7 Eylül 2026

bisikletle Gebze/MÇ


Tek gittiğim rotaları arkadaşlarımla pedallamak istiyorum. Bu pazar Mehmet ile sözleştik, 9 buçuk Bostancı peronunda. İyi bir sporcudur, bisiklet dışında koşar, yüzer… Geçtiğimiz aylarda bir Tuzla (1) yapmıştık. Bugün de Gebze köylerine pedallayaca’z. XL olanı değil, M beden olan : ))


(1) bisikletle Tuzla/MÇ


Sabah evden çıkışım 08.47. Acele etmeme gerek yok, rahatça yetişirim. Hava 24,2 °C. Bugün kazadan (2) sonraki 2. binişim. Nedense kaza üzerimde bir tedirginlik bıraktı. Atmam lazım! Ataşehir tarafına geçip İçerenköy ve Bostancı köprüsünden denize doğru iniyorum. Bugün gene dikkatimi çekti de; kırmızı ışıkta sıralanmış bekleyen araçlar yeşil yanınca hurra gaza basıyorlar. Durup bunların gitmesini beklemek en doğrusu. Güruhla karşılaşmıyorsun.


(2) bisikletle Kaza


Erken varmış oldum. Banklarda beklerken Mehmet’in yolladığı mesajda onun da burada olduğunu öğrenmemle gelen Gebze trenine binmiş olduk. Sohbet ederek 1 saat sonra, 10.25’de lokomotif önünde bir anı fotografımızı çekiyoruz.


Türkiye’de eski gar binalarının önünde buharlı lokomotif sergileme geleneği, demiryolu mirasını görünür kılmak ve kent meydanlarına “endüstriyel anıt” yerleştirmek amacıyla 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmış bir uygulama.


Evet, Türkiye’yi pedallarken geçtiğim şehirlerde, pek çok gar önünde bu uygulamayı gördüm. Ve hep de çocukluğumu hatırlatır bana. Ankara-İstanbul arası yapılan yataklı tren yolculukları. Ağır ağır harekete geçen lokomotifin saldığı, ortalığı kaplayan beyaz buhar bulutu ve o tiz, yankılı düdük sesi…


Gebze’den başladık. İlkin o son derece saçma olan yol. Ortasına yolu ayırmak için dikilmiş turuncu direkleri olan. Zaman içinde çoğu eksilmiş olsa da gene bazı yerlerde gereksiz bir şekilde varlar. Araçlar onların yüzünden dibimizden geçmek zorunda kalıyorlar, açılamadan! Bu arada yolun başında çok güzel bir fırın vardı, kocaman 1 kilonun üzerinde bir ekmek çıkarırdı, öyle bembeyaz undan değil, koyu olan. Kapanmış : ((


Gebze’yi geride bırakıp Tembelova Sanayi Bölgesi sonrası gelen ve bizi Pelitli’ye çıkaracak yokuşu tırmanıyoruz. Mehmet her zamanki hızlı haliyle önde. Bense geçen gün izlediğim bir sanatçıyı, taşları üst üste dizip dengelemeye çalışarak gerçekleştirdiği eserleri aklıma getirdim. Nasıl oluyor diye merak etmemek mümkün değil. Okuduklarım şöyle demekte: Adrian Gray’in çalışmalarının temel özelliği, taşların yalnızca yerçekimi, ağırlık merkezi ve taşların doğal yüzeylerindeki küçük temas noktaları kullanılarak dengede tutulmasıdır. Ancak önemli bir ayrıntı var. Fotoğrafta taşların birbirine çok küçük bir noktadan temas ederek durması bazen yapıştırılmış izlenimi verebilir. Asıl teknik, uygun taşları bulup ağırlık merkezlerini temas noktasının üzerine getirerek olağanüstü hassas bir denge kurmaktır. Kalıcı kurulumlar için (sergi/bahçe gibi), bulunduğu denge noktasında güvenlik ve ömür amacıyla sonradan sabitleme (fixing) yapıldığını belirtiyor; ancak bu, dengeyi bulma anından sonra gelen bir adım.


Kısacası: denge anında yapıştırıcı yok; bazı kalıcı işlerde ise denge sağlandıktan sonra, eseri korumak için sonradan sabitleme uygulanabiliyor.



Daha fazla bilgi edinmek isterseniz > Adrian Gray


Mollafenari’de bir mola veriyor, 2’şer çay içiyor (15- ad.), ben de yanımdaki sandviçin tekini yiyorum. Ardından Cumaköy’e devam. Ancak çaycıda otururken bir sünnet konvoyu geçti diyece’m ama geçemedi bir türlü. Korna çalarak, yaygara kopararak, trafiği felç ederek… Herhalde 50-60 arabaydı, peş peşe dizili. Kimine eğlence olan başkasına eziyet olabiliyor. İyi ki erken ayrılmamışız çaycıdan, yoksa bu konvoyun yanından geçtiğini düşünsene : ((


11.53, 28,87 km; Cumaköy geride kalmış kırsala doğru sürüyoruz. Artık daha sakin bir bölgedeyiz, besi çiftlikleri, kurban kesicilerin olduğu. Buraları bisiklet için çok güzel. Tıngır mıngır kayıyorsun. Bazı yerlerde o “Tinny House” dedikleri minik evlerden var. 4-5 tane yan yana. (Hava 33,5 °C, rakım 177 m, ort. 18,4 km/s.)


