10 Mayıs 2013

İDO - 4

İDO özelleştirildikten sonra bisikletlerin taşınmasına daha olumlu yaklaşmaya başladı. Ama eksiği var. Öncelikle gemilerde bisiklete uygun yer açması ve güvenli bir bağlama düzeneği düşünmesi gerekli.

Halen geçerli olan adet kısıtlamasına bir anlam veremiyoruz. Umarız gelişen süreç içinde bu konuya da rasyonel yaklaşır ve bisiklet dostu olduğunu kanıtlar.

Dünya bisikleti baş tacı ederken, Türkiye’de devletin, belediyelerin, şirketlerin, yetkililerin bisiklete ilgisiz ve duyarsız kalmaları anlaşılır gibi değil.












From: Kıymet Aksoy
Subject: İDO Bilgi
Date: 9 Mayıs 2013 15:44:02 GMT+03:00
To: "bisikletle@gmail.com"

Sayın MUSTAFA DORSAY;
Yaşadığınız deneyimi bizlerle paylaştığınız, hizmetlerimizi iyileştirmemize yardımcı olduğunuz için teşekkür ederiz.
Konunun olabilirliği araştırılıp gerekli düzenlemeler incelenecektir. Diğer bir husus rampada ise Gemi içindeki rampa o alanda görevli bulunan ikinci kaptanın kontrolünde hareket ettirilmektedir. ve sesli uyarısı mevcuttur.
Eleştiri ve görüşleriniz üst yöneticilerimiz ile paylaşılmakta olup, veri tabanımıza kaydedilerek değerlendirmeye alınmaktadır. Siz değerli yolcularımız' dan gelen talepler doğrultusunda hizmet vermekteyiz.

Lütfen değerli düşüncelerinizi bizlerle paylaşmaya devam ediniz.
Bilgilerinize sunarız,

Saygılarımızla,
İDO Müşteri Hizmetleri

Begin forwarded message:
From: "mustafa dorsay \"el turco\""
Subject: Re: bisikletler
Date: 8 Mayıs 2013 18:21:15 GMT+03:00
To: info@ido.com.tr
Cc: tuyar@ido.com.tr

Elinize geçmedi düşüncesiyle tekrar yolluyorum. Şirketinizde yanıt verme nezaketi vardır herhalde.
./..


On 6 May 2013, at 07:45, mustafa dorsay el turco wrote:

İDO A.Ş.
Sayın İlgili,
Öncelikle, geç de olsa, İDO gemilerinde bisiklete yer açtığınız için sizi kutlamak-teşekkür etmek isteriz. Dünyanın her yerinde artık alternatif ulaşım aracı, çevre kirliliği, trafik tıkanıklığına çözüm ve sağlıklı yaşama katkı olarak bisiklet desteklenirken, ülkemizde devletin, kurumların, şirketlerin bu konuya uzak durmaları, duyarsız kalmaları, şartlı hareket etmeleri anlaşılır gibi değil. İDO olarak sizler burada fark yarattınız. Sayı sınırlaması getirmiş olsanız da. Ancak bunu da anlamak mümkün değil. 100 tane bisikletin aynı anda gelmesini düşünmüyorsunuz herhalde?
Size yazmamın ikinci nedeni ise: 28 Nisan 2013 Pazar günü 15.30 Bandırma-Yenikapı seferindeyiz 2 bisikletimizle. Bisiklet için özel-uygun düzenek yok. Girişte ortada bir bölüm gösterildi. Direklere dayadık, düşmemesi için de direklere bağladık. Birden yandaki, araçları üst kata çıkaran rampa hareket etti, kalkmaya başladı. Bilmeden bisikletleri oraya bağlamışız. Havaya asılmaktan zor kurtardık. Feci olurdu sallansalardı. Şimdi, böyle bir mekanizma hareket edecekse önceden sesli anons, sonrasında düdük veya benzeri uyarı sesi gerekmez mi? Bisikletler gibi elimiz kolumuz da orada olabilirdi. Hiçbir uyarı yapılmadan kim kafasına göre bu sistemi hareket ettiriyor?
Diğer bir husus ise, bisikletlere konmaları için gösterilen yere kayış benzeri bir düzen hazır etmeyi düşünmüyor musunuz? Orta bölümdeki direkleri, sert sünger benzeri malzeme ile kaplamak ve oraya bisikletleri dayayıp kayışla bağlayabilmek için bir sistem hazır etmek.
Madem artık bisikletlere yer açtınız, bari usulüne uygun yapın.
Saygılarla,

