Sutcliffe'in sektörde derin kökleri var. 80'ler ve 90'larda İrlanda milli bisiklet takımında yarıştı, İrlandalı perakendeci Eurocycles'ı kurdu ve 2016'da Accell'e satmadan önce Raleigh Ireland'ı satın alıp büyüttü.


Görüşümüz: Quanta'nın bunu gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği tahmin edilemez, ancak biz bunu destekliyoruz. Bisiklet markalarının karanlığa gömülmesini izlemek asla kolay olmuyor ve Accell, çoğumuzdan çok daha uzun süredir var olan isimlere sahip. Sadece logolardan daha fazlası, bu şirkete bağlı 2.000'den fazla çalışanı var. Sektörü anlayan bir alıcının bu endüstrinin çalışmaya devam etmesini sağlamasını görmek isteriz.

ElectrikBikeReport
















24 Ağustos 2026

Sürücüler neden “Kapı Şeridi”ni bilmeli?


Stern dergisinde yer alan, bisikletçileri aniden açılan kapı kazalarına karşı korumak için oluşturulmuş “Kapı Şeridi”ne ilişkin bir yazının özeti. Çok akıllıca ve gerekli olan bu uygulamayı ben ne yazık ki Türkiye’de gör(e)medim : ((



Dikkatsizce açılan bir araç kapısı bisikletçiler için tehlikeli olabilir. "Kapı şeritleri" bu tür kazaları önlemek için düşünülmüştür. Sürücüler için net kurallar geçerlidir.


Geçen yıl karayolu trafiğinde 462 bisikletçi öldü. Ve bazıları ciddi olmak üzere 95.000'den fazla bisiklet kazasında insanlar yaralandı. Federal İstatistik Ofisi'nin rakamlarına göre, kazaların ana sorumlusu araçlar.


Kötü tasarlanmış kavşaklar, aniden açılan araç kapısı bisikletçiler için büyük tehlike oluşturuyor. Bu durum, araçlar doğrudan yolun kenarına park ettiğinde ve yakın geçen bisikletçiler için özellikle sakıncalı olmakta.


"Kapı şeritleri" bu tür çarpışmaları önlemek için tasarlanmıştır. Bunlar, bisikletçiler ve park etmiş araçlar arasında ek bir uzaklık yaratan, bisiklet yolu ve otopark arasında işaretli güvenlik ayırma şeritleridir. Bunlar, bisikletçilerin aniden açılan bir araba kapısına çarpmasını önlemek içindir.


Sürücüler Kapı Kazalarını Nasıl Önleyebilir?


Kapı kazaları ülke çapında kaza istatistiklerinde ayrı olarak kaydedilmez. Ancak bölgesel rakamlar sorunun önemi hakkında bilgi vermekte. Berlin'de, “binip-inerken yapılan hatalar", 435 bisiklet kazalarının en yaygın üçüncü nedeni olarak sıralanıyor. Köln, 2024'te toplam 120 kapı kazası saydı.


Kapı kazalarını önlemek için ADFC ve Köln polisi "Hollanda Kolu"nu öneriyor. Sürücü ve yolcu kapıdan uzağa bakan koluyla kapıyı açar. Sonuç olarak üst beden otomatik olarak geriye doğru döndüğünden omuz görünümü daha kolay olur ve bisikletçiler erken fark edilirler.


"Kapı Şeritleri" Üzerinde Park Yasağı


Allgemeine Deutsche Automobil-Club (ADAC), genellikle bisiklet koruma şeritlerinin ve bisiklet yollarının solunda durmaya veya park etmeye izin verilmediğine dikkat çekiyor. "Kapı şeridine" park etmek yasaktır. Sağda park alanları veya diğer işaretli park alanları varsa, orada park etmeye izin verilmekte.


ADAC'a göre, bisiklet koruma şeridinde duran herhangi bir sürücü 55 avro para cezası öder. Şeridi engelleme durumunda 70 avro, üç saatten fazla park edenler 80 avro, mala zarar verme durumunda ise para cezası 100 avrodur. Bunlara ek olarak ceza puanları da eklenir.

Stern