Mehmet aldı başını gidiyor. Biraz yavaşla arkadaşım, hızla geçme buraları diyece’m ama görünürde yok. Arada yol ayırımları gelmese hiç beklemeyecek : )) Ve geldiğimiz Ovacık ayırımından artık geriye dönüş yoluna giriyoruz. Sapmayıp düz devam ederseniz Şile’ye gidersiniz.


Göçbeyli’ye doğru devam. Bundan sonra yol kenarlarında kurulu tezgahlarda mevsimin sebze ve meyveleri satılmakta. Burası, aslında bu bölge demem lazım, geride kalan yerler de, seracılığın pik yaptığı bölgeler. 


Göçbeyli Köyü’nde yaklaşık 25 yıldır seracılık yapılmakta ve köyde 2 bine yakın sera bulunmaktadır. Köyde günlük 60 tona yakın sebze üretimi gerçekleşmekte ve patlıcan, salatalık, biber, lahana gibi onlarca sebze türü yetiştirilmektedir.


Ve 2’nci molamızı Göçbeyli’de veriyoruz. Hep uğradığım kahvenin adı “Asmalı Cafe” olmuş. Yani alafrangalaşmışlar : )) Bir de nereden buldularsa bar sandalyeleri konulmuş masaların etrafına. Dönen ve yükseklikleri ayarlanabilen cinsten. 1’er soda (30- ad.) eşliğinde kahvedekilerle sohbetteyiz. Laf yaştan açılıyor, sen kaçsın, ben şu kadarım şeklinde sürmekte. Sonra bisikletlere geliyor sıra, elektrik desteği, kaç km gittiği vs.


Garip bir durum oldu bugün turun başlarında. Dikkatimi çekti, kasislerden geçerken-zıplayınca Shimano’nun ekranında destek “Off” oluyor, yani kapanıyor. Acaba ben mi farkında olmadan artırmak yerine kapatıyorum? Sanmıyorum, çünkü dikkat ettim bu duruma, değildi. Göçbeyli’den hareket ederken de E012 hatası gösterdi. Kapa-aç yapınca geçti. Aslında bir programa bağlanmak lazım. Yani bisikletçiye gitmek gerek.


Sabiha Gökçen metro istasyonuna doğru artık trafik yoğunluğu başlıyor. Havaalanı müşterisini bekleyenler, damperliler, moto kuryeler vs. vın vın yanımızdan geçmekte.


Ters rüzgardan mı yoksa pedal desteğinde mi sorun var, sanki yeterli gitmiyor gibi hissediyorum. Bu yeni kaskın da ayna düzenini tam yapamadım/ayarlayamadım. Kask da değişik geliyor zaten. Alışmışım eskisinin hava kanallarına ki bunda giren havanın çarptığı noktalar farklı hissettiriyor. Kafama oturuşu da farklı. Sanki tepesi değiyormuş gibi. Yani küçük de değil kafama ölçü olarak.


2 bisiklet olunca metronun asansörleri nedense birini bile zor alınca 2sini sokamadık. Art arda indirdik perona ve son saniye attık kendimizi vagona. Hatta Mehmet’in üzerine kapandı kapı sonra geri açıldı. Kalabalıktı içi, son vagona da binmemişiz, ortada kalınca gelen buraya girdi, doldu taştı. Ayakta gitmek de yordu doğrusu. O Bostancı’da ben Kozyatağı’nda indim ve Ümraniye metrosuna geçtim. İMES durağından ev artık 5 dakika bile değil. Sal kendini evin kapısındasın : ))


















bisikletle Gebze/MÇ: Dudullu-Bostancı-(tren) Gebze-Pelitli-Mollafenari-Cumaköy-Göçbeyli-Sabiha Gökçen H.-(metro) Kozyatağı-(metro) İMES-Dudullu


Tur tarihi: 6 Eylül 2026

Alınan yol: 59,47 km
Ortalama hız: 19,2 km/s

En yüksek hız: 58 km/s
Bisiklete biniş süresi 3 s 05 dk, dışarıda geçen süre 6 s 14 dk

En yüksek sıcaklık 37 ˚C, en düşük 24 ˚C, ortalama 31,3 ˚C
Yükselti kazancı 
(çıkış) 657 m, kaybı (iniş) 781 m
En düşük yükselti 6 m, en yüksek 249 m

 

Garmin yol bilgileri bisikletle Gebze/MÇ


Relive yol bilgileri bisikletle Gebze/MÇ