Mustafa Dorsay
İstanbul


Konunun öncesi İDO ile yazışma 3

7 Mayıs 2013

8+1 = Riva

Sabahki sis nedeniyle iptal edilen vapur seferleri az kalsın Eminönü ve Beşiktaş’tan gelecek Bülent, Serhan ve Fahri’yi Üsküdar’a ulaştıramayacaktı. Ama onlar zamanında gelebildi, biz ise, Acıbadem’deki bir türlü bitmeyen üst geçit çalışması nedeniyle yılan gibi dolandırıldığımızdan, buluşmaya geciktik. Vardığımızda Cengiz de gelmiş, İlhan da sürpriz yapmış, ayriyeten yeni bir arkadaş, Turgay da aramızdaydı.

Fazla gecikmeden, Anadolu Hisarı’nda Kemal’le bulaşmak üzere yola çıktık (8.40). Pazar sabahı yollar tenha (bir de dönüşte görün burayı), enerjimiz de bol, bastık pedallara. Yarım saat sonra Kemal’i de alarak Beykoz’a varmamız 9.50 oldu. Bugün burada ‘Halk Koşusu’ varmış. Mola yeri, yapılan oylama sonucu, Cengiz’in pazarlıkla çay ücretini 1 liraya düşürdüğü deniz kıyısındaki Özlem Aile Çay Bahçesi oldu.

Kahvaltı etmemiş olanlar burada yoğun bisiklet sohbeti altında karınlarını doyurdular. Serhan bisikletine taktırdığı yeni teker kilitlerini, Cengiz biseksüel bisiklet kadrosunu, Turgay topuklu ayakkabı ihtiyacını, Firuzan aldığımız kilitli pedalları, Bülent Düzce buluşmasını, İlhan Çanakkale turunu, Kemal arka çanta çözümünü, Fahri WC’lerin uzaklığını paylaştı. Ben de maydanozun faydalarını.

10 buçukta tekrar ayaklandık. Turgay burada kaldı, arkadan gelecek olan gençler grubuna katılmak için. Bizse Akbaba, Dereseki üzerinden tırmanarak (%16’yı gördük) Riva otoyoluna çıktık.

Beykoz-Akbaba-Dereseki yolu çok keyifli. Ağaçlar arasından geçen, köy kahveleri, kahvaltı bahçeleri, İstanbul’un eski güzelliklerini yansıtan fazla bozulmamış yerler.

Otoyolla birlikte, sürat denemesi ve akrobasi gösterisi yapan motorcuların içine düştük. Biri gidiyor diğeri geliyor. Hem kafa ütülüyor hem de tehlike yaratıyorlar.

Alibahadır tarafları yemyeşil, atların koştuğu, ineklerin otladığı. Tepede leylekler daire çizmekte. Göçe mi hazırlanıyorlar, ama daha yeni gelmemişler miydi?

Riva öncesi son bir çıkış, sonra Milli Takım antrenman sahası yanından iniş ve derenin üzerinden geçip bozuk yollara giriş. Yani mahsus mu böyle bırakmışlar? Otantik olsun diye herhalde! Sarsıla sarsıla meydanına geldik. Saatler 12’yi , 45 km’yi ve 21,8 ˚C’yi gösteriyordu.

Gene bir açık oylama ile ne yapacağımıza karar verdik. Yorulmuş olanlar tepeye tırmanmayalım dediler, açıkmış olanlar lokanta göstermeye başladılar, tarih meraklıları kaleyi işaret ettiler. Ve oy çokluğu ile önce kale ziyaret edildi, sonra da lokanta.












































































































Riva Kalesi; Karadeniz’in Anadolu sahilinde, Riva (Rhebas ya da Irve) Deresi’nin Karadeniz’e döküldüğü noktada yer almaktadır. Boğazın Karadeniz tarafından girişi, kuzeye doğru çıkıldığında, Anadolufeneri’nden sonra yukarıya doğru kıvrılmakta ve ardı ardına sıralı burunlar, koylar ve adacıklar ile oldukça hareketli bir kıyı şeridi olarak uzanmaktadır.

