22 Eylül 2026

bisikletle Büyükçekmece/MÇ


Havalar müsaitken, hiç olmazsa pazar günleri pedallama fırsatını kaçırmamak lazım. Bir oraya, bir buraya, deli danalar gibi İstanbul’un çevresini dolaşıyorum. Bu hafta rotayı Avrupa yakasına çevireyim dedim. Cuma günü Mehmet de arayınca ona da teklif ettim. Pazar günü tren istasyonunda buluşmak üzere sözleştik. Bu kez Halkalı’ya gideceğimiz için ben Bostancı’dan, Mehmet de Feneryolu’ndan katılacak.


Evden çıkışım 08.28. Hava hafif serin, 20,1 °C. Artık aşırı sıcaklardan eser yok. Meteoroloji en yüksek sıcaklığı 26 derece tahmin etmişti. Erken hazırlandığımdan Mehmet’e buluşma saatini biraz öne çekmeyi önerdim. 09.15 gibi Feneryolu’nda olabilirim.


Pazar sabahı bu saatlerde trafik de nispeten rahat. Sıkıntısız biçimde Bostancı’ya ulaşıyorum. Peronda başka bisikletçiler de var. Selamlaşıyoruz. Halkalı treninin gelmesiyle Mehmet’i arayıp bindiğimi haber ediyorum.


Trende bir saat


Son vagonda iki bisiklet var.  Artık bisikleti oraya koymuyorum. Tren sürücüsü veya başkaları, o bölüme girip çıkanlar oluyor. Bisiklet kapıyı engelleyebiliyor ya da insanlar inerken bisiklete çarpabiliyor.


Bir saatlik yolculuk sohbetle çabucak geçiyor. Mustafa Kemal istasyonuna vardığımızda saat 10.05. İstasyondan çıkıp Küçükçekmece sahiline iniyoruz. Yazın bu saatlerinde bile oldukça kalabalık olan sahil bugün sakin. Yine de kıyıda piknik yapanlar görülüyor. Hava 23,5 °C burada.


Taş Köprü sonrası yan yoldayız. Ben önde, Mehmet arkada. Bir anlamda rehberlik görevini üstlenmiş durumdayım. Rotayı daha önce çok anlattığım için ayrıntılarına fazla girmeyeyim. Bölgeyle ilgili önceki gezi notlarımda daha detaylı bilgiler var (altta). Genel güzergâhımız şöyle: Küçükçekmece – Avcılar – Ambarlı – Beylikdüzü – Gürpınar – Büyükçekmece – Alkent 2000 – Esenkent – Altınşehir – Halkalı.


West İstanbul Marina


Son gelişimde yeni bir yol keşfetmiştim. Avcılar sahilinden sonra dümdüz devam edip Öğretmenevi önlerinden, çeşitli düğün salonlarının yanından geçerek Ambarlı tarafına inen yola bağlanmak mümkün. Böylece üst yoldaki trafik karmaşasına fazla bulaşmadan ilerleniyor. Bu kez West İstanbul Marina’ya da inmek, görmek istiyordum. Sahilin devamında bir çıkışın olduğunu öğrenmiştim.


Saldık kendimizi marinaya doğru. Dik bir yokuş. Velespit hızlanıyor. Arada fren yapmak gerekiyor. Yolda hız kesici kasisler var. Dikkat etmezseniz üzerinden uçmanız işten bile değil.


Etraf şaşırtıcı derecede yoğun yapılaşmış. Villalar, beş katlı apartmanlar… Bu kadar büyük bir yerleşim alanı olduğunu doğrusu bilmiyordum. Yapay zekâya sorunca karşıma çıkan bilgi de hayli ilginç: Denizistanbul projesi içinde Yakamoz Villaları, Kalyon Evleri ve Marina Evleri gibi farklı bölümler bulunuyor. Yakamoz etabında 121 bağımsız bölümden söz ediliyor. Projenin tamamı ise binlerce konut ve yüzlerce villadan oluşan devasa bir yerleşim. Marina, kumsal ve sahil şeridinin yanı sıra okul, hastane, alışveriş alanları, spor tesisleri ve restoranlar gibi sosyal donatılar da düşünülmüş. 


Sonunda marinaya ulaşıyoruz.


Marina dediğimiz yer, küçük teknelerin ve yatların barınabileceği; bakım, onarım, su, elektrik ve yakıt gibi ihtiyaçlarının karşılandığı özel yat limanı. Fakat sadece tekneler yok. Kıyıda lokantalar, kafeler, barlar, meyhaneler ve publar sıralanmış. Pazar sabahı kahvaltıya gelenler de oldukça fazla.