‘Karadeniz Boğazı’ koridorunun bir miktar dışında kalan bu bölgede sınırı Elmas Burnu teşkil eder. Elmas Burnu’nun batısında Ömerli’den gelen Riva deresi denize akmaktadır. Elmas Burnu’nun kuzey rüzgârlarına karşı koruduğu Riva Deresi ağzında ise Riva Kalesi yer almaktadır.
Karadeniz’in Riva Kalesi’ne yakın yerlerindeki kıyı yerleşimleri gibi Riva yerleşiminin büyük olasılıkla Bizans döneminden önceye dayandığı düşünülmektedir. Boğaziçi’nin İlkçağ’daki topografyası hakkında önemli bilgiler veren Byzantion’lu Dionysios’un “Anaplous Bosporou” adlı kayıp kitabında “Rhebas” olarak bahsettiği derenin Karadeniz’in ağzı yanında aktığında ve dünyada ondan daha güzel bir akarsuyun olmadığından bahseder. Petrus Gyllius 1544-1548 ve 1550-1551 yılları arasında İstanbul’da bulunmuş, Dionysios’un risalesini karıştırarak Boğaziçi hakkında bir monografya kaleme almış ve kitap 1561’de basılmıştır. Gyllius, ziyareti esnasında buradaki Yunan köylülerinin yerleşimi “Rhebas” adıyla andıklarını, derenin ağzının küçük gemilerin demirlemesine uygun olduğunu aktarır.
1701 yılında İstanbul’a gelen Doğa Bilimci, Fransız asıllı Joseph Piton de Tournefort “A voyage into the Levant” adlı eserinde pek çok seyyah ve araştırmacı gibi Riva Kalesi’nden bahsetmektedir.
19. yy’da İstanbul’a gelen ve Avusturya Lisesi Müdürü iken Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü görevine getirilen Dr. Philipp Anton Dethier 1872-1873 yıllarında kaleme aldığı “Boğaziçi ve İstanbul” adlı kitabında; “Riva biraz ihmal edilmiş bir kale olup, Avrupa yakasındaki Kila gibi Asya’nın içlerinden Boğaz’a yapılacak bir saldırıyı püskürtmek amacıyla inşa edilmiş olmalıdır. Riva, Rhebas Deresi’nin suladığı olağanüstü güzellikteki bir vadinin sonundadır. Hemen kıyıda Kolone ya da Kromion (=Soğan) vardır. Doğal bazalt altıgen sütunları denize doğru yükselir ve insan elinden çıkmış bir sarayın kalıntılarını andırır. Bazı yerlerde yıkık bir kapının görüldüğüne inanılır.” diye bahsetmektedir.
Günümüzde getirdiği alüvyonlar ile Karadeniz’e kavuştuğu nokta dolmuş olan Riva Deresi geçmişte Karadeniz’den gelen gemilerin girmesine olanak sağlayan derinlikte olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle deniz yoluyla başlayabilecek saldırıların karadan ilerlemesini önlemek için bu kritik kavşak noktada bir tahkimat konuşlandırılmış olma ihtimalini güçlendirmektedir. Riva kalesi, Yoros Kalesi’ni Karadeniz’in doğusundan ve karadan gelecek akınlara karşı koruyan bir ön karakol işlevini görmektedir.
S. Eyice “Bizans Devrinde Boğaziçi” adlı eserinde günümüzde mevcut olan Riva Kalesi’nin bazı kaynaklarda Ceneviz yapısı olarak dönemlendirilmesine rağmen yapının mimari özelliklerinin 18. ve 19. yy özellikleri gösterdiğini belirtmektedir. Yapının kesme taş konstrüksiyon duvarları, yuvarlak kemerleri, geniş mahzenleri ve mazgalları ile Bizans yapısı olmadığı tespitinde bulunmaktadır.










Saray Lokantası (Riva), son gelişimizde yediğimiz, fiyatları acayip yükseltmiş. Her şey fazladan pahalı. Adam başı 17-18 liradan çıkıldı. Yenilen de öyle 2 kap, fazla değil. Buraya gelmeyiz bir daha. Sorduğunda da cevap hazır: sezon kısa, tuttuğumuzu öpüyoruz.

Bu arada Turgay’ın grubu da vasıl oldu. Bir kalabalıklar, 25-30 kişi. Nezaket gösterip yanımıza geldiler, tanıştık. En yaşlıları 28. Fokur fokurlar, tutamazsın.

Yemek sonrası bir Riva turu atıp dere kenarına indik (13.45). Ama ne görelim, sanki yer çokmuş gibi bir villa yığınına rastladık, amaniim. Düşünün, bir kamyon taşı bir yere dökün, nasıl üst üste yığılırlarsa villaların durumu da aynen. Bir de çok çatılı bir mimari seçmişler. Uzaktan baktığında V şeklinde bir yığın çatı görüyorsun, başka bir şey yok.

Riva’ya elveda. İndiğimizi tırmanıp Alibahadır’da bir mola (15.00). Sağdaki kahve, çaylar makul seviyeye indi, 50 krş. Bolca içtik. Yarım saat dinlendikten sonra bizi bekleyen iki tırmanışa doğru pedal basmaya başladık, Mahmutşevketpaşa ve Zerzevatçı rampaları. Firesiz burayı da geçip Görele’ye geldik. Ama Mete işini halledip dönememiş, pideci de kapalı olduğundan oy birliği ile devam kararı alınıp Çavuşbaşı’na doğru yöneldik.
Alibahadır-MŞP-Zerzevatçı-Görele-Çavuşbaşı yolları yeşillik, köy ve ormanlık içinden geçmekte. Otoyolun trafiğine ve gürültüsüne tercih edilmesi gerekli.

Kavacık trafiği tabii bizi alt üst etmeye yetti. Sağdan ani bir U dönüşü yapmak isteyen tecrübesiz şoför az kalsın Bülent’i indirecekti. Agresifçe arabasını süren sadist sürücü Firuzan’ı tedirgin etmeye yetti. Avare avare dolaşan yaya Fahri’yi görmeyip altına girecekti.

Dönercinin kuyruğu döner sevdalılarını umutsuzlandırınca A.Hisarı’na doğru bıraktık kendimizi. Kemal yolun ortasında ayrıldı. Sahilde, öğretmen evinde bir molayı Fahri’nin ağır muhalefetiyle Çengelköy’e bırakıp, 2 liradan içilen çaylarla eksik kalmış konuları değerlendirdik. Sonra ‘En Kahraman Rıdvan’lar olarak arabaların ortasından, sağından solundan geçerek Üsküdar’ı bulduk. Saatler 18.47, 87 km ve 21,6 ˚C’yi gösterirken. Tam 10 saat olmuş, bir daire çizmiştik.

Eminönü-Beşiktaş yolcuları kalmasın. Bülent, Fahri, Serhan ayrıldılar. Kadıköy yolcuları ise Harem üzerinden Moda yapıp Kızıltoprak’ta ayrıldılar. Cengiz trene, İlhan Fenerbahçe’ye doğru. Biz de bisileri arabaya yükleyip evin yolunu tuttuk. Benim saat Kızıltoprak’tan gidiş-geliş 99 km’yi gösteriyordu. Riva İstanbul için günü birlik güzel-keyifli bir rota.








































































































Not: Foto katkıları için Firuzan ve Cengiz'e teşekkürler.




















Riva Turu

(Kızıltoprak)-Üsküdar-Beykoz-Akbaba-Riva-Alibahadır-Mahmutşevketpaşa-Zerzevatçı-Görele-Çavuşbaşı-Kavacık-Anadalu Hisarı-Üsküdar-(Kızıltoprak)

Tur tarihi 5 Mayıs 2013
Kat edilen mesafe 97,21 km.
Ortalama hız 15 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 6 sa. 28 dk., dışarıda geçen süre 11 sa. 38 dk.
En yüksek sıcaklık 26 ˚C, en düşük 16 ˚C, ortalama 22,3 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1997 m, kaybı (iniş) 1996 m.

Garmin yol bilgileri Riva 8+1

Tur bilgisi: Üsküdar Beykoz arası düz, sahil yolu, sabah tenha, akşam çok kalabalık. Beykoz-Akbaba-Dereseki hafif eğimli, Dereseki sonrası tırmanış. Köy ve orman içinden geçen. Riva otoyolu geniş güvenlik şeridi olan inişli çıkışlı bir yol. Riva-Alibahadır-Mahmutşevketpaşa düz arayol. MŞP ve Zerzevatçı sonrası 2 dik tırmanış. Görele-Çavuşbaşı orman içinden giden yol. Hafif inişli çıkışlı. Kavacık kalablık, trafik çok. Kavacık-A.Hisarı dik iniş. Yolların tümü asfalt kaplama.

Sahil yolu üzerinde çayevi var, boğaz tarifesi uyguluyorlar. Riva’da birkaç lokanta ve pideci var. Köylerde çayevi bol, köy tarifesi uyguluyorlar. MŞP’da ve Görele’de pideci var.


Bu bölgeye yapılmış diğer turlar Viva Riva, Riva-Muhteşem Yedili

İlginizi çekebilir Poyraz Altılısı, Kısırkaya Yedilisi