Navigasyonu açıp çıkış yolunu buluyor, güvenlik bariyerlerinden geçip marinadan uzaklaşıyoruz. Tabii geldiğimiz yolun tersine, bu kez çıkıyoruz.


Çevredeki yapılaşmanın boyutu burada daha da belirginleşiyor. Liv Marin, Palm Marin, Vilia Marin gibi isimler verilmiş siteler, katlı binalar, özenli dış cepheler… Ama Mehmet’in de dikkatini çekiyor: Ağaç yok! Villa yapmışlar ama ağaç dikmeyi pek düşün(e)memişler.


“Bundan sonra Allah’ı göreceksin!”


Tekrar rotamıza döndük. Hızla inen bir yokuş, ardından kısa bir bağlantı yolu… Burası rotanın ilginç bölümlerinden biri. Bir anda kendinizi farklı bir yerde hissediyorsunuz. Yol daralıyor, sağlı sollu çalılıklar beliriyor. Ev yok, bina yok. Az önceki yoğun yapılaşmadan başka bir dünyaya geçmiş gibiyiz.


Ardından kısa ama dik bir yokuş geliyor. Tepede durup Mehmet’e: “Bundan sonra Allah’ı göreceksin.” diyorum. Yüzünde bir hayret ifadesi. Ne demek istediğimi tabii ki anlamıyor. Ama biraz sonra Galibi Vakfı Külliyesi'nin tepesindeki kocaman “Allah” yazısı ortaya çıkınca mesele anlaşılıyor… Gülüşüyoruz… Elbette Allah’ın önünde bir fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmiyoruz. Ve sonra Su Ürünleri Hali'ne doğru inişe geçiyoruz.


Gürpınar’dan Büyükçekmece’ye


Gürpınar’ı geçiyoruz. Sahil düzenlemesi hâlâ tamamlanmış değil. Geçen zamana rağmen pek ilerleme kaydedilmediği görülüyor. Belki de belediyelere yapılan operasyondan burası da payını aldı! (12.23 / 38. km)


Büyükçekmece kıyısına geldiğimizde ise manzara değişiyor. Mahşer kalabalığı değil belki ama oldukça hareketli. Kafeler, restoranlar, pastaneler dolu. Plajda ve parklarda oturanlar var. Büyükçekmece sahili belli ki bölge insanı için önemli bir buluşma noktası. Her kesime, her yaşa hitap eden bir tarafı var.


Belediyenin önündeki dev üç tekerlekli bisikletin önünde çekilen fotoğraf ve artık çay zamanı.


İki çay, biraz sohbet


Çay içebileceğimiz bir yer ararken bir kahve buluyor, ikişer çay (20- ad.) eşliğinde yanımızdaki atıştırmalıklarla karnımızı da doyuruyoruz. Yan masada oturan bir beyefendiyle kısa bir sohbet, çaycı da başlı başına bir karakter. Böyle küçük molalar, bisiklet gezilerinin ayrılmaz parçalarından biri zaten.


Büyükçekmece bizim için dönüş noktası. Ama her zamanki gibi bir sorun var: Rüzgâr. Üstelik hafif de değil. Tam karşımızdan esiyor ve hızımızı hissedilir biçimde kesiyor. Desteği bir kademe yükseltiyorum. Mehmet ise bataryayı tüketmemek için sanırım minimum destekle devam ediyor. Dolayısıyla zaman zaman biraz geride kalıyor.


Kafa radyosu: Bad Bunny


Benim ise başka bir problemim var; “Kafa radyosu” dediğim şey. Bir şarkının çok kısa bir bölümünün, özellikle nakaratının, kafanızın içinde dönüp durması… Bilimsel adıyla “earworm”, yani “kulak kurdu”; daha teknik ifadeyle “istemsiz müziksel imgeleme”.


Bugünkü kafa radyosunun parçası Bad Bunny’den: Baile Inolvidable (1). Parçanın küçücük bir bölümü kafamın içinde dönüp duruyordu. Çalmazsam kurtulamayacağım.



(1) “Baile Inolvidable”nin Türkçesi “Unutulmaz Dans.” Bugünkü pedalın fon müziği de bu.


Bad Bunny, Porto Rikolu renkli bir sanatçı. Müziğiyle Porto Riko'nun kültürel kimliğini dünyaya taşımasının yanı sıra, ülkesindeki toplumsal ve siyasal tartışmalarda da görünür bir figür.


Gölün kıyısından sitelere


Bir göbekten sola dönüp göle doğru ilerliyoruz. Yol önce aşağı iniyor, sonra tekrar yükseliyor. Sağa döndüğümüzde solumuzda göl, sağımızda tarlalar var. Tarlaların ilerisinde ise villalar.


Ve ne villalar! Yan yana dizilmiş, birbirine yapışık gibi duran koca koca siteler… İnsan bakarken ister istemez düşünüyor: “Buralarda böyle yaşamayı neden isterler?”


Sonra tekrar tepelere doğru tırmanmaya başlıyoruz. Karşımıza çıkan sitelerin neredeyse tamamında aynı kelime var: “Mahal.” “Bu kelime nereden girmiş dilimize ki?”. Aslında kökeni Arapçadaki ḥll (hulûl) köküne dayanıyor. Maḥall kelimesi; konaklama yeri, durak, mekân, yer, mevki gibi anlamlarda. Bugün ise İstanbul çevresindeki yeni yerleşimlerin isimlerinde bol bol karşımıza çıkmakta.


İkinci mola: Kahve Dünyası


Uzun bir çıkıştan sonra Büyükçekmece molasının ardından bir başka mola daha veriyoruz; Kahve Dünyası. Mehmet sütlü kahve, ben sade filtre kahve söylüyorum. Çikolatalar ikramları.


Rüzgâr oldukça kuvvetli ve üşütüyor. Güneş gören tarafa oturduk. Yanımızdaki genç bir motorcuyla kısa bir sohbet, ama fazla rehavete kapılmamak gerek. Kafein takviyesini de aldıktan sonra tekrar selenin üzerindeyiz. Bundan sonrası Halkalı’ya kadar trafik mücadelesi.


Trafikle mücadele


Mehmet sıkı trafikte oldukça iyi. Duran araçların arasında kontrollü ilerliyor, sorunsuz devam ediyor. Bir saatlik bir mücadele sonrası Halkalı’da trenin ön vagonunda yerlerimizi almış, hareket saatini bekliyoruz.


Saat dörde çeyrek kala düdük sesi geliyor ve Marmaray hareket ediyor. Her istasyonda trene yeni yolcular biniyor. Vagon giderek doluyor. Bugün herhalde Fenerbahçe'nin maçı var. Küçükten büyüğe, üzerinde forma olan pek çok yolcu görüyorum.


Mehmet Feneryolu'nda iniyor, ben Bostancı’da. Oradan tekrar metroya geçiyor, İMES’te inip bisikletle eve devam ediyorum.



Son söz


Sabah serinliğinde başlayan, trenle Avrupa yakasına geçip Küçükçekmece’den Büyükçekmece’ye uzanan, marina, sahil, göl, siteler, yokuşlar, rüzgâr, çay ve kahve molalarıyla devam eden keyifli bir pazar gezisi oldu.


İstanbul’un çevresini bisikletle dolaşmanın güzel tarafı da bu galiba. Aynı şehir içinde birkaç saatte bambaşka manzaralar görebiliyorsunuz. Üstelik bütün bunları görmek için fazla uzağa gitmeye de gerek yok. Pedal çevirmek yeterli : ))























bisikletle Büyükçekmece/MÇ: Dudullu-Bostancı-(tren) Mustafa Kemal-Avcılar-Beylikdüzü-WestİstanbulMarina-Gürpınar-Büyükçekmece-Alkent2000-Esenyurt-Altınşehir-Halkalı-(tren) Bostancı-(metro) İMES-Dudullu


Tur tarihi: 20 Eylül 2026

Alınan yol: 74,89 km
Ortalama hız: 16,8 km/s

En yüksek hız: 50,4 km/s
Bisiklete biniş süresi 4 s 27 dk, dışarıda geçen süre 8 s 53 dk

En yüksek sıcaklık 34 ˚C, en düşük 20 ˚C, ortalama 26,2 ˚C
Yükselti kazancı 
(çıkış) 808 m, kaybı (iniş) 953 m
En düşük yükselti 0 m, en yüksek 187 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Büyükçekmece/MÇ


Relive yol bilgileri bisikletle Büyükçekmece/MÇ











































Bölgeye yapılmış geziler bisikletle Büyükçekmece, bisikletle Büyükçekmece IV, Büyükçekmece Beşlisi, Büyükçekmece Dokuzlusu
















İlginizi çekebilir bisikletle Kemerburgaz-İhsaniye, Keşif Turları; Çatalca, bisikletle ÇiftAllan